Ana sayfa 71. Sayı İsrail saldırısının üzerinden tam bir yıl geçti. Dünya Gazzeli çocuklara gelecek borçlu

İsrail saldırısının üzerinden tam bir yıl geçti. Dünya Gazzeli çocuklara gelecek borçlu

106
PAYLAŞ

Gül Atmaca

Bunca acının ortasında, geçen yılki İsrail saldırısında yaralanan Ceyda hayata tutunmaya çalışıyor. Öğretmeninin “renk olsaydınız hangisini seçerdiniz?” sorusuna hiç tereddüt etmeden “kırmızı” yanıtını veriyor. Öğretmen öğrencilere dönüp, kırmızının kendilerine neyi ifade ettiğini soruyor. Aralarında “kan” diyen de var, “tehlike sinyali” diyen de. Ceyda ise bir süre düşündükten sonra “Kırmızı beni mutlu ediyor. Kırmızı aşkın rengi” yanıtını veriyor.

Gül Atmaca

 

Hatırlar mısınız, geçen yıl tam da bu günlerde oturma odalarımızdan, kahvehanelerden günlerce ve de canlı yayında Gazze’de yaşanan dramı izledik. İsrail, çoluk çocuk yaşlı genç demeden insanların üzerine bombalar, füzeler yağdırıyordu. Körfez Savaşı’nı, Irak’ın işgalini de canlı yayından seyretmiştik… Kötü senaryoların isteksiz figüranları olan bizlere seyirci rolü verilmişti yine.

İsrail, Hamas’ın füze saldırılarına misilleme olarak 27 Aralık 2008’de saldırıyı başlatmış, 23 gün boyunca da sürdürmüştü. Doğu Akdeniz kıyısında 7 kilometrelik bir şeridi kaplayan ve yaklaşık 1,5 milyon nüfusun sığmaya çalıştığı Gazze’de, günlerce süren saldırılar sonucunda 1400’den fazla insan yaşamını kaybetti. Bunlar arasında yüzlerce çocuk vardı ancak kesin rakam belli değil. Filistin İnsan Hakları Merkezi’nin (PCHR) verilerine göre saldırılar sırasında 313 çocuk öldü, bunların yüzde 40’ı 10 yaşın altındaydı. Diğer Filistinli gruplara göre bu sayı çok daha yüksek. Gazze’de yaralanan çocuk sayısı ise 1600’ün üstündeydi. Bu arada, Hamas’ın attığı füzelerle 13 İsraillinin de yaşamını kaybettiğini unutmamak gerekiyor.

Yaralanan Filistinli çocuklar arasında Ceyda isimli kız da vardı. Amcasını hatırlarsınız. Filistinli doktor İzzeldin Ebu el-Ayş, İbraniceyi iyi konuştuğundan Gazze’deki durumu bildirmek üzere sık sık İsrail televizyonlarına bağlanıyordu. Barış ve uzlaşma taraftarı birisiydi. Yine bir canlı yayında, feryatlar içinde füzelerin evlerine isabet ettiğini,üç kızını kaybettiğini aktardı bu sefer. Dünyada milyonlarca insan bu ana tanıklık etti. Ebu el-Ayş’ın bağlandığı sunucu ise bu naklen acı karşısında kulaklığını çıkarıp, “ben daha fazla dayanamayacağım” diyerek yayını bırakmıştı. Aynı saldırıda Ceyda ve bir kuzeni yaralanmış, üç kuzeni ve erkek kardeşi ölmüştü.

İsrailli askerler yardıma gelen ambulansı 250 metre uzaklıkta durdurmuştu! Gecikmeli de olsa, belki de olay canlı yayında duyulduğu için Ceyda ve yaralı kuzeni en sonunda Tel Aviv’deki hastaneye kaldırılmıştı. Saldırıda ağır yaralanan Ceyda 4,5 buçuk ay boyunca tedavi gördü. Üç kızını kaybeden doktor amcası ise Gazze’yi terk edip Kanada’ya sığındı. Ceyda’nın öyküsüne sonra döneceğiz, şimdi onunla aynı koşullarda yaşam veren 750 bin Filistinli çocuk ve gencin hali nicedir ona bir bakalım.

 

Başlarını sokacak evleri yok

Hamas’ın yönetimi ele almasından sonra ağırlaşan İsrail ablukası Filistinli çocukların eğitim, barınma, gıda, giyim, boş vakti değerlendirme ve geleceğe bakış açılarını yeterince olumsuz etkiliyordu.

İsrail’in ablukası yüzünden Gazze’deki her 10 kişiden 8’i yardıma bağımlı halde yaşamaya başlamıştı. İşyerleri kapanmış, çiftçiler toprağını ekip biçemez hale gelmişti. Nüfusun çoğunluğunu gençler ve çocukların oluşturduğu bu bölgede işsizlik oranı yüzde 49’lara erişmiş durumdaydı. Yani bir başka deyişle Gazze’de 30 yaşın altındakilerin yarısı işsiz.

Saldırılar ise tam bir yıkım oldu. Örneğin 20 binden fazla ev yıkıldı. Gazze saldırılarının üzerinden bir yıl geçti ama insanlar hâlâ çadırlarda, yıkıntılar arasındaki derme-çatma yapılarda yaşamaya devam ediyor. Evlerini yeniden inşa etmeleri için gerekli olan çimento, kereste, pencere camının Gazze’ye girişine ise İsrail izin vermiyor. Bazı çocuklar evi artık kendilerini güvende hissettikleri ve rahat ettikleri yer olarak görmezken, diğer çocukların bu kış gidecek evi bile yok…

 

Eğitim sekteye uğradı

Gazze’ye daha önce gönderilen yardımlarla yapılan okul, hastane ve fabrikalar da bomba ve füzelerle yok edildi. İsrail’in geçen yılki saldırıları sırasında çok sayıda devlet okulu ve Birleşmiş Milletler’e (BM) ait 221 okul da zarar gördü. Hatta hatırlarsınız güvenli diye halk bu okullardan birine sığınmıştı. İsrail orayı da vurmuştu! İsrail inşaat malzemesini geçirmediği için bu okullardan hiçbiri tamir edilemedi.

İsrail, 8 bin çocuğa okul sırası yapmak için gerekli kerestenin sevkiyatına izin verirken çeliği Gazze’ye sokmadı. Gazze’de ders kitabı ve kalem sıkıntısı da yaşanıyor, Halen hazırda kullanılanlar çoğunlukla tünellerden kaçak getiriliyor.

Kalabalık sınıflar, iki ya da üç vardiyalı eğitim kaliteyi düşürüyor. BM’nin 221 okuluna devam eden 200 bin çocuğun beşte biri bu yıl ki temel Arapça ve matematik sınavlarını geçemedi.

Gazze’deki BM yetkilisi John Ging, eğitimdeki bu aksaklıkların gelecek için de alarm zillerini çaldırdığını söylüyor. Ging, “Amaç aşırıcılıkla mücadele etmek. Eğitim aşırıcılığa, pozitif ve iyi eğitilmiş zihniyetler yaratarak karşı koymak için en etkili araç. Ve İsrail’in mevcut politikası yüzünden çocukları eğitemiyoruz…”

Zeyada’nın söyledikler ise çok daha çarpıcı: “Umut olmadan daha saldırgan ve daha fanatik çocuklar haline gelecekler. Kuşatma kalktığında çocuklarda olumlu değişiklikler göreceksiniz. Öbür türlü İsrail kendi düşmanlarını yaratıyor; sorunları şiddet yoluyla çözeceklerine inanan yeni bir nesil yaratıyor…”

Bu arada, karnı tam doymayan çocukların kendilerini derse vermelerini beklemek ne kadar doğru? Gazze’nin üçte biri gıda yardımıyla doyuyor. “Save the Children” adlı kuruluş, yeni doğan bebeklerin yetersiz beslendiğini, özellikle kızlar arasında kansızlığın hakim olduğunu açıkladı.

 

Çocuklara oyun bile haram

Çocukların boş vakitlerini geçirecekleri ve oyun oynayacakları alanlarının olmaması da büyük bir problem. Gazze’de çok az park, sinema ve tiyatro var. Birçok spor alanı bombardıman sırasında yerle bir olmuş durumda. Gazze’nin 25 millik kıyı şeridi de ne yazık ki çocuklar için başka bir tehlike arz ediyor. İsrailli asker Gilad Şalit’in 2006 yılının temmuz ayında rehin alınması üzerine İsrail Gazze’ye saldırıda bulunmuştu. Ve bu saldırılar sırasında kanalizasyon sistemi yerle bir olmuştu. Bugün ne yazık ki kanalizasyon denize veriliyor. Özellikle yazın başka eğlencesi olmayan halk kıyıya hücum ediyor. Save the Children, bu kirli sularda yüzen çocukların cilt hastalıklarına kapıldığını ve enfeksiyon kaptığını açıkladı. Gazze’deki suyun yüzde 95’i Dünya Sağlık Örgütü’nün standartlarına uygun değil.

 

Çocuklar güvensiz ve çaresiz

Gazze’deki Halkın Ruh Sağlığı Programı’nın (GCMHP) yaptığı araştırma, altı yaşın üstündeki çocukların yüzde 75’inin travmaya bir bağlı stres bozukluğunun en az bir belirtisini gösterdiğini ortaya koydu. Her 10 çocuktan birisi de bütün belirtileri gösteriyor.

GCMHP için çalışan psikolog Dr. Hasan Zeyada, çocukların çok sayıda psikolojik ve sosyal sorundan etkilendiğini, bunlar arasında kendini güvende hissetmeme, çaresizlik, güçsüzlük duygusunun başı çektiğini söylüyor. Zeyada, çocukların saldırılardan sonra daha endişeli olduğunu, uyku bozukluğu, kâbus görme, karanlıktan korkma, anne babadan ayrılmak istememe, altını ıslatma, huzursuzluk, hiperaktivite, tek başına uyumak istememek gibi durumların arttığını sözlerine ekliyor. Bazı çocukların daha saldırgan hale geldiği ise bir başka olgu…

Gazze’deki el-Kuds Üniversitesi’nden Psikiyatri Profesörü Dr. Abdül Aziz Musa Thabet ise, kız ve oğlan çocuklarının farklı tepkiler verdiğinden söz ediyor. Buna göre kızlar daha endişeli ve depresif davranırken erkek çocuklardaki hiperaktivite artmış.

Bazı evlerde birden fazla aile kaldığından özel yaşam sahasının olmaması ve yoksulluk insanların ruh sağlığını bozmuş durumda. Aile içi gerginlikler artmış. İşsizlik, mevcut koşulların kötü olması, üstüne üstlük geleceğin belirsizliği yüzünden ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamaz olmuş. Bu da çocukların onların otoritesini kabul etmemesine, saygı duymamasına, anne babaların ise daha sinirli davranmasına yol açıyor.

Dr. Zeyada, çocukların ihtiyaçlarını karşılayamayan babalarını aciz ve elinden hiçbir şey gelmeyen kişiler olarak gördüklerini belirttikten sonra, “Çocuklar ailelerin güvenliklerini sağlayamadığını, kendilerini koruyamadığını görüyor ve başka figürler arıyorlar. Bu da otoritesi tartışılmaz olan Tanrı olacaktır…yani çocuklar dine yönelecek ve radikalleşecekler. Bazı çocuklar kendilerini Hamas ve benzeri bir grubun elemanlarıyla özdeşletiriyorlar…”

Gazze’deki sorunlar saymakla bitmez ve bunca acının ortasında, yıkıntılar arasında Ceyda hayata tutunmaya çalışıyor. Haftada üç gün okuldan sonra İngilizce kursuna gidiyor. Öğretmenin, “renk olsaydınız hangisini seçerdiniz?” sorusuna hiç tereddüt etmeden “kırmızı” yanıtını veriyor. Öğretmen öğrencilere tekrar dönüp, kırmızının kendilerine neyi ifade ettiğini soruyor. Aralarında “kan” diyen de var, “tehlike sinyali” diyen de. Ceyda ise bir süre düşündükten sonra “Kırmızı beni mutlu ediyor. Kırmızı aşkın rengi” yanıtını veriyor.

 

 

İnsani yardım kuruluşlarından çağrı

ABD’nin verdiği destek, Batılı ülkelerden ve de uluslararası kuruluşlardan “güçlü bir ses” çıkmaması İsrail’i cesaretlendiriyor. Kameraların önünde, “ayıptır, günahtır” diyerek gözyaşı dökenlerin, kapalı kapılar arkasında milyon dolarlık askeri anlaşmalara imza attıklarını okuyoruz. Filistinlilerin on yıllardır yaşadığı mülteci hayata seyirci kalan bazı Arap ülkelerinin, Amerikalılara ve İsraillilere “bitirin şu Hamas’ı” diye fısıldadıklarını öğreniyoruz.

İsrail, Gazze ve Batı Şeria üzerindeki ablukasını sürdürürken bir yandan da yerleşim bölgelerini zorbaca genişletiyor, Filistin ise Hamas ve El Fetih arasında iki derede bir arada kalmış durumda. Yönetimdeki bu ikilik İsrail’in ekmeğine yağ sürmek demek…

Aralarında, Amnesty International, Oxfam International, Cafod, Christian Aid, Medical Aid for Palestinians’ının da yer aldığı 16 insani yardım kuruluşu, saldırıların birinci yıldönümünde Avrupa Birliği’ne Gazze üzerindeki ablukayı kaldırması için İsrail’e baskı yapması çağrısında bulundu. Aynı çağrıda, ABD’ye, büyük yardımlarda bulunduğu Mısır’ın Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e, Gazze’ye uyguladıkları ablukayı gevşetip insani yardım ve inşaat malzemesine izin vermesi için baskı yapılması da var.

 

Güvercinler de korkar bomba seslerinden

İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinde çıkan 16 Ocak 2009 tarihli yazı, Yahudi asıllı ünlü aktör Paul Kaye’in ve ailesinin Gazze’de olup bitenler karşısında hissettikleri acıyı ve barışa olan özlemlerini anlatıyordu. Yazıyı ilginç kılan, Kaye’in İsrail’de yaşayan kayınvalidesi Shuli’nin geçen mayıs ayında Hamas tarafından düzenlenen roket saldırısında ölmüş olmasıydı

Gazze’nin 5 kilometre kuzeyindeki Gvar-am adlı Kibbutz’da yaşayan Shuli hemşirelik yapmış, emekli olduktan sonra da bir zarf fabrikasında yarı zamanlı çalışmaya devam etmişti.

Damadı Paul Kaye, Shuli roket saldırında öldükten sonra İsrail’in misilleme yapmış olmasının kendilerini bir parça teselli ettiğini hatırlıyor ancak sonrasına bakıp “Bakın Gazze’de şimdi neler oluyor?” diye soruyor.

Gazze saldırılarının başlamasıyla birlikte Kaye ailesinin Londra’daki evine mayıs ayındakinden farkı bir hüzün çökmüş. “Aslında tam olarak tarif edemiyorum. Sanki siyah bir sis sardı etrafımızı. Belki de utanç bu. Bilemiyorum…” diyor Kaye.

Shuli’nin kızı yani Paul’un karısı da İsrail’deki Kibbutz’da yetişmiş. İngiltere’ye gelin gelmiş anlayacağınız. Gazze’ye yapılan saldırılar karşısında korku, şaşkınlık ve suçluluk hissettiğini söylüyor. İsrail için “Orası benim ülkem ve ben kendimi Yahudi olarak değil İsrailli olarak görüyorum” diyor.

Kaye, “…İsrail, insanların normal bir yaşam sürebilecekleri, çalışabilecekleri, çocuklarının karnını doyurabilecekleri, kendilerini mutlu, güvende ve onurlu hissedebilecekleri güçlü bir Filistin kurulmasına yardım etmelidir…” diye konuşuyor.

Shuli’nin geçen mayıs ayındaki cenaze töreninde oğlu Jonathon’ın (34) söyledikleri de bir o kadar çarpıcı. “Nerede güvercinler? Öngörüsü olan birileri yoksa bu topraklar neye yarar? Güvercinler yoksa, mücadele vermeye değmez ki…” cümlelerinden de anlaşılacağı gibi bu genç İsrailli annesinin mezarı başında öç almak için değil barış için çığlık atıyor.