Ana sayfa 73. Sayı Anamızdır, tanrıçamızdır: Meşe

Anamızdır, tanrıçamızdır: Meşe

Anadolu Kültüründe Ağaçlar

359
PAYLAŞ

Hasan Torlak

Meşe, hem anamız, hem tanrıçamızdır.  Besler, korur, kollar, barındırır, şifa verir. Kurtuluş Savaşı’mızdaki yokluk yıllarında Anadolu meşelerinde hiç meyve kalmadığı o yıllara tanıklık edenlerce aktarılmaktadır. Meşelerimizin meyveleri, en zor zamanları olan savaş ve kıtlık yıllarında bu ülke insanını açlıktan kurtaran bir sigorta vazifesi görmüştür. Binlerce yıl öncesinde, tarım tekniklerinin daha ilkel olduğu yıllarda, meşe palamudunun beslenme ve insanların hayata tutunmasındaki hayati önemi çok daha belirgindi.

Hasan Torlak

 

Anadolu uygarlıklarını ve kültürümüzü, meşe ağaçları kadar etkileyen ağaç az bulunur. On binlerce yıldan bu yana Anadolu meşeleri ev yapım malzemesi, yakacak, boya, maya, ilaç ve yiyecek amacıyla kullanılmıştır. Anadolu insanının hayata tutunmasında ve kültüründe başrolü oynamış bir ağacımızdır meşe. Ülkemizde 4’ü endemik 20 dolayında meşe çeşidi bulunmaktadır. Daha önce 3 endemik meşemiz varken yakın zamanlarda Mersin’in Mut İlçesi dolayında keşfedilen ve sadece bu ilimize özgü olan Quercus trojana subsp. yaltirikii (Troya meşesi) ile endemik meşelerimizin sayısı 4’e çıkmıştır.

Neolitik çağda hem barınak, hem yiyecek, hem yakacaktır meşe

Ev, neolitik ve paleolitik çağlarda Tanrıçanın bedeni, meşe kovuğu da Tanrıçanın rahmiyle özdeşleşirdi. Anatanrıça heykellerinin bu çağlarda meşe ağacından yapılması ve Anatanrıçaya antikçağlarda meşe ağacı altında tapınılmasının nedenlerinden biri bu olmalıdır. Paleolitik çağda meşe ağacının kovuğunda yaşayan insanoğlu, yerleşik hayata geçince kutsal meşe ağacını da ev malzemesi olarak kullanmıştır. Son kazılarda Anadolu’daki neolitik çağ evlerinin tam ortasında yer alan ve evin çatısını ayakta tutan meşe direğinin aynı zamanda Tanrıçayla özdeşleştiği saptanmıştır.

Neolitik çağın insanı meşe palamudunu yiyecek olarak kullanmıştır. Son kazılarda bu çağa ait katmanlarda meşe palamudu depoları bulunmuştur. Malatya’nın 40 km kuzeyoğusunda, MÖ 7500’lere tarihlenen Caferhöyük neolitik yerleşimi çevresinde bu çağda açık meşelikler bulunmaktaydı. Neolitik çağda meşe, hem yiyecek hem de yakacak olarak kullanılmıştır. Niğde’nin Bor İlçesi’nde bulunan Köşkhöyük neolitik yerleşimi kazılarında en çok rastlanan bitki meşe palamutudur. İzmir Neolitik yerleşimi Ulucak’ta da meşe kalıntılarının bulunması Anadolu’nun neolitik çağında meşenin beslenmede önemli rol oynadığını göstermektedir. Diyarbakır’daki neolitik Çayönü yerleşiminde de meşe palamudu kalıntıları bulunmuştur. (1)

 

Savaşta ve kıtlıkta meşe palamudu imdada yetişir

Palamut meşesi (Quercus ithaburensis) eskiçağ insanlarının beslenmesinde hayati bir rol oynadığı gibi günümüz Anadolu’sunda da hâlâ insan ve hayvan yiyeceği olarak kullanılmaktadır. Anadolu’da kıtlık zamanlarında meşe palamudu unundan ekmek yapılmıştır. Anadolu’nun pek çok yerinde palamutlar öğütülerek un haline getirilip kimi kez arpa unuyla karıştırılarak, kimi kez sadece palamut unuyla su yoğrularak, sepe benzeri ekmek yapıldığı bilinmektedir. (2) Günümüzde Anadolu’nun çoğu yerinde olduğu gibi Mersin’in Yanıktepe yöresinde meşe palamutları ateşte közlenerek yenir. (18) Tokat dolayında palamut meşesinin meyveleri taze, kavrulmuş ya da kaynatılmış halde gıda maddesi olarak tüketilmektedir. (5) Kurtuluş Savaşı’mızdaki yokluk yıllarında Anadolu meşelerinde hiç meyve kalmadığı o yıllara tanıklık edenlerce aktarılmaktadır. Dolayısıyla meşelerimizin meyveleri, en zor zamanları olan savaş ve kıtlık yıllarında bu ülke insanını açlıktan kurtaran bir sigorta vazifesi görmüştür. Binlerce yıl öncesinde, tarım tekniklerinin daha ilkel olduğu yıllarda, meşe palamudunun beslenme ve insanların hayata tutunmasındaki hayati önemi çok daha belirgindi.

 

Kürt baklavası da meşe ağacından yapılır!

Meşe ağacı meyvelerinden ekmek elde edilmesinin yanı sıra, meşe üzerinde yaşayan bir böcekten elde edilen tatlı özütten kudret helvası yapılır. Anadolu’da “mana” veya “kudret helvası” da denen yiyecek şark mazı meşesi olarak bilinen Quercus infectoria subsp. boissieri’den yapılır. (3) Doğu Anadolu’da mazı meşesindeki bu tatlı maddeye “gez balı” veya “gezo” gibi adlar verilir. Bu bal, Irak’ta da halk ilacı olarak ve koz helva yapımında kullanılmasının yanı sıra, 16. yüzyılda bu yörede müshil olarak da sabahları yenilmekteydi. Bu tatlı madde Türkiye’de toplandıktan sonra eritilerek ondan “akıt” denilen kırmızı bir pekmez ve “Kürt baklavası” denen bir tatlı yapılmaktadır. (4)

Meşe palamudu.

Meşe ağaçları üzerinde oluşan bu tatlı özütün nedenini anlamayan Anadolu ve Ortadoğu insanı bu tatlı yiyeceğin gökten Tanrı tarafından gönderildiğine inanmış, bu madde meşe ağaçları üzerinde oluştuğundan da meşenin Tanrı ile insanlar arasında aracı olan kutsal bir ağaç olduğunu düşünmüştür. Nitekim Kuran ve Tevrat’ta bahsedilen ve Tanrının İsrailoğullarına tükenmeyen bir kudret helvası gönderdiği ve bu helvanın ağaçların üzerinden toplandığına yönelik söylencelerin kaynağında da meşe ağacından elde edilen tatlı özütün olduğu tahmin edilmektedir.

 

Meşe, kırmızı ve sarı renkli bitkisel boyalara da kaynaktır

Anadolu’da, meşe ağacından neolitik çağlardan bu yana boya elde edilmiştir. Mazı meşesi, insanları sadece besleyerek açlıktan kurtarmakla kalmaz, ondan neolitik çağdan beri sarı boya elde edilir; günümüz Anadolu’sunda halı ve kilimler hâlâ bu boyayla boyanmaktadır. Bu meşemizden Tokat yöresinde kumaş ve yünlülerin boyanmasında yararlanılır, ayrıca derilerin sepilenmesinde kullanılır. (5) Boya ve deri sanayisinde kullanılması dolayısıyla mazı meşesi Osmanlı Dönemi’nde ticarete konu olan değerli bir maldı. Balıkesir yöresinde Q. infectoria subsp. infectoria’nın (mazı meşesi) mazıları sepicilikte, boya sanayinde de devetüyü rengi elde etmede kullanılmaktadır. (12) Mazı meşesinin taze meyveleri de hayvanlar için besin olarak kullanılır. Aynı şekilde Quercus pubescens adlı meşeden Bodrum yöresinde halı ve kilim boyası elde edilmektedir. (14) Güneşin rengini yansıtan sarı boya elde edilen mazı meşesinin yanı sıra kermes meşesinden (Q. coccifera) eskiçağlardan bu yana Anadolu’da kırmızı boya elde edilir: Galatlar koyundan elde ettikleri yünü kermez meşesinden (Q. coccifera) elde ettikleri kırmızı boyayla boyarlardı. Bu şekilde boyadıkları yünler bu uygarlığın en önemli ihraç malları arasındaydı. Kırmızı boya Anadolu kültürlerinin her safhasında “koruyucu” nitelikler yüklenen bir renktir. Kırmızı boya, kermes meşesi üzerinde yaşayan ve “kırmıs” olarak adlandırılan bir böcekten elde edilir. Kırmızı boya elde edildiğinden bu meşeye kırmız meşesi de denir. Kırmızı kelimesi de “kermes” ve “kırmıs” kelimesinden türemiştir. Günümüz Anadolu’sunda hâlâ kermes meşesinden kırmızı boya elde edilmektedir. Yaşamın, aşkın, özlemin, sevdanın, koruyup kollamanın rengi olan “kırmızı” kelimesinin kaynağı Anadolunun meşeleridir; onlar, altında yaşayan insanları yiyecek ve ilaçlarıyla koruyup kurtardıkları gibi, kırmızı ve sarı boyalarla yeniden doğuş ve aşk düşüncesinin renklerini de Anadolu’ya armağan etmişlerdir.

 

Hastalıklara deva da meşededir

Meşe türlerimizden sadece boya elde edilmez, onlardan Anadolu insanı hastalıklarına derman olmasını beklediği ilaçlarını yapar. Mazı meşesinin meyvelerinden antiseptik olarak da yararlanılır. Hatay’ın Yayladağı İlçesi’nin Kışlak Beldesi’nde Q. infectoria subsp. boissieri’nin (pelit) kupulalarından (meyveyi koruyan muhafaza) ve kabuklarından ayıklanmış meyveler, şeker hastalığının tedavisinde kullanılır. (13) Gümüşhane dolayında mazı meşesinin meyveleri kavrulup soyulduktan sonra suyla kaynatılıp balla karıştırılır ve mide hastalıkları ve kabızlığa karşı kullanılır. (17) Muğla yöresinde “kızıl pinar” olarak adlandırılan Quercus coccifera ishale karşı ilaç yapımında kullanılmaktadır. (14) 1700’lerin sonunda, bir Fransız doğabilimci tarafından Anadolu’da keşfedilen mazı meşesi ve bu ağaçtaki mazı oluşumuna neden olan mazı arısı, batının bilim dünyasına tanıtılmıştır.

“Mazı meşesi” “çivit mazısı” veya “Küçükasya mazısı” da denen Q. infectoria, antik dönemden itibaren Asya ve Anadolu’nun ekonomik ve kültürel tarihinde önemli bir role sahipti. Çivit mazısı eczacılıkta, deri tabaklamada, dokuma boyamada, çamaşır çiviti, boya ve mürekkep imalatında kullanılmış, bu amaçla uzun süre Anadolu’dan Avrupa’ya ihraç edilmiştir. Tarihte Sümerler tifoya karşı, Babilliler ve Mısırlılar dizanteri ve malaryaya karşı, Suriyeliler ise genel kanamalar ve solunum hastalıklarına karşı mazıdan yararlanmıştır. Anadolu’da MÖ 2000’lerde Hititler’in hastalıklarda kullandığı mazı, Hipokrates ve Theophrastes’in kayıtlarına göre MÖ 400-500’lü yıllarda antik Yunan’da da tıbbi amaçlı kullanılmıştır. (3) Hititler mazı meşesi (Q. infectora) ve palamut meşesinden (Q. ithaburensis) ilaçlar elde ediyorlardı. (11) Günümüzde Tokat yöresinde, palamut meşesinin kadeh ve tırnaklarının toz hale getirilmesinden sonra su katılmasıyla elde edilen karışım bal, şeker ya da diğer yiyeceklerle tatlandırılarak özellikle çocuk ishallerini kesici şurupların imalinde kullanılır. (5) Günümüzde Uşak İli’nin Eşme İlçesi’nde bulunan Umurbaba Dağı köylüleri Quercus cerris’nin(saçlı meşe) meyvesini toz haline getirerek ishali ve kanamaları önlemede kullanırlar. Quercus pubescens adlı meşenin kabuklarından Çankırı’nın Çerkeş İlçesi’nde ishale karşı ilaç yapılmakta (15); Ankara’nın Güdül dolayında bronşit tedavisi amacıyla aynı meşe türünün ince dallarının kabukları demlenerek çayı içilmektedir. (16)

 

Meşe çocuk da “mayalar”!

Meşe palamudunun başlığındaki asit sütün yoğurt haline gelmesini sağlayan mayalanma sürecini başlatır. (6) Buna benzer bir fonksiyon da meşe palamudu ve meşe külünün ekmek mayası olarak kullanılmasıdır. (7) Meşe palamudu veya meşe külü ile mayalanan hamurun kabarması ve şişmesi, aynen hamile kadınların karnı gibi hamurun büyümesi, hamuru büyüten meşenin doğurganlık ve bereketle, dolayısıyla Anatanrıça inancıyla ilişkilendirilmesine sebep olmuştur. Özellikle sütün ve hamurun mayalanmasını sağlayan bitkiler Anatanrıça ritüellerinde de kullanılan bitkilerdir. Hamile kalan günümüz Anadolu kadınları “mayalandım” kelimesini kullanarak hamile kaldıklarını anlatırlar. Bu da mayanın hamuru taşırması gibi kadınların karınlarının büyüdüğünü, mayalanma ile hamile kalma süreçlerinin özdeşleştiğini gösterir.

Ayrıca günümüz Anadolu’sunda geç yaşta hamile kalan kadınların doğurdukları çocuklara “tekne kazıntısı” denir. Ekmek teknesinin dibinde kalan hamurdan son ekmeğin yapılması ile kadının son yumurtalarının döllenmesiyle yapılan çocuk özdeşleştirilmektedir. Bu özdeşliği sağlayan mayalanma ise meşe palamuduyla yapılır. Nitekim meşe ağacının insan döllenmesi ile olan bağlantısını Orta Asya Çuvaş Türk toplumunda da benzer şekilde görmekteyiz: Çuvaş’lardan derlenen bir masaldan aktaralım: “Peygamber, kendisini rüyada gören ve çocuğu olmayan yaşlı kadına mutluluğun yolunu söyler. Fakir karı-koca peygamberin tavsiyesiyle kısmet meşesine giderler. Kutsal ağacın kabuğundan bir parça alırlar. Evde hamur teknesinde mayalarlar. Sabahleyin kabuğun içerisinden çok küçük bir bahadır oğul dünyaya gelir.” (8)

Görüleceği üzere gerek Anadolu ve gerekse Türk kültüründe meşe ağacının sütü ve hamuru mayalama özelliği, meşenin kadınların hamile kalma süreçleriyle ilişkilendirilmesine neden olmuş, bu durum onu doğurganlıkla ilgili Tanrıçaların özel ağacı konumuna yükseltmiştir.

 

Artemis’e meşe ağacı altında tapınılırdı

Bir ağaçtan yiyecek, boya, yoğurt ve ekmek mayasıyla ilaç elde etseniz o ağaca Tanrıçaya özgü koruyucu ve kurtarıcı özellikler atfetmez misiniz, hem de bir anneye benzer şekilde koruyan ve kurtaran nitelikte? Evet, binlerce yıldan bu yana meşelerimiz Anadolulu tanrıçalarımızla özdeşleşti; Frig ve Galatların doğurgan Kibele’sinin, antik dönemlerin alımlı Artemis’inin ve yardımsever Tanrıça Hekate’nin (20) kutsal ağacıydı şefkatli meşelerimiz. Antikçağlarda da Anadolu insanı ve özellikle kadınlar Artemis’e tapınmak için çıplak tepelere gider oralarda ayinler düzenlerlerdi. Bu törenlere erkekler katılmazlardı. Ayrıca Artemis’e tapınmanın önemli ritüellerinden biri de meşe ağaçlarıydı. Bu Tanrıçaya meşe ağaçları altında tapınılırdı. Arkaik çağlarda Tanrıça heykelleri ağaçtan yapılırdı. Bir Artemis ilahisinde “Efeste, deniz kıyısında bir meşe ağacı altında senin için bir heykel diktiler” demektedir. Tanrıça Artemis de hep meşe biçiminde kolyelerle betimlenmiştir. Yine bir Afrodit ilahisinde; “Başları göğe eren meşeler / Çıkar insanoğlunu besleyen topraktan / Bu güzelim ağaçlar yeşerip boy atarlar dağlarda, sarp kayalıklarda / Ölümsüzlerin (Tanrıların) kutsal alanı derler bunlara / Ölümlüler de budayıp kesmezler onları demir baltalarla” denmektedir. (9)

Kibele kültünü benimseyen Galatlar, Frigyalıların ağaçlarla ilgili törenlerini de aynen almışlardı. Din adamlarının gözdesi olan meşe Kibele’ye adanmış kutsal bir ağaçtı. Anadolu’da MÖ 300’lerden itibaren hüküm sürmüş Galatlarda meşe ağacı kutsal bilinip, yaş meşe ağacını kesenlerin cezası ölüm idi. Galatların hukuksal ve politik yaptırımlarını dinsel yönlü bir meclis gibi karara bağlayan kurul olan Drynemeton’un Türkçe anlamı “kutsal meşe koruluğu” veya “kutsal meşe tapınağı” anlamına gelmekteydi. Meşe Tanrının bir görüntüsü olarak kabul edilirdi. (10) Nitekim Galatlar veya diğer adıyla Keltler, meşe ağacından devasa Tanrı heykelleri yapmışlardır. Ari halklardan Kelt, Alman ve Slavlarda da meşe ağacı kutsal bir ağaçtı.

Ülkemizin 4 endemik meşe türünden biri olan Quercus mecranthera subsp. syspirensis Amasya, Ankara, Bolu, Çorum, Sivas, Kastamonu ve Yozgat dolaylarında, Galat Uygarlığı’nın yaşam alanında yetişmektedir. Galat topraklarında yetişen diğer bir endemik meşe, volkanik toprakları sevdiğinden bilimsel isminde de volkanik tanımı geçen Quercus vulcanica’dır ve Afyon, Isparta, Konya, Kütahya illerinde yetişmektedir. Bu endemik türümüzün diğer adı kasnak meşesidir. Bu meşenin odunu kaplama ve parke yapımında çok rağbet görür. Zaten meşenin adındaki “kasnak” kelimesi de bu ağacın tarım aletleri veya örgü işlerinde kullanılan ahşap kasnak yapımında kullanıldığının ipucunu vermektedir.

 

Meşeler konukseverdir

Antikçağlarda meşe dallarının rüzgârda hışırdamasıyla çıkan ses Baştanrı Zeus’un nefesi olarak algılanır ve Tanrısal bir işaret sayılırdı. Antik mitolojide tebdili kıyafet gezen Zeus’a misafirperver davranan Frigyalı Philemon, Tanrı tarafından ölümsüz olması için meşe ağacına dönüştürülmüştür. Meşe ağacının diğer ağaç ve otların yetişmesini engellememesi, onlarla birlikte yaşaması, antikçağlarda bu ağacın konuksever ve barışçı olduğu şeklinde algılanması sonucunu doğurmuş olabilir. Nitekim Anadolu’da çok nadir ve tehlike altındaki endemik türler meşe ormanlarında yetişir: Antalya’ya endemik acıçiğdem Colchicum minutum, Mersin’e endemik inci sümbülü Hyacinthella lazulina ve Konya’ya endemik havacıvaotu Alkanna dumanii kermes meşesi açıklıklarında; Kayseri’ye endemik devedikeni Cirsium aytatchii, Konya’ya endemik dam koruğu Sedum cilicicum ile Hatay’a endemik cabla Phlomis amanica saçlı meşe açıklıklarında yetişmektedir.

Antik dönem Trakya krallarının yığma mezarlarında meşe palamudu motifli altın taçlar ve diademler bulunması, sadece Anadolu değil, Trakya kültüründe de meşeye verilen önemi göstermektedir. Uşak İli’nde bulunan meşhur Karun Hazinesi’nin en nadide parçalarından olan meşe palamudu motifli gerdanlık, görenleri Lidya sanatının üstün estetik anlayışıyla büyülediği kadar, Anadolu bitkilerinin sanat ve uygarlığın doğumunda baskın rolünü göstermesi açısından da dikkat çekmektedir, meşe baştacı edilen bir ağaçtır antikçağlarda.

Adına türkü yakılan meşe: “Gargı deresinin Pinar odunu…”

Dünyada sadece Muğla, Antalya ve Aydın yörelerinde doğal olarak yetişen, bu yöreye endemik olan ve yörede “pirnal” veya “pinar” olarak adlandırılan Quercus aucheri adlı bir meşemiz vardır. Bu endemik meşemizin bahse konu illerimizde kutsal görülen anıtsal nitelikte bireyleri de bulunur. Yöre halkının koruyup kolladığı, bazen de dilek ağacına dönüştürdüğü, İonya’nın görkemli antik kenti Priene’ye giden yol boyunca da yetişen bu endemik meşemiz ne işe yarar acaba? Aslında ne işe yaramaz ki şeklinde yanıt vermek çok daha isabetli olur: Meyveleri korda ve külde kestane gibi kavrularak veya haşlanarak yenir, yaprakları hayvan yemi olarak kullanılır, gövdesi saban, dibek tokmağı, çamaşır teknesi ve su yalağı yapımında, ayrıca yakacak olarak kullanılır. Bu meşe türünün dallarından sapan yapılır, odun kömürü yapımında kullanılır, balarıları bitkinin çiçeklerinden çok yararlanır. (14) Pinar meşesinden yöre insanı halk ilacı yapımında da yararlanır, örneğin paslı çivi batan yerlere odununun koru sürülmek suretiyle pansuman yapılır. (19) Ama dahası da var; bu kadar işlevi olan ve Türkiye’nin de sadece üç ilinde bulunan endemik meşemizle ilgili bir de türkü yakılmıştır Bodrum dolayında. Her derde deva görülen ve başka diyarlarda yetişmeyen bu nadir ağaç yöre insanının kültürüne de işlemiştir: Lokal endemik bir meşe türümüzün türkülere konu olmasının diğer anlamı şudur; bu meşe türüyle ilgili başka diyarlarda türkü ve kültürel unsur bulunamaz, türküye konu olan meşe ne kadar endemikse, ondan doğan türkü de o kadar endemik ve özgündür. Şimdi endemik türkümüzün sözlerine gelelim; “Gargı deresinin pinar odunu / A yavrım sürmelim / Amman gel gaçalım / Arabacı yol ver geçelim / Hanımlara fisdan biçelim / Nacaklar mı yardı senin budunu / A yavrım sürmelim” (14). Türküden de görüleceği üzere içinde endemik meşe adı geçen bu türkümüzdeki sıcaklık ve insancıllık, meşe ağacının binlerce yıldan bu yana Anadolu insanına kattığı güzelliklerin yansımalarındandır. Yukarıda belirtildiği üzere, yiyecekten tutun ilaç ve alet yapımına kadar her işe yarayan endemik meşe ağacının bu fonksiyonları antik İonya, Karya ve Likya insanı tarafından da biliniyordu. Ülkemizin antikçağ ve diğer devirlerinin yaşam kültürünü anlayabilmemiz için günümüzün özgün meşeleri bizlere kılavuz olacaktır. Diğer bir deyişle günümüz meşelerinin etnobotanik uygulamaları, etnoarkeoloji disiplini içinde de ele alınmak suretiyle geçmiş uygarlıkları daha iyi anlamamıza yardım edecektir. Meşe, hem antik dönemde hem de günümüzde Anadolu insanının yaşamını ve kültürünü en derin etkileyen ağaçlardandır.

 

DİPNOTLAR

1) Mehmet Özdoğan, Nezih Başgelen; Türkiye’de Neolitik Dönem, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2007.

2) F. Ertuğ, D. Tümen, A. Çelik, T. Dirmenci; “Buldan (Denizli) Etnobotanik Alan Araştırması”, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2/2004.

3) Tuğrul Mataracı; “Mazı Meşesi”, Bağbahçe Dergisi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Yayını, Sayı:15, Ocak-Şubat 2008.

4) Priscilla Mary Işın; “Kudret Helvası Göklerden Yağıyor mu”, Dokuzuncu Tıp Tarih Kongresi Sunum Metni, Erciyes Üniversitesi, 24-27 Mayıs 2006.

5) M. Said Fidan, M. Hakkı Alma, İnci Çınar, Murat Ertaş, Ertuğrul Köse; “Tokat Yöresinde Kullanılan Geleneksel Bitkilerin Etnobotaniksel Özellikleri”.

6) James Mellaart; Çatalhöyük, YKY Yayınları, İstanbul, 2003.

7) Asuman Albayrak, Ülkü M. Solak, Ahmet Uhri; Hitit Mutfağı, Metro Kültür Yayınları, İstanbul, 2008.

8) Pervin Ergun, Türk Kültüründe Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004.

9) Ayşe Eti Sıra, Homeros İlahileri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2008.

10) Murat Arslan; Galatlar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2000.

11) Turhan Baytop, “Türkiyede Tıbbi ve Kokulu Bitkilerin Kullanılışına Tarihsel Bir Bakış”, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bülteni, Temmuz 1994.

12) Ali Duran, Fatih Satıl, Gülendam Tümen; “Balıkesir Yöresinde Yenen Yabani Meyveler ve Etnobotanik Özellikleri”, Ot Sistematik Botanik Dergisi, 2001/1.

13) Mustafa Keskin, Kerim Alpınar; “Kışlak (Yayladağı-Hatay) Hakkında Etnobotanik Bir Araştırma”, Ot Sistematik Botanik Dergisi, 2002/2, s.91.

14) Ertan Tuzlacı; Bodrum’da Bitkiler ve Yaşam, Güzel Sanatlar Matbaası, İstanbul, 2005.

15) Nurten Ezer, Kürşat Avcı; “Çerkeş (Çankırı) Yöresinde Kullanılan Halk İlaçları”,  Hacettepe Ünv. Eczacılık Fakültesi Dergisi, Sayı 2, Temmuz 2004.

16) Burcu Elçi, Sadık Erik; “Güdül (Ankara) Çevresinin Etnobotanik Özellikleri,” Hacettepe Ünv. Ecz. Fak. Dergisi, 26/2, 2006.

17) A. Kandemir, O. Beyzaoğlu; “Köse Dağları’nın (Gümüşhane) Tıbbi ve Ekonomik Bitkileri”, SDÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 6-3 (2002).

18) Gökhan Abay, Ayhan Kılıç; “Pürenbeleni ve Yanıktepe (Mersin) Yörelerindeki Bazı Bitkilerin Yöresel Adları ve Etnobotanik Özellikleri”, Ot Sistematik Botanik Dergisi, 2001/2.

19) Füsun Ertuğ; “Bodrum Yöresinde Halk Tıbbında Yararlanılan Bitkiler”, 14. Bitkisel İlaç Hammadeleri Bildirileri, 29-31 Mayıs, Eskişehir, 2002.

20) Ellen Dugan, Çev: Selim Yeniçeri; Bitkisel Büyü, Shambala Kitapları, İstanbul, 2008.