Ana sayfa 87. Sayı Yaratılışçılığın resmi devlet politikası olduğu tek laik ülke Türkiye!

Yaratılışçılığın resmi devlet politikası olduğu tek laik ülke Türkiye!

Kapak Dosyası

150
PAYLAŞ

Söyleşi: Prof. Dr. Aykut Kence

Türkiye dışında çağdaş ülke olma iddiasına sahip olan hiçbir ülkede yaratılışçılık devletin resmi politikası olarak okullara girmemiştir. Evrim kuramının çağdaş ülkelerde olduğu gibi öğretilebilmesi için öncelikle yaratılış görüşünün biyoloji kitaplarından çıkarılması gerekir. Öğrencileri evrim kuramındaki son gelişmelerden yoksun bırakmak bir demokrasi ayıbı ve insan hakları ihlalidir.

Prof. Dr. Aykut Kence.

ODTÜ Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Kence, 1980 sonrası artan evrim kuramına yönelik saldırılara ve yaratılışçılığın ders kitaplarına sokulması girişimine karşı ön saflarda mücadele vermiş bir bilim insanı. Ülkemizin önde gelen evrimcilerinden olan Kence ile Türkiye’de evrim eğitiminin sorunları ve çözüm önerileri hakkında konuştuk.

 

Evrim kuramının ilköğretim ve ortaöğretim ders kitaplarında öğretilmesinin önemi nedir?

Günümüzde biyolojik çeşitliliği açıklayan tek bilimsel kuram evrim kuramıdır. Evrim kuramı biyolojinin en temel kuramıdır. Günlük yaşamımızda evrimin kullanıldığı pek çok teknoloji bulunmaktadır. Tıpta, tarımda, ekonomide, bilişimde pek çok uygulaması vardır evrim kuramının. Bütün bu uygulamaları içselleştirmek için, çağdaş insan olabilmek için gençlerin evrim kuramını öğrenmeye gereksinimi vardır. Dahası bu Batıda temel bir insan hakkı olarak değerlendirilir. Her öğrencinin, her gencin bilimdeki en son gelişmelerden haberdar olması vazgeçilmez bir insan hakkıdır.

Ayrıca, gençlerin doğayı, kendi vücutlarındaki çeşitli organların nasıl çalıştığını sorgulamaları ve bilimsel düşünebilmeleri için evrim kuramını öğrenmelerine gerek vardır. Bilimsel düşünen, bir şeyi kabullenmeden önce aklını kullanan insanlardan oluşan bir toplumun geleceğinden kuşku duymaya gerek yoktur. Diğer taraftan hiçbir şeyi sorgulamayan, kendilerine söylenen her şeyi kabul etme durumunda olan bir toplum her yöne sürüklenebilir.

 

1980 sonrası bilimin yerini sözdebilim aldı

Yaratılışçılığın ders kitaplarına sokulmasına karşı verdiğiniz mücadele ile tanınıyorsunuz, 1980 bu konuda kritik bir tarih mi? Bu tarihten sonra ders kitaplarında neler değişti, somutlayarak anlatabilir misiniz?

Evet, 1980 evrim eğitiminde son derece kritik bir tarih. Bu tarihte yönetime el koyanlar, ABD’nin SSCB’deki komünizmin diğer ülkelere yayılmasını engellemeyi ve SSCB’yi güneyden İslam ülkeleriyle kuşatmak amacını güden yeşil kuşak projesi uyarınca Türkiye’de evrime karşı bir öğretim programını yürürlüğe koydular. Bu tarihten sonra ilk ve orta öğretim kitaplarında bilimin yerini sözdebilim aldı. Biyoloji kitaplarında evrimle ilgili bölümde yaratılış görüşü ile evrimle ilgili görüşler ve kritiği adı altında farklı konular işlendi.

Yaratılışçılığın ders kitaplarına sokulma girişimleri 1984 yılında Vehbi Dinçerler’in milli eğitim bakanlığı sırasında başladı.

Yaratılış görüşü başlığını taşıyan bölümde “İslam’a göre canlılar Allah tarafından yaratıldı” şeklinde ifadeler yer aldı. Buna karşın Darwin’in görüşleri ve kritiği adlı bölümde ise Darwin’in görüşleri alaya alınarak evrim kuramının bir karikatürü çizildi.

Bilimsel olarak çoktan çürütülmüş olan Lamark’ın görüşleri ise hiç gereği yokken uzun uzun işlendi. Darwin’in görüşlerini eleştirmek amacıyla biyoloji kitaplarında çok kabaca Darwin’in “güçlü olanlar yaşayacak, güçsüz olanlar ise elenip gidecektir” şeklindeki görüşü o zaman “insanların güçlü antibiyotiklerle mücadelesine karşın bakteriler neden hâlâ varlıklarını sürdürebiliyor” şeklindeki bir ifadeyle yer alıyordu.

Türlerin yaratıldığı günden bu yana değişmediği, değişim olduysa tür içi sınırlarda kaldığı şeklinde bir görüş savunuldu. Evrimle ilgili görüşler bölümü bir türün başka bir türe dönüşmediği görüşü ile sonlanıyordu.

Dahası Lise I Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında evrim kuramının bir eleştirisi yer alıyordu. Burada da evrime karşı temel argüman doğada bazı güçlü varlıklar yok olup giderken bazı güçsüz varlıkların yaşamlarını sürdürdükleri şeklindeydi. Örneğin mamut gibi çok güçlü bir canlı yok olabilirken, solucan gibi güçsüz bir canlı nasıl oluyor da yaşamını sürdürebiliyordu!

Lise kitaplarının dışında üniversite kitaplarında da evrime karşı yoğun bir kampanya göze çarpıyordu. Saygın üniversitelerimizin birinde bir doçent Hz. Adem’in boyunun 30 m olması gerektiğini bir hadise dayanarak ileri sürebiliyordu. Bilimin verilerine karşın insanla dinozorların aynı dönemde yaşadığını bu nedenle de insanın o dönemde boyunun 30 m olması gerektiğini savunabiliyordu. Yıllar sonra aynı kişi bu görüşünden yanlış bir hadise dayandığı gerekçesi ile vazgeçiyordu. Bir bilim insanı biyoloji ile ilgili görüşlerini hadislere dayandırıyor, hiçbir bilimsel kaynak göstermek gereğini duymuyordu. Bir başka üniversite kitabında; Tıp Fakültesi I. sınıf için hazırlanmış bir Biyokimya kitabında insan beyni, geçerliliğini yitirerek çoktan bilim tarihinde yerini almış kuramlardan frenolojiye göre bölümlere ayrılıyor, beyinde bir ibadet ve tapınma merkezinin varlığı savunuluyordu. Bu şekilde genç ve çocuklarımız yoğun sözde bilimsel bir eğitime tabi tutularak yetiştiriliyordu

 

Evrim karşıtlığı ABD kaynaklı

Neden evrim kuramı konusunda bu kadar tartışma yapılıyor ve dinciler neden yaratılış konusunu ders kitaplarına sokmak için bu kadar ısrarlılar?

Kopernik’in devrimi, Dünya merkezli bir evrenden, Dünya’nın güneşin çevresinde döndüğü basit bir gezegen olduğu bir evrene geçişin devrimi olmuştur. Kilise önceleri bu devrime karşı direnmiş, sonunda kabul etmek zorunda kalmıştır. Darwin’in devrimi ise, insan merkezli bir doğadan, insanın diğer canlılarla ortak atayı paylaşan bir canlı türü olduğu bir doğaya geçişin devrimidir. Başlangıçta Kilise bu devrime de karşı çıktı. İnsanın diğer canlı türleri ile ortak bir geçmişi paylaştığı fikri dini çevreler tarafından kabul edilmek istenmiyordu. İlginçtir bazı İslam düşünürleri, örneğin İbni Miskeveyh, İbni Haldun, İbni Sina, Mevlana Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi düşünürler, bilimsel olmasa da evrime yakın görüşleri orta çağlardan bu yana benimsemiş ve savunagelmiştir.

En güçlü evrim karşıtlığı ise ABD’de 20. yüzyılın başlarında gelişti. Güneyde yaşayan fakir küçük çiftçiler, kuzeyli zenginlerin onları borçlandırmaları, arazilerine, ürünlerine el koymaları karşısında hiç değilse bazı değerlerine sahip çıkmak için dine sarıldılar. Fundamentals adlı bir dergi çıkarmaya başladılar. Bu dergide İncil’in harfi hafine katı yorumlarıyla olayları ve canlı türlerinin, insanın ortaya çıkışını ele aldılar. Evrime karşı görüşleri savunmaya başladılar. Köktendinci anlamına gelen “fundamentalist” terimi böyle ortaya çıkmıştır.

Daha çok doğrudan insanla ilgili olduğu için evrime karşı çıkılmaktadır. Örneğin, görelilik kuramına karşı çıkan dinciler çok daha azdır. Görelilik kuramına karşı çıkmakla fazla ilgilenmeyen dinciler, evrim konusunda uzman kesiliyor ve ona karşı görüş belirtmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.

Adem’in boyunun 30 m olması gerektiğini bir hadise dayanarak ileri sürebilen öğretim üyeleri ortaya çıktı.

Köktendinciler ABD’nin bazı güney eyaletlerinde okullarda evrimi yasaklatmayı başarmışlardı. Bunun sonucu olarak biyoloji öğretmeni John Scopes 1925 yılında öğrencilerine evrim anlattığı için, bu yasağı delmesi nedeniyle yargılanmış ve mahkûm edilmişti. Bu olaydan sonra ABD’de orta ve ilköğretimindeki okullarda 1950’li yılların sonlarına kadar evrim konusuna pek değinilmedi. 1957 yılında Sovyetler Birliği’nin uzaya insanlı bir uydu atması sonrasında, bilim yarışında Sovyetler’in gerisinde kaldığını düşünerek rahatsız olan ABD, ilk ve orta öğretimdeki ders programlarını yeniden gözden geçirmek gereğini duydu. Bilimi bir bütün olarak gören ABD yetkilileri biyoloji ders kitaplarına Darwin’in evrim kuramını da ekledi ve ABD’nin bazı eyaletlerinde evrim kuramını yasaklayan yasaları iptal etti. Bu durumdan hoşlanmayan ve evrimi toplumdaki tüm kötülüklerin başlıca nedeni olarak gören köktendinciler okullarda evrimi yasaklatamayacaklarını anladılar. Bunun sonucu olarak bazı eyaletlerde okullara İncil’deki yaratılış öğretisini “bilimsel yaratılışçılık” adıyla yeniden sokmak amacıyla, evrim kuramına karşı yaratılışa eşit zaman ayrılmasını emreden yasalar geçirmekte başarılı oldular.

Daha sonra tüm bu yasalar 1980’li yılarda ABD anayasasının laiklik ilkesine aykırı bulunduğu gerekçesiyle iptal edildi. Ama yaratılışçılar bu kez akıllı tasarım adı verilen başka bir yaratılış görüşünü bazı okullara sokmayı başardılar. “Bilimsel yaratılışçılık” hüllesinin yasalara karşı işlemediğini gören yaratılışçılar bu kez canlıların uyarlanmalarının akıllı bir varlık tarafından tasarlandığını ileri sürüyorlardı. Bu görüşte canlıları tasarlayan bir varlıktan söz ediliyordu, fakat Tanrı’dan söz edilmiyordu. Böylece anayasadaki laiklik ilkesinin çevresini dolanacaklarını düşünen yaratılışçılar bunda da başarılı olamadılar. Akıllı tasarım görüşünün de bilimsel yaratılışçılık gibi bilim dışı bir görüş olduğuna karar veren yargıç 2005 yılında akıllı tasarıma ABD okullarında son verdi.

ABD’de 1925 yılında biyoloji öğretmeni John Scopes öğrencilerine evrim anlattığı için mahkûm edilmişti.

Yaratılışçılar bütün bunlara karşın evrime karşı savaşımlarını sürdürüyorlar. Dinciler neden yaratılış konusunu ders kitaplarına sokmak için bu kadar ısrarlılar sorusuna gelirsek;  yaratılışçılar, evrimin tüm kötülüklerin temel nedeni olduğunu savunuyorlar. ABD, Dünya’da evrim araştırmaları konusunda başı çekiyor. Milyarlarca dolar yatırım yapıyor bu alana. Neden? Çünkü evrimden doğan teknolojiler her geçen gün günlük yaşamımızda kullanıma giriyor. Başta belirttiğim gibi bu bilgilerin tarımda, tıpta, ekonomide, bilişimde sayısız uygulamaları var. Bir ülkenin refah düzeyi ile evrim konusuna verdiği önem arasında bir paralellik vardır. Örneğin Çin, yıllar önce bu alanda araştırma yapan ülkeler arasında oldukça geri bir konuma sahipti. Fakat son yıllarda bu alanda yayın yapma bakımından ilk on ülkenin arasına girmiş, 2006 yılında ilk beş ülke arasına girmiştir. Bu ülkeler kendi toplumlarının ahlakını bozacak bir şeye neden milyarlarca dolar yatırım yapsınlar?

 

Günümüz ders kitapları çok yetersiz

Günümüzde ders kitaplarındaki durum nedir?

Günümüzdeki ders kitaplarında evrim kuramı ya ilköğretimde olduğu gibi özetlenerek, kesilerek, kırpılarak çok yetersiz bir konuma indirgenmiştir ya da liselerde olduğu gibi öğretimin son yılının son saatlerine konulmuştur; bu durumda üniversite sınavlarına hazırlanan öğrenciler bu konuları hiç görmemektedirler. Yaratılış görüşü ile birlikte öğretilen evrim kuramına ait konulardan üniversite sınavında soru gelmesi de oldukça güçtür. Çünkü yaratılış görüşünden ne sorulabilir?

İlköğretimde öğrenciler sadece, doğal seçilimle evrim kuramını ileri sürmüş olan Darwin isminde biri varmış şeklinde bir şeyler öğreniyorlar. Evrim kuramının geçerliliği konusu ise es geçiliyor. Bu ders kitaplarında “Bunları biliyor muydunuz?” başlığı taşıyan bir kutu bulunmakta ve bu kutuda şu ifade yer almaktadır: “Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Miskeveyh gibi bilim insanları ise türlerdeki değişimin sınırlı olduğu, bir türün başka bir türe dönüşemeyeceği konusunda fikirler ileri sürmüşlerdir.”

Dahası ilköğretim 8. Sınıf Fen Bilgisi dersinin öğretmenlere kılavuz kitabında ise öğretmenlere “evrim ile ilgili farklı görüş örneklerinde ayrıntıya girilmez”, “Evrim konusunda Türk-İslam Dünyasında bilim insanlarının da çalışmalar yaptıklarını belirtmek amacıyla, öğrencilerden ‘Bunları biliyor muydunuz?’ başlığı altındaki bölümü okumaları istenir” talimatları verilmektedir.

Daha alt sınıflardaki ilköğretim öğrencilerine evrim konusundan söz etmenin yasak bir fiil olduğunu, daha geçen günlerde sınıfında evrime değindiği için ceza alan bir öğretmenden biliyoruz.

 

Türkiye evrim eğitimi konusunda İran’dan geri

Ülkemiz dışındaki örneklerden söz edebilir misiniz? Yaratılışı, biyoloji ders kitaplarında bilimsel bir kurammış gibi okutan ülkeler var mı, bu açıdan gidişat ne yönde?

Bir sözdebilim olan yaratılışçılığın Dünya’da giderek güç kazandığı bir gerçek. Çünkü ABD’deki köktendinciler, örneğin Discovery Enstitüsü, Yaratılışı Araştırma Enstitüsü büyük paralarla gerçek bilime karşı savaşımını sürdürüyor. Dünya’nın her yerinde yaratılışçılar, arkalarında inanılmaz mali destekle sözdebilimi savunmaya devam ediyorlar. Oysa gerçek bilimi savunmayı amaçlayan böyle bir oluşumdan söz edemiyoruz. Gerçek bilime karşı sözdebilim insanlara duymak istediklerini, yüzyıllardır toplumda yerleşmiş düşünce kalıplarını savunarak yaklaşıyor. Bu nedenle insanlar fazla sorgulamak, kafa yormak zorunda kalmadan sorularına yanıtlar buluyorlar. Astroloji de aynı şeyi yapıyor. Medyada bu nedenle astronomiden daha fazla yer buluyor.

Yaratılışçılar bu kez akıllı tasarım (intelligent design) adı verilen başka bir yaratılış görüşünü okullara sokmaya çalıştılar.

Yalnız şu da bir gerçek ki Dünya’da yaratılışçılığın resmi bir devlet politikası olarak yer aldığı tek laik ülke Türkiye’dir. Türkiye dışında çağdaş ülke olma iddiasına sahip olan hiçbir ülkede yaratılışçılık devletin resmi politikası olarak okullara girmemiştir. Örneğin Türkiye’de evrim konusu öğrencilerin kafasını karıştırdığı gerekçesiyle 8. sınıftan önce okutulmazken, İran’da 5. Sınıf Fen Bilgisi derslerinde evrim eğitimi tam anlamıyla geniş olarak işlenmektedir. Biyocoğrafyayı açıklamak için kullanılan plaka tektoniği, kıtaların sürüklenmesi kuramından dahi söz edilmektedir. Çeşitli paleontolojik dönemlerde kıtaların konumlarından söz edilmektedir. Mesozoik dönemde dinozorların ve sönozoik dönemde memelilerin yaygınlaşmasından söz edilmektedir. Liselerde okutulan evrim konusu ise bizim birçok üniversitemizde öğretilenden daha ayrıntılıdır.

1984 yılında Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler’in ABD’deki köktendinci Hıristiyan bir kuruluş olan Yaratılışı Araştırma Enstitüsü’nü arayarak biyolojide ders programını yapmak ve laik eğitime son vermek için yardım istemesiyle yaratılışçılık Türkiye’ye geldi. Bunun sonuçları Türkiye için ne oldu? Toplumda bilime güven azaldı. İnsanlar, Atatürk’ün “hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir” vecizesini izlemek yerine başka müritlerin peşine takılmaya başladı. Bu son 27 yıl içinde toplum büyük ölçüde dönüştürüldü. Öyle ki Somel’in bir çalışmasına göre öğretmenlere evrim kuramı hakkındaki görüşleri sorulduğunda 20 yıl ya da fazla hizmet vermiş öğretmenlerin yüzde 56’sı evrim geçerli bir bilimsel kuramdır şeklinde yanıtlarken, 9 yıl ve daha az hizmeti olan öğretmenlerin ancak yüzde 38’si aynı yanıtı veriyor. 10-19 yıl hizmet vermiş öğretmenler ise bu iki grubun tam arasında, yüzde 45 oranında evrimi geçerli bilimsel bir kuram olarak görüyorlar. Böylece öğretmenlerin evrimi geçerli bir bilimsel kuram olarak kabul oranlarında 20-30 yıl içinde yüzde 17’lik doğrusal bir düşüş yaşanıyor. Bir toplumu dönüştürmek için en iyi yol önce öğretmenleri dönüştürmektir.

 

Üniversitelerin durumu gelecek açısından kaygı verici

Üniversitelerde verilen biyoloji eğitiminde ne durumdayız? Üniversitede biyoloji bölümlerine yeni gelen öğrencilerle ilgili gözlemleriniz nelerdir? Biyoloji bölümü 1. sınıf öğrencilerini özellikle evrim kuramı konusunda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üniversitelerde evrim konusunun ele alınış biçimi açısından diğer çağdaş ülkelerin çok gerisindeyiz. Birçok üniversitede öğretim üyeleri bu dersi verirken peşin olarak öğrencilere evrime kendilerinin inanmadıklarını, bu dersi anlatmak zorunda oldukları için anlattıklarını söylemektedirler. Peker ve arkadaşlarının son yıllarda bini aşkın üniversite öğrencisi üzerinde yaptığı bir çalışmaya göre üniversite öğrencileri, üniversiteye başlarken evrimi yüzde 24 civarında benimsemiş durumdalar, yüzde 47 civarında kararsız, yüzde 29 oranında evrim fikrini reddediyorlar.

Science dergisinde 2006 yılında yayımlanmış bir çalışmaya göre ise Türkiye 34 ülke arasında evrimi benimseme bakımından yüzde 25 kabul oranıyla sondan birinci.

 

Bu öğrenciler, biyoloji eğitiminin son sınıfında evrim kuramıyla ilgili ne düşünüyorlar, buna dair gözlemleriniz nelerdir?

Öğrencilerin üniversitenin son sınıfında evrimle ilgili düşüncelerinde pek bir değişiklik olduğu söylenemez. Üniversite son sınıf öğrencileri yüzde 28 oranında evrimi benimsiyorlar. Yüzde 50’si kararsız, yüzde 22 oranında evrimi reddediyorlar. Bu çalışmanın biyoloji ile ilgili alanlarda eğitim alan üniversite öğrencileri üzerinde yapıldığını söylememiz gerekir. Görülüyor ki üniversiteye kadarki eğitimlerinde evrime karşı görüşlerle yetişmiş öğrencilerde pek fazla değişiklik yapılamıyor. Bu da Türkiye’nin geleceği açısından kaygı verici bir tablodur.

 

Evrim kuramının öğretilmesi ve ders kitaplarında işlenmesi konusundaki önerileriniz nelerdir?

Evrim kuramının çağdaş ülkelerde olduğu gibi öğretilebilmesi için öncelikle yaratılış görüşünün biyoloji kitaplarından çıkarılması gerekir. Öğrencileri evrim kuramındaki son gelişmelerden yoksun bırakmak bir demokrasi ayıbı ve insan hakları ihlalidir. O nedenle bir an önce Türkiye bu ayıptan kurtulmalı ve tamamen Köktenci Hıristiyan görüşlerine dayanan bu yanlıştan dönmelidir. Üniversitelerin konunun uzmanı öğretim üyelerinden oluşturulacak bir komisyon tarafından diğer çağdaş ülkelerdeki biyoloji müfredatı incelenerek yeni bir biyoloji müfredatı hazırlanmalıdır.