Ana sayfa 70. Sayı Erken Cumhuriyet döneminde Evrim’e farklı bir yaklaşım: Darwin mi Mevlâna mı?

Erken Cumhuriyet döneminde Evrim’e farklı bir yaklaşım: Darwin mi Mevlâna mı?

Forum

107
PAYLAŞ

Cemil Ozan Ceyhan

Charles Darwin’in (12 Şubat 1809 – 19 Nisan 1882) doğumunun iki yüzüncü, bilim ve felsefe başta olmak üzere hemen tüm alanlarda çığır açan eseri “Türlerin Kökeni”nin (1859) (1) ilk baskısının yayımlanmasının yüz ellinci yıldönümünde, tüm dünyada çeşitli organizasyonlar tertip edildi.

Biz de bu çalışmalara popüler bilim tarihimizin tozlu sayfalarından çıkardığımız, Darwin ve onun “nazariyesi” (kuramı) hakkında yazılan bir yazıyı burada sizlerle paylaşarak katkıda bulunmak istiyoruz.

Türkiye’nin Fen Âlemi’nden sonra ikinci popüler bilim dergisi olan Tabiat Âlemi’nin (Aralık 1925 – Şubat 1927) (2) birinci sayısında, İbrahim Aşki’nin (Tanık) (3) kaleme aldığı “Darvin Nazariyesi” (s.13-15) başlıklı yazıda Darvin’in ortaya attığı kuramlara dair değerlendirmeler yapılmakta.

Yazı, herhangi bir bibliyografik açıklama içermeyen “Amerika’da Darvin nazariyesi aleyhindeki bazı hareketler üzerine bir makalede bir zat diyor ki:” şeklinde başlıyor. Bahsedilen makaleden uzun alıntılarla devam edildikten sonra, alıntının başında evrim kuramı ile ilgili yapılan temel yanlışlıklardan birine, “ortak ata” kavramına atıfta bulunuluyor:

“…insan mevcut maymunların birinden gelmemiştir (…) lâkin insan ile mevcut maymunlar hayat ağacının bir dalından çıkmıştır…”

“Amerikalı bir zat”tan yapılan alıntılar paleoantropolojik ayrıntılarla ilerledikten sonra şu paragrafla noktalanmaktadır:

“Darvin (Nesl-i Beşer)’inin yedinci babında açık diyor ki: simiadae’ler sonra iki dala ayrıldı: yeni dünya maymunları, eski dünya maymunları; işte bu ikinciden pek eski zamanda, âlemin mucizesi ve mefhareti olan insan zuhur etti.”

Burada “Nesl-i Beşer” olarak tanımladığı eser Darwin’in “The Descent of Man”, günümüz Türkçe’sinde daha yaygın olarak bilinen adıyla “İnsanın Türeyişi”, adlı eseridir. İlginç olan nokta, hem İngilizce hem de Türkçe baskılarında bahsi geçen cümlenin yedinci değil altıncı kısımda olmasıdır (4).

Alıntıların ardından yazarın Darvin Nazariyesi ile ilgili tanımı gelir:

“Darvin ve hatta daha evvel bazı tabiat âlimleri nebatların (bitkilerin) hayvanların nevileri (türleri) beynindeki (arasındaki) münasebetleri, bedenî ve aklî sıfatlarını, ırsî, muhitî… tesirden ileri gelen tahavvülleri (değişimleri) tetebbu (inceleme) ve cem ederek bu emarelerle nebat ve hayvan nevilerinde esfelden (en aşağı) âlâya (yükseğe) doğru bir tertip, tedricî (dereceli olarak) bir inkişaf (gelişme) ve tekâmül (evrim) bulunduğuna hükmetmiş ve nevilerin başlı başına yaratılmayıp bir asıldan neşet ettiğine (kaynaklandığına), ilk bir neviden türediğine ve değişerek, yükselerek nihayet insan mertebesine maymundan tekâmül edip geldiğine zâhib olmuş (sanıya kapılmış) ki doğrusunu söylemek lazım gelirse bu bir mezheptir, ilim lisanıyla bir nazariyedir.”

Yazarın alıntı yaptığı Amerikalı zatın özellikle altını çizdiği, “maymundan gelme” karmaşasına kendi yaptığı tanımda da düşmesi şaşırtıcı bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Daha sonra; “Darvin yirmi bir yaşında (5) dünyayı dolaşmaya çıktığı vakit tekâmül fikri zihninde doğmuş ve gerek seyahatinde gerek avdetinde (geri döndüğünde) hep o fikri belleyip büyütmeye çalışmış” diyerek Darwin’i, dört yıl süren meşhur gezisine çıkmadan önce zihninde bir takım ön kabuller olduğundan bahseder.

Ancak bugün biliyoruz ki Darwin, bu yolculuğu İncil’i, özellikle de Yaratılış Kitabı’nı kanıtlamak için iyi bir fırsat olarak görüyordu (6).

Yazının bir diğer ilgi çekici kısmı ise konunun, dönemin Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerin Darvin Nazariyesi’nin okullarda okutulmasına karşı yürütülen faaliyetlerden, bilim dünyasındaki yankılarına, oradan da Mevlâna’ya uzanmasıdır:

“Geçenlerde Amerika’nın müttehid (birleşik) cumhuriyetlerinden bazılarında Darvin nazariyesi mekteplerde gösterilmesin diye bir kanun vaz edildi ve buna riayet etmeyen bir muallim muhakemeye çekildi. İlmî ve tıbbî cemiyetler tekâmül nazariyesini, fikir ve lisan hürriyetini müdafaa ettiler. Hâlbuki (fundamentalist) denilen tekâmül aleyhtarları yirmiden fazla hükümette fikirlerini yürütüyorlar. Bir bardak suda koca bir fırtına!

Bu vak’a üzerine birçok profesör, muharrir (yazar) ve papazların fikirleri alınıp neşredildi (yayınlandı). Bunlardan tekâmüle dair yirmi beş sene evvel okuduğum ilk kitabın müellifinin (eser sahibinin) mütalaasına da tesadüf ettim. Bu zat o kitabının ilk başına Mesnevi’nin (menazil-i hilkat-ı ademî) serlevhalı (başlıklı) beyitlerinden ondan ziyadesini, İngilizceye tercüme olarak katmıştı. (…) Filhakika (aslında) Mevlâna, mesnevisiyle bütün şarkın mütefekkirler (düşünürler) tabakasına asırlarca muallim ve hâkim olmuş ve sözünü garp âlimlerine de duyurmuş, dinletmiş! (…) Bugün Avrupa’da İslam hikmetinin en büyük üstadı Mevlâna addolunuyor.”

Tekâmül/Evrim tartışmalarında Mevlâna’ya da yer verdikten sonra, aslında daha baştan yanlış yürüyen bir soru ile başlayıp: (“Yalnız insan maymundan olur mu, maymun insan olur mu ve nasıl olur gibi sualleri de bir az düşünelim:”) Darvin Nazariyesi’nin kapsamadığı tartışmalara geçmektedir:

– “Maymun kalmış milyonlarca mahlûkun içinde insan olmaya yüz tutmuş kimse görülüyor mu?”

– “Mesela koyunda hiç yırtıcılık yoktur, maymunda ise koyunun yumuşaklığı yoktur; insanda ikisi de vardır. Şimdi insan yalnız maymundan gelirse bu nasıl olur? Sonra maymunlar hep birbirine benzer, koyunlar da öyle. Hâlbuki Âdem olandan yalnız koyun gibi olan da vardır, yalnız maymun gibi olan da vardır… Bu hale göre birincilere koyundan, ikincilere maymundan gelmiştir mi diyelim?”

Mevlâna’nın yaklaşımıyla yazısını noktalayan yazar, Darvin Nazariyesi ve Tekâmül/Evrim tartışmalarına doğu dünyasından da bir açılım sunma çabasındadır:

“Gelelim bizim âlimlerimize. Mesela Mevlâna hazretleri insan için evvela cemâd (7) iklimine geldi diyor. Demek ki onun nazarında bir gelen var ve o, geldiği iklime göre zâhir (görünür) oluyor. Sonra nebata, nihayet hayvana geldi diyor. (menazil-i hilkat) terkibi de bu hakikati göstermiyor mu? Demek ki menziller (duraklar) var, o menzillere nâzil olan (inen) var…”

Bu açıklamayla “Avrupa’da İslam hikmetinin en büyük üstadı” olan Mevlâna’nın görüşleri ile Darwin nazariyesi ve Tekâmül/Evrim kavramları arasındaki paralelliklere dikkat çekmiştir.

Darwin ve onun fikriyatı hakkında önemli yanlışların yer aldığı bu yazının belki de en ilginç yanı evrimsel düşünce hakkında Darwin’i eleştirip, Mevlâna üzerinden bir açıklama getirme eğilimidir. Yazarın, dönemin bilimsel tartışmalarına farklı (ve aslında daha yakından tanıdığı) felsefî akımlarla yeni açılımlar getirmeye çalışması, bugün de bilim dünyamızda eksikliğini çektiğimiz bir zenginliğin emaresi olarak görülebilir.

 

DİPNOTLAR

1) The Origin of Species

2) Osman Bahadır, Cumhuriyetin İlk Bilim Dergileri ve Modernleşme,  İstanbul: İzdüşüm Yayınları, 2001, s:98

3) Kırım göçmeni bir aileden gelen İbrahim Aşki Tanık (1874-1977) İstanbul’da mahalle mektebinden sonra Tophane Fevziye Rüştiyesini bitirdi. 1885’te girdiği Mekteb-i Bahriye-i Şahane’nin makine bölümünden 1891’de mezun oldu. 1945 yılında emekliye ayrıldı ve bu okuldaki törenlere yıllarca “En Eski Bahriyeli” olarak katıldı.

4) Bahsi geçen kısım İngilizce aslında şu şekilde yer almaktadır: “The Simiadae then branched off into two great stems, the New World and Old World monkeys; and from the latter, at a remote period, Man, the wonder and glory of the Universe, proceeded.” (Charles Darwin, The Descent Of Man, New York: D.Appleton Company, 1872, Chapter VI, s.204-205)

Öner Ünalan’ın çevirisinde ise şöyle geçmektedir: “İnsansımaymungiller de iki büyük dala, Yeni Dünya ve Eski Dünya maymunlarına ayrılmıştır ve sonunculardan, çok uzak bir dönemde, evrenin mucizesi ve övüncesi olan insan türemiştir.” (Charles Darwin, İnsanın Türeyişi, Ankara: Onur Yayınları, 1978, Bölüm Altı, s. 236)

5) Beagle Yolculuğu’na (27 Aralık 1831 – 2 Ekim 1836) çıktığında Darwin 22 yaşındaydı.

6) Alan Moorehead, Darwin ve Beagle Serüveni, İstanbul: TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları – Yapı Kredi Yayınları, 1999, s. 20

7) Cansız, kurak yer

 

Cemil Ozan Ceyhan / İstanbul Teknik Üniversitesi