Ana sayfa 65. Sayı Darwin’in ünlü keşif gezisinin öyküsü Beagle’la Evrim Kuramı’na yolculuk…

Darwin’in ünlü keşif gezisinin öyküsü Beagle’la Evrim Kuramı’na yolculuk…

288
PAYLAŞ

Prof. Dr. Mehmet Sakınç

Genç Charles Darwin, Beagle gemisiyle 5 yıl süreyle dünyayı dolaşır. İngiltere’den başlayan yolculuk, Güney Amerika’nın doğu ve batı kıyılarına, çevresindeki adalara, ardından Pasifik Okyanusu’na, ünlü Galapagos Adaları’na, Yeni Zelanda’ya, Avustralya’ya, oradan Afrika kıyılarına uzanır. Beagle, bu muhteşem araştırma gezisine başladıktan 4 yıl 9 ay 5 gün sonra İngiltere’ye geri döner. Beraberinde Darwin, koleksiyonları, notları ve yeni düşünceler vardır. Darwin çekine çekine fikir yürütmektedir: “Türler değişiyor!” Galilei’nin “Dünya dönüyor!”undan sonra bilimsel devrimin ikinci atılımı kapıdadır.

Prof. Dr. Mehmet Sakınç

İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü

200 yıl önce 12 Şubat 1809’da insanın eleştirel düşünebilmesini sağlayacak atılımların öncülerinden, görüşleri ve hipotezleri ile halen de tartışılan bir kişi dünyaya merhaba diyecektir. Bu Charles Robert Darwin’dir.

Çocukluk yılları kırlarda doğa ile iç içe bitkilere ve küçük böceklere ilgi ile geçer. Gelecekte papaz olmayı düşünmektedir. Ailesinin ısrarı ile doktor olmayı zor da olsa kabul eder, ama ameliyatlarda gördükleri onu bu meslekten soğutur. O, kırlarda kelebekler, kuşlar, böcekler, bitkiler, taşlar, fosiller ile uğraşmalı, koleksiyonlarını yapmalı, onları düşünmelidir.

Üniversitedeki eğitimi sırasında hocası botanikçi (bitki bilimci) ve jeolog Profesör John Stevens Henslow ile çok yakındır. Henslow onu jeoloji ile ilgili toplantılara özellikle davet ederek, bu konulardan uzak kalmamasını sağlamaya çalışmaktadır. O, hayatının biçimlenmesinde en etkin rolü oynayan kişidir.

John Stevens Henslow

Cambridge’deki teokratik eğitim sonrası 1831 yılında diplomasını aldığında aylardan Ağustos’tur. Darwin papaz olmak için hazırlıklara başlamıştır bile. Ancak son olarak yazı nasıl geçireceğini düşlerken aynı üniversitenin jeoloji profesörü Adam Sedwick ile Galler’de araziye çıkar. Orada hocası ile birlikte bölgenin hem jeoloji haritasını yapacaklar hem de tartışacaklardır. Darwin de fırsattan istifade ederek yaz tatilini bir şekilde geçirmiş olacaktır.

Ayın sonunda elinde diploması evine döner. Ancak onu bir sürpriz beklemektedir. Hocası Henslow’dan bir mektup gelmiştir. Zarfın içinde ikinci bir zarf daha vardır. O da matematikçi ve astronom George Peacock’tandır. Darwin’e bir teklif yapmaktadır. İngiliz Kraliyet Donanmasına ait HMS Beagle II. keşif gezisi için Güney okyanuslarına özellikle Güney Amerika’nın doğu ve batı kıyıları ile Pasifik Okyanusu’nda birçok ada kıyılarını haritalama ve batimetri çalışmaları yapmak üzere hareket edecektir. Bunun için genç bir doğa bilimciye ve kaptanla konuşarak ona vakit geçirtecek birine ihtiyaç vardır. İngiliz Donanmasında kaptanlar aşağı seviyedeki kişilerle konuşmadıklarından bu gezide FitzRoy için bu işi yapacak bir kişi gereklidir. Bu nedenle Henslow, Peacock’a Darwin’i teklif eder.

Beagle’ın kaptanı FitzRoy

Darwin gezi fikrini kabul edecektir ama önce Beagle’ın kaptanı FitzRoy ile görüşmesi gerekmektedir, çünkü son söz kaptana aittir. İlk karşılaşmada Darwin’in FitzRoy üzerinde bırakacağı izlenim çok önemlidir. Ancak korktuğu başına gelmez ve her ikisi de küçük detaylar dışında birbirlerinden hoşnut kalırlar. Kaptanın otoriter kişiliği Darwin’e güven vermiş, ancak yer darlığı nedeniyle aynı kamarayı kullanacak olmaları pek fazla sıkıntıya gelemeyen Darwin için sürpriz olmuştur. Sefere çıkmadan önce yanında götürmesi gerekli olan eşyaların bir listesini yapar. 12 adet gömlek, yürüme ayakkabısı, jeolog çekici, kamera lusida (çizim tüpü), jeolog pusulası, taksidermi kitabı ve diğerleri… Ayrıca en önemlisi de yol boyunca okuyacağı kitaplardır. Özellikle Humbolt ve Lyell’ın Jeolojinin Prensipleri adlı kitabı önemli eşyalarının arasındadır. Tüm gezi boyunca Lyell’in kitabı elinden düşmeyecektir.

Charles Lyell

Darwin için bu gezinin amaçlarından biri de kutsal kitaptaki yaratılışı, keşfedeceği birçok doğa objesiyle ispatlamak olacaktır. Yaratılışta sözü edilen tufanla ilgili bazı keşiflerde bulunabilir, hatta canlıların ortaya çıkışları ile ilgili birçok kanıtı elde edebilmeyi düşünmektedir. Darwin bu teokratik düşünceler içinde geziye katılıyordu. Dedesi Erasmus’dan çok etkilenmişti, doğal olarak onun birçok eserini de okumuştu. Lamarck ve Buffon’un evrimsel değişim modelleri hakkında çok şey biliyordu. Ayrıca doğa bilimlerine olan duyarlılığı bu konuda birçok kitabı okumasını ve ortaya atılan görüşleri öğrenmesini sağlamıştı. Bunların arasında Nicolaus Steno’nun (1631-1686) Süperpozisyon teorisi, Carlous Linnaeus’un (1708-1778) Binominal Nomenklatür’ü, James Hutton’ın (1726-1797) Gradualizm’i, J.B. Lamarck’ın (1744-1829) Lamarkizm’i, Georges Cuvier’in (1769-1832) Katastrofizm hakkındaki görüşleri, en önemlisi de Charles Lyell’ın (1797-1875) Uniformitarianizm’i, Darwin’i etkileyen düşüncelerdi. Gezi, tahminine göre uzun sürecekti. Bu birkaç yıl olabilirdi. Seyahatin zorlu geçeceği muhakkaktı, ama her zorluğa rağmen bu kaçırılacak bir gezi de değildi. Para konusuna gelince, kraliyet kendisine bir ödeme yapmayacaktı. Masrafını ailesi karşılayacaktı. Tahminine göre 500 sterline bu yolculuğu tamamlayabilirdi.

Darwin’in bu muhteşem gezisinin tek bir kahramanı vardı, o da Beagle’dı. Bu nedenle kendisi küçük ama yaptığı iş çok büyük olan ve tarihe altın harflerle yazılan, okyanusların o muazzam dalgalarına gövdesi çatırdayarak karşı koyan, beş yıl süreyle Darwin gibi bir doğa bilimciyi, o ada senin bu ada benim dercesine okyanuslarda dolaştıran bu geminin özelliklerinden söz etmeden geçilemez. Beagle’ın kelime anlamı oldukça ilginçtir. Küçük ve hareketli İngiliz tazısına verilen isimdir. Beagle’ın küçük olması hareket üstünlüğünü kolaylaştırmaktadır. HMS Beagle İngiliz Donanmasına ait Cheeroke sınıfı küçük bir yelkenlidir. Süratli hareket edebilen, her türlü manevrayı kolaylıkla yapabilen, üç direkli, 10 topu olan Beagle, 1802’deki Napolyon savaşları için yapılmıştı. Savaş sonrasında batimetri ve kıyı haritalamaları gibi önemli görevler üstlenen Beagle, okyanuslara yaptığı üç keşif gezisi ile tarihin sayfalarındaki yerini almıştır. Ancak Beagle’ın ikinci seferi ve sonrası insanlık tarihi için bilimde ve düşüncede önemli gelişmeleri de beraberinde getirecektir. Çünkü bu seferin en önemli yolcusu, doğa bilimci Charles Robert Darwin’dir. Beagle’ın yapısal özellikleri şöyleydi: Uzunluğu 27,50 m, genişliği 07,50 m ve sudan yüksekliği 3,80 m dir. Rüzgârı ve yelkenlerini itici güç olarak kullanmaktadır. Donanımında 10 top ve 6 tüfek bulunur. Sefer kapasitesi 70 kişi ile sınırlıdır.

HMS Beagle Darwin ile ünlenmiştir ama kaptanı Amiral Robert FitzRoy’u da unutmamak gerekir. Aristokrat bir ailenin üyesidir. 12 yaşında Portsmout’taki Kraliyet Deniz Akademisi’ne kayıt olacak ve daha sonraki yıllarda da Kraliyet Deniz Kuvvetlerine girecektir. FitzRoy otoriter ve olağanüstü yetenekleri olan tam bir asker ve de kaptan olarak bilinir. Ancak hiçbir şeyden taviz vermeyen davranışları çoğu zaman etrafındakilere ters gelmektedir. Bu davranışlarını gezi süresince de sergileyen FitzRoy, Darwin ile aralarında zaman zaman soğuk rüzgârların esmesine de neden olmuş, ancak Darwin’in ılımlı tavırları münakaşaların çok daha ileriye gitmesine engel olmuştur. FitzRoy’un en önemli özellikleri arasında, askerliğin de vermiş olduğu aşırı disiplinli yaşam nedeniyle her türlü belirsizliğe karşı son derece hoşgörüsüz olması sayılabilir. Bu özelliği beş yıllık gezi süresi içinde fazlasıyla hissedilecektir.

Hareket

Demir alma okyanuslara açılma zamanı gelmiştir. Ancak hazırlıklar daha tümüyle bitmemiştir. Belli bir süre daha Londra’da kalacaklardır. Bu zaman her ikisi için de birbirlerini tanımaları bakımından yararlı olacaktır. Nihayet hareket günü kesinleşir ve HMS Beagle 27 Aralık 1809’da, Noel şenliklerinin yapıldığı soğuk ve yağışlı bir günün sabahında İngiltere’nin Devonport Limanı’ndan güney okyanuslarına doğru güçlü kuzey rüzgârını arkasına alarak yelken açar. Önlerinde uçsuz bucaksız okyanus ve onları bekleyen maceralar vardır.

İlk günler Darwin için bir azaptır. Şiddetli deniz tutması Darwin’i yatağa düşürür. Bitkinliği had safhadadır. Elini kolunu kıpırdatamaz hale gelmiştir. Bu arada başka bir üzüntüsü daha vardır. FitzRoy acaba bu durumu nasıl değerlendirecektir? Doğrusu bu ya Darwin, kaptan tarafından zayıf, dayanımsız, nanemolla olarak bilinmesini istemez ama yapacak bir şeyi de yoktur. Zaman geçtikçe bu zorluklara alışacağını düşünmektedir.

İlk günlerini Kaptan’ın hamağında uyuyarak geçirir. Beagle Atlantik’in fırtınaları arasında güneye doğru yol alırken koşullar daha da kötüleşir. Daha önce FitzRoy’la yaptığı konuşmada “herhangi bir zor durumda kalındığında kendisinin başka bir gemiyle İngiltere’ye geri dönmede hür olabileceğinin söylenmesi”ni hatırladıkça üzüntüsü bir kat daha artar. Ancak düşünceleriyle yanlız kaldığında, bu durumu asla kabul etmeyeceğini ve de geri dönmeyeceğini kendi kendine telkin eder.

İlk durak Madeira Adası

Beagle yeni yılın ilk günlerinde 4 Ocak 1832’de Madeira Adası’na gelir. Darwin burada çok kısa notlar almakla yetinir. İki gün sonra Kanarya Adaları’na varırlar ve Tenerife’ye demirlerler. Ancak karaya çıkamazlar. Nedeni İngiltere’deki kolera salgınıdır. Ada yetkilileri 12 gün karantinada beklemeleri gerektiğini kaptana ilettiklerinde, FitzRoy bu kadar süre burada kalamayacağını söyleyerek Cape Verde’ye doğru yelken açar.

Cape Verde Adaları

Beagle 16 Ocak’da Verde Takımadaları’ndan biri olan Santiago’nın Porta Praya koyuna demirler. Darwin ilk ciddi çalışmasına Santiago Adası’nın falezlerinde yaptığı gözlemlerle başlar. Kıyı boyunca yaptığı incelemelerde yatay tabakalar şeklinde deniz kabuklarından oluşan bir zonun deniz seviyesinden 14 metre yükseklikte olduğunu görür. Deniz kabuklu zonun bir zamanlar okyanusun altında olduğunu düşünür; ancak bu tabakalar şimdi deniz kıyısından 14 metreye nasıl yükselmiştir? Olasılıkla küçük düşey hareketlerin karayı yükseltmesi sonrası bu tabakalar da beraber yükselmiştir ya da bu hareketler çok şiddetli olup bunları yükseltmiştir. Bu konu Lyell’in Jeoloji Prensipleri kitabında anlatılmıştır. Lyell’in teorisine göre (Uniformitarianizm) dünya yavaş yavaş hareket etmekte ve değişmektedir. Bu değişim son derece uzun bir zaman içinde olmaktadır. İlk ciddi gözlemini yapmış olması Darwin’i mutlu edecektir.

St Paul Kayalıkları

Beagle 7 Şubat’ta Santiago’dan demir alır. Yelkenler bir kez daha rüzgârla dolar. Önlerindeki ilk ada St. Paul Kayalıkları’dır. Burada bir gün demirli kalacaklardır. Kaptan burada bazı kronometrik ölçümler yapacaktır. Darwin iki bot ve birkaç kişiyle karaya çıkar ve hiçbir detayı kaçırmadan yaptığı o dikkatli gözlemlerine başlar. Devamlı not tutmaktadır. Kayalıklar deniz seviyesinden 25 metre kadar yükselmiştir. Her taraf deniz kuşu gübresi ile kaplıdır. Burada iki kuş tanımlar. Biri sümsük kuşu, diğeri ise deniz kırlangıcıdır. Darwin notlarında şöyle der: “Bunlar insanı o kadar tanımıyorlardı ki yanıma kadar yaklaşıp benimle birlikte yürümekten korkmadılar.”

Kayalıklarda tuza dayanıklı yosunlar, mantarlar dikkati çekmektedir. Darwin buradan olabildiğince fazla örnek alıp, notlar tutacaktır. Yavaş yavaş ortama alışmaya başlamıştır. Gergin günler geride kalmıştır.

 Fernando De Noranha

16 Şubat 1832’de Beagle, İngiltere’den ayrılışından yaklaşık bir ay sonra Ekvator çizgisini geçip Brezilya açıklarındaki Fernado De Noronha Adası’na demirler. Burada dört gün kalacaklardır. Bu süre içinde Darwin özellikle adanın jeolojisi ile ilgilenir. Ada tümüyle volkaniktir. Altıgen köşeli devasa bazalt sütunları dikkati çekmektedir. Deniz seviyesinden 300 m yüksekliktedir. Kuşların çoğu endemiktir. Yapraksız ağaçlar, çalılar ve küçük koruluklar bu tip yaşam için uygundur.

Salvador ve Azizler Koyu

28 Şubat’ta Beagle Salvador’a (Bahaia) gelir ve Azizler Koyu’na demirler. Darwin tropikal yağmur ormanlarına birkaç günlük araştırma gezileri düzenleyecektir. Burada Kaptan Fitzroy ile kölelik konusunda tartışır. Kaptanın köleliği şiddetle savunmasına karşılık Darwin’in bu konudaki görüşü bellidir; kesinlikle kölelikten yana değildir.

Abralhos resifleri

Salvador ile Rio de Janeiro arasındaki bu mercan kayalıkları günümüzde dünyanın en önemli sualtı hazinelerinden biri olma özelliğine sahiptir. Darwin’in bu keşif gezisinde skuba yapma şansı olmadığı için denizaltı yaşamı hakkında bir bilgisi ve gözlemi de yoktur. Ancak kıyıdan ve gemiden atılan ağlarla sualtı dünyası hakkında bilgi sahibi olabilmektedir. 18 Mart’ta Salvador’dan demir alan Beagle, navigasyon ve haritalama yapmak için resiflerin etrafında iki hafta geçirir. Bu süre içinde Darwin mikroskobunu kullanarak okyanus yüzeyinde kahverengi bir tabaka oluşturan tüp şekilli organizmaları inceler. Ayrıca topladığı birçok örneği alkolle sabitleyerek getirdiği örnek şişeleri içinde koruma altına alır. Daha sonra bu örnekler Londra Doğa Tarihi Müzesi’ne tanımlanmak için gönderilecektir.

Rio De Janerio, Maldonado, Montevideo, Bahia Blanca ve Tijuca Yağmur Ormanı

Beagle 3 Nisan 1832’de Rio’ya varır. Tayfalar İngiltere’den gelen ilk mektuplarını burada alırlar. Darwin üç gemici ile birlikte iki gün geçireceği Rio Macea’ya kadar yaklaşık 200 km kadar sürecek bir kara yolculuğu planlar. Uzun süren bu yolculuk sırasında birçok köye uğrar. Geçtiği yerlerden ender bitki, böcek ve hayvan örnekleri toplar ve bunları koleksiyon haline getirir. 23 Nisan’da geri döner. Ancak Beagle eksik kalan araştırmaları yapmak için Salvador’a hareket etmiştir.

Darwin 710 m yüksekliğindeki Granit domu şeklindeki Corcavado Dağı’nın eteklerinde kiraladığı evin bahçesinde mutlu günler geçirmeyi düşünmektedir.

Hemen yakındaki Tijuca Tropikal Yağmur Ormanları’nda birkaç kez gözlem yapmak için kısa ekskürsüyonlar düzenler. Topladığı örnekleri evinin bahçesinde tasnif ederek onlar hakkında detaylı notlar tutar. Bu çalışmalar, yorucu günlerin verdiği tatlı stresi üzerinden çabucak atmasına yardımcı olur. Burada sanki yeniden doğmuş gibidir. İklim ve koşullar o kadar iyidir ki, ayrılmak istemez.

Yağmur ormanında yaptığı gözlemlerde ilginç sonuçlara varır. Bunlar ortaya atacağı teori ile ilgili ilk düşüncelerdir. Darwin notlarında şöyle demektedir. “Bütün bu güzellik aynı zamanda sonsuz bir tehdidi de içermektedir. Ormanda hiçbir güvence yoktu. Avlamak ya da avlanmak: Var olmak buna bağlıdır.”

Darwin ormanın derinliklerinde en korkunç yok etme sahnelerinden birine tanık olur. Yürüyüş halindeki siyah parlak başlı asker karıncalardan oluşan 30 metre uzunluğunda bir konvoy süratle hareket etmektedir. Yolları üstünde bulunan tüm canlılar arasında inanılmaz bir panik başlar. Manzara muhteşemdir. Korkudan çıldırmış gibi süratle hareket eden kertenkeleler, hamamböcekleri, örümcekler ve daha ne varsa sağa sola kaçışırken karınca ordusu ani bir kuşatmayla kaçışanların önünü bir anda keser ve açlıktan çıldırmışçasına saldırır. Sonuç korkunçtur, etrafta canlı hiçbir şey kalmamıştır. Her şey bir anda olup bitmiştir.

Darwin’in yaptığı şu gözlem ilginçtir: Kuru bir dal parçasına benzemeye çalışan peygamberdevesi, ya da kuşlardan korunmak için zehirli bir meyvenin renklerini alan coleopter, bunlar zayıf olanların ve av olmak istemeyenlerin korunmak için geliştirdikleri yöntemlerdir. Darwin burada şunu görür. “Güçlünün zayıfı ezdiği doğa acımasızlığı insanlar için de geçerliydi.”

Tujica, Darwin için çok önemli bir deneyim olmuştur. Buradan oluşturduğu çok çeşitli canlı türlerinden ve özellikle bitkilerden oluşan koleksiyonu İngiltere’ye, Henslow’a gönderir. Darwin burada yaratılışla ilgili düşüncelerinin ilk kez sarsıldığını anlayacaktır ve bundan gezi süresince FitzRoy’a söz etmemeye karar verir.

Tijuca’dan Pampalara

1832’ye kadar Güney Amerika paleontolojisi hakkında çok fazla bir bilgi yoktur. 50 yıl önce Arjantin’de bulunan Megatherium fosili yapılan en son keşiflerdendir. Fosil şu anda Madrid Müzesi’ndedir. Bundan başka Mastodon dişlerinin varlığı da bilinmektedir. Patagonya düzlükleri, özellikle de nehirlerin açtığı vadi yamaçlarındaki genç çökeller birçok fosil içermektedir. Darwin, Bahia Blanca ve Punta Alta’da yaptığı arazi çalışmalarında önemli fosiller bulur Bunlar iri memeli hayvanlara ve büyük çoğunluğu Edantata’ya (Dişsizler) ait taksonlardır.

Örneğin: Dev yer tembel hayvanı Megatherium, Mylodon Macrouchenia, Scelidontherium, Mylonyx ve dev bir kemirici olan Taxodon dikkati çekmektedir. Bunları koleksiyonuna dahil eder. Daha sonra fosiller konusundaki çalışmalarına önemli katkı yapacak ve yaratılış fikrine ters düşen keşiflerini, Tierra Del Fuega’dan tekrar kuzeye döndüğünde Rio Negro’dan başlayıp General Rosas’ın kamp alanından Rio Colarado, Bahia Blanca ve Punta Alta güzergâhı boyunca yapacağı keşif gezilerinde gerçekleştirecektir.

Rio Colarado, Bahia Blanca ve Punta Alta fosil güzergahı.

Tierra del Fuega ve Falkland Adaları

Beagle bir yıl sonra bulanık körfezlerden kurtulup, daha da güneye, daha soğuk, daha fırtınalı sulara ilerleyecektir. Beagle gemideki Fuegianların ülkesi Tierra del Fuego’ya doğru yelken açar ve girintili çıkıntılı kıyıları olan binlerce irili ufaklı adadan oluşan değişik coğrafyadaki kara parçasına geldiklerinde burada yaşayanlar Darwin’in dikkatini çeker. Bir defa çok iridirler. Saçları uzun ve dağınıktır, yüzleri kadavra gibi zayıf ve koyu renklidir. Yüzleri değişik şekilde boyalıdır. Bazılarının gözlerinin çevresinde beyaz boyalı halkalar, yanaklarında kırmızı ve siyah renkli çizgiler dikkati çekmektedir.

Fuegianlar

Darwin’in Fuegianları gördüğünde ilk düşündüğü, bunların uygar insanlardan çok vahşi hayvanlara daha yakın olduklarıdır. İnsanın kökeni hakkında yazarken ona en çarpıcı gelenler, bu yörede yaşayan insanlar olmalıdır. Bunlar uygar yaşamdan o kadar uzak kalmışlardır ki, sakallarını ve kaşlarını keskin deniz kabuklarıyla tıraş etmektedirler. Omuzlarına attıkları bir guanoca derisi giysi olarak kabul edilmezse genelde çıplaktırlar.

Burada geçmişi 3 yıl öncesine ait ve Darwin için önemli bir olay yaşanacaktır. Kaptan FitzRoy HMS Beagle’ın ilk seferinde Tierra Del Fuega kabilelerinden ikisi erkek biri 18 yaşındaki bir kız üç yerliyi eğitmek ve misyoner yapmak için Londra’ya getirir. Kral ve Kraliçe ile tanıştırılan Fuegianların kılık kıyafetleri ve hatta lisanları değiştirilip sözde modern dünyaya uyum sağlayacakları düşünülür. Beagle’ın Darwin’li ikinci gezisinde bu üç Fuegian misyoner olarak görev yapacakları ülkelerine bırakılır. Ancak düşünülen gerçekleşemez. Beagle Montevideo’dan tekrar Tierra Del Fuega’ya döndüğünde değişecekleri ümit edilen Fuegianların 3 yıl önce alındıkları vahşi hayata geri döndükleri görülecektir. Darwin bu değişimi ya da değişmezliği, insanın kökeni üzerine yazdığı eserinde belirtecektir.

Falkland Adaları’ndan tekrar kuzeye Montevideo’ya

Falkland Adaları’ndaki çalışma sonrası Beagle tekrardan kuzeye doğru yelken açar. Eksik kalan işleri tamamlamak ve İngiltere’den gelen postaları almak için bu geriye dönüş gerçekleştirilecektir. Darwin gezinin bu kısmında daha önce gidemediği yerlere keşif gezileri düzenleyecektir.

Rea darwinii

Darwin’li Beagle Maldonado kıyılarına 2 Nisan 1833’de gelir. Burada 12 gün sürecek bir keşif gezisine başlayacaktır. Kiraladığı iki rehber ve bir düzine at ile yola çıkar. Yolculuk sırasında ekzotik hayvanlar, kuşlar, reptillerden oluşan bir koleksiyon yapmayı amaçlamaktadır. Ayrıca buradaki düzlüklerde (Pampa) sürüler halinde dolaşan devekuşlarını da gözleyecektir. Gezi sırasında Güney Amerika yerlilerinin avlarını yakalamak için kullandıkları Bolas adı verilen ucu üç topuzdan oluşan ipleri nasıl kullandıklarını uygulamalı olarak inceler. Sonuç muhteşemdir. Daha sonra ekibi ile birlikte Maldonado’ya geri döner. Oluşturduğu koleksiyonda egzotik tropikal kuşlar, birbirinden farklı yılan türleri, bölgeye özgü geyik, fareler ve Capybara (Domuza benzer kemirici) ile Tucutuco (Memeli, kemirgen) bulunmaktadır. Darwin, Maldonado’dan Henslow’a 18 Haziran 1833’de önemli sayılacak bir koleksiyon daha gönderecektir. Koleksiyonda 20 memeli hayvan derisi, kurutulmuş bitkiler, bazı balık örnekleri ile jeolojik örnekler (kayalar ve fosiller) bulunmaktadır.

Falkland Adaları

Beagle ve diğer gemi Adventure 11 Ağustos’ta Rio Negro’ya gelir. Darwin burada başka bir geziye daha başlayacaktır. Bu gezi için yanına beş gauchos alır ve nehrin akışı boyunca Patagonya köylerine doğru yola çıkar. Yol boyunca düzlüklerde benekli Guanaco (vahşi Lama), geyik ve çok büyük bir kemirici olan Agouti’lere rastlar ve bunları not eder. Pampalarda gece yıldızların altında Gaucho’lar ile birlikte şarkı söyleyerek, sigara ve içki içerek vakit geçirir.

13 Ağustos’ta Rio Colorado’ya ulaşır. Burada General Juan Manuel Rosas’ın kampında birkaç gün kalır ve ayın 17’sinde Colorado nehrini takiben Bahia Blanca’ya gelir.

 Punta Alta

Punta Alta sahilleri Darwin için önemli keşif yerlerinden biri olacaktır. Burada çok ilginç bulgularla karşılaşacaktır. Çökellerin üstünde tümüyle örtülmemiş tam fosil halinde dev bir tembel hayvan kalıntısına rastlayacaktır. Bu fosilleşmiş kemikler beyaz renkli deniz kabuklarından oluşan tabakaların arasında bulunmaktadır. Darwin bu beyaz renkli deniz kabuklu tabakalara bir yıl önce Santiago Adası’nın falezlerinde rastladığını hatırlar. Bu ilişki şüphesiz ki Darwin’in düşüncelerine yenilikler katacaktır. Bu dev hayvanlar şimdi Güney Amerika’da niçin yaşamamaktadır? Bunları yok eden koşullar nelerdir? Bu koşullar neden değişmiştir? Bu sorular Darwin’in düşüncelerini zorlayacaktır. Bu varlıklar ne zaman ölmüşlerdir? Lyell’e göre kara son derece yavaş bir şekilde yükselmektedir. O zaman bu canlılar nerededir? Muhtemelen bunlar binlerce yıl önce ölmüş olmalıdır.

Beagle 1 Eylül’de Rio Negro’dan ayrılır ve kuzeye doğru araştırma yapacağı Plate Nehri’nin ağzına gelir. Darwin burada Buenos Aires’e doğru kapsamlı bir geziye daha başlayacaktır.

Dev yer tembel hayvanı.

Sahil boyunca plaj kumlarının üstünde birçok fosil bulur. Bunlardan bir tanesi tam korunmuş bir Megatherium kafasıdır. Başka bir yerde bir diş, farklı bir yerde armadillo ya da karıncayiyene ait fosilleşmiş kemikler dikkati çekmektedir. Ayrıca Taxodon benzeri büyük bir hayvana ait kemikler ile fosilleşmiş dev bir Armadillo kabuğu ve domuza benzer kalıntılar vardır. Hatta ata benzer hayvan kalıntıları, kırmızı renkli çökeller içinde çok sayıdadır. Fosillerin bulunduğu yere 20 km uzaklıkta kırmızı çökeller içeren falezlerde rodent (kemirici) dişleri ve bir Ctenomys (Tucutuco rodent benzeri) kafatası fosilleri dikkati çeker biçimde yaygındır. Bahia Blanca ile Buenos Aires arsındaki sahil şeridi tam bir fosil mezarlığıdır. Günümüzde bu bölge Pliyosen çökelleri ile örülüdür. Darwin zamanımızdan yaklaşık 5-2 milyon yıl önce yaşayan memelilerin fosilleşmiş kalıntılarını ilk kez burada keşfetmiştir. Bu buluş fosillerin evrim gerçeği üzerindeki gücünü bir kez daha ortaya koymaktır.

Darwin’in bu fosil mezarlığını keşfettikten sonraki görüşü şöyledir: Buradaki hayvanların boyutları çok büyüktür. Bu nedenle bölgedeki besin maddelerinin bu hayvanların yaşayabilmeleri için çok zengin olması gerekir ki fosillerin bulunduğu yerde böyle bir şey söz konusu değildir. Bölgenin bitki potansiyeli çok zayıftır. Darwin’e göre bu önemli bir sorudur. Hayvanlar besini nereden bulmuşlardır? Yoksa zaman içinde ortam değişmiş, bunlar beslenemez duruma mı gelmiştir? Bu dev hayvanların yaşadığı dönemde bölgenin zengin ve bereketli bitki topluluğuna sahip olması gerekmez miydi? Darwin şunu düşünür: Burada dramatik olarak ortam değişmiş, bu değişikliğe uyum sağlayamayanlar yok olmuşlardır. Darwin bir karşılaştırma daha yapar. Afrika’da yaşayan modern hayvanlar zayıf bir bitki örtüsüyle kaplı bir bölgede yaşamlarını sürdürmektedir. Koleksiyonunu yaptığı Güney Amerika Pampaları’ndaki fosiller ile beslenmeleri arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Bu nedenle ortam değişikliği bu hayvanların ölümünün nedeni olamaz. O zaman bu hayvanları yok eden nedir?

Darwin 8 Eylül’de Bahia Blanca’ya döndüğünde Beagle daha gelmemiştir. Beagle’ı beklerken boş duracağına yanına Gaucholardan bölgeyi bilen rehberleri alıp Rio Sauce ve oradan da Sierra Ventana Dağı’na bir araştırma gezisi düzenler. Dağın zirvesine kadar çıkar, özellikle dağın jeolojisi ile ilgilenir ve notlar alır.

27 Eylül 1833 akşamı Darwin bazı rehberleri de yanına alarak Parana Nehri üzerindeki St. Fe şehrine gider. Buradan birkaç gün sonra da Rio Tererco’ya hareket eder. Buradaki yerliler kanoyla nehri takip ederek Darwin’i fosil lokalitesine götürürler, ama burası son derece fakir bir bölgedir. Fosiller vardır, ama hem çok az hem de iyi korunmamışlardır.

05 Ekim 1833’de Rio Parana’yı geçip St. Fe Bajada köyüne gelir. Burada beş gün geçirecektir. Bu süre içinde yaptığı araştırmalarda birkaç tane son derece iyi korunmuş fosil bulur. Bunlar arasında dev armadilloya ait dört ayak kemiği ve mastodont’a ait molar dişleri dikkati çekmektedir.

Darwin burada çok önemli gözlemlerde de bulunur. Bulduğu fosillere benzeyen canlılar, bugün yeryüzünde çok daha küçük formlar şeklinde yaşamaktadır. Örneğin bugün yaşayan tembel hayvanlar küçük oldukları halde aynı biyolojik hiyerarşi içinde yer alan Darwin’in bulduğu fosil tembelhayvan neden bu kadar büyüktü? Aynı bölgede yaşayan ile yok olmuş olan canlılar arasındaki ilişki, Darwin’in daha ileride türlerin ortaya çıkışları ile yok oluşları konusuna açıklık getirmesi bakımından önemliydi. Buradaki önemli bir başka bulgu da ata ait kemik ve dişlerin varlığı idi. 16. yüzyılda İspanyollar geldiğinde at burada bilinmiyordu. O halde at fosillerinin burada ne işi vardı? Bu sorular Darwin’in yaratılış konusundaki düşüncelerini sarsıyordu. Acaba türler devamlı değişiyor muydu? Ortama uyum sağlayamayanlar yok mu oluyordu?

Darwin Rio Negro Bölgesi’nde uzun bir keşif gezisi daha düzenler. Bu güzergâhta San Jose, Santa Lucia Canelones ve Montevideo lokaliteleri bulunmaktadır. Buradan topladığı örnekleri Cambridge’e gönderir. Bunların içinde iki yüz kadar hayvan derisi, bazı fare derileri, bir kavanoz balık örneği ile jeolojik örnekler de vardır.

26 Kasım’da Montevideo’ya döner ve Sarandis Nehri civarında bazı fosillerin bulunduğu duyumunu alır. Buradaki fosil  bölge köylülerin elindedir ve iri bir kafatası olduğu söylenmektedir. Darwin köylülere 18 pence ödeme yapar ve fosili alır. Daha sonra Richard Owen bu kafatasının Taxodont’a ait olduğunu belirtecektir. Bölgede bunun yanı sıra büyük bir armadillo fosili de dikkati çeker. Bu koleksiyonlar bugün Londra Doğa Tarihi Müzesi’nde sergilenmektedir.

Rio Santa Cruz

Buradaki çalışmalar, Beagle başka bir okyanusa geçmeden önceki keşif gezilerinin önemli bir bölümümü oluşturur. Darwin Santa Cruz Nehri boyunca ciddi jeolojik araştırmalar yapacaktır. Santa Cruz keşif gezisi için Beagle tayfalarından oluşan bir ekip kurar, amacı 320 km’lik vadiyi takip ederek And Dağları’na ulaşmaktır. Ancak 12 gün botlarla süren bu gezide amacına ulaşamaz ve geri döner. Yolculuk sırasında, daha önceleri de birçok yerde gördüğü deniz kabukları içeren tabakaların vadinin her iki yamacında bulunması dikkatini çeker. Deniz kıyısından kilometrelerce içeride ve metrelerce yükseklikte deniz kabuğu içeren bu tabakalar neden bu kadar karadan içeridedir ve neden bu kadar yükselmişlerdir türünden sorular Darwin için önemlidir. Bu soruyu karşılaştığı benzer tabakalar için de defalarca kendi kendine sormuştur. Darwin’e göre And Dağları yavaş bir şekilde yükselmektedir. Bu gözleme göre de gezegen durağan değil, hareketlidir.

 Pasifik Okyanusu’na doğru

Beagle Rio Santa Cruz’da çalışmalarını bitirdikten sonra, Kaptan FitzRoy geminin burnunu bir kez daha Tierra Del Fuega’ya doğru çevirir. Beagle artık Atlantik’i terk etmek üzeredir. Magellan Boğazı’na girer, arkasında muhteşem manzaraları bırakarak ilerlemektedir. 9 Haziran’da zirveleri karla kaplı Sarmiento Dağı’nı, diğer tarafta muhteşem görüntüsüyle ve tam anlamıyla buz mavisi rengindeki Tierr del Fuega buzullarını ve 10 Haziran 1834’de de Magdelen ve Cockburn geçidini ve nihayet 11 Haziran’da da Skyring Dağı’nı arkasında bırakarak Atoller veya Resifler Okyanusu da diyebileceğimiz Pasifik Okyanusu’na geçer.

Chiloe Adası

Darwin 21 Kasım 1834’de San Carlos Körfezi’ne demirleyen Beagle’dan adaya ayak basar. Adanın okyanusa bakan batı kesimleri bu bölgeye özgü Valdivian Yağmur Ormanları ile kaplıdır. Bu tip ormanlar tüm Şili kıyısı boyunca And’lar ile sahil arasında yer alır. Darwin kaldığı sürece bu adadan nefret edecektir. Durmaksızın yağan yağmur araştırmaları engellemektedir. Bir de bu olumsuzluklara ilave olarak gemide para işlerine bakan ve uzun zamandır hasta olan 38 yaşındaki George Rowlett’i kaybederler. Cenazesi Pasifik Okyanusu’nun siyah derinliklerine bırakılır. Beagle bu kötü günleri geride bırakarak adadan ayrılır ve 23 Temmuz akşamı Valparaiso şehrine gelir. Burada iklim daha ılımandır, yağmur da fazla yağmamaktadır, deniz de çok sakindir. Bu olumlu koşullar Darwin’i mutlu etmiştir. Kasabanın son derece sakin olması, masmavi gökyüzü ve kıyının hemen arkasında yükselen tepeler Darwin’i cezbedecektir. Geminin küçük tamiratları için birkaç hafta kalmaya karar verilir. Darwin bu güzel yerin ve civarının fauna ve florasını incelemek ve koleksiyonlar oluşturmak için kısa süreli keşif gezileri düzenler. Ancak bölgedeki biyoçeşitlilik o kadar ilgi çekici değildir.

Beagle kıyılarda gözlem ve batimetri çalışmaları yaparken, Darwin And Dağları’na birkaç keşif gezisi düzenleyecektir. Bu gezilerin sonuçları kıtaların yükselmesi konusunda ona önemli ipuçları verecektir.

 

Concepcion’da deprem

Darwin karaların yükselmesi ile ilgili gözlemlerini yaparken başına bir talih kuşu konar. 20 Şubat 1835’de Şili’nin önemli kentlerinden biri olan Concepcion’da sabah saat 11.00’de yer büyük bir gürültüyle sarsılır. Darwin o sırada elma bahçelerinin yaygın olduğu yerde gözlem yapmaktadır. Toprak sıvı üzerinde yüzen bir kabuk gibi ayaklarının altından kayar. Sahildeki Beagle demirinden kurtulmuş da denizin dibine vuruyormuş gibidir. Talcahuano limanına vardıklarında işin ne boyutta olduğunu ve dehşetini anlayacaklardır. Deniz bütün şiddeti ile geri çekilmiş, limanda demirli gemiler yosunlu bir zemin üzerinde yan yatmışlardır, iç kesimlerdeki Concepcion kısa süre içinde tümüyle tahrip olmuştur. Oluşan tsunami dalgaları liman kentini bir anda yerle bir etmiştir. Depremden bir ay önceki olaylar ise çok daha ilginçtir. Kıyıdan 150 km içeride olan Osorno Yanardağı patlamıştır. Sonradan Aconcagua ve Coseguina Yanardağları’nın da ardı sıra patladığını öğrendiklerinde Darwin’in şaşkınlığı bir kat daha artacaktır.

And Dağları keşif gezileri

Darwin Güney Amerika’nın batı kıyılarında bulunduğu süre içinde bölge jeolojisi için son derece önemli üç keşif gezisi düzenleyecektir. Aylar süren bu keşif gezilerinin üçü de And Dağları’nadır (Cordillera). Bu gezilerden elde ettiği sonuçların büyük bir bölümü jeoloji ile ilgilidir. Özellikle kıtaların yükselmesi konusunda önemli kanıtlar elde eden Darwin’in bu konuda notları ve kendi çizimi olan jeolojik kesitleri vardır.

  1. Keşif Gezisi:

Darwin, 14 Ağustos 1834’de ilk And gezisine Navidad’dan başlar. Kıyı boyunca sürecek olan bu gezide, sahilde deniz seviyesinden metrelerce yüksekte bulunan deniz kabuklu tabakaları inceleyecektir. Darwin’in fikrine göre kıtanın batı kısımları yavaş yavaş yükselmektedir. Buna benzer oluşumları, kıtanın doğu kesiminde örneğin Santa Cruz Vadisi’nde de gözlemiştir.

Darwin sahildeki yükselen falezlerdeki gözlemlerini bitirdikten sonra kıta içine doğru hareket eder ve kuzeydeki 2000 m yükseklikteki Campana Dağı’na tırmanır. Burada bambu topluluklarından örnekler toplar ve zirveye tırmanarak nefis manzara eşliğinde geceyi kurduğu kampta geçirir. Dağdan indikten sonra San Felipe’ye doğru vadi içinden yoluna devam eder. Burada beş gün geçirir ve bir İngiliz’in işlettiği bakır madenini (Cornwall) ziyaret eder. Darwin, 21-25 Ağustos arasında zorlukla örnekleme ve gözlem yapmaya çalışır. Çünkü hastadır ve zorlukla ayakta durmaktadır.

6 Eylül’de Santiago yolu üstündeki Talguen Dağı’nı geçerek sıcak su kaynakları, üzümleri ve şarapları ile ünlü Rancogua’ya gelir. Burada birkaç gün geçirir. Aldığı termal banyo kendisini biraz olsun rahatlatacaktır.

Darwin’in And dağları keşif gezileri.

13 Eylül’de San Fernado’dan inişli çıkışlı ovalardan geçerek sahile doğru yürür. Yolunun üstündeki Tagua Gölü ilgisini çeker. Buradaki altın madenleri ile İnca harabelerini ziyaret eder. Eylül’ün 18’ine kadar burada kalır. Ayın 21’inde Navidad’a ulaşır. Ayakta duracak hali olmamasına rağmen, bölgede küçük gözlemlerde bulunur. 24 Eylül’de Valparaiso’ya güçlükle gelir ve Ekim’in sonuna kadar burada Cornfield’ın evinde kalır ve dinlenir. Bu süre içinde And Dağları’na yaptığı gezinin sonuçlarını yazar. Buradan başka bir gemi ile Henslow’a kuş derileri, böcek örnekleri, bazı tohumlar ile su ve gaz örneklerinden oluşan koleksiyon kargosunu gönderir.

Uzun süreli dinleme kendisine iyi gelmiştir. Tam rahatlamışken çok daha büyük bir sorun onu üzecektir. Çalışmaları için gerekli olan Beagle yardımcı gemi olarak Adventure’u kendi parası ile alan ve bunu da Amiralliğe bildirmeyen Kaptan FitzRoy, Amiralliğin bu parayı ödemeyeceği haberini alması nedeniyle sinir krizleri geçirmektedir. Buna çok üzülmüştür ve Adventure’u satıp İngiltere’ye geri dönmeyi kafasına koyar. Teğmen John Wickham’dan Beagle’ı yönetmesini ve çalışmalara son verilmesini ister.

Bu gelişmeler Darwin’i endişelendirecektir. Eğer FitzRoy çalışmalardan vazgeçip İngiltere’ye dönecek olursa, Pasifik Okyanusu’ndaki birçok adayı göremeyecek, en önemlisi Galapagos’lara gidemeyecektir.

  1. Keşif Gezisi:

Darwin Santiago kasabasında iken Andlar’a bu bölgeden ikinci bir gezi daha yapmayı planlar ve yardımcısı Mr. Caldcleugh’den bu geziyi düzenlemesini ister.

Mart’ın 18’inde sabaha karşı saat 04’de ikinci keşif gezisine başlayacaktır. Yanında İspanyol tercümanı, 10 katır ve yaşlı bir kısrak bulunmaktadır. Darwin’in amacı Andlar’daki kar sınırına kadar tırmanmak ve etrafta jeolojik incelemelerde bulunmaktır. Bu nedenle ilk önce Mypo Nehrini geçerek yükselir ve Portillo Geçidi’ni geçerek Andlar’ın ilk dağ sırasına ulaşır. Burada yükseklik nedeniyle zorlukla nefes almaktadır. 21 Mart’ta tekrardan zirve yapmaya karar verir. Bölgenin florası son derece zayıf bitki toplulukları içermektedir. Fauna ise son derece fakirdir. Hiçbir kuş, böcek ve hayvana rastlamaz. Ancak, önemli bir keşif onu heyecanlandıracaktır. Nefes dahi alınamayan bu yükseltide deniz kabuklularına ait fosiller bulur. Keşfi yaptığı anda zaten nefes almayı da unutmuştur. Portillo Geçidi’nde 5800 metre yükseklikte bunların ne işi vardır? Darwin keşif sonrasında düşler dünyasına dalmışçasına heyecanlanacaktır.

Daha yükseklerde hava son derece berrak ve sakindir. Kıtanın doğu tarafı muhteşem pampa düzlükleriyle karşısındadır.

Darwin Estacado’ya doğru hareket eder. Luxan Nehri’ni geçer ve Mart’ın 26’sında Mendoza’ya 10 km uzaklıkta güzel bir kamp yerinde konaklar. Burada sonradan başına iş açacak bir olay meydana gelecektir. Bir akşam uyurken kan emen bir böcek tarafından sokulur. Yerliler günümüzde Vinchuga olarak bilinen bu böceğe Benchuga demektedir. Böcek, olasılıkla Triatoma hastalığını bulaştırdığından tehlikelidir. Darwin bu böceği incelemek ve nasıl kan emdiğini öğrenmek için bir kutunun içine koyarak Beagle’a getirir. İngiltere’ye döndükten sonra böcek ısırması nedeniyle oluşan komplikasyonların hastalığına etki ettiği doktorları tarafından söylenecektir.

Darwin 29 Mart’ta Mendoza’nın kuzeyindeki Uspalatta Geçidi’ni geçerek geriye dönüş yolculuğuna başlar. Buraya yakın bir kasaba olan Villa Vicencio’da birkaç gün kalır. Bu süre içinde bölge jeolojisini inceler ve ilgisini çeken birçok gözleminin notlarını tutar. Dağın tümü denizaltı volkanizmasını temsil eden kayalardan oluşmuştur. 2000 m yükseklikte bunların ne işi vardır? Üstelik burası deniz kıyısına yaklaşık 1500 km uzaklıktadır. Ayrıca Darwin’i şaşırtan başka bir gözlemi daha olacaktır. Çapları 1-1,5 metre olan 30-40 adet fosilleşmiş ağaç kütüğü etrafa yayılmıştır. Darwin daha sonra çok sayıda dev boyutlu fosil ağaçlara rastlar. Bunlar çamgillere ait olmalıdır. Darwin’in şaşkınlığı bir kat daha artar. Sualtında olan bir yer nasıl olur da taşlaşarak fosilleşmiş ağaç kütüklerini de barındırmaktadır? Bu gözlemleri sonrasında Lyell’in Jeolojinin Prensipleri kitabı, onun bu düşüncelerine ve teorisini adım adım oluşturmasına ışık tutmaya devam edecektir.

Darwin 10 Nisan’da Santiago’ya geri döner. Burada arkadaşı Mr. Caldcleugh’in evinde birkaç gün kalacak ve üçüncü keşif gezisini planlayacaktır.

  1. Keşif Gezisi:

Darwin üçüncü ve son And gezisine 27 Nisan 1835’de Valparaiso’dan başlayacaktır. Yanına İspanyol tercüman ve 5 at alarak yola çıkar. Bu gezideki amacı, güzergâhı üzerindeki bakır, altın ve gümüş madenlerini araştırmak ve bazı jeolojik incelemelerde bulunmaktır. Ancak bölge jeolojik olarak çok monotondur. Vadi içleri ve tepe yamaçlarına yaptığı küçük gezilerde fosilleşmiş deniz kabukları ile silisleşmiş ağaç parçalarına rastlayacaktır. Araştırma yaklaşık bir buçuk ay sürer ve Haziran’ın 05’inde geri döner. Oluşturduğu koleksiyonlara ait kargoyu İngiliz savaş gemisi HMS Conway ile İngiltere’ye, Dr Henslow’a gönderir. Bu onun Galapagoslar’a gelmeden önce gönderdiği son koleksiyondur.

Darwin ve Beagle Pasifik’e açılmazdan önce Lima’nın yakınlarındaki Calloa kentinde belli bir süre kalır. Burada orijinal konumlarını kaybetmemiş fosilli teraslar Darwin’in dikkatini çekecektir. Daha önce birçok yerde gördüğü bu fosilli teraslar bölgenin zaman içinde yükseldiğini ona hatırlatacaktır. Bu gözlemler Darwin’in kıtaya ait son gözlemleridir. 07 Eylül 1835’de sabahın erken saatlerinde Beagle burnunu Galapagoslar’a çevirir ve kıtayı terk ederek batıya Pasifik Okyanusu’na açılır. Önünde mercan adaları ve engin denizler vardır.

15 Eylül sabahı 1835’de Galapagoslar ufukta belirir. Dünya tarihinin en büyük kuramlarından birinin temellerinin atılacağı Galapagoslar Beagle ve Darwin’i beklemektedir. Darwin kızkardeşine yazdığı mektupta adalar için şöyle demektedir:

“Adaları görmek için can atıyorum. Kanımca jeolojisi ve zoolojisi hata affetmeyecek kadar ilginç olmalı.” “Bu adaların doğasının çok ilginç olduğunu düşünüyorum. Burası flora ve faunası ile kendi içinde küçük bir dünya olmalı. Böyle bir dünyayı başka hiçbir yerde göreceğimi zannetmiyorum.”

Galapagos Adaları

“Galápago” Eski İspanyolca’da “sele” anlamına gelir. Çok sayıda bulunan kaplumbağa kabuklarının şekilleri nedeniyle adalara, İspanyollar tarafından bu isim verilmiştir. Volkanlardan çıkan dumanları, değişik şekilli lavları, çoğunluğu dünyanın başka bir yerinde bulunmayan hayvanları, kaktüs ormanları, coğrafyası, iklimi, bu adaları afsunlu (enchanted islands) adalar da yapar. Bu özellikler gerçekten bu adaları afsunlu yapmış, buraya gelenleri hatta Darwin’i bile tılsımlı bir şekilde etkilemiştir. Bu adalara gelenler karaya ayak bastıklarında kaplumbağaların tıslama sesinden başka bir ses duymadıklarını söylerler. Aslında onlara diğer bir isimle “tıslayan adalar” de diyebiliriz”. Galapagos gemicilerin korkulu rüyasıdır. Güçlü akıntılar, rüzgârlar ve dalgalar burada seyir yapmayı son derece zor hale getirir. Ancak çok iyi birer korunma yerleridir. Özelikle korsanlar, Pasifik’in ana karaya en yakın kara parçaları olan bu adaları saklanma ve korunma yeri olarak seçmişlerdir. Adalar arasındaki yüzlerce koy onları hem düşmanlarından hem de fırtınalardan korumuştur.

Galapagos’un ilk keşfi, Panama dördüncü piskoposu Thomas de Berlanga’nın Dominiklerle savaşı sırasında, gemisi ile Peru’ya giderken güçlü okyanus akıntılarına karşı koyamayıp bu adalarasürüklenmesiyle gerçekleşmiştir. Tarih 10 Mart 1535’tir.

İnsanla ilk karşılaşan bu takımadaların bundan sonraki hikâyesi ilginç olayları içerecektir. Galapagoslar’ın tarihinde korsanların yanı sıra, balina avcıları, maceraperestler, harita yapan kâşifler de vardır. Adaların ilk haritası 1589’da Belçikalı Abraham Ortelius tarafından Mercator projeksiyonunda çizilir ve “Insulae de los Galopegos” ya da Kaplumbağalar Adası adı verilir.

Adalarla ilgili ilk kaba seyir haritaları 1684’de korsan Ambrose Cowley tarafından yapılır. 19. yüzyıla kadar takımadalar, özellikle İngiliz korsanlar tarafından, altın ve gümüş taşıyan İspanyol gemilerini yağmalayıp aldıkları malları saklamak için kullanılır. Adalar keşfedildikten sonra özellikleri merak konusu olur. Birçok kâşif, maceraperest ve harita yapan gemicilerin akınına uğrar. Robinson Cruose yazarı Daniel Defoe de 1708’de adaları ziyaret edenler arasındadır. İlk bilimsel görev 1790’da, masrafları İspanya kralı tarafından karşılanan Sicilyalı kaptan Alessandro Malaspina’nın bilimsel nitelikli keşif gezisidir.

1793’de İngiliz kaptan James Colnett adaların faunası ve florası ile ilgili çalışmalar yürütür ve -ne talihsizliktir ki- balina avcıları için bir merkez olabileceğini belirtir. Balina avcıları o dönemde yağından ve etinden faydalanmak için binlerce kaplumbağa öldürmüşlerdir. Kaplumbağa eti yüksek oranda protein içerdiğinden gemiciler için bulunmaz bir besin maddesidir. Darwin bile buraya geldiğinde bu olanağı kullanmıştır. Burada yine insanın yarattığı tahribatı görüyoruz. Bu muhteşem biyolojik çeşitlilikte yaptığı faaliyetlerle ve çevreye verdiği zararlarla birçok türü azalma ve yok olma noktasına getiren yine odur.

Ekvator Hükümeti 12 Şubat 1835’de Galapagos Adaları’nı topraklarına katar. Darwin bu olaydan bir yıl sonra buradadır. Bu tarihten sonra adaların ünü giderek artar.

1904’de Kaliforniya Bilimler Akademisi’nin desteklediği keşif gezilerini yürüten Rolla Beck, adalarda jeoloji, entomoloji, ornitoloji, botanik, zooloji ve herpetoloji konularında önemli koleksiyonlar oluşturur ve bunları Amerika’nın Doğa Tarihi Müzelerine verir. 1932’de Templeton Corker Vakfı araştırma gezisiyle böcek, balık, deniz kabukları, fosiller, kuşlar ve bitkilerle ilgili önemli koleksiyonlar elde etmek için Galapagoslar’da bir dizi çalışmalarda bulunur.

  1. Dünya Savaşı sırasında adalar büyük ölçüde zarar görür. Ekvator Hükümeti Birleşik Devletlere, Galapagoslar’ın düz bir tabla şeklindeki volkanik Baltra Adası’nda deniz üssü kurma izni verir. Bir süre sonra havaalanı yapılır ve hava kuvvetleri adaya yerleşir. Daha sonra Panama Kanalı’nı korumak için burada önemli bir denizaltı üssü de kurulacaktır. Savaş sırasında biyolojik çeşitlilik yoğun bombardımanlar nedeniyle büyük zarar görür. Özellikle kaplumbağa ve iguanalarda önemli yok oluşlar meydana gelir. 1959’da adalar tümüyle doğal park statüsüne alınır. 1960’dan sonra ise turizme açılan adalarda yoğun turistik kafileler, beraberinde kirlilik ve biyolojik yok oluşlar getirecektir.

Galapagos Adaları’nın jeolojisi

Galapagos Adaları genelde kuzeybatı-güneydoğu yönünde dizilim gösteren volkanik sıcak noktalardır (hot spot). Batıda Isabella ve Fernandina geniş volkanlardır. Derin kaldereları içeri çökmüş çorba kâsesine benzer. Doğudakiler ise, küçük kalkan şekilli volkanlardır. Doğuda, en dışta, genelde yüzölçümleri çok az olan Darwin, Wolf, Pinta, Marchena ve Genovesa adaları bulunur. Orta kesimde Santiago, Bartolome, Rabida, Daphne, Kuzey Seymour, Baltra, Pinzon, Santa Cruz, Santa Fe ve San Cristobal; batıda ise Isabella, Fernandina, Tortuga, Santa Maria ve Espanola adaları bulunur. Bu adalar içinde denizatına benzeyen şekli ve altı adet volkanı ile Isabella, en büyük olanıdır.

Darwin’in evrim kuramının temel prensiplerini oluşturduğu gözlemlerini gerçekleştirdiği bu adalar, jeolojik ve volkanolojik özelliklerinin yanı sıra, fauna ve florası ve endemik türleri ile halen gezegenin en önemli biyolojik çeşitlilik alanlarıdır. Evrim gerçeğinin kabulünden sonra da, bu adalarda birçok araştırma devam etmektedir.

Levha Tektoniği alanının ders niteliğindeki yerlerinden biri de Galapagos Adaları’dır. Birbirleriyle transform faylarla sınırlı üç tektonik levhanın, Nazca, Coccos ve Okyanusya’nın kesiştiği yerdedir. Galapagoslar’da yerin derinliklerinden gelen yüksek ısılı lavların zaman zaman volkanlarla patlayarak yeryüzüne çıktığı birçok ada vardır. Bu özellikleri nedeniyle, Hawaii, Azorlar ve Reunion Adaları ile birlikte, jeolojik terminolojide sıcak nokta (hot spot) diye de bilinir. Buraları mantodan kaynaklanan sıcak magma bacalarının bulunduğu yerlerdir. Galapagos sıcak noktaları, Nazca levhasının Güney Amerika levhasının altına dalması sonucunda koyu gri renkli bazaltik magma üretir. Bu üretim zaman zaman volkanlarla yeryüzüne kadar ulaşır; şekilleri ve yapıları birbirinden farklı göz alıcı lav katılaşmaları doğanın sanat eserlerini yaratır.

Günümüzde Galapagoslar’ın bulunduğu bölgede büyük bir volkanik aktivite görülür. Bu aktivite zaman zaman güçlü de olabilmektedir. Örneğin 1991’de Marchena ve 1995’de Fernandina erupsiyonları dikkat çeken patlamalardır.

 

Galapagos ekosistemleri

Adalarda karasal ve okyanusal olmak üzere iki ekosistem görülür. Bunlar da kendi aralarında birçok alt habitatlara ve topluluklara ayrılır. Galapagoslar’ın en önemli özelliklerinden biri de birçok okyanus akıntısının kesiştiği bölgede yer alması ve tropikal okyanus takımadaları olmasıdır. Burada yaşayan türler, büyük bir başarıyla, son derece verimsiz ve yaşanması zor olan nişlere uyum sağlamışlardır. Böyle olunca da ortamlardaki türler arasında inanılmaz bir yaşam mücadelesi kaçınılmaz olmuştur.

Denizel ekosistemde Galapagoslar’ı etkileyen bu okyanus akıntılarının önemi çok büyüktür. Bölgede dört büyük akıntı sistemi görülür. Kuzeydoğu yönünden güneybatıya doğru ilerleyen ılık ve az tuzlu sulara sahip Panama akıntısı, batıdan doğuya hareket eden soğuk nitelikli Cromwell dip akıntısı, Güney Amerika batı kıyılarından batıya doğru ilerleyen Güney Ekvator soğuk yüzey akıntısı ile güneyden Güney Amerika kıyılarından Galapagoslar’a doğru gelen soğuk ve çok tuzlu Humbolt-Peru Okyanus akıntıları. Bunlar 14 büyük ada ve 120 küçük adadan oluşan 138 bin kilometrekarelik dağılım alanı olan Galapagos Takımadaları’nın bulunduğu bölgede karışırlar ve inanılmaz çeşitlilikte denizel invertebrat ve plankton nitelikli birçok organizmayı besin maddesi olarak buraya yığarcasına depolarlar. İşte buradaki büyük denizel biyolojik çeşitliliğin kökeni bu akıntıların karışımında yatar.

Aynı zamanda denizaltı volkanizması nedeniyle artan deniz sıcaklığı buradaki biyolojik çeşitliliğin artmasında önemli bir etken olarak görülmelidir.

Galapagos’taki karasal yaşam ortamları ve onun besin potansiyeli tümüyle bölgesel iklimin özelliklerine bağlıdır. Buradaki iklim ise tümüyle yüksekliğe bağlı özellikler sunar. Yağış güneydoğu yönünden esen sert rüzgârların etkisinde ısınan havanın yükselmesine bağlı olarak gelişir. Bu özellikler nedeniyle Galapagoslar’daki vejitasyon zonları yüksekliğe bağlı olarak gelişir ve dört çeşit zon meydana getirir:

Littoral zon: Kıyılara vuran deniz dalgalarının oluşturduğu tuzlu spray zon.

Kurak zon: En geniş zondur ve bu ortamlara özgü bitkilerle kaplıdır.

Geçiş zonu: Kurak ağaçlardan oluşan ormanlık alan.

Humid zon: Scalesia Ormanı, Miconia çalılıkları ve yükseklerdeki otlaklar, diğer adıyla çayırlar, Pampalar.

Littoral ve kurak zon biyolojik çeşitliliğin en fazla olduğu ortamlardır. Dağ zirvelerini ve yamaçlarını örten nemli hava tabakaları bu bölgelerde kendine özgü biyolojik çeşitliliği oluşturur. Örneğin, ispinozlar, dev kaplumbağalar, kaktüs ormanları ortamın karakteristik taksonlarıdır.

Galapagos’un biyolojik çeşitliliği içindeki terrestrial (karasal) gruplar, Bryophyta (karayosunları), Fungi (mantarlar) Invertebrat (omurgasızlar), Likenler (mantar+yosun), Vasküler (damarlı) bitkiler ve kara vertebralılardan (omurgalı) meydana gelir. Denizel gruplar ise çok daha değişiktir. Algler, Anemon, Hydra, Coelenterata corals (mercanlar, Gorganian ve Zoanthidler) Echinodermata (derisi dikenliler), denizel omurgalılar, planktonlar ve diğer takson grupları bu ortamların temsilcileridir. Adalara özgü flora ve fauna birbirinden farklı ortamlarda temsil edilir.

Bryophyta karayosunları, Anthocerotae, Hepaticae (ciğerotları) ve Musci (mantarlar) türleri ile karakteristiktir. Fungi, Ascomycota, Basidiomycota ile temsil edilir. Invertebrat sınıflarında ise oldukça çok çeşit dikkati çeker: Arachnida, Chilopoda, Entognatha, Gastropoda. Insecta’da Blattodea, Coleoptera, Diptera, Hemiptera, Hymenoptera, Formicidae, Lepidoptera, Neuroptera, Orthoptera, Psocoptera ve Thysonoptera karakteristiktir. Kara omurgalıları, Amphibia, Reptilia, Aves ve Mammalia ile bilinir. Denizel ortamı temsil eden grupların içinde denizel vertebralar önemlidir. Örneğin kuşlar, memeliler, sürüngenler, kemikli ve kıkırdaklı balık türleri endemik nitelikli taksonları ile karakteristiktir.

Flora, Gymnospermae (çiçeksiz bitkiler), Monocotyledon (tek çenetliler) ve Pteridophyta (eğretli otları) ile temsil edilmiştir.

Bu adalarda yaşayan birçok endemik kuş, reptil, Arthropoda, deniz ve kara memelileri ile çeşitli balık taksonları ve karasal-denizel ortamlara uyum sağlamış canlılar ile adalara özgü bitki toplulukları, Galapagoslar’ın muhteşem biyolojik çeşitliliğini oluşturur.

Tahiti’ye doğru

Beagle 20 Ekim 1835’de, sabahın erken saatlerinde kuvvetli rüzgârı da arkasına alır ve yelkenlerini şişirerek Galapagos’u arkasında bırakır. Önünde Tahiti vardır. Darwin’in geride kalan yerler ile ilgili, topladığı yüzlerce örneğin yanı sıra gözlemlerini anlatan detaylı notları vardır. Dönüş yolculuğu başlamış gibidir ama yine de önlerinde bir yıl daha sürecek bir yolculuk ve görülecek yerler bulunmaktadır. Beagle, 15 Kasım1835’de 5150 km’lik yolu, günde 240 km yol alarak kat ettikten sonra Tahiti Adası’na ulaşır ve Matavai Koyu’na demirler. Darwin burada 10 gün geçirecektir. Bu süre içinde adanın iç kesimlerine keşif gezileri düzenleyen Darwin birçok bitki örneği toplar.

 New Zealand – Adalar Koyu

21 Aralık 1835 akşamı Beagle, New Zealand Adaları’nın kuzeyindeki Adalar Koyu’na demirler. Burası güçlü rüzgârlara karşı korunaklı bir yerdir. Darwin 23 Aralık’ta koydan 20 km içerde olan Vaimate yerleşim yerine küçük bir bot ile hareket edecektir. Akşama doğru oraya gelir. Bu yolculukta eğrelti ağaçları dikkatini çekecektir.

Avustralya kıtası’nda

Beagle 30 Aralık 1835’de Avustralya’ya doğru hareket eder. Yeni bir yıl daha başlamıştır; daha doğrusu bir yıl daha geride kalmıştır. İngiltere’den ayrılalı dört yıl olmuştur. Beagle arkasında zorlu yıllar bırakmıştır ama bunların değeri daha sonra çok iyi anlaşılacaktır. Üç Kral adalarına uğramadan geçerler. 12 Ocak 1836’da Sydney koyuna gelirler ve buraya demirlerler. Darwin 16 Ocak’ta bir kılavuz önderliğinde ve iki at ile kara içine doğru 120 km kadar yapılacak olan keşif gezisine çıkar. Buradaki bitki toplulukları Güney Amerika bitki topluluğuna göre son derece zayıftır. Ancak Darwin bölgesel vahşi yaşamı ilginç bulur. Özellikle acayip görünümlü Platypus dikkat çekicidir.

Tasmania – Van Deiman Ülkesi

30 Ocak 1836’da Darwin ve Beagle Avustralya’dan ayrılır. Güneye doğru Tasmania, eski ismiyle “Van Deiman’s Land”e 05 Şubat’ta demirler. Darwin burada 10 gün kalır. Bu süre içinde adanın iç kesimlerine jeolojik incelemeler için beş keşif gezisi yapacaktır.

King George Koyu – Güney Avustralya – Cococ ve Mauritius

Beagle 17 Şubat’ta King George koyuna gelir. Burada kısa bir süre kalan Beagle 250 mil güneydoğudaki Perth’e hareket eder. Artık ülke hasreti kendini daha sık hissettirmeye başlamıştır.

Beagle 13 Mart 1836’da Avustralya’dan ayrılır. Keeling Adaları diğer adıyla Cocos ve sonrasında Mauritius ve Madagascar’a yelken açar. Bu adalar mercan resiflerinden oluşmaktadır.

Mercan adaları ve atol oluşumu

Darwin, mercan resifleri hakkındaki teorisini test etmek için adaların etrafında birkaç gün süren keşif gezisine çıkar. Atoller, mercan kayalıklarıdır. Mercanlar ise özellikle tropikal kuşakta çok fazla yayılım gösteren ve koloniler oluşturarak yaşayan omurgasız canlılardır. Devamlı büyüyerek gelişirler. CaCo3’den oluşmuş son derece sert yapıları vardır. Mercan kayalıkları denizcilerin korkulu rüyasıdır. Pasifik’te birçok gemi bu kayalıklara çarpıp batmıştır.

Darwin’in atollerin oluşumu üzerine geliştirdiği hipotez bugün de geçerliliğini korumaktadır

Beagle ile yaptığı keşif gezisi sırasında, özellikle Pasifik Okyanusu’nda uğradığı ve incelemeler yaptığı birçok adanın (1831-1836) volkanik kökenli olduğu ve etraflarının da mercan resifleri ile çevrili olduğu Darwin’in dikkatini çeker. İncelemeleri sonrasında (1842) volkanik adalar ile mercan resifleri arasında önemli bir ilişki olduğunu anlar. Darwin’e göre, birçok tropikal ada volkanikti ve etrafları resifle çevrilmişti. Zaman içinde çöken volkanın etrafında, özellikle de hermatipik yani koloni ve resif yapan ve ahermatipiklere göre daha sığda yaşayan mercanlardan oluşan saçak resifleri oluşmaktadır. Adanın batması devam ederken mercanların gelişimi de devam eder ve sonunda etrafı resifle çevrili ve algler ile destekli atoll diye tanımlanan mercan gölleri meydana gelir. Darwin’in bu teorisi Pasifik Okyanusu’nda ekvator boyunca tropikal nitelikli adaların oluşumu için geçerli olmuştur. Atol kelimesi ilk defa 1625 yılında “Atollon” olarak kullanılmıştır. Maldiv Adaları yerlileri tarafından kullanılan Indo-Aryan dilinde bu kelime “atalhu” olarak geçmektedir. Kelimenin bilinmesi ise Darwin’in Beagle ile yaptığı keşif gezisinden sonra bu konuda oluşturduğu teori sayesindedir.

Mercan atolleri kalsitlerin dolomite dönüştüğü önemli yerlerdir. Denizlerin derinliklerinde sular kalsiyum karbonat bakımından doymamış fakat dolomit yani sulu kalsiyum karbonat bakımından doymuş özelliktedir. Dolomit-kalsit değişimi ise mercan resiflerinin gelişiminde son derece önemlidir. Bu değişimde rol oynayan etmen ise volkanik aktivite ile etkilenen hidrotermal akıntılardır.

Darwin’e göre resif çeşitleri üç tiptir:

Saçak resifleri: Volkanik adanın etrafı bir saçak ya da etek şeklinde mercanlarla çevrilidir. Bariyer ya da Engel resifleri: Kara ile Lagon arasında mercanlardan oluşan ve çizgisellik gösteren resiflerdir. Arada kalan bölge kumluk, deniz algleri açısından yaygın, sığ bir bölgedir.

Atoller: Yüzük ya da halka biçimli resif oluşumlarıdır.  Burada halka içinde kalan kısıma lagon adı verilir. Bunlar volkanik adaların batması sonucunda oluşan saçak resiflerinin kalıntısı olarak da düşünülebilir.

Cocos’un plajları hemen hemen tamamen Hindistan cevizi ağaçları ile kaplıdır. Darwin burada birkaç küçük kuş, kertenkele, çok çeşitli böcek ve çeşitli mercan kolonilerinden oluşan küçük bir ada koleksiyonu oluşturur. Bunları gerektiği şekilde koruma altına alır.

Beagle 12 Nisan 1836’da Cocos’dan ayrılır. Kuzey Keeling, Chagos ve Rodriguez Adaları’na uğramadan Mauritius’a doğru yoluna devam eder. 29 Nisan’da adanın Port Louis limanına demirler ve burada birkaç gün kalır.

Beagle 9 Mayıs’ta Port Louis’den ayrılır ve Madagaskar Adası’nın yanından geçerek 31 Mayıs’ta Güney Afrika’nın ucundaki Cape Town yakınlarındaki Simons Koyu’na gelir.

Güney Afrika

Darwin 3 Haziran 1836’da burada 3 yıl önce kurulan kraliyet araştırma merkezini ziyaret eder. Başkan doğa bilimci John Herschel ile volkanlar, deprem ve kıtaların yükselmesi konusunda bilgi alışverişinde bulunurlar. Ayrıca, insanın kökeni ve yeni türlerin oluşması da bu tartışmaların içinde yer alır.

St. Helena Adası

Beagle 18 Haziran’da Cape Town’da ayrılır ve burnunu kuzeye, Afrika’nın batı sahillerine çevirir. 29 Haziran’da oğlak dönencesini geçen Beagle, 8 Temmuz’da St. Helena Adası’na demirler. Darwin burada 5 gün geçirecektir. Darwin’e göre ada son derece ıssız ve terk edilmiş bir yerdir. Ada, Atlantik’in ortasında volkanik kayalardan oluşmuş büyük bir dağdır. Darwin zamanını bölgenin jeolojisini öğrenerek değerlendirecektir.

Ascension Adası

Beagle, 4 Haziran 1836’da öğlen saatlerinde Ascension Adası’na doğru St. Helena’dan ayrılır. Haziran’ın 19’unda akşam saatlerinde adaya ulaşır. Ada da İngiliz denizcileri ile köle Afrikalılar yaşamaktadır. Darwin burada dört gün kalır. Bu süre içinde 858 m yüksekliğindeki Green Hill’e çıkar ve bölgede volkanlar hakkında gözlemlerde bulunur. Ada biyolojik açıdan önemlidir. Kumsalları yeşil kaplumbağaların yumurtlama yeridir.

Tekrar Güney Amerika

Kaptan FitzRoy, 23 Haziran 1836’da San Salvador’daki ölçümlere ilavelerde bulunmak için bölgeye gitmeleri gerektiğini belirtir. Bu açıklama Darwin’i üzer. Dönüş yolculuğunda böyle bir değişiklik moralini bozmuştur ama pek de aldırış etmez. Beagle 1 Ağustos’ta Brezilya’da Bahia da los Santos’a gelir. FitzRoy yeni ölçümler alırken, Darwin tropikal ormanın içlerine yeni keşif gezileri yapar. 17 Ağustos’ta çalışmalar biter ve Beagle tekrar kuzeye doğru yelken açar. Yollarının üstünde uğrayacakları birkaç ada daha vardır.

Cape Verde Adaları

Darwin İngiltere’ye doğru gittikleri için memnundur. Hastalıklar, deniz tutmaları, rahatsızlıkları çoktan unutulmuştur. Beş yıl süren biyolojik ve jeolojik gözlemleri, onu yeni yeni düşünceler içine sokmuştur. Topladığı binlerce örnek ve oluşturduğu muhteşem koleksiyondan çıkan sonuçlar insan düşüncesine inanılmaz boyutlar kazandıracaktır.

Beagle 21 Ağustos’ta ekvatoru geçer. 31 Ağustos’ta Cape Verde Adaları’nda Porta Praya’ya demirler. Burada beş gün geçireceklerdir.

Azor Adaları

Beagle 05 Eylül’de Azor Adaları’na doğru yelken açar. 09 Eylül’de yengeç dönencesini geçer. 20 Eylül’de Azorlar’a gelir ve Terceira Koyu’na demirler. Darwin burada volkanizmayı inceleyecektir. Beagle 21 Eylül 1836’da Azor Adaları’nı terk eder. 25 Eylül’de İngiltere’ye doğru durmaksızın yol alır. Artık son durak İngiltere’dir.

İngiltere ve eve varış

Tarih 2 Ekim1836’yı gösterdiğinde HMS Beagle bu muhteşem araştırma gezisine başladıktan 4 yıl 9 ay 5 gün sonra İngiltere’ye dönmektedir. Beraberinde Darwin, koleksiyonları ve yeni düşünceler vardır. Falmouth’a demirlediğinde yağmurlu ve fırtınalı bir akşamdır. Darwin iki gün sonra ailesinin yanına Shrewsbury’ye hareket eder.

On yıl sonra

Darwin, 1846 yılına gelindiğinde, Beagle ile işinin bittiğine inanmaktadır. Günlükleri ve beş ciltlik Beagle’ın Zoolojisi’ni yayınlamıştır. Ancak getirdiği örnekler ile de ilgilenmesi gerekmektedir. Örneğin Cirripedae’ler onun dikkatini çekmektedir. Bir de güvercinleri vardır. Onlarla daha çok ilgilenmek için Güvercin Sevenler Kulübü’ne katılır. O yıllarda güvercin yetiştiriciliği İngiltere’de asilzadeler arasında çok yaygın bir uğraştır. Darwin bu alışkanlıkları ile uğraşırken yaşamının en büyük krizinin kapısını çalmak üzere olduğunun farkında değildir.

Yaptığı geziyi düşünürken aklına gelen bazı fikirler Darwin’i rahatsız etmesine rağmen, yaptığı gözlemler, tuttuğu notlar, topladığı örnekler onu düşünmeye sevketmektedir.

Ona göre dünyadaki çeşitli türler ilk şekillerinden uzaklaşmış olmalıdır. Noksansız ve değişmez olarak yaratılmaları imkânsız gibidir. Özellikle çevre koşulları ve uyum, türleri değiştirebilmektedir. Değişim konusuyla ilgili ilk notları 1837 yılında tutmaya başlar. Bunları daha da geliştirmek niyetindedir. Bu notlar sonraları bir dizi şeklini alır. Hele 1798’de yayınlanmış olan Malthus’un Nüfus İlkeleri Üzerine Bir Deneme (An essay on principles of population) adlı kitabını okuduğunda önemli bir kuramın izinde olduğunu düşünür. Bu konudaki teorisinin bir taslağını kaleme alır, eşi Emma’ya öldüğünde yayınlatmasını vasiyet eder. Çelişkiler içindedir. Bir yanda aldığı güçlü teokratik eğitim vardır; öte yandan beş yıllık Beagle gezisi sırasında gördükleri, yaşadıkları ve koleksiyonları güçlü inancını sarsmaktadır.

Doğal seçilim ve coğrafik izolasyonlar, evrim teorisi için ortaya çıkan en önemli kanıtlardır. Darwin notlarında şöyle der: “Her türde sağ kalabilecek olandan çok daha fazla birey üremekte ve bunlar da yaşamlarını sürdürebilmek için devamlı mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu nedenle herhangi bir birey kendine yararlı küçük bir değişiklik geçirdiğinde hayatta kalma becerisini elde etmiş, böylece kendi bireyleri arasında seçilmiş olacaktır. Bu doğal yolla gerçekleşen bir seçilimdir. Bu aynı zamanda en güçlü olanın yaşamda kalması anlamını da taşımaktadır.”

Darwin türlerin değişimi görüşü için bir zamana gereksinimi olduğunu çok iyi bilmektedir. Sıradan bir Hıristiyan için İncil’in her kelimesi doğru olmalıdır. Başpiskopos Ussher ve Cambridge Üniversitesi’nden Dr John Lightfoot, yaptıkları mistik hesaplamalar sonucunda Dünya’nın yaratılışının İsa’dan önce 4004 yılında 23 Ekim Pazar günü saat 09’da gerçekleştiğini belirtmişlerdir. İncil’in doğru yorumlanması konusunda ne kadar tartışma yapılırsa yapılsın kutsal kitapta yazılanlar dokunulmazdır.

Darwin özellikle And Dağları’na yaptığı keşif gezilerinde denizlerde yaşayan canlıların fosilleşmiş kalıntılarına 5000 m yükseklikte rastlamıştır. Atlantik kıyılarında yaşayan bir çamgil olan Auracaria’nın metrelerce uzunluğundaki silisleşmiş fosil kütükleri nasıl olur da bu yükseltide bulunabilir?

  1. Lyell’in Principles of Geology isimli eserinde açıkladığı üniformitarianizme göre her şey çok uzun zaman içinde değişmektedir. Darwin bu eseri yolculuğu sırasında okumuş ve çok etkilenmiştir. Her şey değiştiğine, dağlar yükseldiğine göre, türler neden değişmez kalsın ki?. Onlar da çok uzun zaman içinde değişebilir. O nedenle dünya söylenildiği genç olamaz. Dünya’nın yaşı milyonlarca yıl, hatta çok daha fazla olmalıdır. Bilindiği gibi, günümüzde yapılan radyometrik tarihlendirmelere göre gezegenimizdeki en yaşlı kayanın yaşı 4,8 milyar yıl olarak hesaplanmıştır.

Darwin’i bekleyen bir başka tehlike daha vardır. 1858’de doğa bilimci Alfred Russel Wallace’dan Borneo Adası’nda yaptığı gözlemlere ilişkin bir mektup aldığında başından aşağıya kaynar sular dökülür. Geç kaldığını anlar. Wallace, Lyell’e “Farklı türlerin ilk şekillerinden sürekli olarak sapma eğilimleri üzerine” bir makale göndermek istemektedir. Bu konuda önceden Darwin’e danışmak istemiştir. Darwin vakit geçirmeden Lyell’e gider ve durumu anlatır. Bundan sonrası ise şöyle gelişir. Lyell ve Hooker, Darwin’in çalışmalarını yakından takip etmişlerdir. Onu Wallace ile işbirliği yapmaya ikna ederler. Bir ay sonra Darwin ile Wallace’ın birlikte yazdıkları bir makale Linnean Society’ye sunulur. Bir yıl sonra yayıncı John Murray, Darwin’in “On the Origin of the species by means of natural selection or the preservation of favoured races in the struggle for life” (Doğal Seçlim yolu ile türlerin kökeni veya yaşam savaşında türlerin korunması) adlı kitabını yayınlar. Kısa bir süre sonra da kıyamet kopar.

Ancak Darwin haklıdır. Beş yıl süren o muhteşem gözlemleri ve vardığı sonuçlar, Evrim Teorisi’nin ilk temel taşlarıdır. Bundan sonra ise her şey kendiliğinden gelir. Mendel’in genetiği Hugo Vires’in mutasyonları teoriyi “gerçek” yapmıştır.

KAYNAKLAR

1) A. Desmond ve J. Moore, Darwin, W.W Norton&Company, 1992, London, 808 p.

2) A. Moorehead, Darwin ve Bagle Serüveni, Çeviren: Nermin Arık, Tübitak Popüler Bilim Yayınlar – Yapıkredi Yayınları, 1996, 223 s.

3) http://www.spallek.com/photo/galapagos/friday.html

4) http://www.darwinfoundation.org/en/

5) www.photoseek.com/

6) http://darwin-online.org.uk/

7) http://www.aboutdarwin.com/index.html

8)www.kellscraft.com/VoyageOfBeagle/VoyageOfBea..