Ana sayfa 74. Sayı Kimyasalların karanlık yüzü – 3 Deterjanlar dışarı, alternatif temizleyiciler içeri!

Kimyasalların karanlık yüzü – 3 Deterjanlar dışarı, alternatif temizleyiciler içeri!

Kimyasalların Karanlık Yüzü

160
PAYLAŞ

Derleyen: Bahar Işık

Deterjanların yapısında bulunan ve deterjana temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık sağlayıcı ya da antiseptik özelliklerini veren maddelerin önemli bir bölümü, biyolojik bozulmaya uğramayan maddelerdir. Doğada kalıcı kirlenmeye yol açarlar ve insan organizmasına gıdalar ve diğer yollardan girdiklerinde, dokularda iritasyona sebep olurlar. Oysa bu yazıda okuyacağınız gibi, temizlikte kullanabileceğimiz alternatif ürünler de bulunmaktadır.

Bahar Işık

 

Sunuş: Bahar Işık’ın “Kimyasalların karanlık yüzü” adlı kapsamlı derlemesi, deterjanların olası zararlarından söz ettiği ve alternatif temizleyiciler önerdiği üçüncü bölümle sona eriyor. Derlemenin Ocak 2010 tarihli sayımızda yayımlanan birinci bölümünde, evlerimizde iç içe yaşadığımız, halı, perde, oyuncak, televizyon, bilgisayar gibi pek çok ürüne giren, sentetik kimyasal grupların sağlık açısından olası zararlı etkilerinden söz ediliyordu. Şubat 2010 tarihli sayımızda yayımlanan ikinci bölümünde ise, kozmetiklerde bulunan kimyasallar ve bunların olası zararları ele alınmıştı.

 

Kullandığımız ürünlerin nasıl etkidiklerine gerçek anlamda dikkat etmeden ellerimizi, bedenimizi, giysilerimizi yıkarız. Oysa bir kalıp sabunun düz yüzeyinin altında ilginç bir hikâye ve güçlü bir kimya yatmaktadır.

 

Sabunun kısa tarihi

Sabunun ilk ne zaman keşfedildiğini söylemek zor. Bazı savlara göre tarihöncesi insanın yaşamında bile ilkel bir formu bulunmaktaydı. Avcı-toplayıcıların dahi sabun kullanmış olabilecekleri düşünülüyor. Kesin olan bir şey var ki, antik Babilliler sabun kullanıyordu. Sabunlar MÖ 2800’lere kadar, kil silindirler halinde kalıplara dökülmekteydi. MÖ 1500’lerde Mısır’da alkali tuzlar ve hayvansal-bitkisel yağlardan yapılmış sabunların deri hastalıkları için önerildiği, günümüzü kalan parşömen reçetelerden okunmaktadır. Eski Romalılar da sabunun temizleme gücünü kazara keşfetmişlerdir: Sapo Dağı’nda hayvanların kurban edildiği yerde yağmur suları, hayvan yağları, odun külleri ve topraktaki kili birbirleriyle karıştırmaktaydı. Kadınlar çok daha kolay sonuç aldıkları için giysilerini bu killi karışımla yıkamaya başladılar. Efsane Sapo Dağı’nı, sabunun ortaya çıkışıyla ilintilendirmektedir. Romalılar hamamlarıyla ün salmış olsalar da, ilginçtir ki gerçekte sabunu yıkanmak için kullanmazlardı. Onlar kendilerini güzelce yağlayıp ardından da iyice keselenmekteydiler. Her ne kadar Pompei’nin kalıntılarında sabun kalıpları bulunmuşsa da, arkeologlar bunların daha çok çamaşırlar için, nadiren beden için kullanıldığını düşünmekteler.

  1. yüzyıl civarında artık sabun yapımcılığı Avrupa’da bir zanaat olarak tanımlanmaktaydı. Fransa, İspanya ve İtalya’da sabun yapım merkezlerinin yıldızı parlamaya başlamıştı. Amerika’da sabuncular en erken 1608’de Jamestown’da iş bulmuşlar. Buna rağmen erken göçmenlerin çoğu kendi sabunlarını kül ve hayvansal yağları kaynatarak yapmaktaydı. 20. yüzyıla kadar sabun endüstrisi durağan bir seyir izledi. 1916’da Almanlar malzemelerin yetersizliğinden sıkıntı çektiklerinden, sabunun yüzyıllardır süren rolünü kimyasal bir atılımla değiştirdiler, sentetik deterjanları oluşturdular. Bu yeni ürünler şaşırtıcı derecede başarılıydı. 1946’da çamaşır deterjanı artık tüm Amerika’da kullanımdaydı. Kısa bir süre sonra, 1953’de, deterjan satışları sabunu sollayıp geçmişti.

Sabun ve deterjanlar kimyasal yapıları açısından son derece benzer niteliklere sahiptirler. Buna rağmen belirgin bir farkları vardır. Sabunlar doğaldırlar.

 

Deterjanlar temizliyor mu, kirletiyor mu?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, önceki asrın başında sabun elde edilmesinde kullanılan yağların kıtlığı, temizleyici başka maddelerin bulunması için çalışmaların başlamasına neden oldu. Ham petrolden sentetik yolla deterjan üretilmesine başlandı. Özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak kullanılan sentetik temizleyiciler, bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önlenmesinde ve temizlikte büyük kolaylıklar sağlamıştır. Ancak bu maddelerin rasgele üretilmesi ve çevreye yayılmasıyla 1960’lı yıllarda ABD gibi bazı Batı ülkelerinde deterjanların doğa kirlenmesinde önemli rol oynadığı belirlenmiş ve bu konuda bir dizi önlemler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Deterjanlara temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda (yüzde 10-30) kullanmakta, onların yerlerine, ucuz olan bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özelliği olan, ancak suda az eriyen inorganik maddeleri yeğlemektedirler. Bir deterjanın yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğramayan maddelerin oranı, onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir. Bu maddelerin su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve denizlere ulaşması, buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Son 25 yıldır birçok ülke deterjan üretiminde artık biyolojik bozulması hızlı yüzey-aktif maddeler ve katkı maddeleri kullanmaktadır. Yüzey-aktif maddesi lineeralkilbenzen (LAB) ve benzeri yapıda olan deterjanlar su ve toprakta daha hızlı biyodegredasyona uğradığından, deterjan üretiminde öncelikle yeğ tutulmaktadır. Örneğin ABD 1963’den bu yana LAB dışındaki yüzey-aktif maddelerin deterjanlara katılmasına izin vermemektedir. Daha önceki deterjanlara katılan dedosilbenzen (DDB) yüzey-aktif maddesi, kimyasal yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte, dolayısıyla doğada giderek birikmektedir.

Deterjanlarda önemli oranda (yüzde 70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katkı maddelerinin çoğu da, yüzey-aktif maddeleri gibi, insan organizmasına gıdalar ve diğer yollardan girdiklerinde, dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Her ne kadar bu maddelerin insanda kanserojen etki yaptığına ilişkin net bilgi olmasa da (!!!), birçok kanser türünün dokuların sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği ve deterjan kimyasalları ile bazı kanserler arasında birlikte bulunma paralelliğine rastlandığı bilgisi literatürlerde vardır. Deterjanlarda kullanılan petrol türevlerinin zararsız olduğunu gösteren veri de yoktur.

Piyasada satılan bulaşık deterjanlarının çoğunda yüksek düzeyde fosfat ve klor bulunur. Klor, kanalizasyon sistemine karıştığında, organiklerle birleşerek son derece tehlikeli bir kimyasal madde olarak bilinen trihalometanı meydana getirir. Klor aynı zamanda, kanalizasyon sistemindeki maddeleri parçalama fonksiyonu olan yararlı bakteri ve mikroorganizmaları da öldürür.

Bulaşıklar için kullanılan deterjanların ana maddeleri petrol kaynaklıdır ve bu sebeple bakterilerce ayrıştırılıp doğaya tekrar kazandırılamazlar. Çamaşır ürünlerinin çoğu doğal ortamda ayrıştırılıp geri kazanılmayan malzemeler; fenol, amonyak, naftalin, klor ve diğer zararlı kimyasal maddeleri içerirler.

Aktive edici katkı maddeleri, sentetik deterjanın temizleme gücünü artıran ve yıkama suyunun sertliğini gideren inorganik kimyasal maddelerdir. Bunların çeşitleri; fosfat, karbonat, silikat bileşikleri, boraks ve perborat tuzlarıdır. Bu aktive edici maddelerden fosfatın özelliği kullanılan suyun sertliğini azaltmaktır. Fosfat suya sertlik veren maddelerle tepkimeye girerek suyun sertliğini azaltmak suretiyle deterjan kullanma miktarını da azaltır. Karbonat, silikat gibi aktive edici katkı maddeleri bir arada etki ederek kirlerin yumuşamasını sağlar. Boraks ve perborat tuzları ise ortama oksijen vererek dezenfekte olmasını sağlarlar. Ağartıcı özellik gösterirler.

Fosfat, ırmakları, gölleri ve fazla akıntı olmayan körfezleri istila eden zehirli mavi-yeşil alglerin (yosunların) ana nedenidir. Deniz, akarsu ve göllerde en belirgin kirlenme çeşitlerinden biri, aşırı üremek anlamına gelen ötrofikasyondur. Suyun yeşil ve bulanık bir renge dönüşmesine, kıyılarda fosfatla beslenen yosunların (alglerin) birikmesine yol açar. Aşırı fosfatla birlikte insan tarafından sulak alanlar ve denizlere yüklenen diğer bitki besin maddeleri, bu yosunların çok büyük miktarda üremesine, hızlı büyümesine sebep olur. Bu yosunların dibe çöküp ayrışması sonucu, dip suların oksijeni tükenir ve hidrosülfit gazı (çürük yumurta kokusu) ortaya çıkar. Bu, suda yaşayan canlı hayatın sonunu hazırlar. İzmir Körfezi, Köyceğiz Gölü fosfat kaynaklı kirlenmenin ve ötrofikasyonun iki örneğini oluşturuyor.

Ülkemizde firmaların canı isterse uygulayabilecekleri ve sadece çamaşır deterjanlarıyla ilgili TSE standartları bulunuyor. Bunun dışında üretici firmaların üzerinde herhangi bir denetim veya yaptırım bulunmamaktadır.

Halı ve döşemelik kumaşların temizliği için hazırlanmış şampuanların birçoğunun aktif maddesi, genellikle leke çıkarıcı olarak kullanılan bir çözücü olan perkloretilendir. Bu madde kanserojen olarak bilinir. Uzun dönemli sunuk kalma sonucu, karaciğer ya da merkezi sinir sistemi zarar görebilir. Halı şampuanlarında, yine insanlar için kanserojen etkilerinden şüphelenilen naftalin, etanol, amonyak ve deterjanlar bulunabilir. Halı ve kilimler çoğunlukla naylon, lateks, polyester, poliüretan, pvc/vinil klorid, akrilik gibi plastik malzemelerden yapılır. Plastik malzemeler doğal malzemelere göre çok daha fazla toz çeker ve tutar. Doğal malzemelerden oluşan bir duvardan duvara halınız varsa bile, büyük olasılıkla zeminde poliüretan kullanılmıştır. Mümkünse sentetik malzemelerden ve duvardan duvara halılardan kaçınılmalıdır.

Oda deodorantlarının çoğu, hiçbir şekilde havadaki kötü kokuları yok etmez. Bazıları rahatsız edici kokuları, hoş kokularla örtmeye çalışır, bazıları da burun yollarını yağlı bir tabakayla kaplayıp koku alma duyumuzu engelleyen bir kimyasal yayar. Oda deodorantlarında bulunan kimyasal maddelerden bazıları naftalin, fenol, kresol, etanol, ksilen ve formaldehittir.

Mobilya cilalarının çoğunda, insan için kanser yapıcı olduğundan şüphelenilen fenol bulunur. İçindeki diğer kimyasallar ise nitrobenzen (çok zehirli), akrilonitril, amonyak, deterjanlar, yapay kokular, nafta ve damıtılmış petrol ürünleridir.

 

Temizlikte kullanabileceğimiz doğal maddeler

Yukarıda aktardıklarımızdan görüldüğü gibi temizlikte sentetik kimyasal ürünleri kullanmakla, kendi ve ailemizin sağlığını riske atmanın yanı sıra, doğaya da kalıcı zararlar veriyoruz. Oysa temizlikte kullanabileceğimiz alternatif ürünler de var. Aşağıda sıralanan öneriler, okuduğunuz makaleyi derleyenin kişisel deneyimine dayanmakta, daha iyi alternatifler bulunana kadar ve kullanılacak alet ve ürünlerin kullanım kılavuzunda aksi belirtilmediği sürece önerilmektedir. Oluşabilecek zararlarda sorumluluk uygulayana aittir.

Yumuşak sabun (arapsabunu): Bitkisel yağ tabanlı sıvı sabundur. Bu tür sabunlar hayvan yağı içeren ya da petrol tabanlı sabunlara tercih edilmelidir. Sıvı el sabunları petrol tabanlıdır. Kozmetik kalıp sabunların çoğu hayvan yağlarıyla yapılmaktadır. Arap sabunu elde çamaşır, bulaşık yıkamada kullanılabilir. Kaynamış soğumuş su ile sulandırılarak (istenilen amaç için istenilen oranda) sıvı deterjan olarak kullanılabilir. Piyasada kalite açısından oldukça farklı, petrol türevleriyle harmanlanmış, parfümlendirilmiş arap sabunları olabilir. İçeriği kontrol edilerek, parfümsüz olanların tercih edilmesi önerilir.

Çamaşır sodası: Sodyumkarbonat adlı bir mineraldir. Çok az miktarda yakıcı olup katı ve sıvı yağlar, kir ve pek çok petrol ürününün etkin temizleyicisidir. Aynı zamanda su yumuşatıcı ve sabun köpürtücü özellikleri de bulunur. Yakıcı özelliği nedeniyle, uygularken lastik eldiven kullanmak doğru olur. Zararlı kimyasal dumanlara neden olmaz. Çamaşırda birer su bardağı arapsabunu (sulandırarak eriterek) ve çamaşır sodası, 30 cc’lik ölçek kadar da boraks ilavesiyle yeterli temizlik sağlayabilirsiniz. Suyunuz çok yumuşaksa bu oranlar fazla, sertse az gelebilir. Doğal ürünlerin başarısı suyun yumuşaklığına bağlıdır. Deterjanlardan vazgeçilememesinin en büyük nedeni, sudaki sertleştirici minerallerin fazlalığıdır. Soda tek başına, lavabo, tuvalet, fayans, küvet temizliğinde, fırça aracılığı ile toz halinde uygulanabilir. Özellikle çizmeden temizlemesi, bataryalarda sağladığı parlaklık, son derece tatmin edicidir.

Boraks: Su, oksijen, sodyum ve bordan meydana gelen, antiseptik, antifungal, antibiyotik, koku giderici ve dezenfektan özellikleri olan doğal kaynaklı bir mineraldir. Küflenmeyi önler. Yutulursa zehirlidir. Eldivenle uygulamalıdır. Çamaşır yıkarken arapsabunu ve sodaya ek olarak dezenfektan özelliği ve ağartıcı olması nedeniyle özellikle beyaz çamaşırlarda kullanılabilir. Renklilerde kullanımı gereksizdir. Yine dezenfektan özelliğinden dolayı bulaşıklarda kullanılabilir. Zaten pek çok “matik” üründe boraks kullanılmaktadır. Yurtdışında da boraksın tek başına paketlenmiş ürünleri, çamaşır ve bulaşıklar için doğal temizlik maddeleri içinde sunulmaktadır. Ülkemizde, boraks eczanelerden 500’er gramlık paketler halinde sipariş edilebilir.

Sirke: Meyve ya da tahılların fermantasyonuyla elde edilen bir sıvıdır. Asitli içeriği mikropları öldürmesini, yağı parçalamasını ve mineral kalıntıları çözmesini sağlar. Özellikle bayaz sirke denilen alkol sirkesi, tortusuz olması ve diğerleri gibi kötü kokmaması avantajıyla, temizlikte iyi bir yardımcıdır. Kaynamış soğumuş su ile 1/8 sulandırılmış beyaz sirke, püskürtücülerle cam ve aynaların temizliğinde, toz almada, klozet kapak ve yanak temizliğinde, çantanızda küçük bir şişede taşımanız halinde suyun bulunmadığı yerlerde ellerinizde ya da temizliğinden şüphelendiğiniz yüzeylerde kullanabilirsiniz. 4 litre suya 1 çay bardağı kadar sirke ilave ederek sebze ve meyvelerinizi pestisitlerden kurtarmaya çalışabilirsiniz. Aynı şekilde hazırlanmış sirkeli suyu halılarınızın ve yer döşemesinin temizliğinde kullanabilirsiniz. Yine kullanım kılavuzunda aksi belirtilmemişse, bulaşıklarda parlatıcı olarak beyaz sirke deneyebilirsiniz.

Karbonat: Bir bardak suda bir tatlı kaşığı karbonatı eriterek ağız boğaz gargarasında ve diş fırçalamada kullanabilirsiniz. Sert ve aşındırıcı özelliği olduğundan diş fırçalamada doğrudan kullanımı diş hekimlerince önerilmemektedir. Sadece fırçayla yapılacak iyi bir mekanik temizlik, dişler için yeterli bulunmaktadır. Sert yüzey temizliğinde sodayla karıştırıp ovarak temizleyici olarak kullanılabilir.

Hidrojenperoksit (oksijenli su): Yüzde 3’lük konsantrasyonda olanı, bir kapak olarak ağız çalkalamada, püskürtücü içinde yüzey dezenfeksiyonuna yardımcı olarak kullanılabilir. Yüzde 20’lik konsantrasyonu, leke çıkarmada (önce kumaşın görünmeyen bir yerinde denemek kaydıyla) denenebilir. Hidrojenperoksit, kararsız, stabilizasyonu zor bir bileşiktir. Bu problem halledildiğinde her tür temizlikte, hem doğa hem de sağlığa zarar vermeden kullanılabilecek, yıkıldığında oksijen ve su veren mükemmel bir ürün olacaktır.

Bitki yağlı katı sabunlar: Ülkemizde tüm bölgelerde hâlâ yaygın olarak üretilmekte ve tüketilmektedir. Dünyanın en güzel zeytinyağlı sabunlarını yurdumuzun dört bir yanında bulmak mümkündür. Bu sabunlar el, yüz, gövde, saç temizliğinde güvenle kullanılabilir. Göze kaçarsa yakıcıdır. Ama en azından bebek şampuanları gibi katarakta yol açabildiği iddia edilmemiştir. Musluk suyunuz yumuşaksa, son derece tatminkâr bir temizlik sağlar. Saça uygulamalarda saçın üzerinden tam olarak durulanamayan şampuan artıklarından kurtuluncaya kadar, saçı sabuna alıştırmada bir süre güçlük çekilebilir.

 

Türkiye’de mevzuat

Ulusal mevzuatımızda, temizlik maddelerinin üretim ve ithal izinleri Sağlık Bakanlığı tarafından verilmektedir. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi, Sağlık Bakanlığı’nın referans bir kuruluşu olduğu için, temizlik maddelerinin analizleri, bu merkezin Çevre Sağlığı Araştırma Müdürlüğü Temizlik Maddeleri Kontrol ve Araştırma Laboratuvarı’nda yapılmaktadır.

Çevre Sağlığı Araştırma Müdürlüğü, Temizlik Maddeleri Kontrol ve Araştırma Laboratuvarı’nda, ulusal mevzuatımızda ve Avrupa Birliği normlarında öngörülen standartlar doğrultusunda, ülkemizde üretilen ve/veya ithal edilen sabun, yüzey-aktif madde içeren deterjan ve benzeri temizlik maddeleri başta olmak üzere, gıda ve ilaçlar dışında kalan birçok ev ihtiyaç maddelerine ait ürünlerin, üretim ya da ithal izni ve piyasa kontrolü bazında gerekli analizleri yapılmaktadır.

Avrupa Birliği uyum çalışmaları çerçevesinde deterjanların formüllerinde yer alan anyonik, noniyonik, katyonik ve amfoterik aktif maddelerin biyolojik parçalanabilirliği ile ilgili AB direktiflerinin (73/404/EEC, 73/405/EEC, 82/242/EEC ve 82/243/EEC) bire bir uyumlulaştırılması için çalışmalar devam etmektedir.

Katyonik ve amfoterik aktif maddelerin biyolojik parçalanabilirlik oranının tespitine ilişkin test metodunu içeren bir düzenleme mevcut değildir. Bu konuda, üretici firmanın beyanı esas olup, ispat yükümlülüğü üretici firmaya aittir.

 

KAYNAKLAR

1) David Santillo, Iryna Labunska, Helen Davidson, Paul Johnston, Mark Strutt & Oliver Knowles; “Consuming Chemicals – Hazardous chemicals in house dust as an i ndicator of chemical exposure in the home”, 30.4.2003; http://www.greenpeace.org.uk/MultimediaFiles/Live/FullReport/5679.pdf.

2) Ruud J. B. Peters, “Hazardous Chemicals in Consumer Products – Test Results”, TNO labs, 19.10.2003; http://www.greenpeace.org/raw/…/hazardous-chemicals-in-consume.pdf.

3) Kevin Brigden, Joe Webster, Iryna Labunska and David Santillo; “Toxic Chemicals in Computers Reloaded”, 23 October 2007; http://www.greenpeace.org/raw/content/international/…/laptopreport2.pdf.

4) Catherine N. Dorey, PhD, “Chemical Legacy Contamination of the Child”; http://www.greenpeace.org/raw/content/…/chemical-legacy-contaminatio.pdf.

5) Madeleine Cobbing – Environmental Consultant, “Changing The Market To Supply Toxic-free Products Second Edition: February 2007.”; http://www.greenpeace.org/raw/content/international/press/reports/chemical-home-company-progress.pdf.

6) “Man made chemicals in Maternal and Umbilical cord blood”, TNO 08, September 2005; http://www.greenpeace.org/raw/content/nederland-old/reports/man-made-chemicals-in-maternal.pdf.

7) Prof. Dr. Veli Deniz, “Evimizdeki tehlikeli atıklar”, Kocaeli Üniversitesi, Kimya Mühendisliği Bölümü; http://www.cevreciyiz.com/images/contents/At%C4%B1klar%20ve%20Geri%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%20Dosyas%C4%B1/12_tehlikeliatik.pdf.

8) “Products Targeted to Children Contain Hazardous Chemicals and Ingredients Not Found Safe for Kids”; http://www.cosmeticsdatabase.com/special/parentsguide

9) CDC (Centers for Disease Control), 2005. “National Report on Human Exposure to Environmental Chemicals: Centers for Disease Control”; http://www.cdc.gov/exposurereport/.

10) Centers for Disease Control (CDC), 1982. “Neonatal deaths associated with use of benzyl alcohol”, United States. Morbidity and Mortality Weekly Report, 31(22): 290-291; http://www.cdc.gov/MMWR/preview/mmwrhtml/00001109.htm.

11) CFR (Code of Federal Regulations), 2006. “Air contaminants”; http://www.osha.gov/pls/oshaweb/owadisp.show_document?p_table= STANDARDS&p_id=99.

12) EWG (Environmental Working Group), HCWH (Health Care without Harm), WVE (Women’s Voices for the Earth), (Houlihan, Brody, Schwan). 2002. “Not Too Pretty: Phthalates, beauty products, and the FDA”, Washington DC, July 10, 2002; http://www.ewg.org/reports/nottoopretty/.

13) EWG (Environmental Working Group), 2005. “Body Burden: the Pollution in Newborns”, Washington DC, July 14, 2005; http://www.ewg.org/reports/bodyburden2/.

14) EWG (Environmental Working Group), 2007, “Scented Secrets: Fragrances hide toxic chemical ingredients”, Washington DC, Feb. 2, 2007; http://www.ewg.org/reports/scentedsecrets/.

15) FDA (U.S. Food and Drug Administration), 1995. “Cosmetic ingredients: Understanding the puffery. FDA Consumer”, May 1992, JE Foulke, reprint with revisions; http://www.fda.gov/fdac/reprints/puffery.html.

16) FDA (U.S. Food and Drug Administration), 2000. “Clearing Up Cosmetic Confusion”, FDA Consumer, May – June 1998; Revised May 1998 and August 2000; http://www.cfsan.fda.gov/~dms/fdconfus.html.

17) Hayes P, Martin TP, 1990. “Isopropyl alcohol: Poisons Information Monograph 290”,  International Programme on Chemical Safety; http://www.inchem.org/documents/pims/chemical/pim290.htm.

18) Ries LAG, Melbert D, Krapcho M, Mariotto A, Miller BA, Feuer EJ, Clegg L, Horner MJ, Howlader N, Eisner MP, Reichman M, Edwards BK (eds); 2007. “SEER Cancer Statistics Review, 1975-2004”, National Cancer Institute, Bethesda, MD; http://seer.cancer.gov/csr/1975_2004/, based on November 2006, SEER data submission, posted to the SEER web site, 2007.

19) Steingraber S., 2007. “The Falling Age of Puberty: What we know, what we need to know”, Breast Cancer Fund, August 2007; http://www.breastcancerfund.org/site/pp.asp?c=kwKXLdPaE&b=3266509.

20) By Rebecca Sutton, Ph.D, Staff Scientist, September 2008; “Teen Girls’Body Burden of Hormone-Altering Cosmetics Chemicals”, Adolescent exposures to cosmetic chemicals of concern; http://www.ewg.org/reports/teens.

21) Jane Houlihan,Timothy Kropp, Richard Wilis, Sean Oray, Chris Campbell; Environmental Working Group, July 14 2005. “Body Burden/The Pollution in Newborns/ Abenchmark investigation of industrial chemicals, pollutuants, and pesticides in human umblical cord blood/”; http://www.ewg.org/reports/bodyburden2/execsumm.php.

22) http://www.rshm.saglik.gov.tr/.

23) http://www.bugday.org.

24) http://www.kimyaturk.net.

25) Prof. Dr. Recep Akdur, “İşyerinde Toksinler”,  http://www.recepakdur.com/getfile.asp?file…pdf.

26) PANUPS Pesticide Action Network Updates Service, Archive for complete information; http://www.panna.org.