Ana sayfa 47. Sayı Stephen Jay Gould hakkında… Radikal biri olmak ne anlama gelir?

Stephen Jay Gould hakkında… Radikal biri olmak ne anlama gelir?

Kapak Dosyası

186
PAYLAŞ
Richard C. Lewontin

Richard Lewontin

Gould’un evrimin karmaşıklığı hakkındaki savlarının hiçbiri Darwin’i yıkmaz. Burada yeni paradigmalar yoktur, ama Darwin’in özgün tasarımına zenginlik katan, tam bir saygınlıktaki “normal bilim” vardır. Gould’un savları onun izaha yönelik radikal kuralını simgeler: her zaman temel biyolojik süreçlere dön ve seni nereye alıp götüreceğini gör. Gould’un en önemli özelliği bir “halk entelektüeli” olmasıydı. Hayatı boyu yaratılışçılığa ve biyolojik indirgemeciliğe karşı mücadele verdi.

Richard C. Lewontin / Richard Levins

Çev. Ebru Bayhan

Sunuş

Okuyacağınız makale, evrimsel biyoloji ve popüler bilim yazarlığının önde gelen kişiliklerinden, 2002’de akciğer kanserinden ölen Stephen Jay Gould hakkındadır. Makalenin yazarları da evrimsel biyolojinin önde gelen kişiliklerindendir ve bilim tarihinin sosyal açıdan derin biçimde kavrandığı Marksist geleneğe ait, biyolojik determinizme karşı cephede ödün vermeyen duruşlarıyla tanınmaktadırlar ve bu makalede Stephen Jay Gould’un evrimsel biyolojiye olan radikal ve önemli katkısını dile getirmektedirler. Yazarlar aynı zamanda popüler bilim yazarlığının doğasını açıklayarak, Gould’un bu alandaki genetik ve evrime ilişkin üstün nitelikli değerlendirmelerini de ortaya koymaktadırlar.

Yazarlar Richard Lewontin ve Richard Lewins, kırk yılı aşkın bir süredir meslektaş ve yoldaştır. The Dialectical Biologist (Diyalektikçi Biyolog, Harward Üniversitesi Basımı, 1987) ve Biology as Ideology: The Doctrine of DNA (İdeoloji Olarak Biyoloji: DNA Doktrini, Harper Collins, 1992) adlı kitapların yazarlarıdır. Lewontin, Harward Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde Araştırma Profesörüdür. Gould’la birlikte evrim konusunda ortak bir ders veriyorlardı. Lewins ise Harward Halk Sağlığı Okulu’nda İnsan Ekolojisi programının başkanıdır.

Makale Monthly Review’da Kasım 2002’de “Stephen Jay Gould-What Does It Mean To Be A Radical” adıyla yayınlanmıştır. Yazarların ve Monthly Review editörlüğünün izni ile Türkçeleştirilmiş ve Kebikeç dergisinin 2003 tarihli 16. sayısında yayınlanmıştır. Makaleyi yayınlamamıza izin veren Kebikeç dergisi yöneticilerine teşekkür ederiz. Arabaşlıklar Bilim ve Gelecek tarafından konulmuştur.

Bu yılın başında (2002), Stephen Gould hayatta kalma umudu bırakmayacak kadar hızla yayılan akciğer kanserine yakalandı. Altmış yaşında, 20 Mayıs 2002’de de öldü. Yirmi yıl önce, hepimizin tahmin ettiği üzere, muhtemelen amyanta maruz kalmanın yol açtığı mesotheliomadan ölmekten kurtulmuştu. Tedavisi tamamen yapılmış olmasına rağmen öleceğinin bilincini asla elden bırakmamıştı; öyle ki en azından arkadaşlarına, kaçınılmazı neredeyse neşeyle karşıladığı izlenimini veriyordu. Muhtemelen çevresel bir zehirden kaynaklanan bir kanserden kurtulup, bir diğerine yakalandı.

Steve Gould’un sosyo-entelektüel ye sosyo-politik yaşamı benzersiz değilse de sıradışıydı. Birincisi, bir evrimsel biyolog ve entelektüel uğraşının evrim sürecine dair görüşlerimiz üzerinde büyük etkisi olduğu bir bilim tarihçisiydi. İkincisi, meslekten olmayanlar için yazan en etkili ve tanınmış bilim açımlayıcısıydı. Üçüncüsü, sosyalizmi destekleyen tutarlı bir siyasal eylemciydi; sömürgeciliğin ve zulmün bütün biçimlerine de muhalifti. Bu bakımlardan ona en çok benzeyen sima, modern evrim genetiği kuramının kurucusu, meslekten olmayanlar için bilim üzerine yazan harika bir denemeci, nev’i şahsına münhasır bir Marksist ve bilimsel savların Parti öğretisinin izinden gitmesi talebine karşı çıkarak yolları Komünist Partiyle sonunda ayrılan Daily Worker’ın köşe yazarı, 1930’ların İngiliz biyologu, J. B. S. Haldane’di.

Steve Gould’un çalışmalarının altını çizen şey, tutarlı radikalizmidir. Radikal sözcüğü günlük kullanımda aşırı ile eşanlamlı hale gelmiştir: Monthly Review, Progressive’in okuyucularının nezdinde radikal bir dergidir; Steve Gould kafasındaki tümörler alındığında radikal bir operasyon geçirmişti; bir radikal de sol (ya da sağ) alanın dışında olan biridir. Oxford İngilizce Sözlük’de kısa bir gezinti bize radikal sözcüğünün kökeninin aslında kök sözcüğünün Latincesi, radix olduğunu anımsatır. Radikal olmak ise şeyleri köklerinden kalkarak düşünmek, birin karesine dönmek, bir kişinin eylemlerini ve fikirlerini ilk ilkelerden yola çıkarak inşa etmek suretiyle yeniden düzenlemeye çalışmaktır. Radikal olma dürtüsü “Bunu ben nasıl biliyorum?” ve “Neden ben diğerini değil de bu yönü izliyorum?” sorularını sorma dürtüsüdür. Steve Gould’un radikal dürtüsü vardı ve o nereye nüfuz ederse o da peşinden giderdi.

Gould’un episodik evrim kuramı

Öncelikle Steve biliminde bir radikaldi. Evrimsel biyolojiye en iyi bilinen katkısı meslektaşı Niles Eldridge ile birlikte geliştirdiği noktalanmış dengelenme kuramıdır. Evrim zaman boyunca organizmaların şeklindeki değişime ilişkin standart kuram, söz konusu değişimin eşit zaman aralıklarında olan az çok eşit değişimlerle sürekli, yavaş yavaş ve derece derece ortaya çıktığını söyler. Darwin’in 19. yüzyıl nesrinden neredeyse her anlam çıkarılabilmesine rağmen, Darwin’in görüşünün de bu olduğu düşünülebilir. Modern genetik, gelişimde, hayatta kalabilen her kalıtılabilir değişimin organizmada yalnızca küçük bir değişime neden olacağını, böyle mutasyonların uzun zaman sürelerinde adeta sabit oranda ortaya çıktığını, böyle küçük değişimler bakımından doğal seçilim gücünün de yine küçük boyutta olduğunu göstermiştir. İşte bütün bu olgular, türlerde uzun dönemler boyunca ortaya çıkan değişimlerin şöyle ya da böyle sabit ve yavaş olduğuna işaret eder.

Fosil kalıntıları incelendiğinde, bununla birlikte, gözlenen değişimlerin çok daha düzensiz olduğu görülür. Jeolojik zamanda birbirini izleyen fosiller arasında, onlar için aralarında olduğu varsayılan tedrici ara-formların varlığı bakımından pek kanıt oluşturmayan kesintili şekil değişimleri bulunur. Alışılmış açıklama, fosillerin nispeten nadir şeyler olduklarını ve bizim ancak organizmaların gerçek ilerleyişinin ara sıra beliren anlık görüntülerini gördüğümüzü söyler. Bu tamamen tutarlı bir kuramdır, ama Elridge ve Gould birin karesine döndüler ve doğal seçilimdeki değişim oranının gerçekte herkesin sandığı kadar sabit olup olmadığını sorguladılar. Genel durumdan çok daha fazla biçimde bütünlüklü bir zamansal kayıdın bulunduğu birkaç fosil serisini inceleyerek, şekil değişiminin çoğunun gerçekleştiği kısa dönemlerle kesintilenmiş uzun değişmezlik dönemlerine ilişkin kanıtlar buldular. Bu bulguyu evrimin düzensiz çalkantılarla gerçekleştiği bir kuram içinde genelleştirdiler ve pek çok evrimleşmenin çevrede büyük ölçekli ani değişimler ardından ortaya çıktığının da arasında bulunduğu birkaç olası açıklama biçimini sağladılar. Steve Gould yaşam tarihinde büyük düzensiz olayların önemine ilişkin vurgusunu daha da öteye taşıdı. Büyük kuyruklu yıldızlarla dünyanın çarpışmasından sonra türlerin kitle halinde aniden ortadan kalkmasına ve bunu izleyen canlı yaşamının hayatta kalan türlerin kısıtlı bir havuzundan tekrar ortaya çıkışına büyük önem atfetti. Steve’in episodik evrim kuramıyla Marks’ın tarihsel aşamalar kuramı arasında kimi açık bir bağlantı görme tahrikine direnç gösterilmelidir. Bağlantı çok daha derindir; onun radikalizminde yatmaktadır.

Seçici olduğu kadar rastlantısal da…

Gould’un bilimdeki radikalizminin diğer yüzü, evrimsel açıklamaya genel yaklaşımında biçimleniyordu. Yaşamın tarihiyle ve bugünkü coğrafîk ve ekolojik dağılımıyla ilgilenen biyologların çoğu, doğal seçilimin yaşayan ve yok olan organizmaların bütün özelliklerinin nedeni olduğunu ve biyologların görevinin, bu görev açıklamalar yapmayı gerektirdiğinde, bir türün belirli bir özelliğinin neden doğal seçilimle avantajlı hale getirildiğine dair makûl bir hikaye ortaya koymak olduğunu kabul eder. Eğer, İnsan türü maymunsu atasından evrimleşirken vücut kılının çoğunu yitirdiğinde, kaşlarında hâlâ buna sahip bulunuyorduysa o zaman kaşlar iyi şeyler olmalıdır. Steve’in bilimsel yazılarının büyük bir vurgusu, bu basitleştirilmiş Panglosyan uyarlamacılığını reddetmekti ve evrimsel değişimin nedenlerini araştırırken çeşitli sayıdaki temel biyolojik süreçlere geri dönmekti. O, evrimin seçici olduğu kadar rastlantısal olan güçlerin bir sonucu olduğunu ve karakteristiklerin başka özellikler adına seçilimin fiziksel yan-ürünleri olabileceğini öne sürüyordu. Aynı zamanda, evrimsel değişimin tarihsel bağlamını kuvvetle savunuyordu. Bir şey bir zaman bir nedenden ötürü seçilebilir, başka bir zaman tamamen başka bir nedenle seçilebilir ve böylece son ürün evrimsel hattın bütün tarihinin sonucudur ve mevcut durumdaki uyumsal önemi ile açıklanamaz. Bu nedenle örneğin, insanlar bizim olduğumuz gibidir çünkü kara omurgalıları pek çok yüzgeç biçimini dört kol haline indirgemiştir; memelilerin kalbi solda yatıyorken kuşların kalbi sağa yatık olmuştur, orta kulak kemikleri sürüngen atalarımızın çenesinin bir kısmıydı ve o çene tam da evrimsel tarihimizin can alıcı bir noktasında Doğu Afrika’da büzüşmüştü. İşte bu yüzden, zeki yaşam evrenin bir yerinden bizi ziyaret edecekse, onlardan cinsi hiyerarşiden muzdarip, bir insan şeklinde olmalarını ya da uzay gemilerinin güvertesinde bir kumanda masasına sahip olmalarını bekleyemeyiz.

İrlanda geyiğinin boynuzları

Gould bir organizmanın farklı parçaları arasındaki gelişimsel ilişkilerin önemini de vurguluyordu. Meşhur olmuş bir vaka, vücut büyüklüğüne oranı günümüz geyiğindekinden çok daha fazla olan devasa boynuzları bulunan oldukça iri ve soyu tükenmiş İrlanda geyiğiyle yaptığı çalışmasıydı. İcat edilen uyarlamacı hikaye, erkek geyiklerin dişileri elde etmek için yarıştıklarında boynuzlarını mücadelede kullandıklarından, erkek geyik boynuzlarının büyüklüklerini artırmak için daimi seçilim altında kaldıklarıydı. İrlanda geyiği maçoluğun bu biçiminin evrimini öyle bir noktaya götürmüş ve boynuzları öylesine hantallaşmıştı ki yaşamlarının normal idamesini gerçekleştirememekteydiler ve böylece yok olmuşlardı. Steve’in genelde geyik için ortaya koyduğu şey, daha büyük vücutlu türlerin, gelişim sırasında vücut büyüklüğü ve boynuz büyüklüğünün farklı büyüme hızlarının olması nedeniyle, oransal bir büyüklüğün gerektirdiğinden daha büyük boynuzlara sahip olduklarıdır. Aslında, İrlanda geyiğinin boynuzları, özel bir doğal seçilim hikayesine gerek kalmaksızın, tam bir biçimde gövde büyüklüğünden beklenen bir büyüklüktedir.

Gould’un evrimin karmaşıklığı hakkındaki savlarının hiçbiri Darwin’i yıkmaz. Burada yeni paradigmalar yoktur, ama Darwin’in özgün tasarımına zenginlik katan, tam bir saygınlıktaki “normal bilim” vardır. Gould’un savları onun izaha yönelik radikal kuralını simgeler: her zaman temel biyolojik süreçlere dön ve seni nereye alıp götüreceğini gör.

Halk entelektüeli

Steve Gould’un en büyük ünü bir biyolog olmasında değil, ama meslekten olmayan halka derslerinde, denemelerinde ve kitaplarında bilim açıklayıcısı olmasındaydı. Bilimsel bilgi ile sosyal eylem arasındaki ilişki sorunlu bir ilişkidir. Bilimsel bilgi küçük bir seçkince malik olunan ve anlaşılan ezoterik bir bilgidir, ancak bu bilginin özel ve kamu güçleri tarafından kullanımı ve kontrolünün hepimiz açısından büyük toplumsal sonuçları vardır. Hayati bilgi kişisel çıkarını güden birkaç kişinin elinde olduğu zaman ortada demokratik bir devlete benzeyen bir şeyin bile var olması nasıl mümkün olur? Verilen hazır cevap, başlıca bilim magazinciliği ve bilimcilerin popüler yazılarından ibaret bilim popülerleştirici araçların var olduğu ve bunların bilgilenmiş bir halk yarattığıdır. Fakat bu popülerleştirmenin kendisi, genellikle, seçkin programlarının şaşırtmaca ve baskı aracıdır.

Bilim magazincileri çift bir yetersizlikten muzdariptir: İlkin, ne kadar iyi eğitilmiş, zeki ve iyi güdülenmiş olurlarsa olsunlar sonunda bilim adamlarının söylediklerine güvenmeleri gerekir. Bir biyolog bile bir fizikçinin kuantum mekaniği hakkında söylediğine güvenmek durumundadır. Bilimsel haberlerin büyük kısmı bilimsel bir kurumca yapılan bir basın toplantısı ya da beyanatla başlar. “Blackleg Enstitüsü’ndeki bilim adamları bugün, tekrarlanan hareket zedelenmesine hassasiyete karşı bir genin keşfini ilan ettiler.” İkincisi, çalıştıkları medya tarafından bilim habercileri üzerine dramatik izahlar yazmaları konusunda büyük baskı uygulanmakladır. Her şeyin çok karmaşık olduğu, hiçbir tahminlemenin yapılamayacağı, sorunun doğruluğunu bulma yolunda ciddi deneysel zorlukların bulunduğu ve yanıtı da asla bilemeyeceğimiz mesajını veren bilimsel bir makaleye kıymetli köşe santimlerini tahsis edecek editör nerede? Üçüncüsü, bilimsel bilginin ezoterik doğası en bilgili magazinci ve okuyucu arasında bile neredeyse başa çıkılamayacak retorik engeller çıkarır. Meslekten olmayan okuyucuya erişilebilir biçimde şeffaf bir açıklamayı yapmanın yazarın soruna ilişkin olası en derin bilgisini gerektirdiği genellikle akla gelmez.

Bilimciler ve onların meslekten olmayan halk için kitaplar yazan biyograficileri, çoğunlukla entelektüel yaşam macerasını ve bilimlerinin harikalarını eleştirel-olmayan bir tarzda vurgulamakla ve çalışmalarının daha ileri propagandasını yapmakla meşguldürler. Stephen Hawking ve onun entelektüel girişkenliğiyle cezbedilemeyecek kadar katılaşmış yürek nerede? Maksat meslekten olmayan halkı bir yığın bilimsel bilgi hakkında basitçe bilgilendirmek olduğunda bile, anlama yetisinin fiili durumunun karmaşıklıkları öyle büyüktür ki basit ve çekici bir hikaye anlatmak baskısına karşı konulamaz.

Steve Gould bir istisnaydı. Natural History Magazine’deki aylık köşesinde yayımladığı, pek çoğu kitap formunda dolaşıma girmiş, bilimsel sorunlar üzerine olan üç yüz denemesi bilimsel bulgu ve sorunların doğru ve derinden açımlamasının bir bireşimiydi ve bunu yaparken ne okuyucularına tenezzül eden ne de bilimi aşırı basitleştiren bir teknik kullanmaktaydı. Düzyazısını beyzbola, koro müziğine ve kilise mimarisine göndermelerle canlı kılarak karmaşık gerçeği meslekten olmayan okuyucuların anlayabileceği bir biçimde anlatıyordu. Popüler bir kitle için yazmayı düşündüğümüzde popüler’le neyi kastettiğimiz hakkında elbette ki açık olmalıyız. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, halkımızın çoğu okuma yazma bilmezken “halk” için yazmakla neyi kastettiğimizi sordu. Kuzeyde okuma yazma bilmezlik resmi olarak azdır, ama Gould, konunun uzmanı olmasa bile, yüksek derecede eğitim görmüş, koro müziği ve kilise mimarisinin bilimsel fikirlerden daha anlamlı mecazlar sağladığı bir kitle için yazıyordu.

Steve’in değindiği konuların çoğu, evrimin süreçleri ve ürünlerinin karmaşıklığını ve çeşitliliğini tam olarak gösterme anlamını taşıyordu. Üzerine yazdığı sorunların muazzam çeşitliğine rağmen, alttan işleyen tek bir birleştirici tema vardı: yaşayan dünyanın karmaşıklığı mükemmel herhangi bir ilkenin tezahürü olarak ele alınamaz, ama her bir durum onun temelden incelenmesi ve pek çok maddi neden yollarından birinin gerçekleşmesi biçiminde anlaşılabilir.

Yaratılışçılığa ve sosyobiyolojiye karşı mücadele

Steve siyasal yaşamında soldaki genel hareketin yanındaydı. Vietnam Savaşı karşıtı harekette, Halk İçin Bilim’in ve New York Marksist Okulu’nun çalışmalarında etkindi. Kendini bir Marksist olarak tanımlıyordu, ama tıpkı Darwinizm’de olduğu gibi, söz konusu tanımlamanın neyi gösterdiği hiçbir zaman bütünüyle kesin değildir. Yıllar boyunca pek çok şeyde yakın yoldaşlığımızın olmasına rağmen, Marks’ın tarih ya da ekonomi politiği kuramı hakkında asla bir tartışma yapmadık. Daha önemlisi, bununla birlikte, Marksist bir görüş açısına sadakatini vurgulayarak, büyük ününün ve bir halk entelektüeli olarak kabul edilmiş olmanın verdiği avantajı kullanıp Marksist bir analizin geçerliliği hakkında geniş kitlelerin düşünmesini sağladı.

Güncel siyasal mücadeleler düzeyinde, en önemli etkinliklerinin çoğu, yaratılışçılığa karşı savaşta ve sosyobiyoloji ve ırkçılığı içeren biyolojik belirlenimciliğin meşruiyetini ortadan kaldırma kampanyasındaydı. Arkansas Eyalet Meclisinin önünde, evrimciler arasındaki farklılıkların ya da çözülmemiş evrimsel sorunların, yaşamı anlamada düzenleyici bir ilke olarak evrimin gösterilmesinin altını oymadığını savladı. Sosyobiyolojinin savaş, ırkçılık, cinsiyetlerin eşitsizliği ve girişimci kapitalizmin sürdürülmesini garanti eden evrimsel olarak türemiş ve sımsıkı tellenmiş bir insan doğasının varolduğu savına meydan okuyan özgün bildirinin yazarlarından biriydi. Kariyeri boyunca bu ideolojiye saldırmayı ve bunun genetik ve evrimsel temeli olduğu varsayımının yanlışlığını göstermeyi sürdürdü. Biyolojik belirlenimciliğin geçersiz kılınmasına en önemli katkısı, bununla birlikte, önde gelen bilimcilerin ırkçılığını ve sahtekarlığını ortaya döken yaygın biçimde okunan İnsanın Yanlış Değerlendirilmesi (The Mismeasure of Man) olmuştur. İşte burada Gould, bir kez daha birin karesine dönmenin değerini gösteriyordu.

İkinci Dünya Savaşı arifesinde Amerikan, İngiliz ve Avrupalı biyologlar, antropologlar ve psikologlarca ifade olunan bariz sınıfsal önyargıyı ve ırkçılığı basitçe göstermekle yetinmeyip, onların Kuzey Avrupalıların daha geniş beyinleri ve üstün zihinleri olduğuna ilişkin savlarını dayandırdıkları ana verileri gerçekten inceledi. Her durumda örnekler kasten yanlıydı, veriler saptırılmış, hatta uydurulmuştu ya da sonuçlar yanlış ifade edilmişti. Cyrill Burt’ün IQ üzerine ürettiği mütemadiyen hileli verileri Leo Karnin çoktan ortaya çıkarmıştı ancak bunun, normalde sağlıklı biçimde yürüyen çalışmalar içindeki tek bir patolojik durum olarak ayıklanması söz konusu olabilirdi. Steve Gould’un, bir dizi tanınmış araştırıcı tarafından yaygın biçimde yapılan veri icadına ilişkin ürettiği kanıtlar, Burt’ün yoldan sapan biri olmadığını aksine yaygın durumu ifade ettiğini açıkça gösteriyordu. İdeolojik etkinliğin bilimcilerin doğrultuları ve vardıkları sonuçlara bilinçsiz biçimde etkiyebileceği yaygın biçimde kabul edilir. Ama sosyal bir programın çıkarlarına alet edilen genelleşmiş kasıtlı hileye ne demeli? ”Nesnel” bilimin yapıldığı kurumlara bundan daha radikal bir saldırıyı kim tahayyül edebilirdi?

Bu andacı bildiren anlamıyla bir radikal olma, yalnızca başkalarının savları ve eylemlerinin temellerinin değil, kendimizinkilerinin de daimi sorgulamasını gerektirdiği için kolay değildir. Hiç kimse, Steve Gould dahi, mütemadiyen radikal olmakta muvaffak olmayı iddia edemezdi, fakat Rabbi Tarfon’un yazdığı gibi, “Başarılı olmakla yükümlü değiliz, ama mücadele etmeden duracak kadar da özgür değiliz.”