Ana sayfa 86. Sayı Bir karbon atomuyla söyleşi

Bir karbon atomuyla söyleşi

Evrenle Söyleşiler

157
PAYLAŞ

Çeviren: Richard T. Hammond

Richard T. Hammond

Çeviri: S. Cansu Özkan

Okuyacağınız makale, Richard T. Hammond’un “From Quarks to Black Hole: Interviewing the Universe” adlı kitabından alınmıştır (World Scientific Puslishing, 2001). Hammond, evrendeki çeşitli olguları, onlarla söyleşi yapma yöntemiyle açıklıyor. Bu ilginç kitabın diğer bölümlerini de gelecek sayılarımızda okurlarımıza sunacağız. İlk olarak karbon atomu ile yapılan söyleşiyi sunuyoruz.

 

Öncelikle size bu söyleşi için teşekkür ederim. Bu benim için bir ilk olduğundan tüm doğru soruları sorabileceğimden emin değilim, bu nedenle lütfen doğaçlama yapmaktan çekinmeyin. Nerelisiniz diye sorarak başlamak istiyorum.

Çok uzun zaman önce ve çok uzaklarda olduğu için şaşırabilirsiniz belki ama ben doğumumu çok iyi hatırlıyorum. Sonsuza dek sürecekmiş gibi gelen o bekleme sürecinden sonra sonunda sıram geldi. Sayısı ikiden fazla olan ebeveynlerim sonunda birleşmek için uygun sıcaklığı hissettiler ve doğanın reenkarnasyonu yoluyla üç helyum atomundan oluşan bir karbon atomu olarak dünyaya geldim.

 

Bir füzyonunun ürünü olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Evet, kesinlikle öyle. Fakat yeni hayatımla gelen bu heyecan, yıldızımın soğuması kadar çabuk azalmaya başladı ve sonsuza dek kocaman, bir sürü karbon kopyamdan oluşan etkisiz bir yıldızın içine hapsolacağımı fark ettim. Ancak yıldızım o muazzam çekim etkisiyle arkadaşımız olan başka bir yıldızdan çokça sayıda kardeş atomu bize çekiyordu ve huzurlu topluluğumuzun dağılacağına dair iddialar ortalıkta dolaşıyordu.

 

Yani karbon oluşturacak daha fazla helyum kalmayınca füzyon durdu ve siz de yörüngenizdeki bir yıldızdan atomları kendinize çektiniz öyle mi?

Evet, sanırım ben şanslıydım. Söylentilerin doğru olduğu ortaya çıktı ve sizin henüz zamanı ölçmeye başlamanızdan çok uzun zaman önce kaçınılmaz bir anda çekim alanı o kadar kuvvetli bir hale geldi ki hiçbirimiz buna dayanamadık. Öyle bir yıkımla karşı karşıya kaldık ki, bugün bile düşünmesi tüylerimi diken diken ediyor, Evren’deki en büyük ve en görkemli patlamanın içerisinde hiçbirimiz ne olup bittiğini bilmeden çok uzaklara dağıldık. Bu olay beni resmen büyülemişti, çünkü ilk kez özgür oluyordum ve o zamana kadar benim için tüm Evren hidrojen atomları, helyum ve karbondan oluşuyordu; ama artık fırlayıp neredeyse ışık hızında gezebildiğim için ağır ve garip bazı elementleri görebilmiştim. Kısa sürede bu dehşet verici yeni elementlerin beni bir an bile duraksamaksızın tamamen yutabileceğini öğrendim ve kendimi onlardan sakınmaya çalıştım.

 

Bir süpernovayı ve sonrasını mı tanımlıyorsunuz?

Evet. Sonraları binlerce, milyonlarca ve milyarlarca yıl bir gün gibi geçti ve ben bir kez daha bu sıkıcı monotonluğun içerisinde kaldım. Kendimi evimden, en yakın komşularım hidrojen atomlarıyla iletişim kuramayacak kadar çok uzakta, önceki sıcak çevremin tamamen zıttı olan soğuk, kasvetli bir boşlukta buldum.

 

Hakikaten kulağa kasvetli geliyor. Peki, bu ruh halinden nasıl kurtuldunuz?

Birkaç milyon yılın daha geçmesiyle yakınımdaki ilk bir iki tane daha, sonra da başka birkaç tane daha komşumu fark edince umutsuzluğum geçti. Çok kısa bir süre sonra onlarla eski dostlar gibi geziniyorduk. Tıpkı o görkemli olayın, yani patlamanın haberini yayan dedikodu kazanı kaynamaya başlamadan önceki halimiz gibi.

 

Fakat bu sizin daha önce söz ettiğinizden farklı bir yıkım. Şimdi bir yıldız oluşumuna dair iddiaların olduğunu söylüyorsunuz.

İddiaların doğru olduğu ortaya çıktı ve sonraki birkaç milyon yıl boyunca ilerde bir yıldız olacağını bildiğimiz şeye doğru etrafında dönerek yavaş yavaş yaklaşıyorduk. Birçok hidrojen arkadaşım yıldızın içine girebildiler, fakat ben yörüngede sıkışıp kaldım ve uzaktan yıldızın doğuşuna tanıklık etmiş olmama rağmen kendimi dışlanmış, çok yaşlı ve aşırı ağır hissediyordum.

 

Aşırı ağır derken neyi kastediyorsunuz?

Şöyle; yeni bir yıldızda hidrojen, helyum yapmak için füzyona uğrar ve çok sonra da helyum karbonu oluşturur. Ben ise bir hidrojenin kütlesinin on iki katı kadarım ve gökcisimleri için gerçek bir yakıttan ziyade bir nihai ürünüm diyebilirim.

 

Peki, sonra ne yaptınız?

Korku duygusu bu kendime acıma halime bir son verdi. Yörüngede olmama rağmen yalnız değildim. Birçok ağır element ve hatta şu berbat moleküller, bir yandan yeni güneş ışığını yutarken bir yandan da elektronlarımı çalmaya çalışarak etrafımda toplanıyordu. Kaşla göz arasında demir ve minerallerden oluşan katı bir topun içerisine gömülmüştüm. Sonsuzluktan başka gidecek hiçbir yer olmayan, etrafımı saran bu korkunç siyahlık içerisinde zamanı algılayamıyordum.

 

Yani Dünya’nın bir parçası haline mi geldiniz?

Evet. Milyonlarca yıl birbirini kovalıyordu, sonunda hiç yoktan büyük bir sismik şok geldi. Bu sismik şok o kadar güçlüydü ki, içinde olduğum bu sert topu yararak açtı ve kendimi bir kez daha uzayda, iki cismin yörüngesinde buldum. Kısa süre sonra yörüngem değişti ve kendimi bu kez de daha büyük olan cismin yörüngesinde buldum. Ve bizi etkileyen o diğer cisim de bu yörüngeye girdi. Yine uzaydan fazlaca ziyaretçisi olan garip bir topluluğun içindeydim. Bu ziyaretçiler endişe verici bir hızla gezegenimi parçalayacaklardı ve genel olarak sudan oluştukları için bunların kalıntıları zamanla devasa okyanusları oluşturdular, bense elbet bir milenyumda boğulacağımdan korkuyordum.

 

Sanırım Ay’ımızın oluşumunu ve gezegenimizi bombardımana tutan kuyruklu yıldızları betimliyorsunuz, fakat ben boğulabileceğinizi hiç düşünmezdim.

Sadece şairane bir laftı… Sonraları hepsinden daha ilginç bir şey oldu. Evrende bugüne kadar meydana gelmiş belki de en heyecan verici projenin içinde yer aldım. Füzyon, süpernova, güneş sistemi oluşumu, Ay’ınızın doğuşu ve kuyruklu yıldızların bombardımanı, hepsi bu deneyimin yanında hiç kalır! Öncelikle bir molekülün parçası haline geldim, başta bu beni biraz korkutmuştu, fakat sonra biz ve daha birçok molekül, yer çekimine inat yukarı doğru tünellerle su taşıyan en karmaşık, en tuhaf şekle sahip olan, rüzgârın esintisiyle çırpınan ve atalarımızın oluşturduğu ışığın aynısı olan güneş ışığını emen yeşil ruhani yaprakları oluşturduk. Bu ironi hoşuma gitmişti ve oluşturduğumuz yapının ışığı algılayıp ona tepki vereceği gerçeği beni büyülemişti.

 

Sanki bir çeşit bitkinin parçası olmuşsunuz gibi geliyor, doğru mu?

Evet, bir ağaç. Fakat bu mucizevî dönem çok sürmedi. Kısa bir zaman sonra artık topraktan hiç su alınamıyordu ve güneş ışığı artık tepkisiz bir yapının üzerine düşüyordu. Daha önce hiç hissetmediğim felç edici büyük bir hüzün, en az etrafımdaki Dünya kadar kaplamıştı beni. Gittikçe daha derine doğru indim ve Evren’deki herhangi bir kuvvet kadar güçlü olan zaman, beni komşularımdan ayırdı ve genellikle birlikte gezindiğimiz dört hidrojen atomu dahil birkaç tanesini alacak olmama rağmen kendimi, hatırlayabildiğimden daha fazla yıl boyunca kalın siyah bir çamurun içerisinde zar zor hareket edebilir halde buldum.

Bu kasvet, basınçtaki ani bir değişiklikle bozuldu. Basıncı hepimiz aynı anda hissettik ve körlemesine yukarı doğru çıktık ve tekrar kendimi yüzeyde, bu kez doğanın yeteneğini aştığını düşündüğüm garip geometrik bir şeklin içinde buldum. Fakat bu daha göreceklerimin ve yaşayacaklarımın yanında bir hiçti. Her yerde her boyuttan dehşet verici, açıklaması ve telaffuzu mümkün olmayan yapılar vardı; bense rafine edilmiş, tekrar kullanılmış, terkedilmiş, kurtarılmış ve genel olarak açıklaması neredeyse mümkün olmayan muazzam çokluktaki nesnelerin içine girmiştim. Her şey çok hızlı gelişiyordu ve keşke bir günlük tutabilseydim diye düşündüm ama malum bir karbon atomu olarak bunu yapmam zor.

 

Bir saniye durun. Öldünüz, yani ağacınız öldü demek istedim, ayrışıp petrole dönüştünüz, peki ya sonra? Tekrar bir petrol kuyusundan yüzeye mi çıktınız?

Hı hıı. Kendimi tamamen insanları anlamaya vermiştim, nesiniz, nerden geliyorsunuz vs ve hatta kısa bir süreliğine kendimi garip bir şekilde bir kadının ayaklarından beline kadar bacağına sarılmış olarak buldum. Bu süre içinde tuhaf şeyler gördüm, fakat bunları size aktarmam gerektiğini düşünmüyorum… Aslına bakarsanız içinde yer aldığım bütün bu şeyler benim idrakimin ötesinde. Mesela füzyonun prensibi benim için gayet açık olmasına rağmen yakın tarihimde yaşadıklarım böyle değil.

 

Şikâyet etmiyorum, böyle dinamik, hızlı akan bir yaşamın parçası olmayı seviyorum, fakat ertesi gün kendimi bir kez daha siyah bir sıvının içine batırılmış bulunca doğal olarak endişelendim. Bu kez hızlıca bir basım tesisine gönderildik ve daha bir i bile yazamadan sürecin ortasında, cümlenin sonunda işte buradayım. Tanıştığımıza memnun oldum.

 

Ne kadar ilginç bir hayat, emekliliğinizde ne yapmayı amaçlıyorsunuz?

Şimdilik hayatın önümüzdeki on milyar yıl içerisinde bana ne getireceğini düşünmeye başlayamıyorum ama eğer kalbimi açacak olsam size içtenlikle şunu söylerdim; sizin gibi kısa süre yaşayan bir insanın parçası olmak için içimde en derindeki elektronumu verirdim. İmkânsız bir şey istiyorum belki…

 

Belki de imkânsız değildir…