Ana sayfa 88. Sayı Anlatılan senin hikâyendir

Anlatılan senin hikâyendir

Yayın Dünyası

148
PAYLAŞ

Ali Bardakçı

2007 yılında, Marx’ın sancılar içerisinde ama zevkle dünyaya getirdiği çocuğun, Kapital’in ilk kez yayınlanışının üzerinden tam 140 yıl sonra sendikacı, akademisyen ve sosyalist politikacıların katıldığı “140. Yılında Kapital’in Güncelliği” başlığı altında bir sempozyum düzenlenmişti. Tartışmaların en güzel yanı, Türkiye işçi sınıfı üzerine odaklanıyor olmasıydı. Çünkü hikaye günceldi ve bizi anlatıyordu; kapitalizm yıkılmamıştı ve en az bir buçuk asır önce İngiliz işçi sınıfına davrandığı kadar gaddar davranıyordu memleketin fabrika, maden, ofis ya da merdiven altı atölyelerinde.

Kocaman bir meteor çarpsa, dünyayı Kapital kadar etkilemezdi. Karl Marx (1818-1883)’ın kendisi de bunun farkındaydı ki, eserinin birinci cildini tamamladığı 1867 yılında yakın arkadaşı Becker’e yazdığı bir mektupta, ondan, “Kesinlikle burjuvaların (toprak sahipleri dahil) kafasına şimdiye dek fırlatılmış en korkunç gülle” diye söz ediyordu. Tam kafasına isabet eden gülle afallatmış olmalıydı burjuvaziyi. Zira, ömrünü işçi sınıfının kurtuluşuna adayan, onun örgütlenmesi için çalışan ve yeri geldiğinde barikatlarda savaşan bir adam karşılarına çıkıp, kapitalist sistemin işleyişini tüm çıplaklığıyla yüzlerine vuruyordu. Bunu ezilenlerin anlayabileceği bir dilde yapıyordu üstelik. Asıl korkutucu olan da buydu zaten; anlaşılmaz görünen, anlaşılır kılınıyordu Kapital’de.  Şöyle diyordu Engels: “Yeryüzünde kapitalistler ve işçiler bulunduğundan beri, işçiler için bu kitap kadar önemli bir kitap çıkmadı.”

Marx’ın ve Marksist literatürün bu en büyük eseri, yayınlandığı tarihten bugüne değin gündemden hiç düşmedi; işçi sınıfının, sosyalistlerin ve akademisyenlerin olduğu kadar egemen sınıfların da ilgisini çekti. Çok uzağa gitmeye lüzum yok, 2008 yılında ABD’de patlayarak dünyanın her yerini saran ekonomik krizin peşi sıra yaşanan tartışmaları hatırlamak yeterli. Krizlerin kapitalizme içkin olduğu gerçeğini göz ardı eden ana akım iktisatçılar bile bir anda gözlerini Marx’a çeviriyor, “kapitalizmin sonu mu?” sorusunu soruyordu o günlerde. Hal böyle olunca Marx’ın eserlerine yönelik ilgi de artmıştı. Alman Karl-Dietz-Verlag adlı yayınevinin yöneticisi Jön Schütrumpf, özellikle ülkenin doğusunda Kapital’in satışlarının bir önceki yıla (2007) oranla üç kat arttığına dikkat çekerek, krizi anlamak isteyen bankacı ve yöneticilerin de kitaba rağbet gösterdiğini belirtiyordu. (Deutsche Welle’nin Türkçe internet sitesinde 17 Ekim 2008 tarihinde yayınlanan “Kriz Marx’ın Kapital’ine İlgiyi Artırdı” başlıklı haber için bkz: http://www.dw-world.de/dw/article/0,,3721396,00.html) Şu halde, kapitalistlerin 19. yy.da kitap için reva gördüğü ama muvaffak olamadıkları “suskunluk komplosu”, 21. yy.da yeniden bozuldu desek yeridir.

 

Suskunluk komplosunu bozan plan

Tam adıyla Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, Marx’ın 1859 yılında yayınlanan Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı başlıklı eserinin devamı niteliğindedir. Öyle ki Marx’ın kendisi, eserin Almanca ilk baskısı için yazdığı önsözde, birinci cildin ilk bölümünün, Katkı’nın geliştirilmiş bir özeti olduğunu belirtmektedir. Kitabın I. cildi 1867’de, II. Ve III. ciltleri ise Marx’ın ölümünden sonra Engels tarafından 1885 ve 1894 yıllarında yayına hazırlanmıştır.

Aslında Marx, Katkı’dan hemen sonra yeni bir cildi yayına hazır hale getirmek istiyordu ama mümkün olmadı. Bunun birden fazla sebebi vardı: Evdeki sorunlar, aile bireylerinin hastalığı, kendisinin yaşadığı rahatsızlıklar ve sefalet. Marx, Kapital için ailesini, sağlığını ve mutluluğunu feda etmişti; her anını bu kitabı ortaya çıkarmak için harcıyordu. Jenny Marx, “Başka pek az kitap bu kadar güç koşullar altında yazılmıştır ve ben sonsuz ölçüde sessiz endişeyi, sıkıntıyı ve acıyı açığa vuran bu kitabın gizli yanlarının hikayesini yazabilirim” dedikten sonra ekliyordu “Yeter ki işçiler yalnızca onlar ve onların çıkarları için yazılmış bulunan bu kitabın tamamlanması için gerekmiş olan fedakarlık hakkında bir düşünce sahibi olsunlar.” (SSCB Bilimler Akademisi Kolektifi, Karl Marx: Biyografi, Çev. Ertuğrul Kürkçü, Sorun Yayınları, s.324). Bütün elyazmaları 1865 yılının Aralık aynının sonlarına doğru hazırdı. Ama, Engels’in tavsiyesini de dikkate alan Marx, kitabın tamamı yerine, yalnızca sermayenin üretimiyle alakalı olan birinci cildin hazırlıklarına girişmeye karar verdi. Bu esnada sağlığı tekrar bozuldu. Gelgelelim, hastalığından dolayı yaklaşık iki ay boyunca yatak döşek yatsa da, çalışmalarını aksatmadığı gibi Engels’ten yeni çıkan kitapları kendisine göndermesini rica ediyordu. Bir yandan da elindeki belgeleri kılı kırk yararcasına gözden geçiriyor, eserini ortaya çıkarırken yakından ilgilendiği İngiliz işçi sınıfının durumuna dair yeni raporları yine aynı titizlikle inceliyordu; 1866 yılı böyle geçmişti. 1867’de Hamburg’dan Hannover’e geçen Marx, uzun süredir mektuplaştığı arkadaşı Kugelmann’ın evine konuk oldu ve kitabın ilk sayfa düzeltmelerini orada okuma fırsatı buldu. Basılmış 36 formayı Engels’e yollayan Marx, arkadaşının can-ı gönülden kutlamalarına mazhar oldu. Hem Engels hem de Kugelmann, sorunları gayet basit ve yalın bir şekilde ortaya koyan eserin bazı bölümlerinin, örneğin değer formuna ilişkin kısmın,  daha fazla tarihsel örnekle zenginleştirilebileceğini belirtmekle yetinmişti sadece.

Ve beklenen an gelip çatmıştı. Aynı yılın Eylül ayının 14. gününde kitabın I. cildi 1000 kopyalık bir baskıyla çıktı. Kitaptan epey gelir bekliyordu Marx. Böylelikle telifle ilgili mali sıkıntıları çözecek, eski borçlarını kapatacak ve eve bir şeyler alabilecekti. Ama işler umduğu gibi gitmedi, eline geçen para tütün masrafını bile karşılamıyordu. Üstüne üstlük, kitap, beklediği ilgiyi görmemiş, Alman burjuva bilim çevrelerince görmezden gelinmişti. Marx ve Engels kafa kafaya verip, suskunluğu bozmak adına bir plan yaptı. Engels, tarafsız bir burjuva iktisatçısı gibi bir tavır takınarak çeşitli gazetelere kitapla ilgili inceleme yazıları kaleme aldı. Engels bu incelemelerde, Almanlar’ın ekonomi politik alanında fazla eser üretmediğinden dem vuruyor ve Kapital‘in bu anlamda önemli bir boşluğu doldurduğuna vurgu yapıyordu. İkilinin uyguladığı kurnaz plan işe yaradı. Burjuva bilim adamları suskun kalmanın faydasız olduğuna kanaat getirdi. Berlin Üniversitesi doçentlerinden Eugene Dühring gazetelerden birine kitapla ilgili bir yazı yolluyor, kitabın önsözünden yapılan alıntılar Alman, İngiliz ve Fransız basınında yer bulurken Rus aydınları arasında da coşkuyla karşılanıyordu. Ama her şeyden önemlisi, işçilerin kitabı büyük bir sevinçle selamlamasıydı. Vorbote gazetesi, ki bu gazete I. Enternasyonal’in İsviçre’de bulunan Alman şubelerinin resmi yayın organıydı, kitaptan “kazanılmış bir savaş” diye bahsetmekteydi. Daha sonra ise, 1868 yılının sonbaharında Enternasyonal’in Brüksel’de düzenlediği kongrede  Kapital‘in başka dillere çevrilmesi kararı alınacak; Fransa, İngiltere ve Rusya’da basılmasının önü açılacaktı.

Üç ciltlik, herkesin üzerinde uzlaştığı gibi mükemmel bir mimariye sahip olan bu değerli eserin Türkçe yeni baskısı hakkında bir şeyler söylemeden önce, Marx’ın, Kapital’in Almanca ilk baskısı için yazdığı önsözde yaptığı bir vurguyu hatırlamak da fayda var. Derdinin kapitalist üretim tarzı ve onunla uyumlu üretim ve dolaşım ilişkilerini irdelemek olduğunu ifade eden Marx, teorisini geliştirirken İngiltere’yi örnek aldığını belirttikten sonra şu şekilde konuşur: “Bunların bugüne kadarki klasik yurdu İngiltere’dir. Teorimi geliştirirken başlıca örnek olarak İngiltere’den yararlanmamın sebebi budur. Ama Alman okuyucu, İngiliz sanayi ve tarım işçilerinin durumları karşısında ikiyüzlüce omuz silkecek ya da Almanya’da işler hiç de o kadar kötü gitmiyor diye kendisini iyimser bir havaya bırakacaksa, ona şöyle seslenmeliyim: De te fabula narratur!” Yani, “hikaye seni anlatıyor!” Ve bu hikayeyi en sarih haliyle dile getiren Kapital,  proleterya ile burjuvazi arasında, kah açık kah gizliden yürütülen savaşın, dün olduğu gibi bugün de en değerli ilham kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor.

 

Kapital eksiksiz olarak Türkçe’de

Bundan dört sene önce, 2007 yılında, Marx’ın sancılar içerisinde ama zevkle dünyaya getirdiği çocuğun, Kapital’in ilk kez yayınlanışının üzerinden tam 140 yıl sonra sendikacı, akademisyen ve sosyalist politikacıların katıldığı “140. Yılında Kapital’in Güncelliği” başlığı altında bir sempozyum düzenlenmişti. Konuşmacılar kitabın mimari yapısından mantığına kadar pek çok konuyu enine boyuna masaya yatırmıştı. Ama bana kalırsa tartışmaların en güzel yanı,  Türkiye işçi sınıfı üzerine odaklanıyor olmasıydı. Çünkü hikaye günceldi ve bizi anlatıyordu; kapitalizm yıkılmamıştı ve en az bir buçuk asır önce İngiliz işçi sınıfına davrandığı kadar gaddar davranıyordu memleketin fabrika, maden, ofis ya da merdiven altı atölyelerinde.

Şimdi Yordam Kitap da büyük bir işin altına imza attı ve içinde yaşadığımız düzeni anlatan hikayeyi, geçtiğimiz Nisan ayında biz Türkiyeli okurlara armağan etti. Kapital’in Almanca’dan Türkçe’ye çevrilme serüveni yayınevinin gerçekleştirmiş olduğu bu baskıyla başlamadı elbette, mazisi epey eski. Eseri Almanca’dan dilimize ilk defa çevirip yayınlayan Hikmet Kıvılcımlı’dır. Kıvılcımlı’nın girişimi 1937 yılında başlamıştı. Hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin önde gelen sosyalistlerinden biri olan Kıvılcımlı, dört yıl içerisinde her ay bir fasikül yayınlamayı planlamıştı. İlk yıl 7 fasikül yayınlamayı başarabilmiş, “Donanma Davası”ndan tutuklanmasıyla birlikte projesi yarım kalmıştır.

İkinci girişim 2005 hayata veda eden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim görevlisi ve Türkiye İşçi Partisi üyesi Mehmet Selik’in Sol Yayınları için yaptığı çeviriydi. Yayınevi 1966-67 yıllarında eserin I. cildini 5 kitap halinde yayınladı. Ne var ki,  1970 yılında III. cildin ilk yarısı yayınlanmış ve bu proje de tamamlanamadan sonlanmıştı.

Kıvılcımlı ve Selik’in Almanca’dan yaptığı çeviriler maalesef yarım kalmıştı. Ama Kapital’in anadilimizdeki serüveni devam ediyordu. Bu kez bir İngilizce çeviriydi söz konusu olan. Yine Sol Yayınları devredeydi. Alaattin Bilgi’nin yayınevi için yaptığı çeviri 1975-78 yılları arasında üç cilt olarak yayınlandı. Aslından değil, İngilizcesinden de olsa, Türkiyeli Marksistlerin elinde tam bir çeviri vardı artık. Büyük bir açık da kapanmış oluyordu böylelikle. Gerçi ortak kanı kitabın aslından çevrilmesinin daha yerinde olacağı yönündeydi hep.

İçinde bulunduğumuz yıl Yordam Kitap beklentilere karşılık verdi. Yayınevi, Kapital’i (I. cilt “Sermayenin Üretim Süreci” alt başlığını taşıyor) orijinal dilinden ilk defa eksiksiz bir şekilde yapılan çeviriyle bastı. Baskıyı elinize alıp incelediğinizde, onun özenli bir kolektif çalışmanın ürünü olduğunu anlıyorsunuz. Kitabın I. cildiyle III. cildinin ilk yarısının çevirisi Mehmet Selik’e ait. II. cildin tamamıyla III. cildin ikinci yarısınıysa Nail Satlıgan çevirmiş. Editörlerden Erkin Özalp Almanca, Oktar Türel ise İngilizcesiyle karşılaştırarak metni gözden geçirmiş. Sungur Savran ile E. Ahmet Tonak da kavramların Türkçeleştirilmesi konusunda katkı koyan iki isim. Yayınevinin, “Meta ve Para”, “Paranın Sermayeye Dönüşümü”, “Mutlak Artık Değerin Üretimi”, “Göreli Artık Değerin Üretimi”, “Mutlak ve Göreli Artık Değerin Üretimi”, “Ücret” ve “Sermayenin Birikim Süreci” gibi bölümlerin sonuna, Marx’ın Kapital’in I. cildine 6. Bölüm olarak koymayı düşündüğü ama sonradan vazgeçtiği “Dolaysız Üretim Sürecinin Sonuçları”nı ekleme tercihi, bütünlük açısından gayet yerinde bir adım. Diğer bir ek ise metinde geçen kavramların Almanca, Fransızca, İngilizce ve Türkçe karşılıklarının yer aldığı sözlükçe.

Umarız  Kapital‘in bu yeni baskısı, ülkemizdeki teorik tartışmaları canlandırır.