Ana sayfa 48. Sayı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in 5 ciltlik görkemli eseri ortaya seriyor: Bilimin merkezi...

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in 5 ciltlik görkemli eseri ortaya seriyor: Bilimin merkezi bir zamanlar Doğu’daydı

Yayın Dünyası

412
PAYLAŞ
Fuat Sezgin

Nalân Mahsereci

Ne yazık ki, tarihin alt dallarından biri olarak bilim tarihi yazımı da, asıl olarak, Batı’nın ideolojik damgasından kendini kurtaramamıştır.  Bu bakışa göre, uygarlığı mucizevi bir biçimde öncesiz şekilde “yoktan” yaratan Antik Yunan’dır. Arada geçen “bomboş” 1500- 2000 yıldan sonra, Karanlık Ortaçağ’ının ardından, Batı “kendi” kökeninde yatan Antik Yunan’ın mucizelerinin ayrımına vararak, Rönesans, Aydınlanma ve Bilimsel Devrim sürecini başlatır ve bugün kendisiyle özdeşleşen uygarlığı ve bilimi yaratır. Biraz kabalaştırdığımız bu anlayışa göre, insanlık tarihi Antik Yunan ve aradaki boşluktan sonra Rönesans ile başlayan Batı Uygarlığı sürecinden ibarettir.

Batı’nın dünya uygarlık tarihinin, insanlığın uzun tarihi boyunca yarattığı her kaynaktan beslenen geniş yatağını göz ardı etmesinin ve kendisine indirgemesinin çok net ideolojik nedenleri vardır. 16. yüzyıldan itibaren dünyayı sömürgeleştirme sürecini başlatan Batı, kendi üstünlüğünü diğer halklara kabul ettirebilmek için, bu eksik olduğu kadar çarpık tarih anlayışını da geliştirmiştir. Batı “uygar”, ötekiler “ilkeldir”. Böylelikle, ötekilerin topraklarına, hammaddelerine, zenginliklerine, emek birikimine el koymanın ideolojik gerekçesi de, günümüzde hâlâ geçerli bir neden sayıldığı gibi, tarihi boyunca “ilkel” kalmış olana “uygarlık” götürmek olmaktadır.

Gerçekte, 19. yüzyılda ortaya çıkan ve her geçen gün yeni bulgularla gelişen arkeoloji biliminin ulaştığı sonuçlardan da anlaşıldığı gibi, Antik Yunan Uygarlığı’nda (Ege Denizi’nin her iki yakasını da kapsadığı için, Antik Ege Uygarlığı demek daha doğru) Mezopotamya, Mısır ve Anadolu Uygarlıkları’nın büyük katkısı vardır. Antik Ege Uygarlığı’nın başarısı, bütün bu uygarlıklardan aldıklarını, ileri götüren bir sentez yaratmış olmasındadır.

Ortaçağ İslam dünyasının bilim ve kültürde öncülüğü

Öte yandan, Antik Ege ile Batı Rönesansı arasındaki yüzyıllarda da, insanlık boş oturmamıştır. MS 7. yüzyılla birlikte doğan ve sonraki yüzyıllarda dinamik bir biçimde gelişimini sürdüren İslam dünyasında, özellikle 8. yüzyıllarla 12. yüzyıllar arasında parlak bir bilim ve kültür çağı yaşanır. Bu çağlar boyunca Batı, Ortaçağ’ının karanlığındadır.

Özellikle Abbasi İmparatorluğu döneminde, politik bir hareket olarak coğrafi sınırlarını da muazzam geliştiren İslam dünyası, paralel bir büyüme sürecini kültür alanında da yaşar. Ünlü Antik Ege düşünürlerin eserleri, Bağdat ve Şam gibi merkezlerde toplanır, “bir kültür seferberliği biçiminde” hızla Arapça’ya çevrilir, yorumlanır, özgürce tartışılır. Bu yüzyıllarda, bu eserleri okuyarak, özümseyerek yetişen Ortaçağ İslam dünyası bilginleri, geometride, aritmetikte, diğer matematik dallarında, fizikte, mekanik bilimlerde, astronomide, tıpta ve siyaset biliminde, Antik Ege düşünürlerin katkılarını yorumlamanın yanı sıra, bu katkıları geliştirdikleri, kendi özgün tezlerini de ortaya koydukları eserler üretirler.

11.-12.  yüzyılda Türkler’in Müslümanlaşmasıyla birlikte yeni bir aşı gören İslam kültür çevresinde, daha sonraki yüzyıllarda dinamizm kaybolmaya başlar; politik olarak küçülmeye, kültürel durağanlaşma da eşlik eder.

Batı’nın İslam dünyası bilimini keşfi ve yeniden keşfi…

Bu kez “çeviri hareketi” ters yöne dönmüştür. Rönesans’ın tohumlarının kımıldamaya başladığı bu yüzyıllardan itibaren, Batılılar, İspanya, Sicilya-Güney İtalya ve Bizans-Osmanlı üzerinden edindikleri Arapça eserleri çevirmeye girişirler. İlginç olan, Batı’nın Antik Yunan düşünürlerinin eserlerini de Arapçalar’ı üzerinden keşfetmesidir. Ama aradan birkaç yüzyıl geçtikten sonra Batılılar, bilim tarihi çalışmalarını geliştirirken, bilime İslam dünyası katkısını göz ardı etmeye başlarlar. Taa ki, 19. yüzyıla dek…

18. yüzyılın sonu ve asıl olarak 19. yüzyılın başında, bir kısım Avrupalı düşünür ve bilim adamı, İslam kültür çevresinin bilimsel birikimiyle ilgilenmeye ve onun bilimlerin gelişimine katkısının değerini vermeye yönelirler. Bu çalışmaları yapanlar arasında bir Alman fizikçisinin adını burada anmak yerinde olacaktır. Eilhard Wiedemann (1852-1928), yaklaşık 50 yıl boyunca, İslam dünyasında doğa bilimleri ve özellikle fizikte yapılan çalışmaları Arap elyazmalarından incelemiş ve bunlarla ilgili 200’den fazla araştırma yayımlamıştır. Çevresinde topladığı bir grup öğrenciyi de, bu alanla ilgilenmeye yöneltmiştir. Wiedemann ve ekibinin çalışmaları, İslam kültür çevresinde Ortaçağ’da ulaşılan bilimsel düzeyi net bir biçimde gözler önüne serer. Wiedemann, Ortaçağ İslam dünyasında kullanılmış ve icat edilmiş bazı aletlerin prototiplerini de üretmiştir.

Wiedemann gibi bilim insanlarının çalışmalarını göz ardı edemez hale gelen Batılı bilim tarihi yazıcıları, İslam dünyasının bilime katkısını sadece bir köprü olmakla sınırlamaya çalışırlar. Onlara göre, İslam dünyasının rolü, Antik Yunan eserlerini Arapça’ya çevirerek, bir anlamda kaybolmaktan kurtarmak, daha sonra Batı’ya bu mirası (herhangi bir katkı yapmadan) devretmekten ibarettir.

Fuat Sezgin ve “İslam’da Bilim ve Teknik” eseri

Tam bu noktada, bu yazının yazılış sebebini gündeme getirelim. Türkiye Bilimler Akademisi, geçtiğimiz aylarda, Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla Prof. Dr. Fuat Sezgin’in 5 ciltlik boyutlu eserini Türkçe olarak yayımladı: İslam’da Bilim ve Teknik. 1960’lı yıllardan bu yana çalışmalarını Frankfurt Üniversitesi’nde sürdüren Prof. Dr. Fuat Sezgin, üniversite bünyesinde oluşturduğu Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’ne bağlı bir de müze kurmuştur. Bu müzede, 9.-16. yüzyıllar arasındaki dönemde, İslam coğrafyasında üretilen eserlerde betimlenen aletlerin yeni yapım örnekleri sergilenmektedir. Sezgin, bu müzede sergilenen eserleri tanıtmak amacıyla, kuramsal bir bağlam da oluşturduğu 5 ciltlik bir katalog yazmıştır. İşte, TÜBA tarafından basılan bu katalogdur. Bu eser, içeriği ve sorguladığı tezlerle, Batı odaklı bilim tarihi yazımını eleştirmekte, İslam kültür çevresinin Antik Yunan ve hatta Hint, Bizans ve İran’dan devraldığı mirası sadece korumakla yetinmeyip, onu eklediği özgün eserlerle ileri götürdüğü değerlendirmesini yapmaktadır.

5 ciltlik eserin 1. cildinde, eserin bütününe genel bir bakışla birlikte, İslam dünyası bilim tarihinin 7.-16. yüzyıllar arasında geniş bir özeti de yapılmaktadır. Daha sonraki bölümlerde, Ortaçağ İslam dünyası biliminin Avrupa’ya gidiş yolları ve Batı tarafından özümsenmesi süreci ele alınır. Son kısımda ise, İslam dünyasında duraklamanın ve yaratıcılığın son bulmasının nedenleri üzerinde durulur. Eserin bundan sonraki ciltleri, sırasıyla Astronomi, Coğrafya, Denizcilik, Saatler, Geometri, Optik, Tıp, Kimya, Mineraller ve Fosil Oluşumlar, Fizik ve Teknik, Mimari, Savaş Tekniği, Antik Objeler ve Orientleştirici Stilde Avrupa Camı ve Seramiği başlıklarıyla, bu alanlarda İslam dünyasında 7.-16. yüzyıllarda üretilmiş eserlerin, bunların yazarlarının ve bu eserlerde betimlenen aletlerin geniş tanıtımlarını verir.

Bugün, Ortaçağ doğu coğrafyasının bilime katkılarının Batılı tarih yazımında ne yadsınması, ne de savunulması süreci bütünüyle sona ermiştir. Bu mücadelede, Fuat Sezgin’in kurduğu müze ve yazdığı eserlerin, bize önemli bir araç sağladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yazıyı Fuat Sezgin’in Ortaçağ İslam dünyasında geliştirilen bilimsel aletlerin yeni yapımlarını, İstanbul’da kurulacak bir İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi için üreteceği müjdesiyle sonlandıralım.

Prof. Dr. Fuat Sezgin kimdir?

24 Ekim 1924’te doğdu. 1943-1951 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü’nde İslam Bilimleri ve oryantalist çalışmalar  alanında öncü bir yere sahip olan Alman oryantalist Hellmut Ritter’in (1892 – 1971) yanında öğrenim gördü. Hocasının, bilimlerin temelinin İslam bilimlerine dayandığını söylemesiyle bu alana yöneldi. 1954’de Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Buhari’nin Kaynakları adlı doktora tezini tamamladı. Bu teziyle, hadis kaynağı olarak İslam kültüründe önemli bir yere sahip olan Buhari’nin (810 – 870) bir araya getirdiği hadislerde bilinegeldiğinin aksine sözlü kaynaklara değil, İslam’ın erken dönemine, hatta 7. yüzyıla kadar geri giden yazılı kaynaklara dayandığı tezini ortaya attı. Bu tez Avrupa-merkezli oryantalist çevrelerde hâlâ tartışılmaktadır. 1954’de İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent oldu. Burada Zeki Velidi Togan ile çalıştı.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılan 147’likler diye bilinen akademisyenler arasındaydı. 1961’de Almanya’ya giden Fuat Sezgin, Frankfurt Üniversitesi’nde ilkin misafir doçent olarak dersler verdi. 1965’de aynı üniversitede profesör oldu. Oradaki bilimsel çalışmalarının ağırlık noktası Arap-İslam kültür çevresi, özellikle bilimler tarihi alanı olmuştur.

Henüz İstanbul’dayken başladığı 7.-14. yüzyıldan itibaren gelişen Arap-İslam Yazın Tarihi çalışmasına (Geschichte des arabischen Schrifttums) Almanya’da da devam etmiş, bu eser oryantalistik çalışmalar için kaynak eser haline gelmiştir. 13 ciltlik eserin ilk cildi 1967, son cildi ise 2000’de yayımlanmıştır. Eser, İslam’ın ilk döneminde uğraşılmış, dini ve tarihi edebiyattan, coğrafya ve haritacılığa kadar bütün ana ve yan bilim dallarını konu edinmektedir.

Prof. Sezgin Suudi Arabistan Kral Faysal Vakfı’nın İslami Bilimler Ödülü’nü 1978’de ilk alan kişidir. Bu ve başka desteklerle, 1982 yılında Frankfurt Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de buranın müzesini kurmuştur, hâlâ enstitü ve müzenin müdürlüğü görevini yürütmektedir. Müzede İslam kültür çevresinde Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin ve bilimsel araç ve gereçlerin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırılan modelleri sergilenmektedir. Sezgin’in müzede bulunan objeleri tanıtmak ve İslam kültür çevresindeki bilimsel gelişmeyi göstermek için hazırladığı Wissenschaft und Technik im Islam (İslam’da Bilim ve Teknik) isimli katalog, Almanca’da 2003’de yayımlamıştır. Burada geniş olarak tanıttığımız, geçen yıl Türkçe olarak basılan eserin, daha önce Fransızcası da yayımlanmıştır. Arapça ve İngilizcesi de yayımlanmak üzeredir.