Ana sayfa 86. Sayı Bir gün olmadık bir geçmişle uyanabilirsiniz!

Bir gün olmadık bir geçmişle uyanabilirsiniz!

Forum

119
PAYLAŞ

Suzan Yılmaz

21 Eylül 2010 tarihinde yapılan ve aslında bir taşla onlarca kuş vurmayı hedefleyen, basına üçüncü Devrimci Karargâh operasyonu olarak yansıyan tertiple tutuklanan Bilim ve Gelecek dergisi editörü Baha Okar’ın eşiyim. Bunu belirtmemin nedeni eş mağduriyeti ile ilgili değil. Hem ahbabı hem de hayat arkadaşı olarak söyleyebileceklerimi daha doğrudan, mesafesiz söylemek için. Çünkü Baha’yı da kendimi de mağduriyete ve birilerinin vicdanına sığınacak kadar değersiz bulmuyorum.

Olmadık bir şekilde hayati bir mücadelenin içine çekilen insanları daha çok filmlerden izliyoruz sanıyordum. Bir sabah uyandırılıyorsunuz ve birkaç gün sonra hayatınızı tümden değiştirecek bir kurgunun içine çekiliyorsunuz… Bir yanlışlık vardır ve gözaltından bırakılır diye beklerken, savcılık, mahkeme derken birden her şeyin ayaklarınızın altından kayıp gittiğini an an yaşıyorsunuz. Doğrudan böylesi bir senaryonun öznelerinden biri haline getirildiğinizde gerçeklikten kopmamak için maddi yaşamla aranızdaki en önemli bağlardan biri olan gölgenize sığınıyorsunuz. Bazen çığlık atmak istiyorsunuz fakat kendinizi ağzı hafif aralanmış ve öylece kalakalmış buluyorsunuz. Yıllardır birlikte yaşadığınız adamın hayatına kurmaca yaşantılar enjekte edilince The Truman Show’un izleyicisi olan siz, senaryonun kahramanının yerini alıyorsunuz aniden. Ve birilerinin sizi izlemesine gerek kalmıyor, siz kendi kendinizi izlemeye başlıyorsunuz. Her şey kurgu aslında, Baha da gerçek değil. Etrafımda gördüğüm her ne varsa bir tertip ve belki de ben yokum. Ya da bana distopik Total Recall filmindeki gibi yaşantı ekmişlerdi, onun etkisinden kurtuldum ve yaşadığımız her şey bugünde aslında. Yani geçmişim bana ait değil ve Baha aslında burada olmadı hiç. Bir duvara tutunduğunuzda veya bedeninize bir şey değdiğinde gerçekliğe dönüp hikâyenizi anımsıyorsunuz. Ve haksızlığa karşı yeniden yaşama, gölgenize ve aylardır içeride, hapishanede olan sevdiğinize dönüyorsunuz.

 

Hiç birimiz aslında kendimizi tanımıyoruz çünkü bilmediğimiz ‘yaşantılarımız’ var

Baha yıllar önce ODTÜ’de okudu, Ankara’dan öteyi göremedi henüz. O da ben de içinde bulunduğumuz sistemin kirlerine değmeden yaşamaya çalıştık. Ama doğrusunu isterseniz uzak durmaya çalıştığımız çamurun bir gün bizim de üzerimize sıçrayabileceğini fazlaca hesaplamadık. Tutuklandığında haftalarca neden olabilecek şeyleri sorguladık. Acaba bir bilim dergisinde çalışıyor olması mıydı neden? Yazdığı yazılar neden olmuş olabilir mi? Evrimi savunmaları, yaratılış düşüncesine karşı olmaları… Baha’nın hiçbir örgütle ve politik çevreyle bağı yok. Ne gelir akla başka? Bir sosyalist olarak 15-16 Haziran’ı anma eylemlerine katılması mı, 1 Mayıslara… Veya evde bulunan yüzlerce kitap içerisinden cımbızla alınan Marksist terminolojiye ait kitaplar mı? Bunlar illegal örgüt yayınıydı da biz mi haberdar değildik!..

Baha’nın adı geçen örgütle ne somut (ideolojik, politik, örgütsel) ne de soyut bir bağı var. Bunu söyleyebilecek kadar iyi tanıyorum onu ve bunu söyleyebilecek kadar zaman geçirdik, söyleştik onunla. İş mesaisi dışında geçirdiği bütün anlarının ortağıyım. Uyurken de yanındaydım üstelik. Çünkü tutuklanma gerekçelerinden biri Kuzey Irak’ta silahlı eğitim gördüğüne dair bir itirafçının teşhisi. Söylenen tarihlerde Baha işinin başında ve Türkiye’deydi, üstelik bunu yazılı delillerle ve pek çok tanıkla da söyleyebiliyoruz. O bu ülkenin dışına gezmek amacıyla bile çıkmayı arzulayan adamlardan değil.

Evimiz basıldığında fiziksel anlamda şiddete uğramadık ama ondan daha büyüğünü, kapatılmayı yaşadık. Hem hayatlarımızdan, birbirimizden hem de belirsiz bir tarihe ertelenen geleceğimizden ve geçmişimizden kopartıldık. Üstelik bunu yaşayan sadece ben ve Baha değiliz. Aynı operasyonda gözaltına alınan insanların hikâyeleri de oldukça benziyor bizim hikâyemize. SDP üyeleri ve parti yöneticileri, TÖP yöneticileri, eskiden DİSK’te yöneticilik yapmış Kemal Amca (Hamzaoğlu) ve Red dergisi yazarı Hakan Soytemiz.

 

Ölü ya da diri aslında hepimiz örgüt üyesiyiz!

Baha tutuklandığından beri yaşadığım en büyük zorluk başımıza gelenleri birilerine anlatmak. Çünkü yaşamadığınız ve size bir şekilde hayatınıza şırınga edilen kurmaca deneyimlerden o ya da bu nedenle bahsetmek hem çok yıpratıcı hem de oldukça yorucu. Olmayan bir yaşantıyı anlatarak onun sürekli canlı kalmasına neden oluyorsunuz ve istemeden de olsa her gün yeniden yeniden bu saçmalığın içine çekiliyorsunuz. Üstelik başımıza gelen komplo Türkiye tarihinde demokrasinin söylem olarak en çok benimsendiği bir dönemde gerçekleşiyor. Benzer bir şey başınıza gelseydi siz ne yaşardınız? Örneğin yıllarca önce hayatını kaybeden biri, aniden ‘hayata döndürülüyor’ ve örgüt ilişkiniz oluveriyor. Ne yapardınız? Baha’nın bilgisayarından çıkan güncenin yazarı olan Sabriye Çağırıcı isimli öğretmenle örgütsel ilişki içerisinde olması iddialardan bir diğeri… Sabriye Çağırıcı, Baha’nın Fransızca öğretmeni ve 11 yıl önce trajik bir hastalıktan, kanserden dolayı yaşamını yitirdi. Sözü edilen belge de Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan 2010 yılında yayımlanmış ve her yerde satılan bir kitap. Kitabın teknik hazırlığını Baha yaptığı için metin onun bilgisayarında bulunuyordu. 15 yıl önce kanser olmuş ve 11 yıl önce hayatını kaybetmiş olan bir öğretmenle Ergenekon örgüt ilişkisi… Sadece bu örnek bile iddianamenin nasıl yazıldığını ortaya koyuyor aslında. Sizce de demokrasi değil mi bunlar?

Baha iddianamede söylenenler üzerinden bir suça bağlanmaya çalışılıyorsa emin olun hepimiz aslında bir örgütle ilişki içerisindeyiz ve suçluyuz!.. Ahmet’in ya da Zeynep’in Suriye Kamplarında eğitim görmediklerinden emin misiniz? Ya da aslında Dersimli olan Suzan’a Irak’ta silahlı eğitim deneyi yakışmaz mı? Hele de gücü elinde bulunduranların her an herkesi örgüt üyesi olarak teşhis edecek itirafçıları varken.

 

Hakkımızı aramıyoruz, haksızlığa son verilmesini istiyoruz

Devrimci Karargâh 3. operasyonunun son iddianamesi (ki, 1. ve 2. de farklı değil) gözü kapalı doldurulmuş bir çuval. İçinde ne ararsanız var. Türkiye’de ki hemen bütün sosyalist yapılanmalar, PKK, Hizbullah, Ergenekon… Görünen o ki hükümet edenler gelecekte kendilerine ayak bağı olacak her ne varsa sağı-solu belli olmayan bir dosyayla ele almaya çalışmışlar. Ama unutulmamalı ki senaryosu sağlam olmayan bir film ancak kendi niteliği kadar seyirci toplayabiliyor. Başka dosyalardaki bilgiler üzerinden insanlar apar topar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, dosyalara gizlilik konuyor ve aylarca sonra düzmece iddialarla üzerlerine giydirilmek için hazırlanmış ‘kimliklerle’ belirsiz bir hayata itiliyorlar. Bu haksızlıkların önünde sonunda açığa çıkacağını ve türlü hilelerle cezaevlerine gönderilen insanların özgürlüklerine kavuşacağını biliyorum. İnsanlık tarihi birçok komploya sahnelik ettiği gibi bu komploları tersyüz etmiş yığınla haklı mücadelelere de tanıklık etmiştir.

Haksız yere gerçekleştirilen ve sürdürülen tutuklamalar, hem cezaevinde olanlar açısından hem de dışarıda olan yakınları, aileleri ve arkadaşları açısından hayata el koyma anlamına gelmekte ve sürekli bir işkenceye dönüşmektedir. Türkiye’de gerçekten demokratik bir sürecin yaşandığı söyleniyorsa pratik anlamda atılan adımların da buna uygun olması gerekiyor ki inandırıcı olsun.

Davanın duruşması 13-15 Nisan tarihlerinde görülecek. Bu düzmece iddianame ile içeride tutulan bilim dergisi editörü ve yazarı Baha’nın ve diğer tutukluların derhal serbest bırakılmalarını, bu açık haksızlığa son verilmesini bekliyoruz.

PAYLAŞ
Önceki makaleUyku
Sonraki makaleMatematiğin (m)izahı II