Ana sayfa 5. Sayı “Yazıda öne çıkartılan unsurların, konu edilen araştırmayla ilgisi yok”

“Yazıda öne çıkartılan unsurların, konu edilen araştırmayla ilgisi yok”

131
PAYLAŞ

Haluk Ertan

“Doğada Haremlik Selamlık” başlığıyla yayımlanan yazının, başlığı, tanıtım paragrafı ve ana metinde yer verilen, insan topluluklarında gözlenen, erkek ve kız çocuklarının farklı oyunları seçmeleri, kadın ve erkeklerin farklı ortamlarda toplanıp yaptıkları sohbet ya da aktiviteler gibi olgularla, yazının ana konusunu oluşturan Dr. Kathleen Ruckstuhl ve arkadaşlarının yaptıkları araştırmaların niceliği ve niteliği arasında bir koşutluk bulunmuyor.

Sayın Zeynep Tozar tarafından derlenen ve TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde “Doğada Haremlik Selamlık” başlığıyla yayımlanan yazının ana metninde ele alınan konu ile yazının başlığı, tanıtım paragrafı ve ana metindeki kimi cümlelerde vurgulanan olguların bir ilişkisi olmadığı kolaylıkla görülüyor. Örneğin insan topluluklarında gözlenen, erkek ve kız çocuklarının farklı oyunları seçmeleri, kadın ve erkeklerin farklı ortamlarda toplanıp yaptıkları sohbet ya da aktiviteler veya ataerkil ve teokratik düzenlerde kadının cariye olarak kullanımı ile Dr. Kathleen Ruckstuhl ve arkadaşlarının yaptıkları araştırmaların niceliği ve niteliği arasında bir koşutluk bulunmuyor.

Ruckstuhl’un çalışması, insan topluluklarını incelemiyor
Dr. Kathleen Ruckstuhl genelde sosyalleşmenin evrimini araştıran bir bilimci ve bu amaçla hayvanlar arasındaki farklı tip gruplaşmaları inceliyor. Çalışma objesi toynaklılar grubuna giren memeliler. Üzerinde çalıştığı gruplaşma türü ise “cinsiyete dayalı gruplaşma” ve bunun evrimi ve nedenlerini araştırıyor. Bu tip gruplaşmanın temel niteliği, kimi canlı gruplarında gözlenen ve çiftleşme dışı zamanlarda topluluk içinde yer alan erkek ve dişilerin birbirlerinden ayrı yaşam sürmeleri. Görüldüğü gibi incelenen olgu insan topluluklarında bulunmayan özel bir durum.

Araştırmacılar şu ana kadar yaptıkları çalışmalarda, bu tip gruplaşmanın birçok nedeni olduğunu saptamışlar ve bunları 5 ayrı hipotez içinde sistemleştirme çabasındalar. Örneğin bu etmenlerden biri, erkek ve dişilerin beden boyutlarındaki farktan dolayı enerji ve bu nedenle de besin gereksinmelerinin, dolayısıyla da yaşam ortamlarının farklı olması (Yavrulayan dişilerin bol azot, kalsiyum ve sodyum içeren besinleri tercih etmeleri). Bir diğeri cinsiyete bağlı olarak avlanma risklerinin farklı olması (Yani avlanma riski daha düşük olan erkeklerin güvenliği daha arka planda bırakıp öncelikle besini bol alanlara gitmeleri, dişilerin ise besinden önce kendileri ve yavruları için güvenli alanları tercih etmeleri). Bir diğer etmen genç erkeklerin ileride yapacakları zorlu eş bulma mücadelelerine hazırlık olarak birbirleriyle sık sık bedensel mücadeleye girmeleri. Ya da aynı ortamda ve aynı besinlerle beslenmelerine karşın bazı gruplarda erkek ve dişilerin farklı bedensel aktivite (ya da hareket) kapasitelerinden dolayı ayrı gruplar olarak yaşamayı yeğlemeleri (Örneğin bu tip gruplarda cinslerin farklı sindirim etkinliğine sahip olmaları bir diğer etmen). Kolaylıkla görüleceği gibi burada sözü edilen olguların hiçbiri insanların yaşam tarzına koşutluk göstermemektedir.

Fakat tüm bunlara karşın araştırmacılar, konunun henüz çok başlarında bulunduklarını ve elde farklı hayvan grupları arasında karşılaştırmayı sağlayacak yeterli verinin olmadığını belirtiyorlar. Örneğin bu durum  Dr. Kathleen Ruckstuhl’un, Sayın Zeynep Tozar’ın  “Doğada Haremlik Selamlık” başlıklı derlemesinde esas alınan makalesinde özellikle vurgulanmakta [Ruckstuhl, K.E. ve Peuhaus, P. (2000) Sexual Segregation in Ungulates: A New Approach. Behaviour, 137, 361-377]. Bu nedenle yazarlar, ilgili yayınlarında, bu çalışmanın (deneysel değil) kuramsal bir çalışma ve cinsiyete dayalı gruplaşmalar üzerine yapılmış daha önceki araştırmaları eleştirel bir gözle yeniden irdeleyip yeni bir hipotez geliştirmeye çalışan bir makale olduğunu hatırlatma ihtiyacı duymuşlar. Aynı şekilde araştırmacılar, daha önceki hipotezlerde kullanılan hayvan gruplarının dimorfik yani iki ayrı büyüklükte (örneğin iri erkek ve ondan daha küçük olan dişi) bireyler içerdiğini ve bu ilave etmenlerden dolayı cinsiyete dayalı gruplaşmaların açıklanmasında güçlükler yaşandığını belirterek, bu tip gruplaşmaları açıklamak için ideal olan dimorfik olmayan, yani (yani erkeği ve dişisi) benzer boyutta bireylerden oluşan hayvan topluklarına ait elde hiç bulgu olmamasından yakınmaktalar.

Bu tip özel çalışmalar üzerinden, böyle açılımlar yapmak mümkün değil
Sayın Zeynep Tozar’ın “Doğada Haremlik Selamlık” başlıklı yazısı gerçekte Ruckstuhl’un ilgilendiği konuyu genel hatlarıyla iyi anlatan bir derleme, fakat yazının bazı kısımlarında kullanılan kimi yorumların, ilgili araştırmacıların orijinal makaleleri ve konunun özüyle ilgisi bulunmadığı açıkça görülüyor. Örneğin Ruckstuhl makalesinin bir yerinde develerle ilgili bir paragrafta “harem” ifadesini kendisi de kullanmakta, fakat bunu belli bir gruplaşmayı tanımlamak için yapmakta. Çünkü develerde her tip gruplaşma görülmekte. Örneğin antilop ve develerde, diğer toynaklılarda görülenden farklı olarak, cinsiyete dayalı gruplaşmanın oldukça zayıf olduğu, buna karşılık, balinalarda bu tip gruplaşmanın çok daha belirleyici olduğu gözlenmiş. Fakat aynı balinalarda cinsiyete dayalı gruplaşmalar yanında “yaşa bağlı gruplaşmaların” da yaygın olarak görüldüğü vurgulanıyor. Benzer şekilde bazı bizon türlerinde üremeyen dişilerin, yavrulu dişi grubu yerine erkek bizonlarla birlikte yaşadığı gözlenmiş. İnsan topluluklarında yaşa bağlı gruplaşmaların (biyolojik ve kültürel etmenlere bağlı olarak) cinsiyete dayalı guruplaşmalardan daha önemli bir guruplaşma türü olduğu aşikâr.

Farklı kültür ve gelişmişlik düzeyinde olan ülkelerde cinsiyete bağlı gruplaşma olarak tanımlanmak istenen olguların ne büyük farklılıklar gösterdiği bilinen bir gerçek. Mesela Avustralya’da artık hastanelerde kadın ve erkek hastalar aynı oda ya da koğuşlarda yatırılırken, bizim ülkemizde bunun şu anda olması mümkün gözükmemektedir.

Sonuç olarak, Charles Darwin tarafından bilim dünyasına resmi olarak sokulan “cinsiyete bağlı sosyobiyolojik olguların” çağdaş bilimsel yöntem ve araçlarla incelenmesinin oldukça yeni bir alan olduğu göz ardı edilmemeli. Buna bağlı olarak kısıtlı sayıda hayvan grubu ile yapılmış sınırlı gözlemlere dayanan bu tip özel çalışmalarla ilişkili olarak, “haremlik ve selamlıktan” doğaya ya da doğadan “haremlik ve selamlığa” doğru bir açılım yapmanın pek mümkün olmadığını düşünüyorum.

KAYNAKLAR
1) Ruckstuhl K. E. ve Kokko H., (2002), Modelling sexual segregation in ungulates: effect of group size, activity budgets and syncrony. Animal  Behaviour, 64, 909-914.
2) Ruckstuhl K. E. ve Neuhaus P., (2002), Sexual segregation in ungulates: a comparative test of three hypotheses. Biol Rev Camb Philos Soc., Feb; 77(1):77-96.
3) Darwin, C., (1871), The descent of man, and selection in relation to sex, New York: Appleton.