Ana sayfa 61. Sayı Nietzsche’ye göre ahlak ve din

Nietzsche’ye göre ahlak ve din

Forum

542
PAYLAŞ

Ezgi Yurdagül

Nietzsche için ahlak, insanın önüne devamlı kurallar ve yasaklar koyan bir olgudur. İnsan bu yasaklara ve kurallara uyarak içgüdülerini bastırır ve köreltir. Bu, insanın kendine yaptığı en büyük kötülüktür. İnsan, içgüdüleri köreldiği için her geçen gün başka fedakârlıklarda bulunur ve kendini riske atar. Devrimler, reformlar da hep bu fedakârlıkların ürünleridir. Nietzsche bu bağlamda Fransız devrimi, demokrasi ve İncil’e eserlerinde göndermeler yapar. Nietzsche’ye göre tarih devrimlerin ve reformların etkisiyle ilerlemiş ve mahvolmuştur. Bundan kurtulmanın yolu insanı kısıtlayan dini, hayattan sıyırmaktır.

Nietzsche’ye göre devamlı yasaklar getiren bir ahlak, aynı zamanda üst insanın önünde de bir engeldir. Çünkü üst insan kusursuzdur ve gerek yasaklar gerekse önyargılar bu kusursuzluğa gölge düşürür. Ahlakın kökeni dini kaygılar ve önyargılardır. Dinler çoğunlukla bir ahlak anlayışı oluşturmak hedefiyle kurulmuşlardır ve her dinin eleştiriye açık olmayan yönleri vardır ve bu da insanı sürüleştirir. İnsan; hayvan ve üst insan arasında kalan bir varlıktır ve insanın üstinsana geçebilmesi yani gerçek bir ilerleme göstermesi için de köklerini dinden alan ahlaktan sıyrılması zorunludur.

Nietzsche hayatı boyunca nihilizmle savaşmıştır. En basit anlamıyla nihilizm her şeyin anlam ve değerden yoksunlaşmasıdır. Nietzsche’ye göre nihilizm yüzünden idealizm çökmüş, korkular baş göstermiştir ve bunda en büyük pay dinlerindir. Dini ahlaka göre dini inanç olmaksızın ahlaklı olmak mümkün değildir. Oysa Nietzsche’ye göre insan doğal bir varlıktır. İnsanın ahlakı kadar ahlaksızlığı da doğaldır. Bu sebeple insanın önüne koyulan ahlaki ölçüler Nietzsche tarafından reddedilir. Yani Nietzsche’nin savaş açtığı şey dinin kendisi değil, dinin insanın doğasına aykırı kurallar koymasıdır. Nietzsche, Hıristiyanlığı insanın önüne böyle engeller koyan bir din olarak gördüğü için lanetler ve eserlerinde tanrı ve din kavramının içini boşaltmak için büyük çaba sarf eder.  Çünkü ancak böylelikle insanı geriye götürecek olan ahlak kavramının içi boşaltılabilecektir.

Nietzsche tanrı kavramından bahsederken çoğunlukla insanı nihilizme götüren tanrıları kastediyorsa da genellikle Hıristiyan inancındaki tanrıya atıfta bulunur. Ona göre bu tanrı insanı yeryüzüne acı çekmesi için yollamıştır. Emredicidir. Birçok buyruk ve yasağı vardır ve hayatı katlanabilir kılar. Nietzsche buna karşı çıkar. Çünkü ona göre, gerçekleşmeyecek vaatler veren din insanı sadece çileciliğe iter. Bu da insanın özgür doğasına aykırıdır.

Nietzsche Şen Bilim adlı eserinde tanrının öldüğünü söyler.

Nietzsche’ye göre adaletsizlik, çatışma ve acılar iyi bir tanrıya mal edilemez. Ancak dünyada büyük adaletsizlikler, çatışmalar ve acılar vardır. O halde mükemmellikten yoksun olan bu tanrının ölümü zorunludur. Aksi takdirde üstinsana ulaşmak mümkün olmayacaktır.

“O’nu biz öldürdük, sizlerle ben! O’nun katiliyiz hepimiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreyi silmemiz için bize bu süngeri kim verdi? Onu güneşin zincirlerinden kurtarırken ne yaptık biz yeryüzünde? Nereye gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne ve yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu duymuyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrı’yı gömen mezar kazıcılarının çığlığından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrı’nın çürümesinden başka bir koku duyuyor muyuz? Tanrı öldü! Tanrı öldü! O’nu öldüren biziz! Bütün katillerin katili olan biz, nasıl avunacağız?”

Karl Jaspers’e göre, Nietzsche “Tanrı öldü” derken, aslında Tanrı yok dememektedir. Tanrı’ya inanmıyorum da dememektedir. Aksine, Tanrı öldü demektedir. İleri görüşlü bir şekilde çağa ve kendi özüne bakarak, o anki gerçekliğin bir bulgusunu tespit ettiğini düşünmektedir.

Nietzsche’nin dine olan en büyük eleştirisi ahlak yönündendir. Nietzsche’nin dini etiğe bakışını özellikle Hıristiyanlıkta inceleyebiliriz. Nietzsche Hıristiyanlığa karşı büyük bir kin beslemektedir. Bunu şu sözlerle ifade eder:

“Hıristiyanlık, zayıf, adi, kötü yapılı olan her şeyin yanında oldu ve güçlü bir yaşamın aksini sağlayacak içgüdüleri idealleştirdi…”

“Hıristiyanlığı lanetliyorum! Hıristiyan kilisesinin karşısına, bir savcının şimdiye dek ortaya sürdüğü en büyük suçlamayı ifade ediyorum. Bana göre Hıristiyanlık, yozlaşmanın en uç biçimidir ve algılanabilecek nihaî bir yozlaşmanın istemine sahiptir!”

Nietzsche’ye göre Hıristiyanlık bilim düşmanıdır.

“Hıristiyanlık gibi gerçeklikle ilişkisi olmayan, gerçeklik gelir gelmez uzaklaşmak zorunda olan bir din, doğal olarak dünya hikmetinin, yani bilimin düşmanı olacaktır” (Deccal)

Ve kültür yıkıcısıdır: “Hıristiyanlık, eski kültürün mirasını bizden çaldı.”

Nietzsche Yahudiliğin de Hıristiyanlık gibi insanın önüne engeller koyan bir din olduğunu düşünüyordu. Nietzsche’nin Yahudi düşmanlığının ardında ona büyük aşk acıları çektirmiş olan Lou Salome’un Yahudi oluşunun da etkisi olabilir. Buna Nietzsche’nin kız kardeşi Elisabeth’in de bir Yahudi karşıtı olduğunu ekleyebiliriz.

Nietzsche’nin böylesine acımasızca eleştirdiği, içlerini boşaltmaya, köklerini çürütmeye çalıştığı dinlerin Nietzsche’ye bakışları da oldukça serttir. Nietzsche Hıristiyan ve Yahudi inancına göre adeta deccal ilan edilmiştir. Yani Mesih’in ikinci defa yeryüzüne gelmesinden önce yeryüzüne gelecek insanlığı kötülüğe ve imansızlığa yöneltecek kişi. Nietzsche’nin esas amacı da zaten budur; insanı imandan ve imanın getirdiği sözde iyilikten sıyırmak. Deccal adlı eserinde Nietzsche bu konudan uzun uzun söz etmiştir.

Peki, Nietzsche tüm dinleri ve tüm tanrı anlayışlarını reddeder mi? Nietzsche, tepkisinin tek başına tanrıya ve dine olmadığını Deccal’da belirtmiştir.

“Bizi farklı kılan şey, tarihte, doğada veya doğanın arkasında hiçbir tanrıyı tanımamamız değildir. Bizi farklı kılan tanrı diye hürmet edileni tanrıya benzer bulmamamızdır”

Nietzsche’ye göre de bir tanrı imajı vardır ve bu imaj en mükemmel, en kusursuz olandır. Bu kusursuz tanrı da insanı kötüye sevk etmez, ona yanıltmaz, içgüdülerini ve nefsini köreltmez.

Güç İstenci kitabının 1037. aforizması şöyledir: “Tanrı en yüksek kudrettir. Her şey ondan ortaya çıkar. Dünya ondan ortaya çıkar.”

Nietzsche, Sokrates öncesi Yunan kültürüne ve doğa filozoflarına büyük saygı duyar. Apollon ve Dionysos’a hayranlık besler. Çünkü bu iki tanrı insanın yaratıcı güçlerini ortaya çıkartıp biçimlendirir. Buradan da Nietzsche’nin karşı çıktığı şeyin temel anlamda din ya da tanrı olmadığını görürüz.

Ahlak genellikle dini emir ve prensiplerle karıştırılmış, dindar kişiler ahlaklı, dindar olmayanlarsa ahlaksız olarak adlandırılmışlardır. Nietzsche’nin bütünüyle reddettiği şey ahlakın dinle bir tutulmasıdır. Oysa laik toplumlarda durum böyle değildir. İnsanların ahlak seviyeleri dinden bağımsız olarak değerlendirilir. Laik toplumlarda bireysel ahlaki tercihler toplumsal ahlak düzeyiyle uyum içindedir.

Sonuç olarak Nietzsche’nin laik bir ahlak anlayışı benimsediğini bu sebeple içinde dogma barındıran dinlerin Nietzsche’yi, Nietzsche’nin de içinde dogma barındıran dinleri kendilerinden ittiklerini söyleyebiliriz.