Ana sayfa 66. Sayı Prof. Dr. Mikâil Bayram’ın yeni çalışması

Prof. Dr. Mikâil Bayram’ın yeni çalışması

20

Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü emekli başkanı Mikâil Bayram hoca, bugüne değin yaptığı çalışmalarla Ahi Evren’in, Nasrettin Hoca’mızın düşsel değil, yaşayan bir insan olduğunu, Anadolu ahiliğini kurmuş olduğunu ortaya çıkarmış, çeşitli bilimsel yayınlarında anlatmış, bugüne kadar düşünülmesi yasak olan, üstü örtülen birçok sorunun yanıtını verme cesaretini göstermiş, bulguları, işlerine gelmeyenlerin inanılmaz tepkileriyle, saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Şimdi, bir kez daha, üstü örtülü kalmış bir örneği ortaya çıkardı, iğneyle kuyu kaza kaza, kültür tarihine yeni gerçekler kattı: “Danışmendoğulları Devletinin Bilimsel ve Kültürel Mirası” (Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Mikâil Bayram, Mayıs 2009, Konya)
Osmanlı yöneticileri, kuruluşta, devleti “ulema”dan alınan fetvalarla yönetmek yerine akliyeci düşünceyi (Rasyonalizm) neden desteklediler? İznik’te kurdukları medreselere yerleştirdikleri akliyyeci (rasyonalist) bilim insanlarının düşünce geliştirmesine neden destek verdiler? (1)

İslamiyet Anadolu’ya İran üzerinden gelmesine, üstelik Büyük Selçuklu veziri Nizam ül Mülk, Şafii Eş’ari inancına bağlı olmasına karşın, ne oldu da Selçuklu ardılı sayılan Osmanlı, taban tabana zıt Hanefi mezhebine bağlandı?

Mikâil Hoca, bu yasak soruların örtüsünü bir kez daha kaldırıyor. Anadolu Selçuklu devletinin ilk yıllarında ortaya çıkan bilimsel düşüncenin kanıtlarını tarihçi sorumluluğuyla gözlerimizin önüne seriyor. Yüzyıllarca kalın örtülerin altında saklanan bilgiyi bir kez daha bilim dünyasının yararına sunuyor.

İbnü’l Esir, “El-Kâmil fit-Tarih”inde, Anadolu Selçuklu devletini kuran Süleyman Şah’ın babası Kutalmış’ı anlatırken diyor ki:

“Şaşılacak şeydir ki Kutalmış, Türk olmasına rağmen astronomi ilmini çok iyi biliyordu. Bundan başka felsefe geleneği ile ilgili bilimleri de biliyordu. Kendisinden sonra oğulları ve ahfadı da felsefe geleneğinden gelen ilimleri öğrenmeye devam ettiler. Ve bu alanda isim yapmış olan bilim adamlarını himayelerine aldılar. Bu durum onların dini inançlarında pürüz meydana getirdi.” (2)

Bilimsel bilginin inançlara zarar verdiğine binyıllardır inanılır (3).

Bu bilgiden Kutalmış’ın, yasak “Mu’tezile” mezhebinden olduğunu anlıyoruz. Bu mezhep Hanefilik üzerine kuruludur; öyle ki bir ara Hanefi denince Mu’tezile anlaşılırdı.

Mu’tezile, Asr-ı Saadet denilen, Muhammed’in yaşadığı  dönemden 100 yıl kadar sonra, Abbasiler döneminde ortaya çıkan akliyyeci (İslam Rasyonalizmi) bir inanç dizgesidir. Temel olarak, Kur’an’ın “ezeli (kadîm)” bir “kelâm” olduğunu değil, “sonradan yaratılmış (mahlûk)” olduğunu, Kur’an’daki her şeyin akılla açıklanabileceğini savunur.

Karşısında Eş’ari’ler vardır. Ebu Hasan Eş’ari’nin kurduğu bu inanç dizgesine göre akıl hiçbir zaman gerçeğe ulaşamaz. İnsan için gerçek bilgi yalnızca inançtır.

İslam halifeliğinin Abbasiler tarafından yürütüldüğü dönemde, Bağdat’ta, dolayısıyla bütün İslam devletlerinde Eş’arilik egemen oldu, Mu’tezile geleneği sert, ölümcül yasaklarla ortadan kaldırıldı. İslam dünyasında, özgür düşünceleri nedeniyle Hallac-ı Mansur, Ömer Hayyam, Farabi, İbn Sina, Hasan Sabbah gibi düşünürler, ozanlar, görüş önderleri bu sert yasaklardan paylarını alıyordu.

Bu çatışma, daha sonra, Anadolu’da Babai katliamına, Osmanlı’nın ilk yıllarında Seyyid Nesimi’nin derisi yüzülerek öldürülmesine, Şeyh Bedreddin kalkışmasına, Şah İsmail ile yapılacak Çaldıran savaşına ve Köroğlu’nun adı ile simgeleşen Celali ayaklanmalarına değin pek çok sosyal olaya da neden olacaktır.

Mu’tezile anlayışı günümüze, Şiiliğe engel olmuş olmasına karşın, kendini anlattığı biçimiyle değil, yalnızca karşıtı olan, Eş’ari yanlısı Osmanlı resmi ideolojisinin bakışıyla yansımıştır. Bu yüzden Hasan Sabbah tarihin ilk teröristi sayılacak, bunun için Baba İlyas’ın yazdıkları bugüne değin ortaya çıkarılmayacak, Şeyh Bedreddin’in kitapları yüzyıllar boyu yasaklanacak, Şah İsmail Hatayî’nin şiirleri ancak Alevilerin ağzında günümüze gelebilecektir.

Ancak bu karşıtlığın bir yararı da olur, Mu’tezile’nin akılcı-bilimci görüşleri, karşıtı olan resmi ideoloji tarafından kötülenmek amacıyla da olsa kayıtlara geçirilir. Bu nedenle bugün Babaîleri tanıyabiliyoruz, Ahi Evren Şeyh Nasiru’d Din Mahmud’un kitaplarını bulabiliyoruz, Şeyh Bedreddin’in görüşlerini bilebiliyoruz.

Prof. Dr. Mikâil Bayram’ın küçücük kitabına sığdırdığı kanıtlar, Mu’tezile ile Eş’arilik arasındaki savaşımın Büyük Selçuklu devletinde, Anadolu Selçuklularında da bütün şiddetiyle sürdüğünü ortaya çıkarıyor ve kültür tarihinde Büyük Selçuklu Devleti ile Osmanlı arasında bulunan kültür akışını sağlayacak köprüyü oluşturarak sosyo-kültürel olayların nasıl geliştiğini anlayabilmemizi sağlıyor.

Bu arada Anadolu Selçukluları döneminin son yüzyılında ortaya çıkan ve daha önce yayınlamış olduğu hacimli “Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren – Mevlana Mücadelesi” (4) adlı kitabında ayrıntılı olarak ele aldığı savaşımın üzerine oturduğu düşünsel tabanı, dolayısıyla düşünsel alt yapısını doldurabiliyoruz.

Mikail Bayram’ın kitabından, Alparslan’ın veziri Nizam ül Mülk’ün Mu’tezile geleneğinden gelen akliyeci vezir Amidü’l-Mülk Ebu Nasr el-Kunduri’ye karşıtlığını, bu karşıtlık sonucunda onu idama değin gönderen süreci başlattığını, yerini aldığını görüyoruz. Bunun üzerine devletin resmi görüşü olan, Mu’tezile etkisini yok etmek için yine devletin parasını dökerek, kendi adıyla Selçuklu Mülk’ünde, yirmi üç yerde Nizamiye Medresesi kurdurduğunu ve buralara Eş’ari geleneğine bağlı akliyye karşıtı ulemayı atamış olduğunu öğreniyoruz. Bunların en ünlüsü “imam” adıyla da tanıdığımız el-Gazali’dir (5).

Mikâil hoca, kitabında, Anadolu Selçuklularında baskın Mu’tezile etkisi ile bilimsel yapıtların da, Türklerin Anadolu’ya gelmesinden hemen sonra ortaya çıkmaya başladığını anlatıyor ve Anadolu Selçuklularının bugüne değin ortaya çıkmamış ilk bilimsel yapıtı, “Keşfü’l Akabe”yi inceleyip Farsça bilenler için son derece değerli bir kaynak olarak kitabın tıpkıbasımını veriyor. Keşfü’l Akabe’nin yazarı olan Kayseri Nazırı İlyas bin Ahmed al-Kayserî el-Ma’ruf bi İbnü’l Kemal’in Anadolu’ya giren ilk Türklerden ve olasılıkla Malazgirt savaşı gazilerinden olabileceğini tahmin ediyor. Yapıtın Malazgirt Savaşı’ndan 25-29 yıl sonra, 1101 yılı ile 1105 arasında yazılmış olduğunu ve Danışmendoğulları’nın kurucusu Melik Ahmed Gazi’ye sunulmuş olduğunu saptıyor.

Keşfü’l Akabe, Miraç olayının ve Cennet’in, Cehennem’in  fiziksel evrendeki yerini saptamaya çalışırken, bize, Anadolu’ya ilk gelen Türkmen gazilerin İlm-i Hikmet (felsefe) yanında Astronomi ve Coğrafya ile de ilgilendiklerini, dünyanın yuvarlak olduğunun, Ferdinand Magellan’ın dünyayı dolaşmasından (1519-1521) 520 yıl önceden bilindiğini anlatıyor. Ay ve Güneş tutulmasının şekillerle açıklamalarını, gece-gündüz farkının kutuplara doğru gidildikçe büyüdüğünü, kutuplara varıldığında altı ay gece, altı ay gündüz olduğunu Keşfü’l Akabe’de bulabiliyoruz. Dünya çevresinin uzunluğunu, Dünya’nın yüzölçümünü ve meridyenlerin arasındaki bir derecelik uzaklığın doğruya çok yakın ölçülerini de yine bu kitapta bulabiliyoruz (6).

DİPNOTLAR
1) Bkz: “Anadolu’nun Bilinmeyen Bilim Çağı”, Ömer Tuncer, “Bursa’da Yaşam” Dergisi, Haziran 2007, s.170. / http://omer-tuncer.blogspot.com/2007/11/anadolunun-bilinmeyen-bilim.html
2) Mikâil Bayram, “Danışmendoğulları Devleti’nin Bilimsel ve Kültürel Mirası” s.26-27, Birinci Basım, Konya, Mayıs 2009.
3) Bu yüzden kültür tarihinin en büyük kültür cinayeti işlendi ve koca İskenderiye kitaplığı yakıldı. Kendine batılı diyen bilim insanları (!) ile doğulu diyenler arasında bu cinayeti birbirinin üstüne atma yarışı sürmektedir. Oysa önemli olan, kimin değil, doğudan da gelse, batıdan da gelse, hangi anlayışın yaktığıdır.
4) Mikâil Bayram, “Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren – Mevlana Mücadelesi”, Konya 2005, Birinci Baskı ve Konya 2006 ikinci Baskı
5) el-Gazali (1058-1111) filozofları okudu. Ancak fikri bir bunalımdan sonra kendisini tasavvufa verdi. Akıl yolundan sezgiye döndü. Felsefe ile dinin bağdaştırılamayacağını savundu. Aristoculuğun İslam’la uzlaştırılmasına karşı çıktı. Tehâfütü’l-Felâsife’yi yazarak, filozofları eleştirdi.Onları küfürle itham etti. Yunan felsefesini İslam dünyasına sokan Farabi ve İbn-i Sina alemin sonsuzluğunu felsefeye dayanarak savunuyordu. Tikeller ve nedensellik konularında akideye ters görüşleri vardı. Gazali onları eleştirdi.
6) Hem “Danışmendoğulları Devleti’nin Bilimsel ve Kültürel Mirası” kitabı, hem Mikail Bayram’ın öteki kitaplarını edinmek için, + 90 332 236 4875 numaralı telefon aranabilir… (“Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren-Mevlana Mücadelesi” ve “Tarihin Işığında Nasrettin Hoca ve Ahi Evren” adlı olanlar özellikle önerilir).