Ana sayfa 65. Sayı Bilincin evrimi ve Nöral Darwincilik Bilincimizin ne kadar bilincindeyiz?

Bilincin evrimi ve Nöral Darwincilik Bilincimizin ne kadar bilincindeyiz?

Kapak Dosyası DNA'nın Sırları Aydınlanıyor

151
PAYLAŞ

Gerald Edelman

Sıcak bir ocağa dokununca parmaklarınızı hemen geri çekersiniz. Çünkü acının bilincine varmışsınızdır. Buradaki sorun şu: Parmağınızı geri çekmenize sebep olan şey bilinç değil. Burada bir dizi refleks işlemektedir. Bilinç, dersinizi almanızı sağlayan şeydir. Bir daha sıcak bir ocağa dokunmazsınız. Bilinç bir varlık değil, bir süreçtir. Hayvanlarda da bilinç var, ama insanlardaki daha üst düzeyde bir bilinç. Dahası, yapay bilinç oluşturma konusunda da adımlar atmaya başladık.

Gerald Edelman ile söyleşi

Çeviren: Deniz Gedizlioğlu

Sunuş

(Nobel ödüllü biyolog Gerald Edelman ile yapılan söyleşi, Discover dergisinin sitesinde 16 Ocak 2009 tarihinde yayınlandı. Dergi editörlerinden Susan Kruglinski tarafından gerçekleştirilen söyleşiyi arkadaşımız Deniz Gedizlioğlu Türkçeleştirdi. Başlığı, arabaşlıkları ve spotu biz koyduk.)

Bilimde en derin sorulardan bir tanesi, aynı zamanda en az somut olanıdır. Hisli olmak ne anlama gelir? İnsanın özü nedir? Tartışılan hususların ölçülmesi güçleştikçe çoğu araştırmacı duraksar, ancak Gerald Edelman tereddüt etmeksizin konunun tam içine dalıyor.

Bir fizikçi ve antikorların yapısını açıklığa kavuşturduğu için 1972 yılında Nobel ödülü almış bir hücre biyoloğu olan Edelman’ın şimdiki gözdesi insan bilincinin esrarı. Edelman’ın zihin kuramında, bilinç biyolojik bir olgu olarak ele alınıyor ve beynin doğal seçilime benzer bir süreçten geçerek geliştiği ileri sürülüyor. Nöronlar bebeklikte çoğalarak birbirleriyle bağ kurar, daha sonra deneyim ile kullanışlı olan ve olmayanlar birbirinden ayrılarak yetişkin beyni çevreyle uyumlu hâle gelir.

Edelman bu modeli ilk defa 1977 yılında, Zürih havaalanında beklerken zaman öldürmek için kâğıda dökmüş. O zamandan bu yana ise bu konuda tam sekiz kitap yazmış. (Bunlardan sonuncusu için bkz: Second Nature: Brain Science and Human Knowledge) Edelman San Diego’daki Scripps Araştırma Enstitüsü’nde nörobiyolojinin başı. Ayrıca La Jolla – California’daki Nörobilimler Enstitüsü’nün kurucusu ve yöneticisi.

Discover dergisi editörlerinden Susan Kruglinski ile gerçekleştirdiği söyleşide Edelman, daha önce girilmemiş bir bölgede derinlere inerek bilincin evrimini, hafızanın anlatım gücünü ve insan zihnini taklit eden bir yapay bilinç oluşturma hedefini açıklıyor.

 Bilinç asla tekrarlamaz

Bu yıl Türlerin Kökeni’nin 150. yılı kutlanıyor ve pek çok insan Charles Darwin’in fikirlerinin modern yorumlarını tartışıyor. Sizin de kendinize ait, “Nöral Darwincilik” dediğiniz bir yorumunuz var. Bu nedir?

Gerals Edelman

Pek çok bilişsel psikolog beyni bir bilgisayar gibi görür. Fakat her beyin, hem çevresinden hem de dünyayla ilişkisinden ötürü kesinlikle kendine özgüdür. Beynimiz kendi bireysel geçmişine bağlı olarak gelişir. Beynimizde olup bitenler ve yaşam boyunca süregelen bilinç asla tekrarlamaz; tek yumurta ikizlerinde dahi bu böyledir. Tüm evren tarihinde beynimiz tektir. Nöral Darwincilik ise bu engin çeşitliliği biyokimyadan tutun da davranışın anatomisine kadar her düzeyde incelemektedir.

Peki bu anlattıklarınız Darwin’in doğal seçilim ilkesiyle nasıl bağlanıyor?

Eğer muazzam bir hayvan nüfusu varsa ve her biri bir diğerinden farklıysa rekabet durumunda bazı farklılıklar diğerlerinden daha kullanışlı olacaktır. Bu farklılıklara sahip canlılar doğal seçilimde öne çıkacak ve genleri genel nüfus içinde daha yüksek bir orana sahip olacaktır. Benzer bir süreç beynimizde de yaşanır. Beyin embriyodan başlayarak biçimlenirken, beraber oluşan nöronlar birbirleriyle bağlantı kurar. Her birey için, beyin içinde nörondan nörona kurulan mikrobağlantılar, bu oluşumu tetikleyen çevresel faktörlere bağlıdır. Beynimizdeki sıra dışı çeşitlilik aslında çevremizdeki sıra dışı çeşitliliğe bir tepkidir. Rakamları düşündüğümüz zaman –tek bir kortekste en az 30 milyar nöron ve çok daha fazla bağlantı- en çok işe yarayan bağlantıları sürdürebilmek için seçici bir sistem kullanmamız gerekir. Bağlantıların ya da sinapsların gücü deneyime bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Değişken hayvanlardan ziyade, beyinde değişken mikrodevreler vardır.

Dolayısıyla, az önce söylediğimi tekrarlıyorum: Beynimizde olup bitenler ve yaşam boyunca süregelen bilinç asla tekrarlamaz.

Bilinç nedir ve nasıl bir evrimsel avantaj sağlar?

Bunun bilinçle ilgisini konuşmadan önce, bilinci nasıl tanımladığınızı öğrenmek istiyorum. Bilim insanları bu konuda uzlaşmakta güçlük çekiyorlar.

William James, büyük bir psikolog ve filozof olarak, bilincin şu özelliklerini tanımlamıştır: Sürekli bir süreçtir ve farkındalık içerir. Derin, rüyasız bir uykuya daldığınızda kaybettiğiniz ve uyandığınızda geri kazandığınız bir şeydir. Son olarak, bilinç dikkat yoluyla değişime uğrar, yani tüketici bir süreç değildir. Bazıları bilinç halinin nitelikli olarak hissedilmesinden söz ederler (Ç.N: Bilincin bu vasıflı olma durumu “qualia” terimiyle tanımlanır). Bir yarasa olmak nasıl bir histir? Ya da siz ya da ben olmak nasıl bir şeydir? İnsanların bitmez şekilde üzerinde tartıştıkları soru budur: “Süngere benzeyen bir dizi nöron ile kendin olarak dünyayı deneyimleme süreci nasıl algılanabilir?”

Bilincin evrimsel avantajı nedir?

Evrimsel avantajı oldukça açıktır. Bilinç size planlama kapasitesi sağlar. Dişi bir aslanın bir antilopa saldırmak üzere olduğunu düşünelim. Aslan çömelip avını görür. Avının büyüklüğü ve hızına dair zihninde bir görüntü oluşturur ve bu sırada elbette üzerine atlamayı planlamaktadır. Bir de elimde iki hayvan olduğunu düşünelim. Bir tanesi bilinç dediğimiz şeye sahipken, diğeri yalnızca işaretleri almaktadır. Sözgelimi, gün batmak üzeredir, birden rüzgâr değişir ve ortaya bir kaplanın otlar arasında ilerlerken çıkardığına benzer bir ses çıkar. Bilinci olan hayvan deliler gibi koşarken diğeri bir şey yapmaz. Bilin bakalım neden? Çünkü bilinci olan hayvan zihninde kaplanın görüntüsünü oluşturmuştur. Alternatif görüntüleri değerlendirme kapasitesi kesinlikle evrimsel açıdan bir avantajdır.

Bilincin bilincine varmak

Şahsen, nörobilimciler aslan ya da köpek gibi bir hayvanın bilinci olup olmadığını sorguladıklarında daima buna şaşırmışımdır.

Köpeklerin bilince sahip olduklarının her türlü dolaylı belirtisi mevcuttur. Anatomileri ve sinir sistemlerindeki düzen bizimkine çok benzer. Onlar da uyurken, REM uykusu sırasında göz kapakları titrer. Yani bilinçleri var gibi hareket etmektedirler, değil mi? Fakat iki tür bilinçli olma hâli vardır; hayvanlardaki ise benim birincil bilinç dediğim şeydir. Bu, saniyelerle ölçülecek bir zaman diliminin -ben buna “hatırlanabilen şimdiki zaman” diyorum- bütünlüklü şekilde deneyimlenmesidir. Siz de şu anda birincil bilinç hâlindeyseniz, kalçanız oturduğunuz koltuğu hisseder, sesimi duyar ve havanın kokusunu alırsınız. Ancak bilincinizin bilincine varamaz, geçmişi anlatamaz, geleceğe dair planlar yapamazsınız.

Bu birincil bilinç dediğiniz şey, insanları tanımlayan kendinin bilincinde olmaktan nasıl ayrılır?

İnsanlar bilinçli olmanın bilincindedirler. Anılarımızın, bir dil gibi, kendi içinde bir dizilimi ve anlamı vardır. Gerçek bir dile sahip tek tür insanlardır ve sahip olduğumuz bu yüksek bilinç düzeyi en üstün biçimdedir. Bir köpeği tekmelerseniz, köpek sizi bir dahaki görüşünde ya ısırır ya da sizden kaçar, fakat aradaki sürede sizden intikamını almak için planlar kurmaz, değil mi? Uzun süreli hafızası vardır, sizi hatırlayıp kaçabilir, fakat arada “Kruglinski’yi nasıl yenerim?” diye düşünmez. Çünkü ona anlatımsal imkanı tanıyacak dilin olanaklarından yoksundur. Sizin bilinciniz gibi bir bilince sahip değildir.

Bilinç, bir süreçtir

Peki bilincin bu değişik seviyeleri nasıl evrildi?

Yaklaşık 250 milyon yıl önce, sürüngenler kuşlar ve memelilerin evrilmesinin yolunu açtı. Muhtemelen, hayvanların bazılarında, nöronlardan oluşan, sinir sistemindeki algısal kategorizasyonu düzenleyen ve hafızanın korunduğu kısımların etkileşime geçmesini sağlayan bir yapı ortaya çıktı. Bu noktada “qualia” dediğimiz olgu gelişerek, hayvanlar çevrelerine dair bir dizi ayrım yapabilir hâle geldiler. Yani, algıladıklarıyla zihinlerinde bir görüntü oluşturup bunu geçmiş anılarına bağlayabilmeye başladılar. Birincil bilinç böylece devreye girmiş oldu. Fakat bu, anlatım gücünü beraberinde getirmiyordu. Uzun süreli hafıza hayvanın davranışını etkilemesine rağmen, hayvan bu hafızayı kullanarak geçmişe dair bir öykü anlatamıyordu. Bundan çok daha sonra, insan evriminde yeni bir olay meydana geldi. Başka nöral bağlantılar kavramsal sistemi etkileyerek bizim anladığımız manada dilin oluşumuna ve yüksek düzeydeki bilincin ortaya çıkışına neden oldu. Birincil bilincin beraberinde getirdiği hatırlanabilen şimdiki zamandan böylece kurtularak, her tür görüntü, hayal ve anlatıma sahip olmuş olduk.

Öyleyse algıdan parçalar çıkarırsak bu bilincin kavramsal özelliklerini de çıkaracağımız anlamına gelmiyor.

Belki biraz fazla basitçe olacak fakat size bunu tam olarak şöyle açıklayacağım: Korteksinizden parçalar çıkarırsam, sözgelimi korteksin görsel kısmını, kör olursunuz; fakat bilinciniz yerinde durur. Ya da işitsel korteksinizi beyninizden ayırırsam artık duyamazsınız fakat bilinciniz hâlâ oradadır.

Bu durumda bilinç yine de beyinde duruyor. Peki, bilinci ya da “qualia”yı korurken insan duyusunda kaybedebileceklerimizin bir sınırı yok mu?

Elbette bilincin içeriğinin büyük kısmından korteks sorumludur. Dolayısıyla korteksten çok büyük bir kısım çıkarılırsa sonunda bilincin yerinde kalıp kalmadığının tartışmalı olacağı bir noktaya gelinecektir.

Örneğin bazıları, hidranansefali denilen bozukluktan dolayı korteksleri yeterince gelişmemiş olarak doğan bebeklerin orta beyinleri olduğu için bilince sahip olduklarını savunurlar. Fakat bu pek olası gözükmüyor, zira beyinde korteks ve sinir uçları arasında özel bir etkileşim vardır. Fındık büyüklüğündeki bu sistem koku dışındaki tüm duyuları saptayarak kortekse aktarır. Eğer bu sistemin belli kısımları imha edilirse bitkisel hayata geçersiniz ve bilinciniz olmaz. Fakat bu, bilincin bu sinir uçlarında korunduğu anlamına gelmiyor.

Bir başka örnek vereyim: Sıcak bir ocağa dokununca parmaklarınızı hemen geri çekersiniz. Çünkü acının bilincine varmışsınızdır, değil mi? Buradaki sorun şu: Kimse parmağınızı geri çekmenize sebep olan şeyin bilinç olduğunu söylemiyor. Burada bir dizi refleks işlemektedir. Bilinç ise dersinizi almanızı sağlayan şeydir. Bir daha sıcak bir ocağa dokunmazsınız. William James’in belirttiği gibi, bilinç bir varlık değil bir süreçtir.

Yapay bilinç nasıl bir şey olurdu?

Yapay olarak bilinç yaratılabilir mi?

Bir gün insan yapımı bir bilinç oluşturulacağına inanıyorum. Fakat bunun belli bazı gerekleri var. Örneğin, bu bilinci taşıyan yapının kendince de olsa bir dil kullanarak geri bildirim yapabilmesi şarttır, ki araştırmacılar üzerinde bir takım testler yapabilsin. Bu arada neyin test edildiğinin bu yapıya açıklanmaması ve sürekli farklı testler uygulanması gerekir. Eğer değişen bu testlerin her biri için farklı tepki alabilirlerse araştırmacılar yapının gerçekten bilinçli olduğundan gayet emin olabilirler.

Bu tür bir yapının bilinci hangi düzeyde olacaktır? Sözgelimi bir fareninkine eşdeğer seviyede bilinci olan bir yapı üretmek mümkün müdür?

Bir canlı türü ile karşılaştırma yapmaktan kaçınıyorum, çünkü konunun paradoksal kısmı da budur: Bizim makinemiz canlı olmayacak.

Evet ama canlı olmak burada ne anlama geliyor?

Canlı olmak, nasıl söylesem, DNA’nın doğal bir seçilim ile kendini kopyalaması sürecidir. Sözünü ettiğim bilinçli yapıyı üretebilsek bile canlı olmayacaktır. Bunun bazı insanları dehşete düşürmesi muhtemeldir. Canlı olmayan bir şeyin içinde nasıl bilinç olabilir ki? Düalistler de bilinci, bilimin sınırları içinde anlaşılamayacak, maddesel olmayan, özel bir vasıtaya -yani ruha atfederler.

Şöyle diyen insanlar çıkabilir: “O şeye bilinç kazandırmak yalnızca dünyada çekilen acı miktarını artıracaktır.” Bu insanlar bizi diğerlerinden ayıran ya da inanç ve değerlerimizin olmasını sağlayan şeyin bilinç olduğunu düşünmektedirler. Fakat bizim oluşturacağımız makinenin beyin veya vücudunun insan olmadığını kendimize hatırlatmamız gerek. Bu şeyin kendine has bir bedeni ve beyni olacağı için bizden oldukça farklı olacaktır.

Bilinçli makineyi sentetik bir biyolojik sistemle birleştirebilseydiniz, aynı zamanda canlı olan yapay bir bilinç elde edebilir miydiniz?

Kim bilir? Oldukça makul görünüyor. Gelecekte nörobilimciler bilinç ve mekanizmasına dair çok daha fazlasına vakıf olduklarında, neden bunun taklidini yapmayalım ki? Söylediğiniz gerçekleşirse bu, insan türünün zihinsel tarihinde önemli bir dönemeç olacaktır.

Bilinci olan bir insan yapısının, bir canlı kadar değer taşıyacağına inanıyor musunuz?

Umarım öyle olur. Sonuçta canlı olmasa da bilinci olacak. Eğer bilinçli bir makineye sahip olsaydım, canlı olmasa bile fişini çekmek konusunda kendimi kötü hissederdim. Ama tabi bu kişisel bir bakış.

Beyin bir mantık aracı değil, şekil tanımlama yapısıdır

Yapay bilinç olasılığını öne sürerek insan beynini bilgisayar ile mi kıyaslıyorsunuz?

Hayır. Dünya öngörülemez bir yerdir, dolayısıyla bilgisayarın üzerine kurulu olduğu, kesinliklerden oluşan bir işlemler süreci değildir. Beyniniz aldığı sinyalleri nasıl dönüştüreceği konusunda yaratıcı olmak zorundadır. Bilgisayarlar bunu yapmaz. İnsan beyni sadece söz dizimine hâkim değildir, aynı zamanda sembolik referanslar kurabilir. Bilgisayarda olduğu gibi sadece bir şeyleri düzenlemekle kalmaz, aynı zamanda istendiğinde bu şeylerin anlamlarını da düzenler.

İtalya’da Milan Üniversitesi’nde Edoardo Bisiach adında, anosognozi olarak bilinen nöropsikolojik hastalık konusunda uzman bir nörolog görev yapmaktadır. Anosognazisi olan hastaların sıklıkla sağ tarafta, paryetal kortekslerinde felç görülür. Bu hastalar “hemineglect” denilen durumdan ötürü etraflarındakilerin sol tarafını fark edemez ve bu durumun da ayırdına varamazlar. Yüzlerinin tek tarafını tıraş eder veya bir evi resmederken sadece sağ kısmını çizerler vb. Hastanın zekâsında bir gerileme yoktur ve düzgün biçimde konuşabilir. Bisiach bir hastasına şöyle talimat verir: “Burada iki küp var. Birini senin, diğerini kendi sol elime koyacağım. Sen de benim yaptığımı tekrar edeceksin.” Sonra da dediğini yapar.

Hasta: “Tamam doktor bey, yaptım.”

Bisiach: “Hayır yapmadın.”

Hasta: “Yaptım işte.”

Bunun üzerine Bisiach hastanın sol elini sağ taraftan görebileceği bir noktaya getirir ve sorar: “Bu kimin eli?”

Hasta: “Sizin eliniz.”

Bisicah: “Ama benim üç elim olamaz.”

Hasta gayet sakin bir şekilde şöyle söyler: “Doktor bey, bana makul görünüyor. Eğer üç eliniz var gibi duruyorsa üç eliniz olması gerek.” Bu anekdottan da anlaşılacağı gibi, beyin aslında bir mantık aracı değil, şekil tanımlama yapısıdır. Net olmayan durumlarda ise bunu boşlukları tamamlayarak yapar.

Beyin temelli aletler

Nörobilimler Enstitüsü’ndeki araştırmalarınızda bilinçli makineler üretmekle ilgili ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Beyin temelli aletler (BBD: Brain-based device) dediğimiz yapılar oluşturuyoruz. Bu yapılar beynin nasıl işlediğini anlamada ve beynin modellenmesinde gittikçe daha kullanışlı hale gelecek. Ayrıca gerçek anlamda zekaya sahip makinelerin tasarımı için de bir başlangıç olabilir.

Beyin temelli alet tam olarak nedir?

Bir robota benziyor, aşağı yukarı R2-D2 gibi. Fakat bir robot değil, çünkü yapay zeka kullanan bir mantık programıyla işlemiyor. Bir omurgalı ya da memeli beyninden modellenmiş yapay bir beyinle çalışıyor. Gerçek bir beyinden farkı, bir bilgisayarda simule edilmesinin dışında, nöronların sayısında yatıyor. Tek bir insan beynindeki 30 milyar nöron ve bunların arasındaki milyarlar ve milyarlarca bağlantıyla karşılaştırıldığında, en karmaşık BBD hali hazırda bir milyondan az nörona ve ancak 10 milyon civarında sinapsa (sinir uyarılarının bir nörondan ötekine aktarıldığı boşluk) sahiptir.

Beyin temelli aletimiz örneğin bir topu alıp karşısındaki insana geri atmayı öğrendi. Yani yalnızca işlem yapmıyor.

BBD’ler hakkında esas ilgi çekici olan şey, gerçek dünyaya adapte olup örnekler toplamalarıdır. Gözün işlevini görecek kameraları var. Kulak yerine onlara mikrofon takıyoruz. Tat iletkenliği için yine bir eklentileri bulunuyor. Böylece sizin diliniz, gözleriniz ve kulaklarınızla yaptığınız gibi beyne veri girişi yapabiliyorlar. Hatta “Darwin 7” adındaki BBD’miz koşullanabiliyor. Bir takım kalıpları alıp “tadabiliyor”. Bu kalıplar tadı iyi olanlar ve kötü olanlar olarak tanımlanabilir. Tadı kötü olan kalıpların üzerlerinde şerit yerine damla şekilleri var. Bu sayede Darwin 7, damla şekilli kalıpları alıp tatmaktan kaçınıyor. Bunu yapmayı tamamen kendi başına öğrendi.

Bu tür bir makine, bilinen yapay zeka programıyla kontrol edilen bir robottan neden daha iyi olsun?

Yapay zeka programı algoritmiktir: Koşullu bir dizi talimat yazarsınız ve böylece ne tür sorunlar çıkabileceğini az çok tahmin edersiniz. Yapay zekaya sahip futbolcu robotların hata yapmasının nedeni saha üzerinde yaşanabilecek her senaryoyu öngörememenizdir. BBD’lerde ise işlemler yazmak yerine örnek oluşturmak için oyunu oynayıp öğrenmelerine müsaade ederiz, tıpkı bir köpeğe numaralar öğretmek gibi.

Bir defasında böyle bir beyni bir Segway taşıyıcısına entegre ettik ve yapay zeka temelli Segway’lerle çalışan Carnegie Mellon Üniversitesi’yle bir futbol maçı yaptık. Beş maçın beşinde de biz kazandık. Bu da bizim aletimizin topu alıp tanıdık insana fırlatmayı, takım arkadaşlarının rengini ve bu gibi şeyleri öğrenmesi sayesinde oldu. Sadece işlemler yapan bir alet ile bu mümkün olamazdı.

Yaptığınızı tam olarak kavramak doğrusu zor. Sizin beyin temelli aletlerinizde nörona karşılık gelen şey ne?

Biyolojik bir nöronun, dendrit denilen, hücrenin merkezindeki bir kısımdan ayrılmış dallar ve uzun tek bir yol olan aksondan oluşan karmaşık bir şekli vardır. Bir nöronu uyardığınızda sodyum, potasyum ve klorid gibi iyonlar ileri veya geri hareket ederek aksiyon potansiyeli oluştururlar. Aksiyon potansiyeli nöronun içinde akson boyunca ilerleyerek sinapsa ulaşır. Sinapsta nöron tarafından sinir ileticileri (nörotransmitter) salgılanır. İleticiler bir sonraki nörona yönelir, burada tekrar ateşlenir ve böylece süreç devam eder. BBD’lerde biz bu sistemi simule etmek için bilgisayar kullanıyoruz. Gerçek bir nöronun yaptığı her şeyi bilgisayardaki tanımlar serisi ile taklit ediyoruz. Bir dizi basit eşitlik ile nöronun ateşlemesini o kadar iyi tanımlıyoruz ki, bir uzman bile bizim yaptığımız simulasyon ile gerçeği arasındaki farkı anlayamaz.

Bütün bu simulasyonlar ve eşitlikler kulağa şimdiye kadar başarı gösterememiş yapay zeka fikirlerine oldukça benzer gibi geliyor. Sizin yapay bilinç kavramınız bundan nasıl farklılık gösteriyor?

Beyin bir bilgisayarda simule edilebilir, fakat BBD’yi gerçek dünyayla karşı karşıya getirdiğimizde bildiğimiz o eski sorun karşımıza çıkar: Girdiler muğlak ve karmaşıktır. Öyleyse BBD’nin tepki vermesinin en iyi yolu nedir? Nöral Darwincilik bu sorunun nasıl çözüleceğine açıklık getiriyor. BBD’nin yaptığı herhangi bir şey esnasında oluşan, simule edilmiş nöronlar arası bağlantıların hepsini bilgisayardan takip edebiliyoruz. Her hareketten 200 milisaniye sonra, neler ateşlendi, hangi bağlantılar kuruldu, hepsine bakıyoruz. Tabi ki gerçek bir beyin üzerinde çalışmıyoruz, fakat böylece gerçek beyni anlamak için çok önemli ipuçları elde etmiş oluyoruz.

Peki laboratuvarınızdan çıkacak, bilince sahip ilk makineyi ne zaman göreceğiz?

Eugene Izhikevitch (Nörobilim Enstitüsü’nden bir matematikçi) ile birlikte bir milyon simule nörona ve neredeyse yarım milyar sinapsa sahip, sinapsları bir kedinin beynine eşdeğer bir anatomiyle bağlı bir model yaptık. Memnuniyetle gözlemlediğimiz üzere, modelin içsel aktivitesi mevcut. Şu ana dek BBD’ler yalnızca dış dünyayla karşı karşıya getirildiklerinde ve girdi sinyali gördüklerinde aktivite sergiliyorlardı. Sinyaller arasında ise adeta karanlığa düşüyorlardı. Bu son yaptığımız modelde ise nöronlar sürekli kendi başlarına ateşleniyorlar. İkincisi, tıpkı bildiğimiz korteks gibi beta ve gama dalgalarına sahip. Üçüncüsü ise, dinlenme durumuna geçebiliyor. Yani, uyarılmadığı zaman, bilim insanlarının o an hiçbir şey düşünmeyen insanlarda olduğunu tespit ettiği gibi, nöronlar ileri geri geziniyor.

Başka bir deyişle, aletimiz bilinçli bir yapı üretme fikri için gerekli olan, çok hoş bir takım özelliklere sahip. Kalıcı aktivite yeteneği var, yani kendi kendiyle konuşabiliyor. Bilinç adına bu çok önemli bir olgu.