Ana sayfa 46. Sayı Prof. Dr. Klaus Schmidt ile söyleşi Son avcı-toplayıcı toplulukların görkemli izi:...

Prof. Dr. Klaus Schmidt ile söyleşi Son avcı-toplayıcı toplulukların görkemli izi: Göbekli Tepe

Kazı Kazı Anadolu

129
PAYLAŞ
Göbeklitepe

Söyleşi: Nalân Mahsereci

12 binyıllık bir tarihi olan Göbekli Tepe, insanoğlunun en büyük adımlarından biri olan Neolitik Devrim’e dair, belki de yerleşik bilgileri sarsacak ipuçları barındırıyor. Tarihsel olarak, son avcı-toplayıcı toplulukların yaşantısına tanıklık etmemizi sağlıyor, yerleşik yaşama geçiş aşamasını temsil ediyor. Kazıların ortaya çıkardığı asıl şaşırtıcı gerçek ise şu: Göbekli Tepe, son avcı-toplayıcı toplulukların inşa ettiği, görkemli bir kült merkezi, bir tapınaklar dağı. Büyük bir değişimin arifesinde olan avcı-toplayıcı topluluklar, bir anlamda, en azından tapınaklarıyla  yerleşik yaşama geçmişler bile. Üstelik, sandığımızdan çok daha gelişmiş ve karmaşık sayılabilecek bir düşünsel düzeye sahiplermiş…

Anadolu toprakları, barındırdığı geçmiş ve geçmişin bilgilerini taşıyan ipuçlarıyla, arkeolojideki yerleşik bilgileri sarsmaya devam ediyor. Bu açıdan son yılların en çok ilgi gören kazı alanlarından biri de Göbekli Tepe. Henüz 12 yıldır kazılmakta olan yerleşme, insanlığın çok önemli bir evresine, günümüzden 12 binyıl öncesine ışık tutuyor. Göbekli Tepe, insanoğlunun en büyük adımlarından biri olan Neolitik Devrim’in, yani tarımın başlamasının, hayvanların evcilleştirilmesinin, ilk kurulan köylerle birlikte yerleşik yaşama geçişin, sınıflaşmanın nüvelerinin oluşmasının; kısacası uygarlığın ilk adımlarının atılmasının gerçekleştiği çekirdek bölgelerden biri, belki de en önemlisi olan Bereketli Hilal topraklarında yer alıyor. Yerleşmenin asıl önemi ise, son avcı-toplayıcı topluluklara dair bilgiler barındırması, tarihsel olarak, yerleşik yaşama geçiş aşamasını temsil etmesi. Kazıların ortaya çıkardığı şaşırtıcı gerçek ise şu: Göbekli Tepe, son avcı-toplayıcı toplulukların inşa ettiği, son derece görkemli bir kült merkezi, bir tapınaklar dağı. Büyük bir değişimin arifesinde olan, geçiş döneminin tüm sancılarını yaşayan avcı-toplayıcı topluluklar, bir anlamda, en azından tapınaklarıyla yerleşik yaşama geçmişler bile. Üstelik, sandığımızdan çok daha gelişmiş ve karmaşık sayılabilecek bir semboller dünyasına ve düşünsel düzeye sahiplermiş. Söyleşide, bu sonuçlara götüren bulguları ayrıntılarıyla okuyacaksınız.

Göbekli Tepe kazılarını başından beri yürüten Erlangen Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Alman Arkeoloji Ensitüsü Berlin Şubesi Üyesi Prof. Dr. Klaus Schmidt’e verdiği değerli bilgiler için teşekkür borçluyuz. Sayın Schmidt’i daha yakından tanıtan çerçeve yazıyı ilerleyen sayfalarda okuyabilirsiniz. Emeği için teşekkür borçlu olduğumuz biri daha var: Sayın Çiğdem Köksal Schmidt. Başından beri Göbekli Tepe Kazı Ekibi’nde yer alan arkeolog Çiğdem Hanım, Klaus Bey ile bizi Türkçede buluşturdu. Yanı sıra kullanacağımız görsel fotoğrafları DAI Arşivi’nden alabilmemizi sağladı.

Göbekli Tepe’nin coğrafi ve tarihsel-coğrafi açıdan konumundan söz eder misiniz?

Göbekli Tepe Şanlıurfa’nın 20 km kuzeydoğusunda yer alır. Denizden yüksekliği 834 m. Su kaynaklarından yoksundur. Ama çok uzak mesafelerden dahi görülebilecek ve geniş görüş mesafelerini görebilecek hâkim bir noktadadır. Bu alışılmadık coğrafi konumu, Göbekli Tepe’nin önemli özelliklerinden biridir.

Göbekli Tepe kazıları sizinle başlıyor sanırım. Buranın keşfedilmesinden ve kazı tarihçesinden kısaca söz eder misiniz?

Göbekli Tepe ilk kez 1963’de İstanbul ve Şikago Üniversiteleri’nin ortaklaşa yaptığı bir yüzey araştırmasında V 52 adıyla Neolitik yerleşme olarak saptanmış ve yüzey araştırmasıyla ilgili 1980’de yapılan yayında, Peter Benedict tarafından yazılan makalede yerleşme ile ilgili ilk bilgiler verilmiştir. Bu makalede yer alan kısa tanımda Göbekli Tepe’nin yamaçlarının çakmaktaşlarıyla dolu olduğu ve en yüksek iki tepeciğin üstünün gömütlüklerle kaplı olduğu yazılıdır. 1960’lı yıllardaki arkeoloji bilgisi, Göbekli Tepe’nin önemini anlamaya yetmemiştir. Bugünkü bilgilerimizle söz konusu yüzey araştırması sırasında gömütlük olarak tanımlanan bulguların, üst kısımları görülen Neolitik Dönem dikilitaşları olduğunu biliyoruz. Bu yüzey araştırmasını yapan ekip, Neolitik Dönem’e ait Çayönü yerleşmesinde kazı yapılmasına karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda Alman Arkeoloji Enstitüsü Atatürk Barajı suları altında kalacak olan yine Neolitik Dönem’e ait Nevali Çori kazısına başlamıştır.

1994 yılında ekip üyesi olarak katıldığım Nevali Çori kazılarının tamamlanması sonrasında, yeni bir proje planlama düşüncesiyle, bölgede bilinen diğer Neolitik yerleşmeleri dolaşmaya başladım. Bu çerçevede Göbekli Tepe’yi ziyaret ettiğimde, Nevali Çori kazılarının verdiği tecrübeyle, geniş alanda yüzeyde görülebilen kireçtaşı buluntuların heykel ve dikilitaş parçaları olduğunu saptayabildim. Göbekli Tepe’nin geniş görüş mesafelerine hâkim, alışılmadık coğrafi konumu, inanılmaz büyüklüğü, çok özel bir Neolitik yerleşme ile karşı karşıya olduğumu anlamama yeterli oldu.

Göbekli Tepe Kazı Projesi’ne, dönemin Alman Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Harald Hauptmann ve Şanlıurfa Müze Müdürü Adnan Mısır’ın da desteğiyle 1995’de başladım. Başlangıçta Şanlıurfa Müzesi Başkanlığı’nda ve Alman Arkeoloji Enstitüsü katılımıyla yapılan kazı çalışmaları, 2007’den itibaren Bakanlar Kurulu kararlı kazı statüsünde başkanlığımda devam etmekte.

Göbekli Tepe farklı dönemlerde kullanılmaya devam etmiş mi, farklı kültür katları içeriyor mu? Bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Göbekli Tepe sadece Neolitik Dönem’de kullanılmış ve terk edilmiş. Göbekli Tepe’nin anıtsal yapıları, onu yapan Neolitik Dönem insanları tarafından bilinçli olarak doldurulmuş, bir nevi gömülmüştür. Bu dönemde hayat tarzlarını da değiştirmeye başlayan son avcılar, eski kimliklerini, avcı toplayıcı yaşamlarında onlar için önemli olan inanışlarını, sembol dünyalarını tahrip etmeden kapatarak terk etmişlerdir. Bu nedenle son avcıların buluşma merkezi olan bu eşsiz tapınaklar dağı, ıssız, ırak, sessiz doğal ortamda, tahrip edilmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Göbekli Tepe anıtsal yapılarının, doğanın eliyle değil de, insan eliyle ve döneminde gömüldüğünü gösteren bulgu nedir?..

Kazısına devam ettiğimiz dört anıtsal yapının, yer yer 5 m’ye varan iç dolgusunda elde ettiğimiz verilerle ulaştığımız bir sonuç bu. Yumruk büyüklüğünde taşlardan oluşan bu Neolitik dolgu ve yapıların doldurulma süreci, geçtiğimiz yıllarda yaptığımız sediment analizleri, humus ve kireçtaşı tortusu üzerinde yaptığımız tarihleme ve analizlerle belgelendi. Dolgu toprağında yaptığımız tüm bu sediment analizleri ve toprak profillerin incelenmesi, bu dolgunun doğal bir süreçle değil, insan eliyle yapıldığını gösteriyor. Bu veri doğrultusunda, Göbekli Tepe anıtsal yapılarının bilinçli olarak dönem insanları tarafından doldurulmasının bir nevi “gömülmesinin” de, anıtsal yapıların yapılış sürecinin bir parçası olduğunu saptayabiliyoruz.

Göbekli Tepe’de dinsel törenler için bir araya gelen insanların avcı-toplayıcı topluluklar halinde yaşamaya devam ettiğini nereden anlıyorsunuz? Başka bir biçimde sorarsak, yerleşik yaşama geçmemiş olduklarını nereden anlıyorsunuz? Buna ilişkin bulgularınız nelerdir?

Bu dönemde insanoğlu avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından, yerleşik hayata, çiftçi-üretici düzene geçmek üzereydi. Göbekli Tepe binlerce yıl öncesinin son avcı toplayıcılarının bu geçiş döneminde yarattığı bir kült merkezi. Göbekli Tepe’de bulunan hayvan ve bitki kalıntılarından henüz tahıl ve hayvan evcilleştirilmesinin gerçekleştirilmediğini görüyoruz. Göbekli Tepe’ye gelen insanlar çok yoğun olarak yabani flora ve faunayı kullanıyorlar.

Yani Göbekli Tepe insanların yaşadıkları (yerleştikleri!) bir yer değil, sadece törensel bir toplanma merkezi…

Bulunan mimari yapılar günlük yaşama yönelik değil, aksine özel amaçlar için yapılmış kült yapıları. Göbekli Tepe 200 km’ye kadar varan uzaklıklardan gelen insanların buluşma merkeziydi. Tepe’de belli grupların, el sanatları uzmanlarının, çalışanların sınırlı zamanlarda kaldıkları düşünülebilir ama; günlük hayata yönelik normal bir yerleşme değil.

Göbekli Tepe 200 km’ye kadar varan uzaklıklardan insanların geldiğini nereden anlıyoruz? Bu durumda, Göbekli Tepe çok sayıda avcı-toplayıcı topluluğun birden kullandığı bir dinsel merkez miydi?

Göbekli Tepe’de anıtsal boyutlarda gördüğümüz motifler, sembolik dünya, çağdaşı yerleşimlerde yansımalar olarak küçük boyutlu eserlerde karşımıza çıkıyor. Göbekli Tepe ile aynı sembol dünyasını yansıtan bu tür eserlere ve aynı maddesel kültüre Kuzey Irak ve Suriye’de arkeolojik kazısı devam eden yerleşmelerde ve Güneydoğu Anadolu’da yapılan araştırmalarda rastlıyoruz. Bunlara örnek olarak Tell Abr, Tell Qaramel, Mureybet, Jerf el-Ahmar, Çayönü, Nevali Cori, Körtik Tepe yerleşmeleri  gösterilebilir.

Ayrıca Göbekli Tepe buluntu topluluğu içinde, sayıca çok az temsil edilen bazı özel aletlerin, örneğin yassı balta ve kimi takı örneklerinin yapıldığı yerel olmayan hammaddelerin kaynakları üzerinde yaptığımız incelemeler ve bulunan hayvan ve insan kemikleri üzerinde yapılan DNA analizleri de, uzak mesafelerle ilişkileri saptamamızı olası kılan veriler.

Yakın çevrede Göbekli Tepe dışında, aynı dönemden benzeri hangi yerleşmeler var?

Göbekli Tepe’ye 50 km uzaklıkta bulunan Nevalı Çori yerleşmesi 1990’lı yıllarda Prof. Dr. Harald Hauptmann tarafından kazıldı. Bugün Göbekli Tepe’de bulduğumuz anıtsal mimarinin ilk örnekleri Nevalı Çori’de bulundu. Ancak burası Göbekli Tepe gibi bir merkez değil, küçük bir yerleşme idi. Günlük hayata yönelik yapıların yanında, içinde T-biçimli dikilitaşların ve kireçtaşından yapılmış büyük boyutlu heykellerin bulunduğu bir tapınak yapısı bulunmaktaydı. Nevali Çori dışında yüzey gözlemleri sonucu belirlenen birkaç yerleşme daha var Urfa ve çevresinde. Bunlardan biri Tektek Dağları’nda bulunan Karahantepe (Keçili Tepe), diğeri ise Sefertepe. Bu yerleşmelerde kazı yapılmamasına rağmen yüzey incelemesiyle T- biçimli dikilitaşların varlığı saptanabiliyor. Karahantepe ve Sefertepe, Göbekli Tepe’ye oranla çok daha küçük boyutlu yerleşmeler.

Bu yerleşmelerle Göbekli Tepe arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyor musunuz?

Göbekli Tepe bir merkez, Nevalı Çori, Karahantepe (Keçili Tepe), Sefertepe gibi yerlerde aynı kültüre ait daha küçük boyutlu uydu yerleşmeler olarak düşünülebilir. Özellikle arkeolojik kazıların yapıldığı Nevali Çori buluntularını incelediğimizde, aynı sembolik dünya ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Soruları hazırlarken okuduğum kimi metinlerde, buradan yaklaşık 1500-2000 yıl daha genç olan Çayönü yerleşmesi  ile karşılaştırmalar vardı… Bunu biraz açabilir misiniz?

Çayönü yerleşmesinde yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, ilk defa Neolitik Dönem’e ait törensel özel binalar ile karşılaştık. Çayönü yerleşmesinin özellikle yuvarlak yapılar ve ızgara planlı yapılar evresi Göbekli Tepe ile çağdaş. Bu evrelerde yaşanan ortak bir kültürden, dönemin Çayönü insanlarının Göbekli Tepe ile olan ilişkisinden-bağlantısından-haberdarlığından söz edebiliriz.

Göbekli Tepe’nin mimari buluntularından söz eder misiniz? Bulgular, burada henüz açığa çıkarılmamış mimari düzeni-planı tahmin etmemize yetiyor mu? Yetiyorsa, neler söyleyebilirsiniz?

Göbekli Tepe, çapı 30 m’ye ulaşan yuvarlak ve oval planlı, sayısı 20’yi bulan yapıdan oluşur. Bunlardan altı tanesi kazı sırasında ortaya çıkarılmış, diğerleri jeomanyetik ve jeoradar yöntemleriyle yapılan ölçümler sonucunda belirlenmiştir. Bu ölçümlerle elde edilen sonuçlar, Göbekli Tepe’nin neredeyse 12000 yıl öncesinde insanoğlu tarafından seçilen ve yaratılan büyük bir buluşma merkezi olduğunu, günlük yaşama yönelik mekânlarla değil, törensel amaçlı inşa edilmiş, anıtsal yapılarla kaplı olduğu görüşünü desteklemiştir.

Yuvarlak planlı söz konusu yapıların merkezinde, iki tane, serbest duran, boyu 5 m’yi bulabilen kireçtaşından şekillendirilmiş T biçimli dikilitaşlar bulunmaktadır. Aynı formda ama daha küçük boyutlu dikilitaşlar ise, yapı duvarlarının iç çeperlerine merkez iki dikilitaşa yönlendirilmiş olarak yerleştirilmiştir.

Söz ettiğiniz 20 ayrı yapıdan birbiriyle farklılaşan var mı? Örneğin daha büyük, daha görkemli, daha merkezde vs. gibi… Bu yapıların birbirinden ayrı yapılmış olması ve bağlantıları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu yapılardan dört tanesinin kazısı devam etmekte. Diğerlerinin varlığını toprak üstü  jeomanyetik ve jeoradar ölçümlerinden biliyoruz. Bu ölçümler kazı öncesi bize çok değerli ve hızlı bilgiler ulaştırıyorlar ve kazı programımızı yapmamızda, sistemli alan çalışmasını belli hedefler doğrultusunda planlamamızda yardımcı oluyorlar. Fakat ayrıntılı değerlendirmeler ve saptamalar için arkeolojik kazıların ve araştırmaların devam etmesi gerekiyor. Yapılar arasında, şimdiki bilgilerimizle dahi farklılıklar olduğunu görebiliyoruz. Ama ana karakterler, yani T- biçimli dikilitaşlar, kabartma motifler, iki merkez dikilitaş etrafında dairesel plan oluşturacak şekilde yerleştirilen daha küçük boyutlu dikilitaşlar gibi bulgular, tekrarlanarak karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar kazısını yaptığımız yapılardan C ve D yapılarının çapı yaklaşık 30 m, B yapısının çapı ise 15 m. A yapısı ovalimsi bir plan gösteriyor, yaklaşık 15×10 m boyutlarında. Yapıların etrafında birbirini çevreleyen dairesel taş duvarlar bulunuyor. Yapılar arası olası girişler ve bağlantılar konusunda detay çalışmalarımız ve değerlendirme süreci devam etmekte.

Göbekli Tepe, ne kadar süre kullanılmış? Yerleşme nasıl sonlanıyor?

Göbekli Tepe günümüzden yaklaşık 8000 yıl önce tamamen terk edilmiş. Bunu yapı dolgularında yaptığımız analizler sonucu saptayabiliyoruz. Daha önce belirttiğimiz gibi, Göbekli Tepe’nin anıtsal yapıları, onu yapan Neolitik Dönem insanları tarafından bilinçli olarak doldurulmuş, bir nevi gömülmüştür.

Göbekli Tepe, anıt taşları ve üzerindeki figürlerle de yer etti insanların kafasında. Bu figürlerin simgeledikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Göbekli Tepe’nin etkileyici anıtsal dikilitaşları yetkin bir taş işçiliğini yansıtmakta, taş üzerinde kabartma tekniğiyle yapılarak aktarılan motiflerin içerik zenginliği ise, karmaşık bir düşünsel düzeye ulaşıldığını göstermektedir. Tüm bu bulguların yanında, eserlerin nitelik ve nicelikleri gözlemlendiğinde, rastlantısal değil düzenli bir tekrarlama şeklinde saptanabilen büyük boyutluluk, anıtsallık ve sayısal yoğunluk, arka planda olması gereken gelişkin sosyal düzenin, organizasyon ve koordinasyon kabiliyetinin ipuçlarını vermektedir.

Dikilitaşların üzerlerinde kabartma tekniğinde yapılan hayvan motifleri ve çeşitli soyut semboller bulunmakta. Bunlar bir tür haberleşme sisteminin kalıntılarını, 12000 yıl öncesinin sembolik dünyasını, hafızasını, mesajlarını bugüne ulaştıran bulgular. Ancak bu sembollerin bize aktardıklarını şimdilik tam olarak anlamamız mümkün değil.

T-biçimli dikilitaşlar üzerinde kabartma olarak ya da yontular üzerinde hangi hayvanlar betimlenmiş?.. Bunları sayabilir misiniz?..

En sık rastlananlar yabandomuzu, tilki, yılan, çeşitli kuş motifleri, bunların yanında ender de olsa aslan motifine rastlanmakta. Örümcek benzeri bir motif, tekrarlanarak karşımıza çıkmakta. Bu motiflerin yanı sıra, soyut bazı semboller de bulunmakta, yarım ay ve daire motifi, H- biçiminde bir motif gibi. Ayrıca boğa başı motifi görülmekte… Üç boyutlu eserlerde, genellikle dişlerini gösterir vaziyette yırtıcı hayvan tasvirlerini görüyoruz.

Bir de timsah benzeri bir hayvan betimi var, sanırım. O dönem Göbekli Tepe bölgesinde yaşayan hayvanlar arasında timsah da mı var?

Bu bölgede timsahın yaşamadığı konunun uzmanları tarafından belirtiliyor. Ancak bir varan türü Varanus Griseus Griseus bölgede bulunmakta. Bu hayvanın görüntüsünün timsaha benzerliği söz konusu. Ancak Göbekli Tepe hayvan kemikleri arasında bu türe ait hiçbir örnek yok.

Göbekli Tepe’nin bize söylediklerinden biri de şu mu: İnsanlık tarihinde anıtsal yapılar yapma ve hatta dinsel – sembolik yaşamı, yapılarla birleştirme, tapınaklar oluşturma yerleşik yaşamdan önce başlamış…

Yaklaşık 12000 yıl önce, Fırat ve Dicle Nehirleri arasında kalan bu bölgede, insanlık tarihinin en önemli değişimlerinden biri yaşanmaktaydı. İnsanoğlu avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından, yerleşik hayata, çiftçi-üretici düzene geçmek üzereydi. Binlerce yıl öncesinin avcı toplayıcılarının bu geçiş döneminde, sandığımız gibi mütevazı ve basit bir yaşam tarzıyla yetinmemiş olduklarını, aksine, görkemli bir evre yaşadıklarını, Göbekli Tepe’de bize bıraktıkları izlerde görebiliyoruz. Üretime geçiş aşamasına yakın olan son avcı grupların anıtsal mimarilerini ve gelişkin sembolik dünyaları, bu dönem için beklenmedik bir düzeye ulaşmış bir kültürü bize iletmektedir.

Göbekli Tepe bulgularına baktığımızda, bu dönem insanının inancı hakkında neler söyleyebiliyoruz?

Animistik geleneklerin devam ettiğini, ama bir değişim noktasına yaklaşmakta olduğumuzu görüyoruz. Göbekli Tepe’de çeşitli hayvan tasvirlerinin yanında ilk kez stilize edilmiş insan betimlemeleri, T- biçimli dikilitaşlar ile karşı karşıyayız.

Göbekli Tepe’yi takip eden, Neolitik Dönem evrelerinde, inancı yaşama biçiminde Göbekli Tepe’ye oranla devamlılık-süreklilik-kopuşlar oluyor mu?

Göbekli Tepe’yi takip eden dönemde insanoğlunun yeni bir yaşam tarzına, çiftçi ve yerleşik hayata geçtiğini göz önüne aldığımızda ve bu döneme ait arkeolojik verileri takip ettiğimizde, çok farklı bir düşünsel dünya ile karşı karşıya olduğumuzu saptayabiliyoruz. Fakat bu takip eden dönemin sembolik iletileri detaylı olarak incelendiğinde, bir önceki avcı-toplayıcı görkemli evrenin izlerini, halen çeşitli sembollerde izlemek mümkün. Buna örnek olarak, takip eden Neolitik Dönem çiftçi-üretici yaşam tarzına geçmiş olan Çatalhöyük insanlarının yarattığı duvar resimlerinde halen yabani yaşam tarzını, yabani hayvanları tasvir ettiklerini gösterebiliriz.

Mimari kalıntılar dışında bulgularınız neler? Bunlar bize neler söylüyor?

Göbekli Tepe’de yetkin bir taş işçiliği ile karşı karşıyayız. Bunu anıtsal boyutlarda ki T- biçimli dikilitaşların yanı sıra, büyük ve küçük boyutlu heykeltıraşlık eserlerinde de görüyoruz. Tüm bu eserler bölgede bulunan kireçtaşından şekillendirilmiş. Bunların yanında yoğun olarak çakmaktaşı ve bazalt aletler bulunmakta.

Çakmaktaşı ve bazalt aletler, ne için kullanılmış olabilir? Bu aletlerden biraz söz edebilir misiniz?

Öncelikle Taş Devri alet çeşitliliğinde, çoğulcu işlevlerin geçerliliğini göz önünde bulundurmak gerekir. Göbekli Tepe’de bulunan taş aletlerin büyük bir kısmının taş işçiliğinde kullanıldığını söyleyebiliriz, ama bunun yanında bu dönem aletlerinin genellikle çoğulcu kullanım işlevlerinin de olduğunu düşünmeliyiz. Örneğin bazalttan şekillendirilmiş bir vurgu taşı, kireçtaşından şekillendirilmiş yontuların yapılmasında kullanıldığı gibi et, kemik, yabani tahıl gibi organik kaynakların işlenmesinde de kullanılmış olabilir. Göbekli Tepe kazıları sırasında ve yüzey toplamalarında sıklıkla bulduğumuz, volkanik bir oluşum olan ve Göbekli Tepe yakınında kaynakları bulunan bazalt taşından şekillendirilen yayvan formlu öğütme taşlarının, tahıl üretimine geçilmemiş olmasına rağmen, Göbekli Tepe’de çok sayıda temsil edilmesi, yoğun yabani tahıl kullanımının önemli bir göstergesidir.

Göbekli Tepe’de yaşamış dönemin hayvan ve bitki topluluğuna ilişkin bulgularınız var mı?

Kazı çalışmaları sırasında bulunan hayvan kemikleri üzerinde uzmanlarca tür tespit çalışmaları yapılıyor. Bu incelemeler sonucunda edindiğimiz bilgiler Göbekli Tepe’de sadece yabani hayvan türlerinin varlığını gösteriyor. Yabandomuzu, tilki, çeşitli kuş türleri, yılan gibi hayvanlar hem kemiklerini hem de taş eserler üzerinde betimlemelerini bulduğumuz türler. Aynı şekilde bitki kalıntılarıyla yapılan analizler yabani bitkilerin yoğun olarak kullanıldığını gösteriyor.

İnsan varlığına ilişkin, aletler dışında kemik vs. gibi bulgularınız var mı?

Yapıların dolgu toprağında küçük parçalar halinde ve çok az sayıda insan kemiğine rastlıyoruz.

Kazılar ilerledikçe başka ne gibi bulgular, yapılar bulmayı umuyorsunuz?

Daha önce söz ettiğimiz gibi, jeomanyetik ve jeoradar ölçümleri sonucunda Göbekli Tepe’de kazı yaptığımız alanın dışında da benzer dairesel planlı T- biçimli dikilitaşlı yapıların olduğunu biliyoruz. Bu ölçümler sayesinde edindiğimiz bulgularla kazılara devam edeceğiz. Mimari kalıntıların anlaşılmasında yeni ipuçlarının yanında özellikle sembol dünyasını anlamamıza yardım edebilecek yeni verilerle karşılaşmayı umuyoruz.

Kazı ömrü hakkında tahminleriniz var mı?

Göbekli Tepe kazısı, bizden sonraki nesillerinde devam edeceğini umduğum uzun vadeli bir projedir.

Göbekli Tepe, yurtiçi ve yurtdışında çıkan yayınlarla, sadece arkeoloji camiasında değil, popüler düzeyde de tanınır hale geldi. Bu durum ziyaretçi sayısını artırmış olmalı. Kazı alanında, ziyaretçileri bilgilendirmeye dönük nasıl bir sunum düşünüyorsunuz, öneriyorsunuz?

Göbekli Tepe bize ilettiği bilgi hazinesinin yanında, çevresinin el değmemişliği ile de, nerdeyse 12000 öncesinin atmosferinde, alternatif bir tarzda ziyaretçiye sunulma imkânı vermekte. Ayrıca kazı alanının dışında, Göbekli Tepe’nin üzerinde yer aldığı, yaklaşık 1 km uzunluğunda ki kaya platosu da, Neolitik Dönem’e ait taş ocakları ve işliklerle dolu. Bu alanların da içine alındığı bir gezi güzergâhı ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Hem araştırma programını yürütüp, hem ziyaretçileri yönlendirebileceğimiz çözümler üretmek amacındayız. Devam eden ve uzun yıllar devam edecek bir prehistorik kazı olan Göbekli Tepe’nin, araştırma tarihi açısından önemli bir proje olarak bilgi güncelleştirmesi ile ziyaretçiye sunulmasının ilgiyi de taze tutulabileceğini düşünüyoruz.

Teşekkürler.

Klaus Schmidt kimdir?

Klaus Schmidt, 1953 yılında Almanya’da doğdu. Erlangen ve Heidelberg Üniversiteleri’nde prehistorik arkeoloji, klasik arkeoloji ve jeoloji eğitimi aldı. Doktora tezi Elazığ-Norşuntepe, doçentlik tezi ise Urfa-Nevali Çori kazıları üzerinedir. 1978’den itibaren Türkiye’de Norşuntepe, Lidar Höyük ve Nevali Çori kazılarına ekip üyesi olarak katıldı. 1995’den itibaren Gürcütepe ve Göbekli Tepe kazılarını yürütmektedir.

Öğrencilik yıllarında Yunanistan’da, daha sonra  Mısır, Ürdün ve Yemen’de çeşitli arkeolojik projelerde çalışan Schmidt’in uzmanlık alanı, Yakındoğu Neolitik ve Paleolitik Çağları ve Prehistorik Dönem sembolizmi ve ikonografisidir. Heidelberg, Bamberg ve Erlangen Üniversiteleri’nde 1996 yılından beri verdiği dersler ve seminerler, bu konular üzerine yoğunlaşmıştır. Schmidt, halen Erlangen Üniversitesinde öğretim görevlisidir ve Alman Arkeoloji Enstitüsü Berlin Şubesi’nde Göbekli Tepe Projesi Başkanı olarak çalışmaktadır. Norşuntepe kazısı üzerine iki kitabı, Nevali Çori üzerine baskı hazırlığında bir kitabı bulunan Prof. Dr. Klaus Schmidt’in Göbekli Tepe ile ilgili ilk kitabı 2006 yılı Ocak ayında Almanya’da Beck Yayınevi’nce yayınlanmıştır. Kitabın Türkçesi ise, Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından geçtiğimiz ay (Kasım 2007) yayımlanarak, kitapçı raflarındaki yerini aldı.