Ana sayfa 62. Sayı Cemal Yıldırım’dan ne öğrendik?

Cemal Yıldırım’dan ne öğrendik?

147
PAYLAŞ

Ender Helvacıoğlu

Ben Cemal Yıldırım’ın gerçekte hiçbir zaman öğrencisi olmadım, ama ona “Sayın Hocam” diye hitap edebilirim. Çünkü Cemal Yıldırım, bizim kuşağın bilime az-çok ilgi duyanlarının bir şekilde öğretmeni olmuştur. Onun Bilim ve Teknik’teki yazıları, popüler bilim ve bilim-düşün tarihi kitapları, bizim gibi aç gençlerin yüreğine bilim ateşini düşürmüştür. Biz 40’ımızı, Cemal Yıldırım da 70’ini epey aştı; ama biliyorum Sevgili Hocamız yeni gençlere öğretmeye devam ediyor hâlâ.

Peki, biz Cemal Yıldırım’dan ne öğrendik? Archimedes, Galilei, Newton, Einstein, Curie gibi “bilimin öncüleri”nin düşsel ve imrendirici yaşamlarını mı? Bu büyük bilim insanlarının neler keşfettiklerini ve neler kurduklarını mı? Bunların fazla bir önemi yok, herhangi bir kitaptan da öğrenebilirsiniz; ezberleyebilirsiniz… Cemal Yıldırım’dan ne öğrendiğimi, yaşam deneyimim arttıkça daha iyi kavrıyorum.

İyi öğretmen esas olarak bilgi değil, yöntem verir; öğrenciyi “kaşif” yapar. Böyle öğretmenler çok az; günümüzün hâkim eğitim anlayışı da bu tarzı dışlıyor. Bu nedenle “Bilgi Çağı”ndayız belki ama, “Bilim Çağı”na giremedik henüz. İşte biz Cemal Yıldırım’dan bilimsel yöntemi öğrendik. Yöntem öğreten hocadır Cemal Yıldırım. Yarınki sınavda doğru şıkkı işaretlememiz için gerekli olan ama öbür gün unutacağımız bilgiyi değil, bilimsel bilgilere kendi emeğimizle ulaşmamızı sağlayacak yöntemi öğretti bize Cemal Hoca. Bize sadece Archimedes’i, Galilei’yi, Einstein’ı öğretmedi; bizi biraz da olsa bir Galilei, bir Einstein yaptı. Bu nedenle yaşamımız boyu “Sevgili öğretmenimiz”dir Cemal Hoca.

Bu kadarı Cemal Yıldırım’ı sadece iyi bir öğretmen yapar; ondan bir şeyler kaptıysak eğer, bizi de iyi bir öğrenci. Ama yıllar geçtikçe ve bilim yayıncılığı biçiminde de olsa bilim etkinliğinin içinde bulundukça, Cemal Hoca’dan daha fazla bir şey öğrendiğimi seziyorum ve kavrıyorum. Cemal Yıldırım bize, sadece bir yöntem değil, onun da üstüne bir “refleks” kazandırdı. Yöntem, bilgi kadar olmasa da, yine de dışardan edindiğiniz bir şey; ama refleks sizin kişiliğinizin bir parçası oluyor, deyim yerindeyse genomunuza giriyor.

Benim için Cemal Yıldırım adı, “bilimsel refleks”le eşdeğer. Bilim dışılığa, doğaüstülüğe, hurafeye, metafiziğe karşı ani bir tepki vermek… Gelin buna “Cemal Yıldırım refleksi” diyelim. Bu reflekse sahipseniz eğer, bilimi sadece öğrenip öğretmiyorsunuz, yaşıyorsunuz. İşte bunu kazandırdı bize Cemal Hoca; bize bir yaşam verdi, yaşamımızı değiştirdi. Bu nedenle sadece hocamız değil babamız da sayılır bizim.

 

***

 

Cemal Yıldırım, Türkiye Aydınlanma tarihinin köşe taşlarından biri. Mücadeleci ve tavizsiz bir bilim insanı. Fakat ilginçtir, hiçbir zaman bir “vitrin adamı” olmadı Cemal Yıldırım. En önde koşup çabuk yorulanlardan olmadı. Cemal Hoca bir 100 metreci değil, bir maraton koşucusu. Hâlâ koşuyor…

Ne zaman kafamız karışsa, ne zaman temel bir konuda sağlam bir tavır almamız gerekse, Cemal Yıldırım’a başvururuz. Onun dediği doğrudur, güveniriz. Hani Kızılderililerin kritik kararlar öncesinde danıştıkları “Oturan Boğa”ları, yani bilgeleri vardır ya, Cemal Hoca bizim için öyledir. Öğretmen (bilgi), bilimci (yöntem), bilge (refleks) basamaklarının en üstüne ulaşmıştır Cemal Yıldırım.

Ne mutlu bize! Bizler Cemal Hoca’nın öğrencileriyiz.

***

 

El öpmekten hiç hoşlanmadım. Cemal Yıldırım gibi insanlardan öğrendiğim bir tutum da bu. Rahmetli dedem, “El öpenlerden değil, el tutanlardan ol oğlum” demişti, hiç unutmam. Eli öpülesi bir insan değil Cemal Yıldırım, eli tutulası bir insan. Kul olunası bir insan değil, eş olunası bir insan…

Aydınlanmanın ve emeğin insanıdır Cemal Yıldırım.

Biz ondan bu refleksi öğrendik!

Sadece insan olmayı değil, insanlık olmayı öğrendik!

Çok teşekkür ederiz, Sayın Hocam… Umarım size layık oluruz…

 

(Kaynak: Cemal Yıldırım’a Armağan: Bir Us ve Bilim Savaşçısı, İmge Kitabevi, Haziran 2008, s.143-145)