Ana sayfa 65. Sayı Irak’ın suya hasret toprakları

Irak’ın suya hasret toprakları

Forum

115
PAYLAŞ

Gül Atmaca

Mezopotamya, Yunanca’da,“iki nehrin arasında” anlamına gelir. Suyun getirdiği bereket sayesinde beş bin yıl önce medeniyetin temelleri bu topraklarda atılmıştı. Ne var ki bugünkü tablo yeşil değil çatlamış toprakların kıraç rengini taşıyor…

 

Gül Atmaca

 

Saddam Hüseyin rejiminin ardından işgal güçlerinin postalları altında ezilen, mezhep savaşlarının en kanlısına tanık olan Irak toprakları bu sefer de kuraklığın pençesi altında.

Dünyanın en büyük işlenmemiş petrol rezervlerinden birisine sahip bu toprakların altı zengin ama üstü için aynı şeyi söylemek zor. Öyle ki, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), daha 1990’lı yıllarda verdiği raporlarda, Fırat ve Dicle ırmakları arasındaki “Aşağı Mezopotamya“ bölgesinin kuruyarak, dünyanın en büyük çevre felaketinin yaşandığı bölgelerinden birisine dönüştüğünü açıklamıştı.

Düşünün ki adı geçen bu bölge, Sümerler döneminde ürün bolluğuyla bilinen Mezopotamya ovasıydı. Medeniyetin temellerinden çoğu burada atılmıştı. Kutsal Kitap’ta “Cennet Bahçesi“ olarak geçen yerin de burada bulunduğu rivayet edilir. O kadar savaşa, yıkıma rağmen ülkenin kuzeyindeki Ninova’dan güneydeki Ur kentine kadar bir zamanlar suyla gelen bolluk sayesinde yeşeren kültürden kalan izleri bugün “susuz“ kalmış haliyle görmek mümkün.

Irak’ın bir zamanlar verimli tarım alanları olan toprakları çöle dönmüş durumda. Nehirlere bakan tepelerin yemyeşil olması gerekirken hepsi kıraç. Irak’ın güneyinde Divaniye’den bir yetkili, “1950’lerde bölgede buğday ihracatı yapan birkaç ülkeden biriyken şimdi neredeyse bütün ürünleri ithal ediyoruz“ diye konuşuyor.

Irak’ta tarımda yaşanan sıkıntının yansımalarını Bağdat’taki manavlarda görmek mümkün. Karada mahallesindeki bir manav, bir zamanlar Bağdat’ın çevresindeki bahçelerden gelen ürünleri sattıklarını, bugün ise ABD, Fransa, ve Şili’den gelen elmaları, Suriye ve Ürdün’den gelen domatesleri, Mısır ve Türkiye’den gelen portakalları sattığını söylüyor. Irak’tan ise sadece hurma var. O da susuz büyüyebildiği için.

Irak’ta yaşanan kuraklığın ana sebepleri arasında elbette küresel ısınmanın rolü büyük. Yağışlar genel olarak düşük. Fakat, diğer önemli bir etken de Irak’ın suyunu aldığı çoğu nehrin kaynağının başka topraklarda olması. Komşu ülkeler Türkiye, Suriye ve İran’ın baraj sayısını artırması ya da daha fazla suyu tutması Irak’ı zor duruma sokuyor. UNEP, Fırat, Dicle vb. nehirlerin suyunun daha adil paylaşılması için ülkelere çağrı yapıyor. Öte yandan, Irak’ın elindeki suyu daha iyi kullanması için büyük yatırımlar yapması gerektiği de “su götürmez” bir gerçek, ancak bunun için sıkı bir bütçe gerekiyor. Düşen petrol fiyatları yüzünden bütçe açığı veren Irak’ın bunu nasıl gerçekleştireceği ise soru işareti.

 

Bataklık Arapları

Su demişken, Dicle ve Fırat nehirlerinin Basra Körfezi’ne dökülmeden önce birleştiği Şatt-‘ül Arap’ta, sulak alanlarda yaşayan Şiilere “Bataklık Arapları” deniyor. Bataklık Arapları 5 bin yılı aşkın süredir bu bölgede yaşıyor ve geleneklerine bağlı bir yaşam sürüyorlar.

Fakat doğu bataklıkları İran-Irak Savaşı sırasında (1980-1988) şiddetli çatışmalara sahne olmuş. Kamışlar yüzünden asker ve polisin kolayca giremediği bölge, çete mensupları, isyancılar ve kaçakların saklandığı bir yer haline gelmiş. Saddam’ın askerleri 1991’deki büyük Şii isyanı sırasında, bataklıklardaki yerleşim birimlerini bombalamışlar ve bölgeye ekonomik yaptırım uygulanmış. Bu da yetmemiş olmalı ki, Saddam, Bataklık Araplarını kontrol altına almanın son çaresi olarak onların yaşam alanlarını yok etmeye karar vermiş. Sazlıklar kurutulmuş, arazi, Saddam yanlılarına verilmiş.

Bu olaylardan önce sayıları 250 ila 200 bin arasında değişen Bataklık Arapları, zaten Irak halkı arasında en fakir gruplardan birisi. Saldırılardan sonra hayatta kalmayı başaranlar, Basra, Nasıriye, Amara ve Bağdat gibi kentlerin kenar mahallelerinde yaşam mücadelesi vermişler. Saddam iktidarı devrilince evlerini yeniden inşa etmek, eskisi gibi balıkçılık ve manda yetiştiriciliği yapmak üzere bölgeye geri dönmüşler. Sazlıkları kurutmak için Saddam’ın mühendisleri tarafından yapılan toprak rampalar yıkılmış, göl ve nehir yataklarına yeniden su verilmeye başlanmış. 2006 yılının sonuna gelindiğinde ise sazlıkların yüzde ellisi eski haline gelmiş.

Ne var ki bu sefer de kuraklık vurmuş Bataklık Araplarını. Suyun az olması, var olan suyun da tuz oranının yüksek olması yüzünden yüzü bir türlü gülmüyor bölge halkının. Öyle ki, Nasıriye’ye yakın kentin valisi çok değil birkaç yıl öncesine kadar yeşillikler içinde olan, kamış ve papirüs ağaçlarıyla dolu bölgenin bugün neredeyse tamamen kuruduğunu söylüyor. Sonuç olarak, geçimleri suya bağlı olan Bataklık Arapları bugün içecek su bulmakta dahi zorluk çekiyorlar.

 

Ekosistem zarar gördü

Ortadoğu’nun tek büyük göl-bataklık bölgesinin büyük oranda kuruyarak çölleşmesinden sadece insanlar zarar görmüyor elbette. Buradaki biyoçeşitlilik ve vahşi yaşam da tehlike altında.

Göçmen kuşların Sibirya ve Güney Afrika arasındaki en önemli durak yeri olan bölgede, sayılarının azaldığı tespit edilen 40 su kuşu türü de yok olmakla karşı karşıya.
Bu arada, son gelen haberlere göre sazlıklardaki doğal yaşam alanlarını kaybeden yılanlar sürü halinde çevreye saldırmaya başladı. Yılanlar, insan, manda, sığır ne bulurlarsa saldırıyorlar. Onlarca kişinin bu yüzden yaşamını yitirdiği bildiriliyor.

Irak’ın tek sorunu suyun az olması değil; kanalizasyon, tarım ilaçları ve sanayi atıklarının arıtılmadan suya bırakılması suyu kirletiyor. Bağdat’ta 6 milyon insanın atığı doğrudan Fırat ve Dicle’ye akıyor. Bağdat dışında ise sadece beş aileden birisinin evinde kanalizasyon var.

Ülkenin bazı yerlerinde Fırat ve Dicle’nin suyu o kadar kirli ki, din adamları mezhepler arası çatışmalarda ölen binlerce kişinin cesetlerinin atıldığı nehirlerden balık tutup yemenin haram olduğunu açıkladılar. Çocuk ölümlerinde mikroplu içme suyu önemli nedenlerden birisi.

Irak’ın su sorunu nasıl çözülür sorusuna şu anda verilebilecek yanıt: komşu ülkelerin daha fazla suyu serbest bırakması, Irak’ın su kaynaklarının etkin kullanılması için daha fazla yatırım yapması.