Ana sayfa 73. Sayı Thales haklı mıydı?

Thales haklı mıydı?

Forum

128
PAYLAŞ

Mustafa Köksalan

Thales’e atfedilen bilindik hikâye şöyledir: Thales bir gün gökyüzüne ve yıldızlara bakarken önündeki çukuru göremez ve içine düşer. Çukurda debelenirken o sırada orda bulunan, Trakyalı köylü kızı Thales’e bakıp alaycı bir şekilde güler ve “yıldızlara bakacağına önüne baksaydın çukura düşmezdin” der. Kimi rivayetlere göre Thales çukura düşünce ölür, kimine göreyse çukurdan çıkar. Burada önemli olan ölmesi ya da kurtulmasından çok çukura düşmüş olmasıdır. Önemli olan Thales gibi büyük bir filozofun, yıldızların ve gökyüzünün sırlarını çözmeye uğraşırken nasıl olup da bu kadar basit ve somut bir gerçekliği; yürüdüğü yolu bilememiş olmasıdır? İşte tam bu noktada köylü kızıyla Thales’in ilişkisi felsefenin soyut düşüncesinin karşına yaşamın somut sorunlarını ve teori-pratik ilişkisini gündeme getirir.

Thales yıldızlara bakacağına sadece önüne baksaydı acaba filozof olabilir miydi? Bilinmezliğin peşinden gidenler bir bedel öder mi? Çukura düşmemek için önüne bakan köylü kızı gibi yaşamak mı, yoksa çukura düşme riskini göze alarak gördüğünün ötesini aramak mı? Peki, hem çukuru bilmek hem yıldızlara bakmak mümkün olamaz mı?

Antik Ege’de geliştirilen soyut düşünce, uygarlığın ve bilimin gelişiminde doruk noktalarından birisi oldu. Daha önceleri gördükleri ve anlayamadıkları somut olayları keyfi ve tesadüfî biçimde, Tanrı kavramıyla açıklama kolaylığına kaçan insanlar bu kavramdan uzaklaşmaya başlayıp önce etraflarındaki somut olayları sonra tüm bunların daha da ötesindeki gerçekleri anlamaya çalışarak soyut düşünebilme yetisini geliştirdiler. Bütün bu soyut ve teorik düşünceyse hiçbir zaman gerçek yaşamda çukura düşmeme garantisini vermedi. Bence burada kritik nokta Thales’in çukura düşme riskini göze almış olmasıydı. Evet, belki önündeki çukuru göremedi ama mevsimleri bulmak, güneş tutulmasını önceden hesaplamak, bir yılı 365 güne bölmek gibi astronomi bilimine dair pek çok önemli çalışma yaptı. Yine de bütün bunları yapmış olması köylü kızının ona söylediği sözün doğruluğunu azaltmaz. Pratik bugün yaşamda ihtiyacımız olan somut gereksinimler için çok önemli olurken, teori şimdi ve geçmişin sentezini yaparak geleceğe dair yeni sorular ve cevaplar üretebilmek açısından önem taşıyor. Aslına bakılırsa fikrim; teorinin ve soyut düşüncenin de somut ve pratiğe giden daha uzun bir yol olduğudur. Teori daha uzun vadede kendisini pratiğe uygularken; pratik, yaşamın kendi içerisinden beslendiği için şimdinin ürünüdür.

Teori-Pratik, Soyut-Somut ilişkisini genel bir düzlemde değerlendirmektense dönem açısından değerlendirmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Her şeyin fazlası zarar klişesinin doğruluğunu belirtip, Thales döneminde teorinin olması çok gerekliyken Antik Ege’nin kimi dönemlerinde abartılarak pratiğin hiçe sayılacak noktaya getirilmesi de artık köylü kızlarını aratır olmuştur. Roma ise köylü kızlarının arttığı Thales’lerin aranır olduğu bir dönem olmuştur.

Günümüz açısından bakıldığında artık Thales’ler mumla aranır oldu. Kapitalist sistemin dayattığı tüketim çılgınlığıyla birlikte bilim insanı sıfatındaki insanların sadece pratik yaşam ihtiyaçları üzerinde çalışmaları teoriyi ve soyut düşünceyi çok geri plana itmiş durumda olduklarının kanıtıdır. Kimi dönemlerde bilime ciddi katkılar sağlayan pratik düşünce şimdinin insanının soyut düşünebilmesine ciddi engel teşkil etmektedir. Şu cümle durumu daha iyi açıklar sanırım ”Körlerin şifasız olanları, dünyayı gözlerinin gördüğü gibi görenlerdir.”  Bu cümle zamanımızı bu açıdan özeti niteliğinde. Sistem içerisinde teknolojinin sağladığı maddi kaynaklar ve ticari bir alan olarak bilimden çok daha işlevsel olması insanlara çokta tercih hakkı sunmuyor. Sermayeyi elinde bulunduran insanların desteklediği büyük bir bilimsel çalışmadan ziyade büyük bir ticari faydası olan yeni teknolojik gelişmeler oluyor.  Bilim insanının sistem dışı, soyut düşünebilme yetisini gitgide kaybettiğinden söz ederken sıradan insanın durumu çok daha vahim. Sistemin içerisinde pratik yaşamını düşünmekten başka bir düşünme faaliyeti sürdüremeyen insanlar birer zombi gibi dolaşırken kafalarını kaldırıp yıldızlara ilk bakmak istediklerinde önlerine yeni bir çukur çıkarılıyor. Tüm bu çıkışsızlıkta elbette sistemin büyük bir etkisi varsa da bu sistemin birer parçası olan insanın da sorumlukları var. Kafaları önlerinde dolaşan insanlar yaşabilmek ve nefes almak için o kadar çok eğilmek durumunda kalıyorlar ki artık gördükleri çukurlarda da boğuluyorlar.

PAYLAŞ
Önceki makaleDevletin doğuşu
Sonraki makaleBilim ve din