Ana sayfa 85. Sayı Padişahların kadınları ve anneleri Osmanlı saray kadınları

Padişahların kadınları ve anneleri Osmanlı saray kadınları

Kapak Dosyası

637
PAYLAŞ

Derleyen: Ender Helvacıoğlu

Kaçırılıyorlar, esir alınıyorlar, köle pazarlarında satılıyorlar, haremlere kapatılıyorlar, iradelerinin dışında padişahlara ve beylere sunuluyorlar, feodal devletler arası ilişkilerin malzemesi oluyorlar… İşte Osmanlı sarayının kadınlarının benzer öyküleri böyle. Kaldı ki, bunlar padişahların kadınlığına veya ikballiğine yükselebilmiş, yani “okulda kariyer yapmış”, nispeten şanslı (!) kadınlar. Haremlerde yaşamaya mahkûm edilmiş diğer binlerce cariyenin ise öyküleri bile ulaşamamış günümüze.

Okuyacağınız derlemenin kaynağı M. Çağatay Uluçay’ın “Padişahların Kadınları ve Kızları” adlı kitabı (TTK Yayınları). Uluçay, yerli-yabancı kaynaklara dayanarak, titiz bir çalışmayla tek tek tüm padişahların kadınlarının ve kızlarının dökümünü yapmış ve kısa yaşam öykülerini aktarmış. Biz de önemli gördüklerimizi, daha doğrusu Osmanlı hareminin niteliğini çarpıcı bir biçimde verenleri okurlarımıza sunuyoruz.

Yazıdan da net olarak anlaşılacağı gibi, gerek Osmanlı’da gerekse aristokrat düzenin hakim olduğu o dönemde tüm dünyada kadının ne adı var ne de özgür iradesi. Kaçırılıyorlar, esir alınıyorlar, köle pazarlarında satılıyorlar, haremlere kapatılıyorlar, iradelerinin dışında padişahlara ve beylere sunuluyorlar, feodal devletler arası ilişkilerin malzemesi oluyorlar… Kaldı ki, Uluçay’ın çalışmasından aktardıklarımız, padişahların kadınlığına veya ikballiğine yükselebilmiş, yani “okulda kariyer yapmış”, nispeten şanslı (!) kadınlar. Haremlerde yaşamaya mahkûm edilmiş diğer binlerce cariyenin ise öyküleri bile ulaşamamış günümüze.

Padişah kadınların niteliklerine baktığımızda, Osmanlı Devletinin ilk iki hükümdarı (Osman Bey ve Orhan Bey) dışında, diğer padişahların kadınlarının çoğunluğu kaçırılan, esir alınan, köle olarak satın alınan veya hediye olarak sunulan cariyelerden oluşuyor. Zaman zaman gerek Anadolu gerekse Avrupa aristokratlarının kızları feodal devletler ve beylikler arası ilişkilerin sonucu olarak alınıp verilmiş; ama bunların sayıları fazla değil.

Padişah kadınlarının bir diğer niteliği, özellikle gerileme döneminden öncekilerin çoğunluğunun Türk veya Anadolu kökenli olmaması. Padişahlar genellikle Bizanslı, Avrupalı ve Rus kadınları tercih etmişler evliliklerinde. Sonuçta anlaşılıyor ki, Osmanlı padişahlarının çoğunluğu cariye çocuğudur ve etnik kökenlerinin de “Türklükle” bir alakası yoktur. Bu tabii ki aristokrat sistemin doğal bir sonucu ve bizim için bir sorun teşkil etmiyor. Ama “ecdadımız”, “Türk büyükleri” gibi söylemlere özel önem verenler için pek iyi bir haber değil.

Yazının konusu saray kadınları, ama bu kısa öykülerden feodal sınıfın nitelikleri, ahlak anlayışı, saraydaki ve haremdeki günlük yaşamın ve insan ilişkilerinin niteliği ve padişahların yaşamları ve genel olarak kadınlarla ilişkileri konusunda da çarpıcı bilgiler edinebiliyoruz. Osmanlı soyunu “ecdat” kabul edenler durumu bir de bu açıdan gözden geçirmeliler.

Bu dosyayı hazırlamaktaki asıl amacımız ise Osmanlı’yı tarihe gömen Cumhuriyet devrimleriyle kadınların neler kazandığına dair bir fikir verebilmek; yeniden hortlayan Osmanlı hayranlığının neye hayranlık olduğunu ortaya koyabilmek. Tabii ki, Cumhuriyet döneminde de kadınların tamamen özgürlüklerine kavuştukları söylenemez. Böyle bir hedefe ulaşabilmek için daha köktenci ve emekçi karakterli toplumsal atılımlar gerekir. Ama daha büyük kazanımlar için, var olan kazanımları korumanın ve bunların vazgeçilmezliğini vurgulamanın önemine dikkat çekmek gerekiyor; özellikle bunların tehdit altında olduğu günümüzde. Bu dosyanın devamındaki “Cumhuriyet kadınları” dosyası okunduğunda ne demek istediğimiz daha net olarak anlaşılacaktır. Bu vesileyle tüm kadın okurlarımızın 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.

Şimdi buyurun Osmanlı sarayına ve haremine…

 

 

 

Düğünü basılıp kaçırıldı, Orhan Bey’e verildi

  1. Murad’ın annesi: Holifira (Nilüfer Hatun)
I. Murad’ın annesi: Holifira (Nilüfer Hatun) Yarhisar Tekfuru’nun kızıydı. Düğünü basılıp kaçırıldı, Orhan Bey’e verildi. Bu olayı betimleyen bir resim.

Yarhisar Tekfuru’nun kızıdır. Adı Holifira idi. Bilecik Tekfuru’nun oğluna nişanlı idi. Düğünlerine Osman Bey de davet edildi. Daha önceleri, bir dostu tarafından, kendisine tuzak kurulup suikast yapılacağı bildirildi. Osman Bey de karşı tertibat almış, düğün eğlencelerinin en kızgın zamanında bir baskın yaparak, düşmanlarını perişan etmiş, bu arada gelin Holifira’yı esir almıştır (1299). Bu güzel esireyi derhal oğlu Orhan Bey ile evlendirmiş ve Nilüfer adını vermiştir. Bazı kaynaklarda ismi Lulufer ve Ulufer şeklinde geçiyorsa da doğru olmaması icap eder. Çünkü oğlu I. Murad’ın İznik’te annesi adına yaptırdığı imaretin kitabesinde Nilüfer adı açık şekilde görülmektedir.

 

Orhan Bey’in ikinci karısı

Bizans İmparatorunun kızı: Asparça Hatun

Bizans İmparatoru III. Andronikos’un kızı ve Orhan Bey’in Bizanslılardan evlendiği ikinci kadın olduğu söylenmektedir. Orhan Bey’in, Asparça Hatun ile hangi tarihte evlendiği belli değildir. Bununla beraber, Nilüfer Hatun’dan sonra evlendiği söylenir. Orhan Bey’in Asparça Hatun ile evlenmesinden şehzade İbrahim doğmuştur. Orhan Bey’in kızı Fatma Hatun’un da anasıdır.

 

Orhan Bey Bizanslı sever!

İmparatorun rüşveti: Teodora

Bizans İmparatoru Orhan Bey’den yardım görmüş, buna karşılık kızı Teodora’yı Orhan Bey’e vermiştir. Bu düğünü gösteren bir resim.

Teodora, Bizans İmparatoru VI. John Kantakuzenus ile eşi İrene’nin kızıdır. İmparatorluk mücadelesinde Orhan Bey’den yardım görmüş, buna karşılık kızı Teodora’yı Orhan Bey’e vermiştir. Düğünleri 1346 yılının Mayıs ayında Silivri’de yapılmış, gelin Bursa’dan gelen bir heyet tarafından başkente getirilmiştir. Bu evlenmeden şehzade Halil doğmuştur. Orhan Bey’in Teodora’yı sevdiği, onun etkisi altında kaldığı ve Teodora’nın oğlu şehzade Halil’i veliaht yapmak için Orhan’a baskı yaptığı söylenir. Kendisine ne isim verildiği, hangi tarihte öldüğü ve nerede gömülü olduğu belli değildir.

 

  1. Murad’ın kadınları

Gülçiçek Hatun: I. Murad’ın karısı, Yıldırım Bayezid’in annesidir. 791 ve 802 tarihli vakfiyelerden Rum olduğu anlaşılmaktadır.

Tamara (Mara): Bulgar Kralı Şişman’ın kız kardeşi, bazılarına göre de kızıdır. Bulgaristan haraca bağlandıktan sonra, 1376 yılında I. Murad ile evlenmiştir.

 

Sırp Kralının kızı Maria (Olivera, Despina)

Yıldırım’ın karısı, Timur’un sakisi

Sırp Kralı I. Lazar’ın kızıdır. Yıldırım Bayezid Kosova Meydan Savaşı’nı kazanınca, Lazar’ın yerine geçen oğlu Lazaroviç ile bir anlaşma yaptı. Dostluğu kuvvetlendirmek için de kızkardeşi Despina ile evlendi (1390). Despina’nın adını Gibbons bu şekilde yazdığı halde Yorga, Maria yahut Mileva (Olivera) şeklinde tespit etmiştir. Osmanlı tarihçileri Despina’nın Yıldırım Bayezid’i içkiye, zevk-ü sefaya alıştırdığını, bunda vezir-i azam Çandarlı Ali Paşa’nın da büyük rolü olduğunu yazarlar. Despina, 1402 Ankara Meydan Savaşı’ndan sonra Bursa Yenişehir’de iki kızı ile birlikte yakalanarak Kütahya’da bulunan Timur’a gönderildi. Timur’un bu kadını bir saki gibi kullandığı, bu yüzden Osmanlı padişahlarının bundan sonra nikâh ile evlenmeyi bıraktıkları söylentileri vardır. Despina’nın akibeti hakkında bir bilgi yoktur. O devir kaynaklarına göre, Maria’nın Yıldırım’dan iki kızı olmuştur. Birinin adı Paşa Melek’tir. Timur, bunları evlendirmiştir.

 

Cariyelikten kadın efendiliğe…

Kumru Hatun

Çelebi Mehmet’in kadınlarından biridir. Cariyelikten kadın efendiliğe yükselmiştir. Selçuk Hatun’un anasıdır, hakkında fazla bilgi yoktur.

 

Barışın bedeli olarak II. Murad’a verildi

Hatice Hatun

Bazı tarihlerde adı Hatice Halime olarak geçer. Candarlıoğlu II. İbrahim’in kızıdır. İsfendiyar Bey ile oğlu Kasım’ın çarpışmasından faydalanmak isteyen II. Murad, Osmanlı taraftarı olan Kasım Bey’e yardım etti. Bu durum karşısında İsfendiyar Bey, küçük oğlu Murad Bey başkanlığında bir heyeti II. Murad’a gönderdi ve barış istedi. Devlet adamlarına ayrı ayrı mektuplar yazarak barış yapılmasına yardım etmelerini rica etti. Ayrıca güzelliğiyle meşhur olan, oğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Hatun’u hükümdara nikâhlamayı vaat etti. II. Murad bu teklifleri kabul ile barış yaptı (1423). Bir heyet gönderilerek Hatice Hatun Kastamonu’dan Bursa’ya getirildi ve II. Murad ile evlendirildi. Fatih’in, padişah olduğu sene öldürdüğü şehzade Ahmet, Hatice Hatun’un çocuğudur.

 

Korsanlar kaçırdı, II. Murad’ın haremine alındı

Fatih’in annesi Hüma Hatun (Stella, Esther)

  1. Murad’ın karısı ve Fatih Sultan Mehmed’in annesidir. Babinger, bu kadının adının hiçbir yerde ve kitabede geçmediğini, sonradan Hüma, Stella, Esther gibi isimler verildiği üzerinde durmaktadır.

Fatih’in annesi ecnebi idi. Bunu çağdaş Bizans kaynakları ve diğerleri böyle yazmaktadır. Onların bu görüşünü, Topkapı Sarayı’nda bulunan bir vakfiye de teyid etmektedir. Vakfiyede geçen “Bint-i Abdullah” kaydı, bu kadının devşirme olduğunu ispatladığı gibi, Peçevi de bunu teyid eder. Peçevi, Fatih’in annesinin korsanlar tarafından kaçırıldığını, II. Murad’ın haremine alındığını, ilkin Müslümanlığı kabul etmediğini, gebe kalınca Müslüman olduğunu yazmaktadır.

 

Sırp Kralının kızı, II. Murad’ın gözdesi, Fatih’in analığı

O da barış elçisi olarak verildi: Mara (Despina)

Sırp Kralının kızı, II. Murad’ın gözdesi, Fatih’in analığı: Mara (Despina)

Sırbistan Kralı Jorj Brankoviç ile İrene Komnenus’un kızıdır. Brankoviç, Osmanlı akınlarını önlemek için kızı Mara’yı II. Murad ile evlendirdi (1435). Dukas, Mara’nın Murad’ın ikinci karısı olduğunu, Hatice Halime’den daha güzel olduğundan, hükümdar tarafından birinciye tercih edildiğini yazmaktadır. Edirne-Sigedin barışının imzalanmasında Mara’nın büyük rolü oldu.

Kocası II. Murad ölünce Fatih tarafından bir başkasıyla evlendirilmek istendi ise de kabul etmedi. Fatih’in izniyle Sırbistan’a gitti. Fatih, giderken analığına bol miktarda para ve hediye verdi. Bizans İmparatoru da Mara ile evlenmek istedi, ama Mara kabul etmedi.

Mara kardeşiyle, Sırbistan tahtı için mücadeleye girişti. Durumu fenalaşınca İstanbul’a kaçtı (1457). Fatih, vezir-i azam Mahmut Paşa vasıtasıyla Sırbistan’ı ele geçirdikten sonra, analığına geniş bağışlarda ve temliklerde bulundu. Mara Sultan, bundan sonra Serez topraklarında bir manastıra çekildi. Fatih ile ölünceye kadar iyi geçindi ve ondan çok yardım gördü.

Mara çok idareci bir kadındı. Fatih’i Venediklilerle barış yapmaya zorladı. Fatih analığının tavsiyesine uydu ve bu denemeyi yaptı, fakat sonuç elde edemedi. Mara İstanbul’a seyrek gelirdi. Dinini değiştirmedi. Dindaşlarına büyük ölçüde yardım ederdi. Dini işlere karışmaktan geri kalmazdı, arzusuna uymayan patrikleri yerlerinden attırır, kendi kafasından olanları onların yerlerine getirirdi.

Mara, II. Bayezid zamanında 1487 yılında 68 yaşında öldü. Strumica yakınındaki Komca Manastırı’na gömüldü. Mara’nın çocuğu olmamıştır.

 

Fatih’in haremindeki Arnavut cariye

  1. Bayezid’in annesi: Gülbahar Hatun

Babinger aslen Arnavut olduğunu yazar ve sonraları Türklerin iki efsane uydurarak Fransız Hanedanına bağladıklarını ekler. 1468 tarihli hüccetinde “Gülbahar Hatun Bint-i Abdullah” diye adı geçmektedir. Fatih’in haremine 1446 yılında girdiği söylenir. Bu evlenmeden iki sene sonra oğlu Bayezid’i doğurmuştur. 1492 yılında İstanbul’da öldü.

 

Siyaseten Dulkadiroğullarından bir kız almak gerek

Fatih’in ikinci hanımı: Sitti Hatun

Fatih Sultan Mehmed’in ikinci hanımıdır. II. Murad ikinci Kosova zaferini kazandıktan sonra Karamanoğullarının muhtemel bir hıyanetini önlemek için Dulkadiroğlu Süleyman Bey’le akrabalık kurmaya karar verdi. Bunun üzerine Amasya Beyi Hızır Ağa’nın eşi Elbistan’a görücü gönderildi. Görücü, Süleyman Bey’in kızlarının içinden en büyükleri Sitti Mükerreme Hatun’u beğendi. Elbistan’dan II. Murad’ın yanına geldi, durumu anlattı. II. Murad Sitti Hatun’u oğlu Mehmed’e almaya karar verdi. Hızır Ağa’nın hanımının yanına bazı kadınlar ve Saruca Paşa katılarak gelini almaya gönderdiler. Elbistan’dan mükemmel bir çeyizle çıkan gelin, Beyliğin ileri gelenleri tarafından Bursa’ya kadar uğurlandı. II. Murad düğünün gösterişli ve göz alıcı olmasına çok özen gösterdi. Sitti Hatun ve oğlu Mehmed için üç ay süren bir düğün yaptı. Sitti Hatun’un Fatih’ten bir çocuğunun olmadığı sanılmaktadır.

 

Fatih’e bir oğul verdi ama…

Ecnebi cariye Çiçek Hatun

Çiçek Hatun’un Sırp, Venedikli, Fransız veya Rum olduğu üzerinde rivayetler vardır. Fatih’in haremine 1457’de en geç 1458 yılında alındığı sanılmaktadır. 1459’da Edirne’de Cem’i doğurdu. Fatih’in ölümünde oğlu Cem’in yanında bulunuyordu. Cem, ağabeyi II. Bayezid’e yenilince annesini, karısını ve çocuklarını da yanına alarak Kahire’ye götürdü. Çiçek Hatun, Cem’in esirliği süresince Kahire’de acıklı bir hayat sürdü, 1498 yılında orada öldü.

 

Fatih’in evlenmekten korktuğu cariye

Mora seferinin ganimeti Helene

Mora Despotu Demetrus’un kızıdır. Fatih Sultan Mehmed, Mora seferinden Tebai’ye dönerken, güzelliği ile meşhur olan Helene’yi haremine gönderdi (1458). Fakat Fatih, kendisini zehirleyeceğinden korktuğundan evlenmeyi kabul etmedi. Bunu Miller, Yunan kaynaklarına dayanarak böyle açıklamaktadır.

 

Yavuz’un annesi de cariye

Gülbahar Hatun

Adı “Gülbahar İbni Abdüssamed” olduğuna göre cariyedir. Prof. Tayip Gökbilgin’e göre Yavuz Sultan Selim’in annesidir. Belki de adı Ayşe Gülbahar olabilir. Yavuz’u 1470’de Amasya’da doğurdu.

Gülbahar Hatun ömrünün son yıllarını Trabzon’da geçirdi. II. Bayezid’in kadınlarının nerelerde yattıkları bellidir; sadece Gülbahar Hatun ile Ayşe Hatun’un nerede yattığı belli değildir.

 

Yavuz’un başkadını güzel cariye

Kanuni Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan

Yavuz Sultan Selim’in güzelliğiyle meşhur olan başkadını ve Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın Manisa’daki büstü.

Yavuz Sultan Selim’in güzelliğiyle meşhur olan başkadınıdır. Kanuni Sultan Süleyman’ın annesidir. Bazı tarihçiler Türk asıllı olduğunu yazıyorlarsa da vakfiyesinde adı “Hafsa binti Abdulmuin” olarak geçtiğinden cariye olduğu anlaşılıyor. Hafsa Sultan, Şehzade Süleyman ile birlikte Kefe ve Manisa’da yaşadı. Eşinin padişah olması üzerine başkente döndü. Fakat Yavuz’un kardeşleri ile uğraşması, İran ve Memlûkler üzerine sefer yapması nedeniyle ömrünün büyük kısmını Şehzade Süleyman’ın yanında Manisa’da geçirdi. Annesinin sözünü dinleyen, bir dediğini ikiletmeyen oğul Süleyman, onun tüm ricalarını yerine getirmiştir.

 

Saltanatı belirleyen Rus cariye

Kanuni’yi avucuna alan Hürrem Sultan

Kanuni’yi avucuna alan ünlü Rus cariye Hürrem Sultan.

Batılı tarihçiler tarafından Roxelana, Roza, Rossa, Rosanne, Ruziac ve La Rossa; Osmanlı tarihçileri tarafından Haseki ve Hürrem Sultan diye tanıtılan bu kadın, Osmanlı Hanedanı’nın ilk meşhur ve maruf sultanıdır. Osmanlı tarihindeki kadınlar saltanatı bununla başlamıştır. Birçok tarihçiler bir Rus papazının kızı olduğu üzerinde ısrar ederlerse de, İtalyan ve Fransız olduğunu iddia edenler de vardır. Hürrem Sultan bir akın esnasında esir alınmış ve padişaha takdim edilmiştir. Cariye olarak Osmanlı sarayına girdiğinde 14-17 yaşlarında idi. Bazı tarihçiler onu İbrahim Paşa’nın Kanuni’ye takdim ettiğini yazmaktadır.

Belki de neşeli olduğundan ona Hürrem adı verilmiştir. Hürrem Sultan çok güzel değildi ama mütenasip vücudu, biraz kalkık burnu, beyaz ve göz çekici teni, manalı bakışları ve tebessümleri ile derhal göze çarpıyordu.

Kanuni Hürrem’i görür görmez sevmiş, bu ilişkiden bir çocuğu olmuştur. Hürrem çocuğu olunca saraydan ayrılmak istemiş, bunun üzerine Kanuni, geleneklerin aksine Hürrem’i nikâh ile almak zorunda kalmıştır. Bundan sonra birçok erkek çocuk doğurdu.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’ı sevmesi, ilk hasekisi olan, Sultan Mustafa’nın annesi Mahidevran Kadın’ı sinirlendirdi. İkisi arasında bir çekişme ve rekabet başladı. Fakat padişahın annesi Hafsa Sultan’ın baskısı ile bu rekabet önlendi. Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra, Hürrem Sultan Osmanlı hareminin biricik hakimi oldu. Rakibesi Mahidevran Kadın’ı oğlu şehzade Mustafa’nın yanına göndertti. Sultan Mustafa taraftarı vezir-i azam İbrahim Paşa’yı öldürttü. Bir adamını vezir-i azam yaparak saltanatın yolunu oğullarından birisine açmak istedi. Kızı Mihrimah’ı Rüstem Paşa ile evlendirdi. Böylece Hürrem Sultan – Mihrimah Sultan – Rüstem Paşa’dan oluşan üçlü bir ittifak kuruldu.

Hürrem Sultan kurnaz, güzel yazan ve konuşan bir kadındı. Oldukça iyi şiirler de yazıyordu. Kanuni yaşlandıkça onun daha çok etkisi altında kalıyor, her dediğini yapıyordu. Kanuni’nin büyük oğlu Sultan Mustafa, üçlü ittifakın entrikaları sonucunda Konya Ereğlisi’nde öldürüldü.

Oğullarından Bayezid’in padişah olmasını istiyordu. Fakat hayatı son yıllarda hastalıklı geçti. Kocası Kanuni ile beraber gittiği Edirne’den dönünce İstanbul’da öldü (1558). Oğlu Selim, Kanuni’den sonra padişah oldu.

 

Kanuni’nin, Hürrem’in gazabına uğrayan ilk gözdesi

Acıların kadını Mahidevran Kadın

Bazı kaynaklarda adı Bosfor, Gülbahar şeklinde yazılı ise de doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Bursa’da yaşadığı sıralarda yazılan vesikalarda Sultan Mustafa valdesi diye zikredilmekte, isminden söz edilmemektedir. Fakat bugün türbesinde mevcut sandukası üzerine konan levhada Abdullah kızı Mahidevran yazılı olduğu gibi daha sonraki vesikalarda da bu adla anılmaktadır. Çağdaş vesikalarda baba adı Abdürrahman, Abdülmennan ve Abdullah olarak yazıldığına göre cariye olması icap eder.

Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk eşidir. Hürrem’in Osmanlı haremine girmesine kadar iyi günler yaşamış, fakat Hürrem Sultan’ın çocukları olunca, Mahidevran Hatun ile Hürrem Sultan arasında rekabet başlamıştır. Venedik kaynaklarına göre bu çatışma kavgaya kadar varmış, günün birinde Mahidevran Hatun Hürrem Sultan’ı iyice dövmüş ve hırpalamış, Kanuni buna kızmış ve Mahidevran’dan soğumuştur. Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra, Mahidevran Hatun haremden Manisa sancakbeyi oğlu Şehzade Mustafa’nın yanına sürülmüş ve bu sürgün hayatı ölümüne kadar devam etmiştir.

Mahidevran Hanım, oğlu Mustafa’nın Konya Ereğlisi’nde 1553 yılında öldürülmesi üzerine 10 kadar adamı ile Bursa’ya sürüldü. Kanuni gereken para yardımını yapmadığı için burada on seneye yakın çok sıkıntılı bir hayat yaşadı. Ev kirasını veremedi. Neticede hükümdara başvurdu. Borçları ödendi ve tahsisat bağlandı. Nihayet 1564 yılında Hisar’da 120 bin akçeye bir konak aldı ve kiralık evlerde yaşamaktan kurtuldu. Sonradan bu evin bulunduğu sokağa Mahidevran adı verildi. Nispeten rahata kavuşan Mahidevran Hatun öldürülen oğlu için bugün Mustafa-i Cedid Türbesi adı verilen türbeyi yaptırdı. 1581 yılında öldü, oğlunun türbesine gömüldü.

 

Kanuni’nin önce evlenip sonra öldürttüğü cariye

Gülfem Hatun

Kanuni Sultan Süleyman’ın cariyelerinden ve sonradan kadınlarından olduğu anlaşılmaktadır. Hürrem Sultan, Kanuni’ye yazdığı mektuplarda ondan “Gülfem cariyeniz” diye söz ettiğine göre, aralarının çok iyi olduğu anlaşılıyor. Kanuni Hürrem’in ölümünden sonra başta Gülfem olmak üzere diğer hasekileriyle ilişkide bulunuyordu.

Gülfem Üsküdar’da bir cami yaptırmaya başlamış, fakat parası yetmediğinden hasekilerden birisine nöbetini satmış. Kanuni, kendisinin küçük düşürüldüğünü sanarak Gülfem Hatun’u öldürtmüş. Ahmet Refik Bey, kaynak göstermeden Gülfem’in öldürülüşünü böyle gösteriyorsa da vesikalar bunu doğrulamıyor. Çünkü Gülfem 1561 yılından önce camiini tamamlatmış, vakfiyesini düzenlettirmiştir. Bu nedenle Gülfem Sultan’ın Kanuni tarafından öldürülmesinin başka bir nedeni olması gerekir. Gerçekten de Gülfem 1562 yılında öldürülmüştür. Mezar taşının üzerinde “Şehide-i Saide” yazılıdır.

 

  1. Selim’in başkadını Yahudi cariye
III. Murad’ın annesi İtalyan Yahudisi cariye Nurbanu Hatun’un cenaze töreni.

III. Murad’ın annesi Nurbanu Hatun

  1. Selim’in başkadınıdır. Yahudi ve İtalyan olduğu konusunda tarihçiler arasında tartışma vardır. II. Selim’in haremine Manisa’da dahil olmuş, III. Murad’ı doğurmuştur. II. Selim’in ve oğlu III. Murad’ın padişahlığı esnasında haremde başrolü oynamış, devlet işlerine karışmıştır. Gelini Safiye Sultan’ın itibarını sarsmak ve nüfuzunu kırmak için uğraşmış, oğluna güzel cariyeler takdim ederek, soğutmaya çalışmıştır. Osmanlı tarihçileri Nurbanu Sultan’ı, Yahudileri devlet işlerine karıştırmakla suçlarlar.

 

Korsanlarca kaçırıldı, Şehzade Murad’a takdim edildi

Venedikli cariye Safiye Sultan

Babası Venedik Cumhuriyeti’nin Korfu valiliğinde bulunduğu sırada Adriyatik Denizi’nden bir gemi ile geçerken Türk korsanları tarafından kaçırılan, çok güzel olduğundan, II. Selim’in oğlu Şehzade Murad’a takdim edilen Safiye Sultan.

Yabancı yazarların Baffo, Türklerin Safiye Sultan adını verdikleri bu kadın aslen Venedikli Baffo ailesindendi. Babası Venedik Cumhuriyeti’nin Korfu valiliğinde bulunduğu sırada Baffo, Adriyatik Denizi’nden bir gemi ile geçerken Türk korsanları tarafından kaçırılmış, çok güzel olduğundan, o sırada Manisa Sancakbeyi olan II. Selim’in oğlu Şehzade Murad’a takdim edilmiştir. 1550 yılında doğduğu söylenmektedir. Şehzade Mehmed’i Manisa’da 1566 yılında doğurduğuna göre Murad’ın haremine 14-15 yaşlarında alınmış olmalıdır. Murad, güzel Safiye’yi padişah oluncaya kadar çok sevmiş, başka cariyelere yüz vermemiştir. III. Murad 1574 yılında padişah olunca, Valide Sultan Nurbanu ile Safiye Sultan arasında rekabet başladı. Nurbanu Sultan tarafını, Kanuni’nin kızı Mihribah, kendi kızı İsmihan ve Gevherhan Sultan tuttular. Murad’ı, tek oğlu olduğundan ve Safiye’nin çocukları erken öldüğünden dolayı, mutlak surette başka kadınlarla birleşmeye ikna ettiler. Bundan sonra Murad ilk olarak kızkardeşi İsmihan’ın takdim ettiği ikinci cariye ile, daha sonra diğer cariyelerle ilişkide bulunmaya başladı. Mihrimah, İsmihan ve Nurbanu Sultanlar ölünce, Safiye 1585’ten itibaren haremin ve devletin en sözü geçen kadını oldu. Eskisi gibi kocasını kıskanmadı, onu zevk ve eğlencelerine terk etti. Devletin iç ve dış işlerine el koydu. 1595’de kocası ölünce “Mehd-i Ulyâ-yı Saltanat” olarak nüfuzu daha da arttı. Devletin iç ve dış işlerinde başrolü oynadı. Kim kendisine bol para ve hediye takdim ederse onu yüksek mevkilere tayin ettirdi. Oğlu Mehmed’in 1603’de ölmesi üzerine Eski Saray’a gönderildi.

 

Kadın düşkünü padişah III. Murad

Gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları içinde en çok kadına düşkün olan III. Murad. Öldüğünde 49 çocuğu vardı; çok daha fazlası kendisinden önce ölmüştü.

Gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları içinde en çok kadına düşkün olan III. Murad’tır. Hükümdarlığının ilk zamanlarında eşi Safiye Sultan’a bağlı kaldı. Fakat annesi ve kızkardeşlerinin teşvikiyle güzel cariyelerle düşüp kalkmaya başladı. Söylendiğine göre hasekilerinin sayısı kırkı aşmıştı. III. Murad, saraydaki kadınlarla yetinmeyerek, dışarıdaki kız ve kadınlarla da ilişkiye geçerek çok aşırı hareketlerde bulunmuştur. Bu nedenle hayatta iken 100-130 çocuğu olduğu, bunların çoğunun kendisinden önce öldüğü, ölümünde hayatta 19’u erkek, 30’u kız olmak üzere 49 çocuğu bulunduğu ileri sürülmektedir. Hatta 7 cariyenin de gebe bulunduğu, Murad’ın ölümü üzerine bunların denize atılarak öldürüldüğü söylenir. Murad ölünce, cariyeleri ve kadınları Eski Saray’a gönderildi, birer ikişer devlet adamlarıyla evlendirildi.

 

Osmanlı’yı yıllarca idare eden papaz kızı

Mahpeyker (Kösem) Sultan

Osmanlı’yı yıllarca idare eden papaz kızı Kösem Sultan.

Osmanlı tarihinin en namlı kadınıdır. Saray geleneklerine göre kendisine Mahpeyker adı verilmişse de daha çok Kösem Sultan adıyla anılmıştır. Bu ismin ona tüysüz olduğundan, ya da diğer hasekilerin önüne geçerek ilerlediğinden dolayı verildiği ileri sürülür. Bir papazın kızı olduğu kabul edilirse de, Rum veya Bosnalı olduğu üzerinde şüpheler vardır. Kösem Sultan güzelden ziyade ince, zarif, sempatik, nezaket kurallarını bilen bir kadın olarak tanınır. Daha hareme alınır alınmaz padişahın dikkatini çekmiş, bütün kadınların üzerine çıkmıştır.

  1. Ahmed’in ölümü üzerine Eski Saray’a gönderildi, 6 yıl orada yaşadı. Oğlu IV. Murad padişah olunca, özel bir törenle Topkapı Sarayı’na getirildi. I. Ahmed’in annesi Handan Sultan öldüğü için haremin, hatta devletin başı oldu. IV. Murad 12 yaşındaydı ve tecrübesizdi. Bu yüzden devletin idaresini tam 10 yıl Kösem Sultan elinde tuttu. IV. Murad idareyi eline aldıktan sonra da oğluna etki yapmaktan geri durmadı. Murad’in ölümü ve diğer oğlu İbrahim’in padişah olmasıyla tekrar idareyi eline aldı. Sultan İbrahim’e cariyeler takdim etti. Sultan cariyelerle eğlenirken o da istediği gibi memleketi idare etti. Fakat Sultan İbrahim hasekilerinin teşvikiyle annesini dinlemedi, bu yüzden Kösem Sultan saraydan uzaklaştı. İbrahim bir ara annesini sürmeye bile kalktı. Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesi, yerine IV. Mehmed’in geçmesi üzerine tekrar haremin ve devletin idaresini ele aldı. Çünkü genç şehzade ancak 7 yaşında idi. Kendisine “Valde-i Muazzama” diye herkes saygı gösteriyordu. Sırtını yeniçerilere dayamıştı. Kösem Sultan’ın bu diktatörlüğü IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan’ı çileden çıkarıyordu. Kayınvalidesinin saraydan çekip gitmesini istiyordu. Bu durum karşısında Kösem Sultan IV. Mehmed’i tahttan irdirip, yerine annesi çok saf olan Süleyman’ı padişah yapmayı kararlaştırdı. Bunu bir cariye Turhan Sultan’a haber verdi. Turhan Sultan, Kösem Sultan’dan daha çabuk harekete geçerek Enderun ağaları vasıtasıyla kayınvalidesini boğdurdu (1651).

 

Esir alınıp Sultan İbrahim’e sunulan güzel Rus cariye

Kösem Sultan’ın bile hakkından gelen Turhan Sultan

Sultan İbrahim’in hasekisi, IV. Mehmed’in annesidir. 1627 yılında Rusya’da doğdu. 12 yaşında Tatarların yaptığı bir akın sırasında esir düştü. Kız çok güzel ve gösterişli olduğundan Kör Süleyman Paşa tarafından Kösem Sultan’a hediye edildi. O sırada IV. Murad ölmüş, yerine kardeşi İbrahim padişah olmuştu. Kösem Sultan, oğlunu memnun etmek için kendisine takdim edilen Rus kızını saray geleneklerine göre kısa zamanda yetiştirdi ve Sultan İbrahim’e hediye etti.

Turhan Sultan, Enderun ağaları vasıtasıyla kayınvalidesi Kösem Sultan’ı boğdurdu (1651). Bu olayı betimleyen bir resim.

Turhan Sultan çok güzeldi. Boylu boslu, narince idi. Yüzündeki çiçek bozuğu güzelliğini bir kat daha artırıyordu. Teninin cazibeli beyazlığı, gözlerinin kadife gibi derin maviliği, kumral saçlarının göz kamaştırıcı parlaklığı Sultan İbrahim’i kendinden geçirmişti. İbrahim diğer cariyeleri görmez olmuştu. Bu birleşmeden 1642 yılında IV. Mehmed doğdu.

Sultan İbrahim kadınlara çok düşkün olduğundan bir süre sonra Turhan Sultan’ı unuttu. Diğer hasekilerle vakit geçirmeye başladı. Hatta sütninelere ve onların çocuklarına karşı düşkünlük gösterdi. Bir sütninenin çocuğunu Mehmed’den daha çok sevdi, oğlunu havuza atarak öldürmek istedi. Turhan Sultan ilk zamanlarda diğer kadınları kıskandı; fakat Sultan İbrahim’e söz geçiremeyince onu kendi haline bıraktı. Turhan Sultan’ın namı, devlet idaresindeki önemli rolü kocası İbrahim’in ölüp oğlu IV. Mehmed’in padişah olmasıyla başlar. Kösem Sultan’la çatıştı. Onu öldürtüp sarayın ve haremin başı oldu.

 

“Bana şehrin en şişman kadınını bulun!”

Deli İbrahim’in gözdesi Şivekâr Sultan

Sultan İbrahim’in altıncı hasekisi. Bir gün Sultan İbrahim Üsküdar’da dolaşırken aklına kadın gelmiş, yanındakilere İstanbul’un en şişman kadınının getirilmesi emretmiştir. Has odalılar, harem ağaları ve Enderunlular derhal şehre dağılmışlar, nihayet şişman bir Ermeni kadını bulup Sultan İbrahim’e takdim etmişler. Enine boyuna bir kadın olan Ermeni yosması kısa zamanda Sultan İbrahim’i büyüledi. Padişah bir müddet onsuz yaşayamaz hale geldi; onunla düşüp kalkmaktan pek hoşlandı. Onun için bu kadına Şivekâr adını koydu. Sultan İbrahim’in kadınlarının devlet adamlarına nasıl tesir ettiklerini ve adamlarını nasıl kayırdıklarını anlamak için bu Şivekâr Sultan’ın sadrazama yazdığı mektubun okunması kafidir. Şivekâr Sultan, bu mektubunda baltacılardan Hasan’ın bir mansaba tayin edilmesini rica etmektedir. Şivekâr Sultan, 1648’de Deli İbrahim’in tahttan indirilmesi üzerine Eski Saray’a gönderildi, burada 1693 yılında öldü.

 

Avcı Mehmed’in başkadını

Giritli esir Gülnuş Sultan

Aslen Giritli olan, esir alınarak Osmanlı haremine hediye edilen, daha sonra Avcı Mehmed’in başkadını olan Gülnuş Sultan.

Kuvvetli bir ihtimale göre 1642 yılında Girit’te doğdu. Verzizzi ailesindendi. Girit Serdarı Deli Hüseyin Paşa Resmo’yu fethedince bu güzel kızı da esir olarak Osmanlı sarayına hediye etti. Saray gelenekleri gereğince kendisine Gülnuş adı verildi. Esmer, etine dolgun, siyah saçlı çok güzel bir kızdı. IV. Mehmed’i kendisine bağlamayı başardı, padişahın başkadını oldu. 1664’de Şehzade Mustafa’yı, 1673’de Şehzade Ahmed’i doğurarak mevkiini güçlendirdi. Avcı Mehmed, Gülnuş’u çok seviyordu. Kendi oğullarını tahta çıkarmak için, bir ara kardeşleri Süleyman ve Ahmed’i öldürmek istedi; fakat annesi Turhan Sultan buna engel oldu. Gülnuş Sultan da Avcı Mehmed’i çılgın gibi seviyordu. Bu yüzden eşinin hoşlandığı cariye Gülbeyaz’ı denize atarak öldürtmekten çekinmedi. Kayınvalidesi Turhan Sultan’la iyi geçindi. Turhan Sultan’ın 1682’de ölmesiyle haremin de kocasının da tek hakimi oldu.

 

Padişah kadınlığından Bekir Efendi’ye

Hafsa Sultan

Madam Montegü’nün anlattıklarına göre, reis ül-küttap Bekir Efendi tarafından 10 yaşında iken saraya takdim edilmiştir. II. Mustafa padişah olduğu zaman Hafsa Sultan’ı beğenmiş, onu gözdeleri arasına almıştır. II. Mustafa öldürülünce yeni padişah Hafsa Sultan’ı başka bir erkekle evlenmeye mecbur etmiş. Sevdiği padişah üzerine başkasıyla evlenmeyi hakaret sayan Hafsa Sultan, padişahın ayaklarına kapanmış, kardeşinin zevcesine bu derece hakaret etmektense kalbine bir hançer saplamasını söylemiş. Fakat padişaha laf dinletemediğinden 80 yaşlarındaki, kendisini saraya takdim eden Bekir Efendi’yi eş olarak seçmiş.

 

III. Ahmed’in kadınları

III. Ahmed’in hepsi haremdeki cariyelerden oluşan kadınları şunlardır: Emetullah Kadın (başkadın), Ayşe Kadın, Emine Kadın, Fatma Kadın, Gülşen Kadın, Hatice Kadın, Hurrem Kadın, Meyli Kadın, Mihrişah Sultan (III. Ahmed’in ikinci başkadını), Nazife Kadın, Nejat Kadın, Rukiye Kadın, Sadık Kadın, Ümmügülsüm Kadın, Zeynep Kadın, Hanife Kadın, Şermi Sultan, Şayete Hanım (ikbal).

 

  1. Mahmud’un kadınları

Alicenap Kadın (başkadın), Verdinaz Kadın, Rami Kadın (I. Mahmud’un ölümünden sonra Haremeyn müfettişi İbrahim Bey’le evlendi).

  1. Mahmud’un ikballeri: Meyyase Hanım (baş ikbal), Fehmi Hanım (ikinci ikbal), Sırrı Hanım, Habbabe Hanım.

 

III. Osman’ın kadınları

Zevki Kadın, Ferhunde Emine Kadın.

 

III. Mustafa’nın kadınları

Adilşah Kadın, Aynülhayat Kadın, Mihrişah Sultan (başkadın), Rif’at Kadın.

 

  1. Abdülhamid’in kadınları

Ayşe Sineperver Kadın, Binnaz Kadın, Dilpezir Kadın, Hümaşah Kadın, Mehtabe kadın, Mıslinayab Kadın, Muteber Kadın, Nakşidil Sultan (bir rivayete göre Cezayirli korsanlar tarafından kaçırılıp güzel olduğundan hareme sunulan Fransız cariye), Şebisefa Kadın, Ruhşah Hatice Kadın (I. Abdülhamid’in başkadını ve en çok sevdiği kadındır)

 

III. Selim’in kadınları

Afitab Kadın, Aynisafa Kadın, Demhoş Kadın, Goncanigar Kadın, Hüsnümah Kadın, Nuruşems Kadın, Tab’ısafa Kadın, Zibifer Kadın, Mahbube Kadın, Safizar Kadın (başkadın), Refet Kadın, Meryem Hanım (bilinen tek ikbal).

 

  1. Mustafa’nın kadınları

Seyyare Kadın, Dilpezir Kadın, Şevkinur Kadın (başkadın)

 

  1. Mahmud’un kadınları
Cezayirli korsanlar tarafından kaçırılıp güzel olduğundan hareme sunulan Fransız cariye. Sonraları Nakşidil Sultan adını aldı ve I. Abdülhamid’in kadınlarından oldu.

Aşubcan Kadın, Bezmi alem Kadın, Hoşyar Kadın, Nevfidan Kadın (başkadın), Nuritab Kadın, Pertevniyal Sultan (ikinci ikbal iken Abdülaziz’i doğurdu ve beşinci kadın efendiliğe yükseldi), Piruz-ı Felek Kadın, Vuslat Kadın, Zernigar Kadın (dördüncü ikbal iken Adile Sultan’ı doğurunca 7. kadın efendiliğe yükseldi).

  1. Mahmud’un ikballeri: Hüsnümelek Hanım (baş ikbal), Zeynifelek Hanım, Tiryal Hanım, Lebriz Hanım.

 

Abdülmecid’in kadınları

Servetseza Kadın (başkadın), Tırimüjgan Kadın (Kalfalıktan ikinci kadınlığa kadar kariyer yapan Çerkez cariye. II. Abdülhamid’in annesi), Şevkefza Kadın (V. Murad’ın annesi), Düzdidil Kadın, Perestû Kadın (Çerkez kökenli cariye), Gülcemal Kadın (Mehmed Reşat’ın annesi. Çok güzelmiş ve Abdülmecid’in en sevdiği kadınlarındanmış), Mahitab Kadın, Bezmâra Kadın (İstanbul yüksek sosyetesinin güzelliği, sazı ve sözü ile ünlü bir kadını. Güzel piyano çalarmış. Şöhreti Abdülmecid’e kadar gelmiş. Padişah onunla tanışmak istemiş, saraya davet etmiş, görür görmez sevmiş. Saray geleneklerine aykırı olarak nikâhlanmış. Fakat serbest hayat yaşadığından haremin monotonluğuna uyamamış, bu yüzden Abdülmecid tarafından boşanmış), Verdicenan Kadın.

Abdülmecid’in ikballeri: Nalândil Hanım (baş ikbal), Ceylanyar Hanım, Serfiraz Hanım (Abdülmecid’in rezaletleriyle ün salan gözdesi. Yıldız Kasrı’nda yaşar, canı istemezse padişahı bile köşke almazmış. Bir ara Beşiktaş’ta Küçük Fesli diye nam alan bir Ermeni çocuğuna tutulmuş ve skandallara neden olmuş. Doğurduğu üç çocuk sayesinde altıncı ikballikten ikinci ikballiğe kadar yükselmiş), Nergizev Hanım, Gülustû Hanım, Navekmisal Hanım, Nesrin Hanım, Şayetse Hanım, Nüketseza Hanım (Nalândil’den önceki baş ikbal).

 

Abdülaziz’in kadınları

Dürrünev Kadın (başkadın), Hayrndil Kadın, Edadil Kadın, Nesrin Kadın, Gevheri Kadın.

 

  1. Murad’ın kadınları

Mevhibe Kadın (başkadın), Reftarıdil Kadın, Şayan Kadın, Meyliservet Kadın, Resân Hanım (ikballerden).

 

  1. Abdülhamid’in kadınları

Nazikeda Kadın (Başkadın. Asil bir Çerkez ailesindenmiş. İstanbul’a getirilip satılmış. Ali Paşa’nın hanımı satın almış, büyütmüş. Buğday renkli, güzelce, mütenasip vücutlu bir kızmış. Nazikeda’yı, Ali Paşa’nın hanımından, Tophane Müşiri Fethi Ahmed Paşa’nın hanımı satın almış. Oğlu Mahmud Celaleddin Paşa Cemile Sultan ile evlenince Nazikeda’yı gelinine hediye itmiş. Bir gün Abdülhamid Nazikeda’yı görmüş, hoşlanmış. Bunun farkına varan Cemile Sultan kızı Abdülhamid’e vermiş.), Bedrifelek Kadın, Nurefsun Kadın (Tunuslu Mahmud Paşa’nın Abdülaziz’e hediye ettiği iki cariyeden biri. Cariye, Abdülaziz ile evlenmeyi kabul etmemiş. Çünkü şehzade Abdülhamid ile görüşmüş ve onu sevmiş.), Bidar Kadın, Dilpesent Kadın, Mezid Kadın, Emsalinur Kadın, Müşfika Kadın.

  1. Abdülhamid’in ikballeri: Sazkâr Hanım, Peyveste Hanım, Fatma Pesent Hanım, Behice Hanım, Saliha Naciye Hanım (haremin en genç cariyesiymiş).

 

Mehmed Reşad’ın kadınları

Kamures Kadın (başkadın), Mihrengiz Kadın, Dürrüaden Kadın, Nazperver Kadın, Dilfirib Kadın.

 

Mehmed Vahidettin’in kadınları

Nazikeda Kadın (Başkadın. Abaza Prensi Hasan Bey Mircem’in kızı.), İnşirah Kadın, Müveddet Kadın, Nevare Kadın (Vahidettin San Remo’da iken bu kadını boşadı, sonra yine evlendi), Nejat Kadın (Çocukken hareme girdi. San Remo’da Vahdettin’in yanında kaldı. Vahdettin’in ölümünden sonra yurda dönüp yeniden evlendi.)