Ana sayfa 72. Sayı Kimyasalların karanlık yüzü – 1

Kimyasalların karanlık yüzü – 1

Kimyasalların Karanlık Yüzü

168
PAYLAŞ

Derleyen: Bahar Işık

İnsan yapımı zararlı kimyasalların yaygın kullanımı iyice belgelenmiş olsa da, çok az insan, her gün evde kullandığı tüketim maddelerine bunların katkı olarak konulduğu konusunda bilinçlenmiş durumdadır. Halılardan perdelere, oyuncaklardan televizyona, bilgisayardan yazıcıya, kozmetiklerden parfümlere kimyasal katkılar modern yaşamın gizli gerçekleridir. Nadiren içerikte belirtilirler, hiç görünmezler, ama neredeyse hep oradadırlar. Tabii ki orada bulunmalarının her zaman bir nedeni vardır. Plastikleri yumuşatmak, kırılmamalarını sağlamak, parfümleri kalıcılaştırmak, tutuşuculuklarını azaltmak, akarları ya da küfleri yok etmek gibi… Ama olmasalar da olur!

Bahar Işık

 

İnsan yapımı kimyasalların global üretimi 1930’da 1 milyon ton iken, 2000’de 400 milyon tona ulaştı. Sentetik kimyasallar hava, toprak ve su çökeltilerinde (sedimentlerde) yaygın olarak tespit edilmekte. Avrupa’da 100 binden fazla çeşit kimyasal pazarlanmakta. Bu kimyasalların izlenmesi ve bilgilendirimleriyle ilgili ciddi bir boşluk bulunuyor. Üretim ve kullanımlarına ait düzenlemeler zayıf ve etkisiz. Endüstride kullanılan kimyasalların büyük çoğunluğu hakkında son derece az veri var. Bütün bu nedenlerle, kimyasalların çevre ve insan sağlığına olası etkilerini tam olarak bilemiyoruz. Oysa kimyasallara düşük dozlu yaygın sunuk (maruz) kalınması bile, özellikle gebe ve çocuklar gibi duyarlı gruplarda, ciddi, geri dönüşsüz zedelenmeye yol açabiliyor.

Kirleticilerin çoğu egzozlar, endüstri bacaları veya pestisitlerden gelmiyor. Evimize, günlük yaşamımıza, görünmeyen, içeriklerde belirtilmemiş kimyasal katkılar olarak, günlük tüketim ürünleriyle sinsice giriyorlar. Üreticiler, bu moleküllerin ürünlere bağlı olduğunu ve salınmayacağını düşünüyorlar. İlginç olan, ev tozlarında bu kimyasalların tespit edilmesi. İnsanda kontrollü çalışma yapma olanağımız bulunamayacağından, kimyasalların kötü etkilerinden kesin olarak söz edemiyoruz. Ülkeler, kontrollü çalışma yapılamadığından “bilmiyoruz”, “bilmediğimiz için de dikkat etmeliyiz” demekteler. Oysa kimyasalların üretim ve kullanımlarıyla ilgili ciddi düzenlemeler getirilmeli, etkilerinden emin olununcaya kadar güvenli alternatiflere yönelinmeli, güvenilir alternatifi yoksa ve sosyal olarak kullanımı zorunluysa, yeğleneni bulunana kadar kullanımı sınırlandırılmalıdır. Bu üç adım uygulanabilirse, kimyasallardan korunmakta büyük bir yol alınmış olur. Böylece kimyasalların genetik hasar, kanser ve diğer olumsuz etkilerinden bir nebze olsun uzaklaşabileceğiz. Henüz dünyaya gelmemiş bir canlının dahi kimyasallardan etkilenebildiği düşünülürse, onları kimyasallara sunuk bırakmaya kimsenin hakkının olmadığını, hükümetlerin de vatandaşların sağlıklı yaşam haklarını korumak için etkin hareket içinde olması gerektiğini görürüz. Ancak bu hiç yapılmamaktadır.

İnsan yapımı zararlı kimyasalların yaygın kullanımı iyice belgelenmiş olsa da, çok az insan her gün evde kullandığı tüketim maddelerine bunların katkı olarak konulduğu konusunda bilinçlenmiş durumdadır. Halılardan perdelere, oyuncaklardan televizyona, bilgisayarlardan yazıcılara, kozmetiklerden parfümlere kimyasal katkılar modern yaşamın gizli gerçekleridir. Nadiren içerikte belirtilirler, hiç görünmezler, ama neredeyse hep oradadırlar. Tabii ki orada bulunmalarının her zaman bir nedeni vardır. Plastikleri yumuşatmak, kırılmamalarını sağlamak, parfümleri kalıcılaştırmak, tutuşuculuklarını azaltmak, akarları ya da küfleri yok etmek gibi… Ama olmasalar da olur! İlginçtir ki, kimyasalların evimizde kullanımı bu kadar yaygın olmasına karşın, üzerlerine yapılmış araştırmalar son derece azdır.

Hormonal bozukluk yapan alkil fenoller, kozmetik ve diğer kişisel bakım ürünlerinde kullanılır. Üremeye zararlı fitalat esterleri, PVC’yi yumuşatmada kullanılır. İmmünotoksik organotinler, PVC’yi sabitlemek veya tozdaki akarları öldürmek için kullanılır. Tiroid hormonunu taklit eden bromlu kimyasallar, mobilya veya elektronik eşyalarda alev engelleyici olarak kullanılır. Ve karsinojenik olan klorlu parafinler, plastik, boya ve kauçukta kullanılırlar.

DNA hasarı ve dişileşmeye yol açabilir: Alkil fenoller ve türevleri

Alkil fenol ve türevleri noniyonik surfaktanlardır. Doğaya salındığında süreğen, birikici ve sulardaki yaşama toksiktir.

Nonilfenoletoksilatlar, surfaktan, emülsifiye edici, yayıcı ve veya ıslatıcı olarak endüstri ve tüketim uygulamalarında kullanılırlar. Batı Avrupa’da 1997’de 77 bin ton kullanılmıştır. Yüzde 30 endüstriyel ve kurumsal temizlik ürünü olarak (deterjan), yüzde 11 emülsifiye edici, yüzde 10 tekstilde, yüzde 7 deri, yüzde 6 pestisit ve mimari ürünlerde, yüzde 5 su bazlı boyalarda, yüzde 16 (112 bin ton) kozmetik, şampuan, diğer kişisel bakım ürünlerinde, tutkal, denizcilik ürünlerinde (bilgiler son derece sınırlı) kullanılmaktadır. Bazı türevlerinin de antioksidan olarak, bazı plastiklerde kullanıldığı bildirilmiştir.

Alkil fenol ve türevleri, tatlı su ve deniz sularında yaygın olarak, kalıcı bileşikler halinde birikmiştir. Atık sularına verildiğinden, lağım su ve çökeltilerinde özellikle belirgindir. Dip akıntılarıyla yabanıl yaşamın ücra köşelerine kadar ulaşır, balık ve diğer canlılarda birikir. Bu yolla besin zincirine katılır. Besin zinciriyle birikimlerine bağlı olarak su canlılarına, toprak ve ikincil zehirlenmeyle daha yüksek organizmalara zararlıdır.

Çeşitli çalışmalarda, Almanya’da nonilfenollerin çeşitli yiyeceklerde yaygın olarak bulunduğu gösterilmiştir. En iyi tanımlanmış etkileri, şüphesiz doğal östrojen hormonunu taklit eden aktiviteleridir. Balıklarda gecikmiş seksüel gelişme ve dişileşmeye neden olduğu gösterilmiştir. Yabankazı larvalarında, nonilfenollerin doğrudan DNA hasarı yaptığı ve tüm organizmada hormon kesintisine yol açtığı ortaya çıkarılmıştır. Memeli sperm fonksiyonlarına olumsuz etkilerine ve insan lenfositlerinde DNA hasarına ilişkin yeni çalışmalar bilgilerimizi artırmış olsa da, insan sağlığıyla ilgili zararları açık değildir.

Kuzeydoğu Atlantik Çevre Koruma Konseyi (OSPAR), 2020’de tüm zararlı kimyasalların sulara verilmesini tamamen engellemeyi hedefleyen 1998 tarihli bildirisinde, öncelikli listesine alkilfenolleri de almıştır. Avrupa’da da benzer bir karar alınmıştır: Paris Komisyonu 1995’de ev temizlik ürünlerinden, 2000’de endüstriyel temizlik maddelerinden çıkartılması gerektiğini kabul etmiştir.

 

Büyüme ve gelişme geriliği yapabilir: Bromlu alev önleyiciler

Plastik, tekstil ve diğer materyallerde alev parlamasını engellemek amacıyla kullanılan organik bromlu bileşiklerdir. Petrol polimerlerinin içine girip oksijeni parlamayan gaza dönüştürürler. Elektrikli ve elektronik aracılarda, taşıyıcılarda, ışıklandırma ve tellerde, halı ve mobilyaları da kapsayan tekstilde, paketleme ve yalıtım materyallerinde (özellikle polistren) kullanılırlar. Sadece Avrupa’da 1999’da 9.200 ton hexabromosiklodekan, polistren panellerde kullanılmıştır. Polibromine bifeniller, artık İngiltere’de üretilmemektedir. Ancak çöplere atılan ve dışalımla (ithal) ülkeye girenler, hâlâ önemli miktarlardadır.

Kalıcı kimyasallardır. Biyoyararlanımları o kadar yüksektir ki, yabanıl yaşam ve insan dokularında ölçülebilir seviyede bulunurlar. Yabanıl yaşamda, ilk olarak 1980’de tespit edildiler. 1999’da Arktika’ya kadar dünyanın tüm kıtalarına yayıldıkları anlaşıldı. 2002’de yapılan bir çalışmada, son 20 yılda insan sütü ve kanındaki konsantrasyonlarının artma eğiliminde olduğu tespit edildi. Bromine difenil eterlerin, molekülleri büyük olduğu halde, biyoyararlanımının yüksek olması şaşırtıcıdır. Dokulara nereden, nasıl girmekte? İnsana temel giriş yolu yiyeceklerdir. Bunun yanında doğrudan ürünlere değerek de alımı söz konusudur. Evde havada, ev tozlarında, ofiste bilgisayarla çalışanların kanlarında, hatırı sayılır düzeylerde saptanmıştır.

Ani zehirlenmelerinin nasıl oluştuğu aydınlatılmışsa da, uzun süreli düşük dozlu zehirlenme (toksisite) az tanımlanmıştır. Ani zehirlenmesi hafifse de, sürekli etkilenimle farelerde ana rahminde iskelet ve beyin gelişimini geriletmekte, kalıcı nörolojik etkiler bırakmaktadır. Tiroid hormonlarına bağlandığı, büyüme ve gelişme geriliği yaptığı, memeli hücrelerine genotoksik etki ettiği gösterilmiştir. OSPAR 1998’de, bromlu alev önleyicilerini 20 yıl içinde kullanımı sıfırlanacak zararlılar listesine almıştır. 2003’de bromluların iki bileşeninin Avrupa’da tamamen yasaklanması gerektiği yönünde karar alınmıştır.

Bu kimyasalların elektrikli aletlere konmama kararı şu anda uygulansa bile, mevcut ürünlerin çöp olarak doğaya atılacağı gerçeği, problemi uzun yıllar devam ettirecektir. Önce İsveç ardından da Norveç 1999’dan beri tam yasaklamayla ilgili karar almış olsalar da, bunun yerel kalması kurtuluşa ulaşmayı güçleştirmektedir.

 

Bağışıklık sistemini bozabilir: Organotin bileşikleri

Organiton bileşikleri, karbon ve kalay arasında en az bir bağla oluşturulmuş organik bileşiklerdir. En bilineni tribütiltin, gemi ve botlar için kabarmayan boyalarda kullanılır. Borular, paneller, duvar kaplamaları, mobilyalar ve yer döşemelerinde, oyuncaklarda, PVC’li ürünlerde, cam kaplamalarında genellikle ısı yalıtımı için kullanılmaktadır.

Gemi boyalarında uzun yıllardır kullanılmaktaydı. 10 yıldan fazla zamandır, 25 m’den küçük gemiciklerde kullanımı, istiridye ve diğer yumuşakçaların popülasyonuna yıkıcı etkilerinden dolayı pek çok ülkede yasaklanmıştır. Daha büyük gemilerde kullanımı, üzerinde tartışılıyor olsa da, hâlâ serbesttir. Halı, tekstil ve PVC yer döşemelerinde antifungal (mantara karşı) olarak kullanılmaktadır.

PVC’ler organotinlerin 2/3’sini içerir. Bunların bir kısmı da yiyeceklere değen kaplarda kullanılır. 1995’de Avrupa’da 15 bin ton organotin PVC içinde kullanılmıştır. Kabarmayan boyalardaki küresel kullanımı bulaşmasının da küresel olmasına neden olmuştur. Balık, midye, balina, yunus gibi pek çok deniz sakininde biyolojik dokulara ilgisinden dolayı birikmiştir. Oldukça da kalıcıdır.

Japonların yaptığı bir çalışmada maymun ve insan karaciğerinde, tüketim ürünlerinin, özellikle de PVC’lerin kullanımına bağlı birikim bildirilmiştir. Bir çalışmada bütiltin sabitleyicilerin normal kullanım sırasında göç edebildiği gösterilmiştir. Sadece denizdeki değil, karadaki memeli omurgalılara da zararlıdır. Deniz sakinlerinin immün sistemleri ve enzim sistemlerine zararları gösterilmiştir. Bir çalışmada memelilerde immünotoksik (savunubozar) ve teratojenik (ucube eden) etkisi bulunmuştur. Başka bir çalışmada memeli beyin hücrelerine nörotoksik olduğu, embriyoda gelişme bozukluğu yaptığı ortaya konmuştur. Farelerde testis gelişimine toksik etkileri gösterilmiştir.

Ev tozları ve evdeki organotinli bileşiklerden zararlarını görmemiz yanı sıra, deniz ürünleri tüketimiyle de küçümsenmeyecek miktarda organotin almaktayız.

Kabarmayan boyalardaki yasaklamayı ilk olarak Fransa ve İngiltere yaptı. Sonra 1991’de, 25 m’nin altındaki gemilerde Avrupa genelinde yasaklandı. IMO (International Maritime Organization) tüm gemilerde kullanımının yasaklanmasını önermiştir. OSPAR’ın toksikler sıralamasının ilk listesinde yer almaktadır.

 

İç organ hasarı yapabilir: Kısa zincirli klorlu parafinler

Organoklorinli kimyasallardır. Parafinlerle klor gazının reaksiyonundan oluşurlar. Metalürjide endüstriyel kesme yağlarında, alev önleyicilerde, kauçuk, boya, denizcilik ürünlerinde, deri işlemeciliği, tekstilde katkı maddesi olarak, endüstride ve tüketim ürünlerinde yaygın kullanımı vardır. 1994’de sadece Avrupa’da 13.200 ton kısa zincirli klorinli parafin kullanılmıştır. Yüzde 70 metal uygulamalarında, en fazla da Almanya ve İngiltere’de kullanılmıştır. Kullanım miktarı boya, kaplama ve denizcilikte 726 ton, alev önleyici ve kauçuklarda 638 tondur; kalan uygulamalarda ise 1994’ten 1998’e 100 tondan 648 tona çıkmıştır. En büyük depoları atık sulardır ve buradaki miktarlar hakkında net bilgi mevcut değildir. Almanya’da ofis binalarında kapı ve pencere contalarında kullanımıyla ilgili yeni çalışmalar bulunmaktadır. Dokularda yüksek birikiciliğe sahip, süreğen, organik kirleticilerdir. Klor oranı ve zincir uzunluğuyla yapısı oldukça farklılaştığından, tespiti ve üzerine çalışmalar oldukça güç olmaktadır. Bu yüzden dağılımı ve etkileriyle ilgili veriler son derece sınırlıdır. Buna rağmen kutuplara kadar tatlı su (midye, balık) ve denizlerde (balık, balina), kemirgenler (tavşan, fare), balıkkartalı gibi organizmalarda ve insanda bulunmuştur. 2000’de yapılan bir çalışmada İngiltere’de çok küçük miktarda da olsa havada bile tespit edilmiştir. EWG’ninki dışında, ev tozlarında yapılmış ve yayımlanmış bir çalışma yoktur.

Balık ve sudaki diğer canlılara son derece zararlıdır. Sıçanlarda laboratuvarda uzun süreli sunuk kalındığında, karaciğer, böbrek ve tiroitte hasarlanma gösterilmiştir. Uzun süreli düşük doz etkileriyle ilgili bilgiler yetersizdir. Geri dönüşsüz etkilerinin olası zedeleriyle, 3. kategoride kanserojen olarak sınıflandırılmıştır. İnsanda temel sunuk kalım yolu gıdalarladır. Ancak dokunma, solunum, ev içi ürünler ve ev tozlarına değmeyle etkilenim üzerine uygun çalışma bulunmamaktadır.

Zararları bilindiğinden, klorinli parafinlere yönelik düzenlemeler öncelikli olarak zaten vardı. OSPAR (Protecting and Concerving the Northeast Atlantic Comission)1998’de, 2020’ye kadar sulardan arındırılması hedeflenen ürünlerin listesinde klorinli parafinler bulunmaktadır. Europe 2001, Paris Comission 1995’de de benzer kararlar alınmıştır. Ne yazık ki mevcut uygulamalar, alınan kararların çok uzağındadır ve uzun süreli zehirlenmeyle ilgili daha kesin delilleri bekler görünmektedir.

Ürünlerin içeriğindeki zararlı kimyasallar nadiren etiketlerde belirtilir…

Üreme yeteneğine toksik etki yapabilir: Fitalatlar

Fitalik asitlerin halojenli olmayan ester türevleridir. Endüstriyel ve tüketim araçlarında yaygın olarak kullanılır. Çok fazla kullanıldığından dünyanın her yerinde bulunan en yaygın insan yapımı kimyasaldır.

Özellikle PVC gibi esnek plastikleri yumuşatmak için katkı maddesi olarak kullanılır. Avrupa’da yılda 1 milyon ton sadece iç pazarda tüketilmek üzere üretilmektedir. Yüzde 90’ı oyuncaklar, yer döşemeleri, yapı-mobilya materyalleri, araba içleri, kablolar ve tıbbi aletler gibi PVC ürünlerde kullanılmaktadır. Daha az da mürekkep, tutkal, boyalar, denizcilik ürünleri ve yüzey giydirmede kullanılır. Bazı bileşenleri parfümlerde çözücü ve fiksatif (kalıcılaştırıcı) olarak ve diğer kozmetiklerin içeriklerinde kullanılır. Diğerleri yanında, oyuncaklar, yiyecek paketleri, yağmurluklar, duş perdeleri, vinil döşemeler, duvar kaplamaları, yağlayıcılar, yapıştırıcılar, deterjanlar, tırnak cilası, saç spreyi ve şampuanlarda bulunmaktadır. Birlikteliğimiz yaygın ve süreğendir. Özellikle toprak ve çökeltilerde daha kalıcıdır. Aktarılan bir yığılıcılığı vardır.

Son zamanlarda yapılmış birkaç çalışmada fitalat ve primer metabolitlerinin (ilk dönüşüm ürünlerinin) insan bedeninde varlığı bildirilmiştir. Yapı malzemeleri ve ev eşyalarındaki aşırı kullanımından dolayı iç ortam havasında bile tespit edilmiştir. Ev tozunun önemli bir parçasıdır. Avrupa risk ölçüm merkezine göre, su veya kara organizmaları için belirgin bir risk oluşturmamaktadır. Oysa CSTEE 2001’e göre (Scientific Committee on Toxicity, Ecotoxicity and the Environment), kara organizmaları için bu doğru değildir ve dahası besin zinciriyle ikincil zehirlenmeye dair bulgular da vardır.

Üreme yeteneğine toksik etkisinin olduğu gösterilmiştir. Memelilerde testis gelişimini engeller. Avrupa’da üreme toksiği olarak sınıflandırılmıştır. Erkek üreme sistemine toksik olduğu 50 yıl önce gösterilmiştir. Vücuda alındıktan sonra oluşan bir metabolitinin, karaciğer fonksiyonu, hormon metabolizması ve immün fonksiyona etkileri ortaya konmuştur. Sıçanlarda anormal seksüel gelişim gözlenmiştir. Zayıf östrojenik etkili olduğu gösterilmiştir. Kozmetik ve parfümlerdeki fitalatların, erkek spermlerine toksik etki yaptığı gözlenmiştir. Çocuklarda bronşiyal astım ile fitalatlı materyallerin evde kullanımı arasında paralellik gösterilmiştir. Dibütil fitalat, endüstriyel kirleticiler açısından test edilen her bir bireyin bedeninde tespit edilmiştir.

Zehirliliğine karşın, fitalatların kullanım ve pazarlanmasında kontrol son derece azdır. En belirgin yasak, 6 fitalat türevinin özellikle çocukların çiğnediği eşya ve oyuncaklarda kullanımının Avrupa’da engellenmesidir. Bundan sonraki beklenti medikal ürünlerde yasaklamaların düzenlenmesidir, ancak bu konuda henüz bir öneri bulunmamaktadır. OSPAR’ın 20 yılda tam olarak giderilmesi gereken ürünler listesine girmiş, öncelikli zararlı madde ilan edilmiştir. 2007’de EWG (Çevre Çalışma Grubu), fitalat ve diğer potansiyel tehlikeli bileşenleri içermeyen kişisel bakım ürünlerini bulmanızı sağlayan bir güvenlik kılavuzu olan “ebeveynin alışveriş kılavuzu”nu basmıştır.

 

Olası kanserojen: Dioksinler

Dioksinler, kâğıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşur. Bir dioksin, Vietnam Savaşı’nda ABD tarafından silah olarak kullanılmıştır.

Satın aldığımız tuvalet kâğıtları, kâğıt mendiller, süt veya meyve suyu kartonları, tamponlar, kahve filtreleri, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler, kâğıt tabaklar vs., eğer klorlu ağartma işleminden geçiyorsa, düşük dozlarda dioksin içerir. Dioksinler bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve bedenimizin duyarlı kısımlarına geçebilir. Bu bileşiklerin en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu belirtiliyor. ABD Çevre Koruma Bürosu dioksinleri “olası insan kanserojeni” sınıfına alıyor. Dioksinlerin yüzde 42’si günlük olarak tükettiğimiz süt ve süt ürünleriyle bedenimize girmekte.

Araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi “doğal steroid” hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığından söz ediyor. En ufak miktarları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor. Dahası dioksinler ve kuzeni “furans”, yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimi gösteriyor. Dioksinlere anne sütünde dahi sıklıkla rastlanıyor. Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalabiliyor. Kullandığımız bu ürünler çöplüklerde yakıldığında dioksinler hava yoluyla bize ulaşıyor. Sanayinin su kaynaklarını kirletmesiyle de, bu su kaynaklarıyla sulanan tarım ürünleri ve su ürünleri yoluyla yine dioksinlere sunuk kalıyoruz.

Kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarının atık sularının içerdiği tek zehirli madde dioksin değil. 1986 yılında Amerika’nın Ontario Eyaleti’nde yapılan bir araştırmada alüminyum ve çinko dahil dikkat edilmesi gereken 41 madde (benzen, kadmiyum, kurşun, cıva, PCB’ler, tölüen vs.) tespit edilmiştir.

Dioksinlerden, ağartılmamış veya klor içermeyen kâğıt ürünleri kullanarak kurtulabilirsek de, düşük istem nedeniyle bunların piyasada bulunmaları zordur. Diğer bir çözümse geri dönüşümlü kâğıt kullanmaktır. Geri dönüşümlü kâğıtlarda diğer ürünlere göre daha az ağartma yapılıyor. Düşük sıcaklıklarda çalışılıyor olması da geri dönüşümlü kâğıtta dioksin oluşumunu azaltıyor. Avrupa’da birçok kağıt fabrikasında, ağartma işlemlerinde klor yerine “oksijen”, “peroksit” ve “sodyumhidroksit” kullanılıyor. Fakat teknoloji değişiminin maliyeti kâğıt sanayisini bu alternatiflerden uzak tutuyor.

Hiç şüphe yok ki, bu problemin cevabı çevreci tüketicilerin yapacakları alışveriş tercihlerinde ve örgütlü tüketici baskısında, hatta kâğıt havlu gibi ürünleri hiç almamakta. Bizler bu ürünleri tüketmeyi sürdürdükçe, firmalar ekonomik açıdan başarılı kâğıt üretimlerini değiştirmeye girişmeyecektir.

 

Çok yönlü hasara yol açan bir kimyasal grubu: Pestisitler

Besin maddelerine üretimi, depolanması ve tüketimi sırasında zarar veren canlıları yok etmek veya kontrol altına almak için kullanılan zehirli kimyasallara genel olarak pestisit adı verilir.

Bunlar kendi içinde ve kullanıldığı canlı türüne göre, insektisit (böceklere karşı), herbisit (yabani bitkilere karşı), rodentisit (kemiricilere karşı), fungusit (mantarlara karşı), mollusit (sümüklüböceklere karşı) ve akarisit (akarlara karşı) gibi gruplara ayrılır.

Pestisitlerin üretimi ve tüketimi her geçen yıl hızla artmaktadır. Örneğin 1945-1995 arasında ABD’deki pestisit üretimi, 50 bin tondan 1,5 milyon tona çıkmıştır. ABD, dünyadaki pertisitlerin yüzde 35-45’ini kullanmaktadır. Her geçen gün pestisit olarak kullanılan maddelerin sayısı da artmaktadır. Günümüzde pestisit olarak satılan 1200 kimyasal bileşik ve 30 bin değişik formül vardır.

Pestisitlerin kullanımı, gıdalara, toprağa ve eşyalara bulaşmasıyla, insan sağlığına olumsuz etki eder. Toksik tarımsal ajanların insan sağlığına etkisinin önemli diğer bir yolu da içme suyu kaynakları ve besin zincirine bulaşması yoluyladır.

Pestisitlere sunuk kalmanın diğer yolları olarak, kazalar, intihar, pestisit kullanımı sırasında izleme, besin, su ve hava kontaminasyonu (bulaşması) sayılabilir. Sindirim ve solunum yoluyla, bazen de deriyle alınabilirler. Kronik sunuk kalma sonucu deride iritasyon gelişebilir. Kanser oluşumu görülebilir. Teratojenik (ceninde gelişim anormalliği) etkileri de vardır

Çevre Sağlığı Dergisi’nin (Journal of Environmental Health) yaptığı yeni bir çalışmaya göre Avrupa’da kullanılan kayıtlı pek çok pestisit insan beyninde hasar yapmaktadır ve sınırlandırmaları artırmak için acele edilmelidir. Nörogelişimsel toksisiteye neden olduğundan özellikle küçük çocuklar risk altındadır. Organofosfatlar, karbamatlar, pretroidler potansiyel hasarlayıcılar içinde sayılmıştır.

Meyve, sebze ve tahılların yüzde 25’inden fazlası, en az iki pestisitin saptanabilir kalıntılarına sahiptir. Yüzde 5’i tehlikeli düzeylerde pestisitle kaplıdır. Yüzde 10’unda ise 4 ayrı pestisit kalıntısı örneklenmiştir. (26)

PAN (Pesticide Action Network) Europe çalışmasında yapılan örneklemelerde sebze, meyve, tahıllarda pestisit bulaşı oranı yüzde 50 düzeyinde tespit edilmiştir. En çok bulunan 5 pestisit, karsinojen, mutajen ve hormon bozucu olarak bilinmektedir. Bu oranlar Avrupa’nın kendi risk ölçümlerine göre bile kitlesel halk sağlığı sorunu oluşturacak düzeydedir.

Tespit edilen 354 pestisitin bazıları maneb, prosimidon, iprodion, karbendazim, deltametrin, imidaklopriddir. Yine aynı araştırmada Avrupa arılarında kitlesel ölümler de tespit edilmiştir. Avrupa Parlementosu’nun oyuna sunulmak üzere pestisit düzenlemelerinde geniş çaplı kısıtlamalar öngören yeni bir tasarı hazırlığı bulunmaktadır.

Ulusal Çevre Sağlık Bilimleri Kurumu, Hollanda’da 100 gebenin idrar çözümlemelerinde yapılan bir araştırmada, gebeler ve bebeklerinde, bisfenol A ve fitalatları da içeren şüpheli hormon bozucu bileşiklerle OP’lu pestisitleri yüksek düzeylerde bulmuştur.

Bu arada Yunan araştırmacılardan oluşan Informa World’ün bildirdiğine göre, Yunan sızma zeytinyağlarından alınan 167 örnekte, OF’lu pestisitler yüzde 30,5 oranında ölçülmüştür. Bunlardan dimetoat kalıntıları maksimum kalıntı sınırının üzerinde tespit edildiği halde, Yiyecek Katkı ve Bulaşanları Raporu’nda aynı kurum, zeytinyağlarında Yunan halkını ne akut ne de kronik, tehlikeye atacak bir durum olmadığı ifadelerini kullanmıştır!

9 Eylül tarihli Çevre Sağlığına Bakış’taki bir bildiride, pestisit uygulayıcılarında hem akut yüksek yoğunluklu, hem de birikici etkiyle uzun vadede depresyon ortaya çıktığına dair kanıtlar sunulmaktadır.

Iowa Üniversitesi 1993-1997 yılları arasında 17.051 pestisit uygulayıcısında herhangi bir belirgin şikayet olmaksızın, 534 uygulayıcıda da kendi tedavi talebi sırasında depresyonuf teşhis etmiştir. Şehir, yaş, eğitim, evlilik, doktor ziyaretleri, alkol alımı, sigara kullanımı, çözücü etkilenimi de göz önünde bulundurulduğunda, pestisit etkileniminin depresyonla yüksek birlikteliğine dikkat çekilmiştir.

Kimyasalların korkutan yüzü yazmakla bitecek gibi değildir. Bu derlemenin gelecek sayılarda yayımlanacak bölümlerinde, kozmetikler, deterjanlar ve sabunlar gibi günlük hayatta önemli yer tutan kimyasal ürünleri ele alacağız. Şimdilik takınılacak en iyi tavır, tutumcul davranmak diyebiliriz. Yani güvenilir bir yeğleneni (alternatif) bulunana kadar, sentetik olanlardan uzak durmak. Hem yurtiçi, hem de yurtdışında çevre ve insan sağlığına zararlı olmadığı iddia edilen pek çok ürün piyasaya sürülmektedir. Bir kısmı dikkate değer doğal içeriktedir. Ancak şikayet olmadıkça, ürünlerin içeriklerinin beyan edildiği gibi olup olmadığının denetlenmemesinin, güvenilirliklerini azalttığını da belirtmeden geçmeyelim.

 

KAYNAKLAR

1) David Santillo, Iryna Labunska, Helen Davidson, Paul Johnston, Mark Strutt & Oliver Knowles; “Consuming Chemicals – Hazardous chemicals in house dust as an i ndicator of chemical exposure in the home”, 30.4.2003.

2) Ruud J. B. Peters, “Hazardous Chemicals in Consumer Products – Test Results”, TNO labs, 19.10.2003.

3) Kevin Brigden, Joe Webster, Iryna Labunska and David Santillo; “Toxic Chemicals in Computers Reloaded”, 23 October 2007.

4) Catherine N. Dorey, PhD, “Chemical Legacy Contamination of the Child”

5) Madeleine Cobbing – Environmental Consultant, “Changing The Market To Supply Toxic-free Products Second Edition: February 2007.”

6) “Man made chemicals in Maternal and Umbilical cord blood”, TNO 08, September 2005

7) Prof. Dr. Veli Deniz, “Evimizdeki tehlikeli atıklar”, Kocaeli Üniversitesi, Kimya Mühendisliği Bölümü.

8) “Products Targeted to Children Contain Hazardous Chemicals and Ingredients Not Found Safe for Kids”, http: www.cosmeticsdatabase.com/special/parentsguide

9) CDC (Centers for Disease Control), 2005. “National Report on Human Exposure to Environmental Chemicals: Centers for Disease Control”; http://www.cdc.gov/exposurereport/

10) Centers for Disease Control (CDC), 1982. “Neonatal deaths associated with use of benzyl alcohol”, United States. Morbidity and Mortality Weekly Report, 31(22): 290-291. http://www.cdc.gov/MMWR/preview/mmwrhtml/00001109.htm

11) CFR (Code of Federal Regulations), 2006. “Air contaminants”, http://www.osha.gov/pls/oshaweb/owadisp.show_document?p_table= STANDARDS&p_id=99

12) EWG (Environmental Working Group), HCWH (Health Care without Harm), WVE (Women’s Voices for the Earth), (Houlihan, Brody, Schwan). 2002. “Not Too Pretty: Phthalates, beauty products, and the FDA”, Washington DC, July 10, 2002; http://www.ewg.org/reports/nottoopretty/

13) EWG (Environmental Working Group), 2005. “Body Burden: the Pollution in Newborns”, Washington DC, July 14, 2005; http://www.ewg.org/reports/bodyburden2/

14) EWG (Environmental Working Group), 2007, “Scented Secrets: Fragrances hide toxic chemical ingredients”, Washington DC, Feb. 2, 2007; http://www.ewg.org/reports/scentedsecrets/

15) FDA (U.S. Food and Drug Administration), 1995. “Cosmetic ingredients: Understanding the puffery. FDA Consumer”, May 1992, JE Foulke, reprint with revisions; http://www.fda.gov/fdac/reprints/puffery.html

16) FDA (U.S. Food and Drug Administration), 2000. “Clearing Up Cosmetic Confusion”, FDA Consumer, May – June 1998; Revised May 1998 and August 2000; http://www.cfsan.fda.gov/~dms/fdconfus.html

17) Hayes P, Martin TP, 1990. “Isopropyl alcohol: Poisons Information Monograph 290”,  International Programme on Chemical Safety; http://www.inchem.org/documents/pims/chemical/pim290.htm

18) Ries LAG, Melbert D, Krapcho M, Mariotto A, Miller BA, Feuer EJ, Clegg L, Horner MJ, Howlader N, Eisner MP, Reichman M, Edwards BK (eds); 2007. “SEER Cancer Statistics Review, 1975-2004”, National Cancer Institute, Bethesda, MD; http://seer.cancer.gov/csr/1975_2004/, based on November 2006, SEER data submission, posted to the SEER web site, 2007.

19) Steingraber S., 2007. “The Falling Age of Puberty: What we know, what we need to know”, Breast Cancer Fund, August 2007; http://www.breastcancerfund.org/site/pp.asp?c=kwKXLdPaE&b=3266509.

20) By Rebecca Sutton, Ph.D, Staff Scientist, September 2008; “Teen Girls’Body Burden of Hormone-Altering Cosmetics Chemicals”, Adolescent exposures to cosmetic chemicals of concern.

21) Jane Houlihan,Timothy Kropp, Richard Wilis, Sean Oray, Chris Campbell; Environmental Working Group, July 14 2005. “Body Burden/The Pollution in Newborns/ Abenchmark investigation of industrial chemicals, pollutuants, and pesticides in human umblical cord blood/”.

22) www.rshm.saglik.gov.tr/

23) www.bugday.org

24) www.kimyaturk.net

25) Prof. Dr. Recep Akdur, “İşyerinde Toksinler”

 

GELECEK SAYIDA:

Kimyasalların karanlık yüzü-2

Kozmetiklerdeki tehlike

 

 

Evimizdeki tehlikeli atıklar

Dünyamız bir bakıma kimyasal madde deposu gibidir. Halen bilinen kimyasal madde sayısı 12 milyonun üzerindedir. Her hafta yaklaşık 6 bin yeni kimyasal keşfedilmekte ve bu listeye katılmaktadır. Günlük kullanımda olan madde sayısı 70 bin dolayındadır.

ABD’de yapılan bir çalışmaya göre, katı atıkların içinde her bir evden yılda yaklaşık 18-20 litre kadar tehlikeli atık atılmaktadır. Bu miktar, 50 bin nüfuslu bir kasaba için kabaca 40 ton tehlikeli atık demektir. Bu nedenle evsel atıklara karıştırılan boya atıkları, temizleyiciler, piller vb. evsel tehlikeli atıklar, yurttaşların kendi sağlık ve güvenlikleri için önemli olmalıdır.

Evlerimizden çıkan tehlikeli atıkların başlıcaları şunlardır:

– Pil ve aküler,

– Temizlik maddeleri,

– Boya, çözücü (solvent) ve tinerler,

– Yalıtım (izolasyon) maddeleri (asbest),

– Aerosol kutuları,

– Floresan ampuller,

– Araba kimyasalları, antifriz,

– Termostatlar,

– Bilgisayar ve monitörler,

– Yazıcı kartuşları,

– Bahçe ilaçları (ot ve böcek öldürücü),

– İlaç atıkları,

– Kullanılmış lastikler.

Günlük yaşamda kullandığımız ürünler 55 binden fazla kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.

Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, soluduğumuz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor. Fosseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması, doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor. Bu nedenle, kalıcı değil, doğaya zarar vermeden yok olan ürün buluşları yapılmalı. Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor.