Ana sayfa 5. Sayı İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu

İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu

Yayın Dünyası

306
PAYLAŞ

Erkan Baş

 “İnsan soyunun düşmanlarıyla yalnızca kendin için değil, zira tam özgürlük gününü göremeyebilirsin , ama memedeki çocuk için boğuşuyorsun.”

 

Londra Yazışma Derneği’nin gezideki temsilcilerine gönderdiği talimat, 1796.

 

İngiliz işçi sınıfının oluşumu, E. P. Thompson, Çev. Uygur Kocabaşoğlu, Birikim Yayınları, 2004, İstanbul, 992 s.

Kapitalizmin orijini olarak kabul edilen İngiltere’deki kapitalist gelişim, dünyanın feodal ya da feodal öncesi sistemlerin dönüşümünde önemli bir rol oynadı. 15. ve 16. yüzyıllarda dünyanın diğer yerlerinden farklı olarak İngiltere’de meydana gelen kapitalist gelişim, başta ekonomide olmak üzere sosyal yaşantıda pek çok değişime neden oldu.

Bilimde ve sanatta meydana gelen inanılmaz güzel gelişmeler bir taraftan feodal mutlakiyetçi düşünceye darbeler indirirken, diğer taraftan kapitalizme alan açıyordu. Ancak bu “güzel” değişime neden olan şeyin kapitalizmin olması, yaşayanlar için başlı başına bir dram niteliğini taşıdı.

Bu dramı dünyada ilk İngilizler yaşadı. Thompson bu süreci anlattığı kitabında, kendini kapitalizm dalgasına karşı muhafazakârlık (köy hayalleri ve dini inançlardan oluşan) ile tanımlayan işçi sınıfının; şehirdeki üretim ilişkileri sonucunda köye dönme yollarının kapanmasıyla, kendisini burjuvaziye karşı bir sınıf olarak tanımlamasına kadar olan serüveni anlatıyor.

Burada Thompson’nun önemli bir tercihini belirtmekte fayda var. Genel olarak sınıf tanımından yola çıkarak, bunun insanların davranışlarına etkilerini incelemek yerine; tek tek bireylerin süreç içinde davranışlarındaki değişimi ya da dramlarını incelemeye seçmiş. Dolayısıyla aynı zamanda ortaya başka bir “meşhur insanlar ansiklopedisi” çıkıyor. Ve bu da kitapta bir süreklilik yaratılıyor. Zaten bu yüzden kitabın adının içinde “oluşum” kelimesi kullanılıyor. Kitaptan bir alıntı yapalım:

“Kuşkusuz sorun, bireyin o ‘toplumsal rolü’ nasıl edindiği ve belirli bir toplumsal örgütlenmenin (mülkiyet hakları ve otorite yapısıyla) nasıl oluştuğudur. Ve bunlar tarihsel sorunlardır. Ve biz tarihi belirli bir anda durdurursak, ortada sınıflar kalmaz; yalnızca çok değişik deneyimleriyle, çok sayıda insan kalır. Ama biz bu insanları toplumsal değişim içinde yeterince izlersek, ilişkilerinde, düşüncelerinde ve kurumlarında bir düzenlilik görürüz. Sınıf, insanların kendi tarihlerini yaşarken tanımladıkları bir şeydir…” ( s.41).

Değişime karşı gösterilen direnç ve korunma kitabın önemli bir kısmında anlatılıyor. Ancak kitabın özelikle Sunuş ve Önsöz’ünden –yer yer kitabın içinden de- çıkarttığım bir sonuç var: Kitap İngilizler için özellikle yazılmamış. Bizim gibi ülkelerdeki sorunlara anahtar olabilmek için yazılmış! Şaka bir yana, bilim ve tarihi insana yakışan bir gelecek için yorumlayanlar için dünya tarihi bir evrensellik taşır. Tarihteki ilerlemelerden hareket edecek olursak; bir önce var olan durumun aşılması ilerleme sayılıyor.

Konuyu daha iyi anlatabilmek için birkaç örnek verelim: Araplar’ın elindeki gelişmiş astronomi ve matematiğin pelteleşmesi sonucunda, Avrupa’nın Araplar’dan öğrendiği astronomi ve matematiğin aşılması gibi. Ya da kapitalizmin geleceksizliğinin aşılmasının zorunluluğu gibi… Özetin özeti: Yetişmek mümkün değil, aşmak mümkün.

Bu kitapta anlatılan işçi sınıfının geriye doğru olan direnişi, ancak ilerlemekle aşılabilirdi. Bu İngiltere’de olamadığı için kapitalizm bütün güzellikleri paraya çevirdi ve pelteleşti. Böylelikle İngiliz işçi sınıfı dramını, hem ileriye hem de geriye doğru yaşadı.

Ancak diğer işçi sınıfları benzer olayları benzer şekilde yaşamak zorunda kalmadı. Kendimiz için konuşacak olursak, ne olacağımızdan çok, ne olmamamız gerektiğini kitaptan çıkarmak mümkün. Yani yazarın kendi işçi sınıfı için duyduğu üzüntünün, tarihe geriden katılan ülkemizde yansıması “dramları” aşmak bilinci olmalıdır. Kitabın başarısının ve 1960’lı yıllarda yazılmış olmasına rağmen, üzerinden 24 yıl geçtikten sonra 2004’te dilimize çevrilmesinin sırrı bence burada. Tekrarlarsak, yazar kitabı kendi ülkesi için yazmadı. En başa koyduğumuz alıntıdaki meme emen çocuk bunun kanıtı…

Geleceğe kalan başka bir alıntı, kitabın “geri”nin terk edildiği “Sınıf Bilinci” başlıklı bölümünden yaşayan bir örnek:

“Kötülüğün Temeli Kilisedir./ Menfeat! Menfeat!! Menfeat!!!/ Tanrı Dulu, Yetimi ve Acı Çekeni Korusun.

“ Siz zengin adamlar, şimdi gidin, başınıza gelecek felaketler için ağlayıp, inleyin…/ Görün, sizin tarlalarınızı biçen, hile ile alıkoyduğunuz kiralık amelelerin çığlıklarını” (s.950).