Ana sayfa 61. Sayı Hachinski’nin hezeyanları

Hachinski’nin hezeyanları

Forum

123
PAYLAŞ

Candan Badem

Bilim ve Gelecek’in Kasım 2008 sayısında yer alan Vladimir Hachinski’nin Stalin hakkındaki yazısının bilimsellikten tamamen yoksun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Stalin’in Hitler gibi bir katille aynı kategoride değerlendirilmesini de ilerici bir dergiye yakıştıramıyorum. Esasen faşizm gibi bir olguyu da Hitler’in kişilik bozukluklarına indirgeme tehlikesi taşıyan bu tür çözümlemelere dikkatli yaklaşmak gerektiği kanısındayım. Ancak ben Stalin yazısı üzerinde durmak istiyorum.

Vladimir Hachinski Kanadalı tanınmış bir nörolog. Muhtemelen iyi bir doktor fakat yazısı tamamen Stalin’e düşman olan kişilerin uydurmalarına dayanıyor, dolayısıyla bilimsel değil. Nitekim bazı tıp doktorları veya doğa bilimciler iş sosyal bilimlere veya siyasete gelince ideolojik önyargıları nedeniyle saçmalayabiliyorlar. Hachinski de bunlardan biri. Ayrıca adından ve soyadından anlaşılacağı gibi Rusya veya Ukrayna kökenli. Belki de dedeleri Ekim devriminden kaçmış Rus karşı-devrimcileri veya Ukrayna milliyetçileri idiler. Bu durumda bizim doktor tamamen ailevi nedenlerle Sovyet rejimine ve Stalin’e düşmanca duygular besliyor olabilir. Kuşkusuz bu sadece bir varsayım ancak bence araştırmaya değer bir varsayım. Yazarı bir kenara bıraksak bile, her halükarda yazının bilimsel olabilmesi için Stalin’e biraz olsun tarafsız bakabilen kaynakları da kullanmış olması gerekirdi. Oysa aşağıda görüleceği gibi Hachinski hemen hepsi de Stalin’in veya sosyalizmin yeminli düşmanları olan kaynakları kullanmış.

Hachinski daha yazısının başında Stalin’in 23 milyon Sovyet yurttaşını “toplama kamplarında ve insan eli ile yaratılmış kıtlıkta” yok ettiğini iddia ediyor. Böylesine kesin rakam vermesine rağmen kaynak vermiyor. Neye dayanıyor bu rakam? Kim, nasıl hesaplamış? Kıtlığın insan eliyle yaratıldığının kanıtı nedir? Benzer kıtlıklar Rusya tarihinde hiç olmamış mı? 1991’den beri Yeltsin ve ardılları Stalin’i karalamak için arşivleri güvendikleri adamlara tarattılar, Stalin aleyhine bulabildikleri her belgeyi yayınladılar. Ayrıca seçim zamanlarında ellerindeki bütün medyadan her gün yüzlerce yalan uydurdular, tahrifat yaptılar. Hachinski’nin toplama kampları dediği hapishanelerin bütün istatistikleri de arşivlerden yayınlandı, oradaki rakamlara göre bırakalım ölenleri o kadar insan hapsedilmedi bile (1). Arşivlerden çıkan belgelere göre 1920’den yani iç savaştan çıkıldıktan sonra 1953’e yani Stalin’in ölümüne kadar geçen süre içinde SSCB’de siyasal sebeplerle idam edilenlerin toplam sayısı yaklaşık 800 bin kişidir. Hapishanelerde ölümlerin miktarı da en fazla bu kadardır ve doğal yoldan ölümlerdir. Doğrusu antikomünizmin körelttiği gözler basit matematiği ve sayı saymayı da unutuyorlar. Sovyetler Birliği faşizme karşı savaşta 25 milyon insan yitirdi (Almanya’nın kaybı ise yaklaşık 5 milyon). Bu da nüfus artış rakamlarına yansıdı. Eğer bu antikomünistlerin dediği gibi bir de 23 milyon insan daha doğal olmayan sebeplerden ölmüş olsaydı o zaman nüfus istatistiklerinde 25 milyonluk değil 48 milyonluk bir etki görülürdü. Oysa SSCB’nin nüfus artış grafiği bellidir. 23 milyon insanın ölümünün nüfus grafiğinde belli olmaması mümkün değildir. Nitekim 1920-1960 arası SSCB’deki yıllık ortalama nüfus artış oranı İngiltere, Fransa ve Almanya’dan daha yüksektir.

Yazarın Stalin’e atfettiği davranışlar için saydığı tanıklardan biri Antonov-Ovseyenko’dur. Bu şahsın babası idam edilmiş olduğu için Sovyet rejimine kin ve nefret doludur. Kesinlikle güvenilemez. İkinci kaynak CIA ajanı Robert Conquest’tir. Üçüncü kaynak Dmitriy Volkogonov diye babası halk düşmanı diye kurşuna dizilmiş, annesi sürgünde ölmüş olan yine hınç dolu bir Sovyet düşmanıdır. Yeltsin’in güvenerek arşive saldığı adamlarındandır (2).  Daha sonra Berejkov adındaki bir çevirmenin güya Stalin’in İgnataşvili adındaki aşçıbaşısını general yaptığı yalanını aktarıyor. Stalin’in özel aşçıbaşısı falan yoktu, sadece evinde temizlik yapıp yemek pişiren bir kadın vardı. Stalin’in Jukov’a gölgesinden korkarak yaşadığını söylediği de yalandır, Jukov’un anılarında böyle bir şey yoktur.  Tersine Jukov anılarında Stalin’in savaş boyunca başkomutanlık görevini layıkıyla yerine getirdiğini yazmıştır. Üstelik Jukov’un Stalin’e düşman olmak için bir sebebi bile vardır, savaş sonrasında bazı komutanların Almanya’dan usulsüz olarak getirilmiş çeşitli lüks eşyayı evlerinde sakladıkları iddiası üzerine Stalin onun evinin bile aranmasına izin vermiştir. Yine Stalin’in son yıllarında, karısı Siyonist çevrelerle ilişki kurmaktan dolayı hapse atılmış olan Molotov da isteseydi Stalin’e düşman olmak için sebebi var iken düşman olmamıştır (Bkz. Feliks Çuyev, Molotov Anlatıyor). Yine Stalin dönemi tarım bakanı İvan Benediktov da Stalin’den övgüyle söz etmiştir (Bkz. V. Litov, Stalin ve Hruşçov hakkında Benediktov ile Söyleşi). Benzer şekilde Stalin’i yakından tanımış olan onlarca insanın Stalin’den övgüyle söz eden onlarca tanıklığı ve anıları vardır. Bilimsel bir yaklaşımın bunları da dikkate alması gerekirdi.

Politbüro’nun Kirov’un Stalin’in yerine geçmesini istediği ve Stalin’in Kirov’u öldürttüğü de hiçbir dayanağı olmayan bir yalandır. Doktorlara güvenmeyip veterinerlik eğitimi almış baş muhafızlardan birinin tavsiye ettiği ilaçları aldığı da gülünç bir yalandır. Stalin’in resmi doktorları bellidir. Yazarın bir başka kaynağı olan Milovan Cilas da tanınmış bir dönek ve antikomünisttir. Yazıda doğru olan belki de tek cümle Stalin’in az içtiği ve Gürcü şarabını tercih ettiği hakkındadır.

Güya Stalin 1951’de Politbüro üyeleri Mikoyan ve Hruşçov önünde “Bittim. Hiç kimseye güvenmiyorum. Kendime bile..” demiş. Mikoyan ve Hruşçov iki yeminli Stalin düşmanıdır, Stalin hakkında söyledikleri hiçbir şeye güvenilemez. Hem Stalin niye böyle bir şey desin ki? O tarihte Stalin yurtta ve dünyada en itibarlı ve en popüler günlerini yaşıyordu.

Sonuç olarak Hachinski’nin yazısı baştan sona yalana ve dedikoduya dayanan antikomünist propagandanın hezeyanları ile süslüdür. Stalin elbette paranoyak değildi, ancak Hruşçov’un onun hakkında Şubat 1956’daki SBKP 20. Kongresi’nde uydurduğu alçakça yalanlara ve karalamalara bakınca Stalin’in böyle hainlerden kuşkulanmakta haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu? Gerçek şu ki Stalin bir diktatör değildi ve yetkileri sınırsız değildi. Hayatının son yıllarında parti içindeki Hruşçov gibi bürokratlara karşı Sovyet devletinin daha da demokratikleşmesi için bir mücadele verdi. Stalin partinin doğrudan devlet yönetiminden çekilmesini, onun yerine ideoloji ve propaganda ile uğraşmasını, seçimlerde parti dışı adayların da yarışmasını istiyordu. Bu amaçla genel sekreterlik görevinden de istifa etti, ancak MK kabul etmedi. Bu konuda Rus tarihçi Yuriy Jukov’un arşiv belgelerine dayanan iki kitabı (İnoy Stalin, Moskova: Vagrius, 2003 ve Stalin: Taynı Vlasti, Moskova: Vagrius, 2005) çok önemli bilgiler içeriyor. Rusça bilenlerin bu kitapları, İngilizce okuyabilenlerin de Grover Furr’ün şu yazılarını okumalarını tavsiye ederim: Grover Furr, “Stalin and the Struggle for Democratic Reform”, Part 1, http://eserver.org/clogic/2005/furr.html ve Part 2, http://eserver.org/clogic/2005/furr2.html.

DİPNOTLAR

1) Bu arşiv araştırmalarına örnek: Aleksandr Dugin, “Stalinizm: Legendı i faktı”, Slovo, sayı 7, 1990; Viktor Zemskov, “GULAG: İstoriko-sotsiologiçeskiy oçerk”, Sotsiologiçeskie issledovaniya, sayı 6-7, 1991. Benim yazım için bkz. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/4410.html.

2) Daha fazla bilgi için bkz. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/9030.html.