Ana sayfa 86. Sayı Erkek tanrıların ağacı: Sedir

Erkek tanrıların ağacı: Sedir

Anadolu Kültüründe Ağaçlar

2193
PAYLAŞ

Hasan Torlak

Sediri gördüğünüzde, önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını, sonra dokunun ona, eğer katranı sızmışsa dışarıya mis gibi kokusunu çekin içinize. Hititlerin de dediği gibi “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun”. Sedir ağaçlarımız mükemmel görünümleriyle bizlere sadece estetik duygular yaşatmazlar, onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür değerlerini, hayallerini ve inançlarını da günümüze taşırlar.

Ülkemizde doğal olarak yetişen tek sedir türü Toros Sediri veya katranağacı olarak da adlandırılan Cedrus libani’dir. Bilimsel adını Lübnan’dan almasına, hatta Lübnan bayrağında da betimlenmesine karşın bu güzel ağaç günümüzde Lübnan topraklarında yok olmaya yüz tutmuştur. Lübnanlılar Avrupa’dan fidan ithal ederek bu ağacı tekrar ülkelerine yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu türün en geniş yayılış alanı Anadolu’daki Toros Dağları’dır. Sedir Ağacı Anadolu’da biri endemik iki çeşitle temsil edilir. Bunlardan birincisi Toros Sediri olarak bilinen Cedrus libani var. libani, Toros Dağları ile Afyon ve Tokat’ın Erbaa ilçesinde yayılış göstermektedir. Anadolu’ya endemik olduğu düşünülen Cedrus libani var. stenocoma ise Muğla’nın Fethiye ilçesinin Çaldağı dolayında yetişmektedir. (1, 13)

 

Kudretli erkek tanrılarla özdeşleşmiş

Toros Sediri 1000 yıl kadar yaşayabilir, 40 metre boya 2 metre çapa ulaşabilir.

Kutsal kitaplarda sedir ağacı, büyüklüğün, kuvvetin, şan ve şerefin, kraliyetin, maneviyatın, şiddetin, takdirin, zenginliğin, yayılış kudretinin sembolü olarak kabul edilmiştir. Ağacın cins adı olan Cedrus’un kökeni Arapçada “güç ve kuvvet” anlamına gelen “kedroum” ya da “kedre” ile kozalaklı ağaç anlamındaki “kedros” sözcükleridir. (1) Günümüzde kullanılan “kudret” kelimesinin de aynı kökten geldiği görülmektedir. Anadolu’da halen kullanılan “Dağların kadısı katrandır” sözüyle (12) sedir ağacı kudretli, yargılayıcı ve takdir edici konumdaki erkeksi bir güçle özdeşleştirilmektedir. Hititler döneminden beri Sedir ağacı erkek tanrılarla özdeşleşir. Sedir ağacının kudretli erkek tanrılarla özdeşleşmesinin nedeni çok açıktır: Toros Sediri 1000 yıl kadar yaşayabilir, 40 metre boya 2 metre çapa ulaşabilir. Anadolu’da anıt ormanlar da oluşturan anıt ağaçlardan biridir. 1200-2000 metre yüksekliklerde yetişir. Çok kar yağan alanları seven bir ağaçtır. (1) Dağlar, Anadolu’da en eski çağlardan beri baştanrılara özgülenen alanlardır. Bu dağların en üst kesimlerinde yaşayan görkemli sedir ağaçları simetrik ve estetik görünümleriyle devasa boyutlara ulaşıp 1000 yıl yaşayabiliyorlarsa onlarda mutlaka tanrısal bir güç olmalıdır diye düşünmüş olmalıdır Anadolu insanı.

 

Mis gibi kokan değerli bir ağaç

Hititler zamanında Toros Sediri (Cedrus libani) dinsel törenlerde tütsü olarak kullanılırdı. Baş tanrı Taru’dan adını alan Toros Dağları’nda yetişen bu sedirimiz herhalde baş erkek tanrı Taru’nun kokusunu taşıyordu Hitit insanına. Hititler, tanrıları kaybolduğunda evlerinin önündeki yolda güzel kokulu bitkileri yakarak tanrıyı cezbetmeye çalışırlardı. Kral Murşili, kaybolan Bereket Tanrısı Telepinu’yu geri getirmek için (kıtlığı önlemek için) yaptığı duada “..Sedir ağacının tatlı kokusunu duy, evine, toprağına geri dön…bunlar seni getirsin…” demektedir. (2) Hititler ayrıca sedir ağacından elde ettikleri sakızı şarap ile karıştırırlar (3), şaraplarını sedir kokulu içerlerdi. Sedir, Hititlerin de duyumsadığı gibi mis gibi kokan çok değerli bir ağaçtır. Toros sedirinin öz odunundaki güzel koku kesilmesinden 4-6 yıl sonra kaybolma eğilimdeyse de odunun yüzeyi rendelendiğinde koku yeniden hissedilmektedir. (4) Dolayısıyla sedir ağacı tarihin her devrinde, kokusuyla insanlar üzerinde etki bırakması tasarlanan gözde mekânların yapımında kullanılmıştır.

 

Hititler sediri bölgelerine getirmişler

Yine bir Hitit ritüelinde sedir ağacından yapılmış bir kaptan bal ve çeşitli yağların şarap kabına damlatıldığı anlaşılmaktadır. Sedirle ilgili bir Hitit metninde; “rahip Krala sediri verir… su kabını alır …suyu sedir ağacından kralın ellerine döker” denmekte, ayrıca Kraliçe Puduhepa’nın Arinna şehrinin Güneş Tanrıçası’na ettiği bir duada Anadolu’nun sedir memleketi haline getirildiği belirtilmektedir. Bu metinden hareketle Hititlerin sedir ağacına olan sevgileri, onu tanrıyla özdeşleştirmeleri dolayısıyla Hitit çekirdek bölgesinde (Kızılırmak nehrinin çevrelediği bölge) doğal olarak yetişmeyen ağacı bu alanlara getirerek diktikleri gibi bir sonuca da ulaşabiliriz. Genelde Toros Dağları dışında yetişmeyen sedir ağacının Tokat-Erbaa ve Afyon dolayına Hititler tarafından dikilerek yetiştirilmiş olması da mümkündür. Günümüzdeki bu sedir topluluklarının yakınında ileride Hitit kutsal alanları ve yerleşim yerleri de keşfedilebilir. O zaman arkeologlarımıza bir ipucu: “Sedir ağacının tatlı kokusunu izleyin, o sizi Hititlere ve onların tanrılarına götürecektir”. “Sedirin erkek tanrıları” kavramı Hititlerde tanrı statülerinden biri olup (5) bu ibare sedir ağacının erkek tanrılarla ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır. Hititler sedir ağacından hem ilaç hem de tütsü elde etmişlerdir. (6)

 

Sarayların, tapınakların malzemesi

Hititler döneminde, MÖ 13. yüzyılda Mersin ili sınırları içerisinde yer aldığı tahmin edilen Ura antik kentinden yöre tüccarları sedir ağacı tomruğu ihraç etmekteydi. (7) Antik çağlarda Toros sediri gemi yapımında da kullanılan çok makbul bir ağaçtı. Ayrıca sedir ağacından MÖ 1000’lerde çalgı aletleri ve mobilya da yapılırdı. (8) Demir Çağı’nda, Ortadoğu’nun süper devleti konumuna gelen Asur devletinin Kralı III. Tiglath Pileser yazıtlarında, Suriye seferinde topladığı ganimeti kullanarak kendisine sedir ağacından Suriye ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü mimaride (Bit Hilani mimarisi: Kargamış ve Zincirli’deki yapılardan bilinen bu mimaride, bağımsız yükselen kare veya dikdörtgen bir platformdaki yapılara sütunlu girişlerle ulaşılmaktadır) bir saray inşa ettiğini söyler. (9) Sedir eski Mısır’da saraylar, tapınaklar, lüks binalar, binaların kapı ve pencerelerinin yapımında, içinin süslenmesi ve döşemesinde ve mobilya yapımında kullanılmıştır. Firavunlarla yüksek düzeydeki devlet adamlarının tabutları sedirden yapılmıştır. Fenikeliler de sediri tapınak ve sarayların taşıyıcı kirişi olarak, ev, kadırga, gemi inşaatı, sütun, kapı, mobilya, sandık, ağaç oymacılığı ürünleri yapımında kullanmışlardır. Hoş kokulu, çok değerli, tarihi bir ağaçtır sedir. (4)

MÖ 2700 yıllarına kadar uzanan kayıtlarda sedir ağacının, saray, mabet, tapınak, baraj, set inşası ile gemi ve mobilya yapımında kullanıldığı, mumyaların tabutlarının bu ağaçtan yapıldığı, mumyalama işleminde ağacın beyaz reçinesinden yararlanıldığı belirtilmektedir. Mısır firavununa yazılan bir mektupta, ağacın yaşadığı yer hakkında “orası göğü tırmalayan.. sedirlerle kaplıdır” denilerek Toros Dağları tanımlanmaktadır. Odununun yoğun kullanımı ve orman yangınları sonucu sedirin Lübnan dağlarındaki yok oluşu MÖ 700’lü yıllardaki bir metinde “Lübnan aç kapılarını, yangın ağaçlarını yutuyor; siz göknarlar feryat edin, zira sedirler öldü ve mükemmel varlıklar mahvoldu” şeklindeki bir haykırışla dile getirilmiştir. Altay Türkleri için Sedir ağacı tanrıya dua edilecek yerdir. Sedir ağacı antik çağın yedi harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı ile Gordion Kral Mezarları yapımları gibi pek çok alanda kullanılmıştır. (1)

Sümerlerin Gılgamış destanında da geçen bir ağaçtır sedir: “Dağ oğlu Enkidu’yu yüreklendirdi Gılgamış/Kırkbeş okkalık balta, otuz okkalık kılıçlar/Ve sediri kesti. Bağırdı Humbaba uzaktan/Korularıma saldıran kim, sedire dokunan?”. Konya’nın Süberde yöresinde yapılan polen analizlerinde Anadolu’da 8500 yıl öncesine ait sedir polenleri bulunmuştur. Tarihin hemen her döneminde kral mezarlarının, saraylarının, eşyalarının, savaş gemilerinin yapımında sedir ağacından yararlanılmıştır. (11) Görüleceği üzere sedir ağacının MÖ 3000’lerden itibaren yoğun kullanımı, zaman zaman sedir topluluklarını yok olma noktasına getirmiş, Ortadoğu insanının tanrısal bir sevgiyle bağlandığı bu ağacın tahribi ve yok edilmesi onu sevenlerin yüreğinde derin yaralar açmıştır.

Tevrat’ta; Hz. Adem’in ölümünden hemen önce tanrıdan merhamet yağını dilediği ve bunun için de oğlu Şit’i görevlendirdiği, Şit’in cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldığı ve babasının ağzına koyduğu, Adem gömüldükten sonra tohumların yeşererek zeytin, sedir ve selvi ağacına dönüştüğü belirtilmektedir. (10) İncil’de de övgüyle söz edilir sedirden. Bunun nedeni odununun hoş kokusu ve rengi, ayrıca kolay işlenebilmesidir. (11) Görüleceği üzere hem pagan hem de tek tanrılı dinlerde gönüllere taht kurmuş bir ağaçtır sedir.

 

Hayal gücümüzü ve kültürümüzü zenginleştiriyor

Ülkemizde Cedrus libani var. libani ağacının kabuklarından elde edilen katran, deri hastalıklarında ve deri mantarlarına karşı, antiseptik olarak kullanılmaktadır. (14)

Sedir ağacı, bilimsel adını aldığı, bayrağına da nakşedildiği Lübnan’ın dağlarında hemen hemen hiç kalmamıştır. Tarihi kayıtlarda bahsedilen sedirin en önemli yayılış alanları günümüzde ülkemizin Toros Dağları’dır. Binlerce yıl öncesinde Anadolu ve Ortadoğu insanının en sevdiği, bu sevgisini tanrısal bir boyuta taşıdığı sedir ağaçlarımıza yönelik bu bakış açısının da özümsenerek ona bakılması, onun bir ağaçtan çok daha ötede, insanların hayal güçleri ve kültürünü zenginleştiren bir unsur olarak algılanması sonucunu da bizlere verecektir. Sediri gördüğünüzde, önce bir seyredin uzaktan o güzel endamını, sonra dokunun ona, eğer katranı sızmışsa dışarıya mis gibi kokusunu çekin içinize. Hititlerin de dediği gibi “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun”. Sedir ağaçlarımız mükemmel görünümleriyle bizlere sadece estetik duygular yaşatmazlar, onlar binlerce yıllık kadim uygarlıkların kültür değerlerini, hayallerini ve inançlarını da günümüze taşırlar.

 

DİPNOT VE KAYNAKLAR

1) Tuğrul Mataracı, “Katran ağacı”, Bağbahçe Dergisi, Sayı 16, Mart-Nisan 2008.

2) Muazzez İlmiye Çığ; Hititler ve Hattuşa, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2008.

3) Asuman Albayrak, Ülkü M. Solak, Ahmet Uhri; Hitit Mutfağı, Metro Kültür Yayınları, İstanbul, 2008.

4) Berna Çetin Akgün, “Torosların 5 Bin Yıllık Ağacı Toros Sediri”, Yolculuk Dergisi, Kamilkoç Yayını, Kasım, 2010.

5) Hayri Ertem, Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’nun Florası, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1987.

6) Turhan Baytop, “Türkiye’de Tıbbi ve kokulu Bitkilerin Kullanılışına Tarihsel Bir Bakış, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bülteni, Temmuz 1994, sayı:10.

7) İlknur Taş, Hitit Kralı IV. Tudhaliya, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008.

8) Sevgi Aktüre, Anadolu’da Demir Çağı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003.

9) Elif Denel, “İlk Demir Çağı, Ekonomi ve Etkileşim” Arkeoatlas Dergisi, No: 2010/01, Doğan Burda Yayıncılık, İstanbul, Ocak, 2010.

10) Cumhuriyet Gazetesi Cumartesi Eki, “Zeytinyağı Anıtları ve Zeytine Adanmış Yaşamlar” başlıklı haber,14.11.2009.

11) Yücel Çağlar, Anadolu Yeşillemesi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı Yayını, İstanbul, 2010.

12) Pervin Ergun, Türklerde Ağaç Kültü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004.

13) Necati Güvenç Mamıkoğlu, Türkiye’nin Ağaçları ve Çalıları, NTV Yayınları, İstanbul, 2007.

14) Hüseyin Fakir, Mehmet Korkmaz, Bilgin Güller; “Medicinal Diversity of Western Mediterennean Region in Turkey”, JABS, Journal of Applied Biological Sciences 3(2), 2009.

15) Hasan Torlak, “Anadolu Kültüründe Sedir Ağacı”, Yolculuk Dergisi, Kamilkoç Yayını, Nisan 2011.