Ana sayfa 72. Sayı Aldatmaca

Aldatmaca

Forum

115
PAYLAŞ

Ganimet Altınışık

Bir resim sergisinde, yeni tanıştığım Ankaralı bir ressamla aramızda uzunca bir sohbet geçti. Memnuniyetimi göstererek ondan ayrılırken “sizinle burada karşılaşmamız basit bir tesadüf değil, Kuantum sayesinde buluştuk” dedi. “Anlayamadım, nasıl yani?” diye sordum. “Secret kitabını oku anlarsın” dedi. Vedalaştık, ama o cümle aklıma takıldı.

“Secret” kitabında; “iyi düşün, iyi hisset, pozitif ol, çok iste mutlaka olur, aklından negatif düşünceleri kov” gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Bir anlam veremedim. Ne alakası vardı bunların Kuantumla? Nasıl oluyordu da birbirini hiç tanımayan, biri Mersin’den biri Ankara’dan bu iki insanı İstanbul’da buluşturabiliyordu Kuantum?

Karşılaştığım bu ve buna benzer birçok durum beni bu konuda düşünmeye yöneltti. Aklıma ilk gelen sorular şunlardı: Nedir kuantum? Nedir kuantum fiziği? Klasik fizikle kuantum fiziği arasındaki fark nedir? Kuantum fiziğinin insan hayatı üzerindeki etkileri nelerdir? Ne demiştir Albert Einstein? Bu ve buna benzer soruların cevaplarını deneyleriyle, açıklamalarıyla ciltler dolusu kitapta bulabilmek mümkün. Yalnız yazıma ışık tutması adına kısaca değinmek istiyorum.

Kuantum kuramcısı Max Planck’a göre kuantum “enerjinin bölünmez en küçük parçasıdır.” Planck kuantum fiziğini ise şöyle açıklıyor: “Doğanın en küçük parçaları ile ilgilidir. Konusu atomlar, atom çekirdekleri, bu çekirdeklerin yapıları, onları oluşturan parçacıklar ile bu parçacıklar arasındaki etkileşimlerdir.”

Klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir, belirlilik kuralı vardır. Kuantum fiziğinde ise uzay ve zaman süreksiz ve kesiklidir, belirlilik kuralı yoktur. Kuantum kuramı gözleneni ve gözleyeni birbirinden ayırmaz. Kuantum kuramına göre biri diğerini etkileyip değiştirebilir.

Einstein, kuantum fiziğinden yola çıkarak görelilik teorilerini bulmuştur. Özel görelilik teorisi (1905); ışığın boşluktaki hızının, ışık kaynağının gözlemciye göre hızının, ne olursa olsun her zaman aynı sabit değerde olduğunu, Genel görelilik teorisi (1915); ışığın uzayda Kuantum biçiminde (enerji paketleri olarak) hareket ettiğini gösterdi.

Rhonda Byrne, Secret kitabıyla ilgili verdiği bir röportajda; “Hayatın sırrı çekim yasasıdır. Yer çekimi gibi, evrenin en büyük yasalarından biridir. İnsanlığın binlerce yıldır bildiği, ama kullanmadığı, fiziksel bir yasadır, soyut değil. Einstein’dan Shakespeare’e kadar pek çok düşünürün Secret’ı kullandıklarına tanık oldum” diyor.

Peki, fiziksel bilim bunun neresinde? Sav; askıda!

“Pozitif düşünelim, kavga olmasın, savaş olmasın, barış olsun…” Bunlar güzel şeyler, kim istemez ki bunların olmasını? Peki, fiziki koşullarda bu mümkün mü? Biraz somutlayalım, ortada önemli ve bölünemeyecek bir bütün olsun. Bu bütünü çok isteyen birden fazla pozitif düşünen kişi veya grup olsun. Hepsi çok istiyor, hepsi pozitif düşünüyor. Sonuçta bu bütün bir kişinin veya bir grubun olacak.

Peki ya diğer isteyenler ne olacak? Sav; askıda!

Rhonda Byrne aynı röportajda; “Einstein, Hugo ya da Newton’un sadece olumlu düşünerek belli başarılara imza atmış olmaları mümkün mü?” sorusuna şu cevabı veriyor; “Pek çok şeyin varlığını kanıtlayamam. Ama bu onların var olmadığını göstermiyor. Beynimizin sadece yüzde 5-7’lik bir bölümünü kullanıyoruz. Bu oranın yüzde 90-100’lere çıkacağı bir ortamda, çekim yasasını kullanarak büyük düşünürlerin yaptıklarından belki daha fazlasını yapabilmek mümkün olacak.”

Bir şeyin var olduğunu deneylerle henüz gösterememişken bu kadar gürültü niye? Sav; askıda!

Rhonda Byrne, “Secret; tarikat değil, ideoloji değil, felsefe değil, din değil, din alternatifi de değil” diyor.

Henüz bilim olmadığı da gün kadar açık.

Peki, nedir bu “SECRET”?

Şimdilik tek cevabı var: ALDATMACA.

Ganimet Altınışık / Nazım Akademisi