Ana sayfa 86. Sayı Hukuktan umudumuzu kestik On gram mantık, bir gram vicdan…

Hukuktan umudumuzu kestik On gram mantık, bir gram vicdan…

Parantez

127
PAYLAŞ

Ender Helvacıoğlu

Baha’ların davasının iddianamesinde suç delili olarak gösterilenler gerçekten suçsa, Türkiye nüfusunun en az yarısını da tutuklamak gerekir. Ama zaten böyle iddianameler bunun için yazılıyor, böyle davalar bunun için açılıyor, böyle düzmece örgütler bunun için kuruluyor… Türkiye’yi kocaman bir F tipi cezaevine çevirmek için! Bakalım hakimler bu faşizan uygulamanın aracı olmaya devam edecekler mi? On gram mantıkları ve bir gram vicdanları kalmış mı kalmamış mı?

İdare Müdürümüz ve editörümüz Baha Okar’ın da yargılandığı düzmece Devrimci Karargâh davasının ilk duruşması 13-15 Nisan’da yapılacak. Çevremizdeki dostlarımız soruyorlar, Baha çıkar mı diye. Bir tahmin yapamıyoruz. Çünkü başvuracağımız hukuksal kriterler yok. Baha’nın ve davanın diğer tutuklularının serbest bırakılması gerektiğine ilişkin ileri sürebileceğimiz tüm argümanlar zaten tutukluluğun başında da vardı ve bu insanların hiçbiri zaten tutuklanmamalıydı. Ama tutuklandılar ve 7 aydır içerdeler. Kısacası ortada hukuk diye bir şey yok. Ünlü laftır, “hukuk, siyasetin köpeğidir” derler. Bugün Türkiye’de siyasetin köpeği anlamında dahi hukuk yok. Siyaset hukuğu tamamen yutmuştur. Nazi Almanya’sında, Mussolini İtalya’sında, Franco İspanya’sında, 12 Eylül Türkiye’sinde görülebilecek türden hiçbir kural tanımayan karanlık bir siyaset hakimdir bugün. Buna “faşizm” diyoruz. Faşizm, siyasetin hukuğu yuttuğu noktadır! Burjuva siyasetinin kendi köpeğini bile yuttuğu nokta faşizmdir.

 

***

 

Geçtiğimiz sayıda bu köşede, düzmece Devrimci Karargâh davasının iddianamesinden pasajlar sunmuştuk. Örneğin Baha’nın tutuklanmasına gerekçe olarak sunulan “delil”leri anımsayalım:

– ÇYDD kurultayına ait resimler.

– ADD toplantısına ait video.

– Marksist içerikli kitaplar.

– Solcu bir kişinin cenaze törenine ait fotoğraflar.

– Baha’nın çalıştığı derginin çalışanlarıyla, yazarlarıyla, temsilcileriyle, diğer yayıncılarla, eşiyle, dostuyla yaptığı, işini ve günlük yaşamını sürdürdüğünü gösteren (ama iddianame tarafından “örgütsel içerikli” diye nitelenen) telefon görüşmeleri.

– Devrimci Karargâh örgütü yöneticisi olduğu ileri sürülen ve Bostancı’daki bir evde ölü ele geçirilen kişinin evindeki taşınır bir belgede, bir kimlik fotokopisinde tespit edilen Baha’ya ait tek bir parmak izi (Söz konusu evde 1832 adet farklı parmak izi tespit edilmiş)

– Baha’nın annesinin üzerine kayıtlı olduğu söylenen telefondan Ulusal Kanal’ın birkaç kez aranması.

– Baha’nın Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında soruşturma yürütülen bir kısım şahıslar ile irtibatlarının bulunduğu.

– Bir PKK itirafçısının “2005 yılında Kuzey Irak’taki kampta Baha da vardı” şeklindeki beyanı.

Evet, Baha işte bu “delil”ler dolayısıyla 7 aydır cezaevinde ve yargılanacak. Şimdi Sayın savcılara ve davayı yürütecek Sayın hakimlere soruyoruz: Siz bu tür “delil”leri öne sürerek Türkiye’de kaç kişiyi içeri atabileceğinizi hiç hesap ettiniz mi? İddia ediyorum: Kendiniz de dahil en az 40 milyon kişi! 72 milyon demememin nedeni, 18 yaşın altındakileri saymamam. Kısacası Türkiye’de yaşayan herkes bu tür iddialarla herhangi bir gizli örgüt üyesi yapılabilir ve tutuklanabilir. Ya bütün bu insanları da tutuklayacaksınız ya da Baha’yı ve benzer iddialarla tutuklanan diğer kişileri serbest bırakacaksınız. Hukuğu mukuğu boş verin, eğer on gram mantığınız ve bir gram vicdanınız kalmışsa…

Demek ki ÇYDD ve ADD kurultaylarına ve toplantılarına ait fotoğraf veya videoları bulundurmak suç! Ama olsa bile, bu bir türev suç! Evinde bu toplantılara ait fotoğrafları bulunduranları tutuklamaya gelene kadar, bu derneklerin yöneticilerini, üyelerini, toplantılarına ve eylemlerine katılanları, bu toplantı ve eylemlere mekânını açanları, bu toplantı ve eylemlere izin verenleri, bu toplantı ve eylemlere ait fotoğraf ve haberleri yayınlayanları (yani bütün gazetelerin yönetici ve çalışanlarını) tutuklamanız gerekmiyor mu? Toplantıyı düzenlemek, katılmak, mekân açmak, izin vermek, yayınlamak suç değil, fotoğrafını evinde bulundurmak suç! Hangi mantığa sığar bu?

Demek ki Marksist içerikli kitaplar bulundurmak veya bu tür kitapları internetten indirmek suç! Peki, evinde veya işyerinde bir kütüphanesi olup da içinde Marksist içerikli bir kitabı olmayan var mıdır? Türkiye’deki binlerce resmi kütüphaneyi inceleyin bakalım; içlerinde Marksist içerikli bir kitap var mı yok mu? Bu suç kıstasına göre, Türkiye’de kaç kişiyi tutuklayabileceğinizi ve kaç kurumu suçlayabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Neden bütün bunları tutuklamıyorsunuz? Sayın savcı ve Sayın hakimler, kendi kütüphanelerinizi de gözden geçirir misiniz? Hiç mi Marksist içerikli kitabınız yok? Entelektüel düzeyiniz bu kadar mı düşük?

Demek ki bir solcunun cenazesine ait fotoğrafları bulundurmak suç! Peki o zaman, bu solcunun cenazesine katılmak daha büyük bir suç değil mi? Uğur Mumcu’nun, Sivas’ta katledilenlerin, Hrant Dink’in (bunların hepsi tescilli solcu) cenazelerine katılan yüz binleri, bu cenazelerin fotoğraflarını yayınlayanları, TV’lerde gösterenleri, bu insanların fotoğraflarını barındıranları bir kenara koyalım; güncel bir örnek verelim: İlhan Selçuk Ergenekon sanığı (hem de yönetici düzeyde) değil mi!? Onun cenazesine binlerce insan katılmadı mı? Bu cenazenin fotoğrafları gazetelerde boy boy yayınlanmadı mı? Televizyonlar saatlerce görüntülemedi mi? Türkiye’nin en tehlikeli terör örgütünün yöneticisinin (!) cenazesine katılmak, fotoğrafını yayınlamak, TV’lerde göstermek suç değil mi!? Neden bu suçun faillerini de tutuklamıyorsunuz!?

Demek ki Baha’nın işini görmek ve eşiyle dostuyla sohbet etmek için yaptığı telefon konuşmaları “örgütsel içerikli”ymiş ve suç deliliymiş! Geçtiğimiz sayı delil diye iddianameye konulan bütün bu konuşmaları yayınladık. Baha işi gereği dergi satışını, dağıtımını örgütlüyor, kitapların teknik hazırlığını yapıyor, bilim kursları, bilim sohbetleri düzenlemeye çalışıyor, bu amaçla derginin çalışanlarıyla, yazarlarıyla, temsilcileriyle, diğer yayıncılarla görüşüyor. Öte yandan eşiyle dostuyla sohbet ediyor. Madem bunlar suç, neden sadece konuşanı tutukluyorsunuz da konuştuklarını tutuklamıyorsunuz? Ortada bir “örgüt” varsa, bu sadece Baha’dan mı oluşuyor? Baha “örgütsel içerikli” bu konuşmaları “örgüt üyesi” olmayan kişilerle yapıyorsa, zaten bu konuşmalar “örgütsel içerikli” değildir demektir. Eğer iddianamenin iddia ettiği gibi konuşmalar “örgütsel içerikli” ise, konuşulanlar da “örgütle bir biçimde bağlantılı” demektir. Madem dergi satmak, dağıtmak, bilim toplantıları düzenlemek suçtur ve örgütsel içeriklidir; bu dergiyi çıkarmak, yazmak, abonesi olmak, satın almak, okumak, evinde bulundurmak, tanıtmak, övmek de suç değil mi? Ya bütün bu insanları da tutuklayın ya da Baha’yı serbest bırakın. Hakim Bey, sıkı durun, sizi de Bilim ve Gelecek abonesi yapmaya geleceğiz! Bu görevi de Baha’ya vereceğiz!

Demek ki bir “örgüt üyesi”nin evinde, hem de taşınır bir belgede, bir kimlik fotokopisinde tek bir parmak izinizin bulunması suçmuş! Sayın savcı ve Sayın hakimler, sizin de Baha gibi oldukça aktif bir yaşamınız var, kim bilir günde kaç tane dosya ve kâğıt elinizden geçiyor… Kimlerin evinde parmak izinizin bulunabileceğini veya kimlerin parmak izlerinin evinizde veya büronuzda bulunabileceğini hiç düşündünüz mü? İllegal bir örgüt üyesinin gizli evinde bile 1832 adet parmak izi bulunmuş; bir de kendi evlerinizi düşünün! Evlerinizin bu açıdan tetkik edilmesine var mısınız?

Demek ki Ulusal Kanal’ın telefonla aranması suçmuş! Kaldı ki, Baha da aramamış; Baha’nın annesinin üzerine kayıtlı olduğu iddia edilen bir telefondan aranmış bu TV kanalı. El insaf Hakim Bey, siz bir televizyon kanalının günde kaç kez arandığını biliyor musunuz? Ben bir televizyon kanalında çalıştım, biliyorum. Hem de “ayıptır söylemesi”, Ulusal Kanal’da çalıştım! Ne çalışması, bu kanalın kurucusuyum, zamanında yöneticiliğini yaptım, haber yaptım, program yaptım, bu kanalın birçok yöneticisini, çalışanını -bırakın telefonla aramayı- şahsen tanırım, içlerinde canciğer dostlarım vardır… Ayrıca benim gibi binlerce insan var. Ne olacak şimdi? Neden biz dışarıdayız da Baha içerde! Bu TV kanalının, annesinin üzerine kayıtlı olduğu iddia edilen bir telefondan aranması bile suçsa, bu türevin türevi suçu işleyeni tutuklayana kadar en az 100 bin kişiyi daha ağır suçlarla tutuklamanız gerekmez mi!? On gram mantık, bir gram vicdan… fazlası lazım değil!

Demek ki Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında soruşturma yürütülen bir kısım şahıslar ile irtibatta bulunmak suçmuş! Sayın savcılar ve Sayın hakimler, bir düşünün bakalım, sizin Ergenekon ve benzeri davaların sanıklarından herhangi biriyle tanışıklığınız yok mu? Eğer yoksa, çok sıradan ve tekdüze bir yaşam sürmüşsünüz demektir. Türkiye’nin tanınmış yazarlarını, gazetecilerini, yayıncılarını, bilim insanlarını, rektörlerini, dekanlarını, demokratik kitle örgütü yöneticilerini, sendikacılarını, hukuk adamlarını, generallerini, kuvvet komutanlarını vs. tanımıyorsunuz demektir. Kaldı ki bu insanları tanımak, arkadaş olmak, irtibatta bulunmak bir suç mudur? Eğer suçsa, bu suçu işlemiş olmaktan dolayı kaç kişiyi tutuklayabileceğinizi hesap ettiniz mi? Kendi adıma konuşayım: 20-30 yıllık dostum olan Ergenekon sanıkları var. Birlikte aynı partilere üye olduk, yönetici olduk, aynı dergileri çıkardık, o dergilere yazdık, aynı toplantılara, eylemlere katıldık, aynı sofralarda yedik, içtik, eğlendik… Benim gibi milyonlarca insan var. Peki, neden biz dışarıdayız da Baha içerde? Eğer bu bir suçsa, Baha’ya gelene kadar, (kendiniz de dahil) kaç kişiyi tutuklayabileceğinizi hesap etmeyi düşünür müsünüz hakim ve savcı beyler?

Demek ki bir insanın tutuklanması için, ne idüğü belirsiz birinin “ben onu şurada gördüm” demesi yeterliymiş! Suç atanın, attığı suçu kanıtlaması gerekmiyor! Suç atılan suçsuz olduğunu kanıtlamak zorunda! Dedik ya, ortada hukuk mukuk yok… Baha’nın 2005 yılında İstanbul’da işinde gücünde olduğuna tanıklık edecek yüzlerce insan bulunabilir. Zavallı bir PKK itirafçısının “tanıklığı”, yüzlerce insanın tanıklığından (ve sayısız kanıttan) daha mı değerlidir de Baha’yı içerde tutuyorsunuz? Madem öyle, bizim Baha mahkemede kalkıp “Hakim Bey, ben sizi Kuzey Irak’taki kampta gördüm” derse ne yapacaksınız? Alın başınıza belayı!

Kısacası, Baha’ların davasının iddianamesinde suç delili olarak gösterilenler gerçekten suçsa, Türkiye nüfusunun en az yarısını da tutuklamak gerekir. Ama zaten böyle iddianameler bunun için yazılıyor, böyle davalar bunun için açılıyor, böyle düzmece örgütler bunun için kuruluyor… Türkiye’yi kocaman bir F tipi cezaevine çevirmek için! Daha yayınlanmamış bir kitabın, taslak halindeki bir metnin peşine düşenleri, yayınevlerini, gazeteleri, kitabın nüshasının bulunabileceğini düşündükleri yerleri kudurmuşçasına basanları görmüyor muyuz? Bakalım hakimler bu faşizan uygulamaların aracı olmaya devam edecekler mi? On gram mantıkları ve bir gram vicdanları kalmış mı kalmamış mı?