Ana sayfa 24. Sayı Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy: ‘Kamusal sisteme geçilmezse virüsle baş...

Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy: ‘Kamusal sisteme geçilmezse virüsle baş etmemiz olanaksız’

Kapak Dosyası

100
PAYLAŞ
Gençay-Gürsoy
Gençay-Gürsoy

Söyleşi: Ruken Kızıler

“Virüs henüz yapı değiştirip insandan insana bulaşabilir bir hale dönüşmedi, ama bu ciddi bir olasılık. Türkiye, bu tür bir salgına karşı hazırlıklı değil. Sağlığın özelleştirilmesi ve neoliberal sisteme entegre edilmesi, özellikle koruyucu hekimliğin ön planda olması gereken hastalıklarda, büyük sorunlar yaratıyor. Kamu ağırlıklı, birinci basamak sağlık hizmetlerine ağırlık veren bir sisteme dönüş kaçınılmaz.”

Kuş gribi ile ülkemizin karşı karşıya kaldığı tehlikenin boyutlarını bize açıklar mısınız? Risk abartılıyor mu, göz ardı mı ediliyor?

Çok kestirmeden söyleyecek olursam, hem bölge, hem dünya açısından çok ciddi bir enfeksiyon tehlikesiyle yüz yüze olduğumuz kesin. Bunu komplo teorileri ile açıklamak pek mümkün değil. Uzak doğudan başlayan ve dünyaya adım adım yayılan, ölümlerle sonuçlanan bir kanatlı enfeksiyonu. Türkiye’nin talihsizliği birkaç ay önce Manyas’ta alınan önlemlerin zamansız bir iyimserliğe yol açmasıdır. Orada gerçekten hızlı bir refleks gösterildi ve çok kısa sürede enfeksiyon, kümes hayvanları açısından kontrol altına alındı. Ama tabii otoriteler,  kuşların göç yollarının Türkiye üzerinden çok değişik yönlerde sürüp gideceğini ve dolayısıyla enfeksiyonun yeniden başlayacağını hesap etmekte geciktiler. Önlemler gevşetildi. Doğu’da bu iş patlak verdiğinde yeteri kadar hızlı davranılmadı. Hastaların tedavisi yönünden birkaç gecikme oldu. Yine de şunu vurgulamak gerekir, hayata mal olan bir gecikmeden söz edemeyiz. Hastalığı taşıyan insanlar hastanelere başvurmakta gecikmişlerdi.

Bölge halkının kuş gribi tehlikesine karşı uyarıldıklarını söyleyebilir misiniz?

Hata burada zaten. Uyarılmış olsalardı, yeteri kadar bilinçlendirilmiş olsalardı çok daha erken sağlık hizmeti talep edeceklerdi. Kayıplar da o kadar az olacaktı. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde: Manyas krizinden sonraki rahatlama ve önlem yetersizliği ile hükümet suçlanabilir.

Hastalık şimdi yalnızca bu göçmen kuşların taşıdıkları bir enfeksiyonla mı sınırlı, yoksa endemik olarak Türkiye’de yaşayan kümes hayvanlarına bulaşmış durumda ve aralarında dolaşıyor mu sorusunun yanıtı çok net değil. Bölgede yaşayan göçmen kuşların yani bölge dışına çok fazla gitmeyen ama, sulak alanlar içinde yer yer düzensiz kısa göçlerle dolaşan kuşların da enfeksiyonu taşıyıcı olarak sürdürdüğü konusunda varsayımlar var. Bu varsayımların gerçeklik payı yüksek gibi görünüyor. Yani Türkiye’de endemik bir biçimde hastalığın sürme ihtimali daha ağır basıyor.

Türkiye’de kuşların taşıdığı virüsün yapısı değişti mi?

Virüsün kimlik yapısı aynı: H5N1. Ama bu virüsler de diğer virüsler gibi yapı değiştirmeye çok yatkın mikroorganizmalar. Dolayısıyla değişime uğrama ihtimali var. Nitekim Türkiye’deki son doku örneklerinden, dışarıda yapılan laboratuar çalışmalarında bu değişikliğin olduğu ileri sürülüyor. Ancak bu değişiklik insandan insana geçişi mümkün kılan boyutlarda bir değişiklik değildir. Bildiğiniz gibi asıl korkulan şey, sıradan grip enfeksiyonu geçiren bir kişiye kuş gribi bulaşması halinde bu iki virüsün karşılıklı etkileşmesiyle yapı değiştirip mutasyona uğraması ve insandan insana bulaşabilir bir hale dönüşmesidir. Henüz böyle bir aşamaya gelinmiş değil.

Böyle bir salgına Türkiye hazırlıklı mı?

Tabii ki değil, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ifade ettiği rakamlar 5-150 milyon arasında can kaybıdır. Bu boyutta bir tehlike karşısında, yalnızca Türkiye değil, tüm dünya çok ciddi yetersizlikler içine girecektir. Ama Türkiye hiçbir şekilde hazır değildir. Yapısı da böyle bir hazırlığı yapmasına müsait değil. Diyelim ki en iyi ihtimalle aşı üretilebildi dünyada. Türkiye’nin bu aşıyı geniş kitlelere masif uygulama şansına sahip olması pek mümkün değil. Çünkü bu aşılar üretildikleri ülkelerde kendi popülasyonuna yetebilecek kadar üretiliyor. Bütün bunlar varsayım ama, kaldı ki bu ilaçların fiyatları da yeni üretim dönemlerinde hayli yüksek olduğundan Türkiye’nin bütçesi bunu karşılayamayacaktır. Tüm bunlara baktığımızda vaktiyle Manyas civarında aşı üretimi için kurulmuş olan bir laboratuarın da kapanıp gittiğini biliyoruz. Veteriner hekimlik teşkilatının son yıllarda büyük bir zaaf içine girdiğini, kamudaki çok sayıda veteriner hekimin başka alanlara çekildiğini, kamudaki istihdamın bütün Türkiye’de 2000 civarında olduğunu düşünürsek, hiçbir ciddi mücadelenin yapılamayacağını hepimiz anlayabiliriz. Dolayısıyla umut edelim ki bu enfeksiyon büyük bir patlama göstermesin.

Virüsün ülkemize taşınması konusunda olduğu gibi önlemler ve tedavi konusunda da tamamen dışa bağımlıyız yani. Bizde laboratuar çalışmaları yapılıyor mu?

Düzenli bir şekilde, geniş sayıda göçmen kuşu inceleyen bir laboratuar çalışması yapılmıyor bildiğim kadarıyla. Tüm bunlar ciddi sorun.

Manyas’ta 3 ay önceki vakalar, hızlı ve etkin bir müdahaleyle kontrol altına alındı ve durum bir rehavete yol açtı dediniz. Fakat kuş gribi 1997’den beri Güney Asya’da görülüyor. Göçmen kuşlarla hastalığın yayılması her an bekleniyorken Türkiye bu konuda yeterli önlemi aldı mı?

Aslında Manyas’taki olay patlak vermeden çok önce bir rapor hazırlanmış. Olası enfeksiyon bölgelerini içine alan çok geniş bir rapor bu. Neler yapılması gerektiği konusunda, Sağlık ve Tarım Bakanlığı ilgili bilim insanlarıyla birlikte bu çalışmayı yürütmüş. Ama bu raporun gerekleri ne yazık ki yerine getirilmemiş. Türkiye boyutlarında enfeksiyonun yayılması ihtimalini dikkate alarak raporun öngördüğü hazırlıklar yapılmamış.

İlaç stoku açısından bugün bir sorun var mı?

Yok görünüyor. Kuş gribine karşı spesifik olmayan ama önemli oranda etkili olan bir ilaç var. Yabancı bir firmanın ürettiği bu ilaç geniş kullanım söz konusu olduğunda ekonomik olarak ciddi bir meblağdır. Sağlık Bakanlığı’nın ilk etapta bu ilaçtan 100 bin, uzun vadede 1 milyon ünite sipariş ettiğini biliyoruz. Başka ülkeler, ilacın patent hakkını kritik sağlık koşullarında değiştirme yoluna gittiler ve kendileri ilacın benzerlerini çok daha ucuza üretiyorlar. Türkiye’de bu konuda hâlâ bir hazırlık yok. Yani bütünüyle şu sonuca varmak mümkün: Türkiye’nin yıllardır uyguladığı ve özellikle bu son iktidar döneminde daha da  keskin bir şekilde yaşadığımız sağlığın özelleştirilmesi ve neoliberal sisteme entegre edilmesi süreci, koruyucu hekimliğin ön planda olması gereken hastalıklarda, insanlarımızı ciddi sorunlarla karşı karşıya getirmektedir. Sistem değişmediği sürece Türkiye’nin bu tür mücadelelerle baş etmesi mümkün değil.

Sadece kuş gribi değil, her türlü salgın hastalıkla mücadele koruyucu hekimlikten geçmiyor mu?

Kesinlikle. Bunlar zaten yaşanıyor gizliden gizliye. Tüberküloz yeniden çok ciddi bir sorun olmaya başladı, aşılama sistemlerinde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin ihmal edilmesi nedeniyle, sorunlar artarak yaşanmaya devam ediyor.

Tabipler Odası olarak kısa ve uzun vadede neler öneriyorsunuz?

Biz başından beri, henüz çok büyük bedeller ödemediğimiz bu acı dersin, bir uyarı olarak alınmasını umut ediyoruz. Kamudaki sistem değişikliğinin, yeniden kamu ağırlıklı, birinci basamak sağlık hizmetlerine ağırlık veren bir sisteme dönüşün kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Siyasi iktidarın, bu dersten yeteri kadar olumlu sonucu çıkarması gerektiğini düşünüyorum.

Virüsün görüldüğü bölgelerde, gribe yakalanmış herkesin mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurması çağrısı yapılıyor. Sağlık güvencesi olmayan yoksul halkın tedavilerinin ücretsiz yapılması konusunda hükümetten herhangi bir açıklama yapıldı mı? Örneğin kuş gribinden kaybettiğimiz 14 yaşındaki Fatma Özcan’ın ailesi, bölgedeki ilk sağlık kuruluşuna başvuruyor, oradaki hekimler Van’a gitmeleri gerektiği uyarısında bulunuyorlar ama nasıl gideriz yeşil kartımız bile yok diyerek gün geçiriyor aile.

Fiilen, bu hastalığı taşıdığı kuşkusu olan insanların, sağlık kuruluşlarına alınmaması gibi bir şey söz konusu olamaz. Ama sonuçta halka böyle bir güvence verilmiş de değil. “Böyle bir hastalık durumunda en yakın sağlık merkezine başvurun, kimse sizden para talep etmeyecektir” biçiminde anonsların yapılması gerekir. Bu ciddi bir eksiklik elbette.

Bir dinci gazete, Dünya Sağlık Örgütü’nün ileri sürdüğü hastalığın bulaşma koşulları konusundaki uyarınızı çarpıtarak, sizi adeta hedef gösterdi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hedef gösterilen basın açıklamasındaki konuşmamda, enfeksiyon bölgelerindeki kurbanlık hayvanların da kümes hayvanları ile iç içe yaşamaları nedeniyle, bölge dışına enfeksiyonu taşıma yönünden bir risk oluşturabileceklerini vurgulamak istemiştim. Zaten WHO da enfeksiyon bölgelerinden, büyükbaş- küçükbaş ve kedi, köpek, fare gibi hayvan geçişlerinin de engellenmesi gerektiğini vurgular. Ben de bu bilimsel gerçeği ifade ettim. Bakın Yunanistan, henüz ciddi bir enfeksiyon görülmediği halde, Türkiye sınırından giren herkesin ayaklarını ilaçlı sudan geçiriyor. Araçları dezenfekte ediyor. Benimse, kurbanlık hayvanların ayaklarını temizleyin mesajım böylesine çarpıtılabildi.