Ana sayfa 89. Sayı Türkiye İnterneti nereye gidiyor?

Türkiye İnterneti nereye gidiyor?

Bilişim Dünyasından

169
PAYLAŞ

İzlem Gözükeleş

Evet, İnternet’in bir düzenlemeye ihtiyacı vardır. Fakat düzenleme sürecinde, bundan doğrudan etkilenenlerin söz hakkının olması gerekir. Uygulamalar, şeffaf ve eleştiriye açık olmalıdır.

Eğer Danıştay’a açılan iptal davası olumsuz sonuçlanırsa 22 Ağustos’tan itibaren filtreli ve sansürü arttırılmış bir internetimiz olacak. Bu nedenle, 15 Mayıs’ta yayınlanan deklarasyonun arkasında durmak ve bu sefer 50 bin değil 100 bin olarak alanlara çıkmak gerekiyor.

 

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nun (BTK) 22 Şubat tarihinde aldığı “İnternet’in Güvenli Kullanımı” başlıklı kararı, 15 Mayıs’ta Türkiye’nin dört bir yanında binlerce İnternet kullanıcısı tarafından “İnternetime Dokunma” diyerek protesto edildi. (1)

15 Mayıs eylemleri, her hak arama eyleminde olduğu gibi dezenformasyonu da beraberinde getirdi: Nazlı Ilıcak, bu eylemlerin kendisinin bir dezenformasyon ürünü olduğunu belirtip aslında sansür olmadığını söyledi. (2) BTK Başkanı Tayfun Acarer ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) İnternet Daire Başkanı Osman Nihat Şen, Ilıcak’ın ziyaretine gelmişler ve Ilıcak’a bu iki kurumun masumiyetini anlatmışlar! Ilıcak’ın yazısını okuyunca insan, itiraz edilen maddelerin her zamanki gibi sehven orada bulunduğunu düşünüyor.

Haber 7’den Esra Elönü konuyu başka yönlere çekip her zamanki mağduriyet oyununu oynamak istedi: “10 yaşında ayet bilmek yasak porno serbest!” (3), dedi. Yeni Akit’ten Ertuğrul Cesur da, İnternet’te sansüre dur diyenlerin taleplerini pornoya erişim özgürlüğüne indirgedi. (4) Bunlar dışında, İnternet’e yönelik her sansür girişiminde olduğu gibi, özgür İnternet talebinin içerdiği ifade özgürlüğünü dikkate almayıp konuyu porno özgürlüğüne indirgemek ve kamuoyunu bu yönde etkilemek amacıyla yazılar yazıldı.

Star gazetesi yazarı Ebru Baran ise okuyucularını İnternet “yalanları” konusunda aydınlatırken, gerçekleri kararttı. Baran, bilerek ya da bilmeyerek, farklı şeyleri birbirine karıştırarak okuyucuyu yanılttı. (5, 6) Filtrelemenin tüm dünyada uygulandığını savundu ve çocuk pornografisini engelleyen ülkelerin bir listesini sundu. Böylece her şeyi birbirine karıştırmış oldu. Bu konuya daha sonra değinilecek, ama şimdilik sunu söyleyelim, çocuk pornografisinin engellenmesi ile çocukların porno sitelere erişiminin engellenmesi aynı şey değildir!

Yazının ilerleyen bölümlerinde, bu iddiaların her birine yanıt verilecek. Yazıda, filtreli İnternet’in bir sansür uygulaması olup olmadığı, İnternet’e özgürlük diyenlerin ne istedikleri ve dünyadaki filtre tartışılacak.

İnternet gibi tüm dünyayı saran bir ağı yerele indirgeyip “Türkiye İnternet’i” ifadesini kullanmak ne kadar doğru? Bu soruyu yanıtlaması gerekenler, “Türkiye İnterneti”nin yaratıcılarıdır. Yazıda yanıtı aranacak soru ise Türkiye İnterneti’nin 2001’den beri nasıl bir güzergâh izlediği ve nereye gittiği olacaktır.

Bu çerçevede, ilk bölümde Türkiye’de İnternet sansürünün kısa bir tarihçesi anlatılacak ve bugün birçok web sitesinin engellenmesine zemin hazırlayan “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un (5651 Sayılı Kanun) İnternet üzerindeki etkilerine ve bu kanuna yönelik eleştirilere yer verilecek. Akdeniz ve Altıparmak’ın (2008) 5651 Sayılı Kanun’a yönelik eleştirileri bugünkü sansür tartışmalarında da geçerliliğini koruyor. İkinci bölümde ise son BTK kararının İnternet kullanıcılarına ne tür kısıtlamalar getirdiği, İnternet kullanıcılarının endişeleri ve kanundaki belirsizlikler yer alacak. Üçüncü bölümde ise, dünyadan güvenli İnternet manzaralarına yer verilecek.

 

Türkiye’de İnternet sansürünün kısa bir tarihçesi (7)

1990’lı yılların ikinci yarısında İnternet’in yaygınlaşmasıyla beraber, İnternet’e yönelik düzenlemeler de gündeme gelir. Fakat 2001 yılına kadar Türkiye’nin İnternet’e yaklaşımı pek müdahaleci olmaz ve İnternet ile ilgili davalar ifade suçlarıyla ilgili olan genel düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilir.

Türkiye’nin ilk İnternet suçlusu 19 yaşındaki Emre Ersöz olur. 7 Aralık 1997 günü, arkadaşlarının belediyenin açtığı çukura düşmesini protesto eden görme engellilere zabıta sert müdahalede bulunur. Ersöz, bu müdahaleyi polisin yaptığını sanarak Turknet’in forum sayfasına polisler aleyhinde hakaret içeren bir cümle kullanır. Ersöz hakkında açılan davada, sanığın duruşmalardaki iyi hali ve suçunu kabul etmesi nedeniyle cezası 10 aya indirilir ve beş yıl süreyle ertelenir. Ersöz’ün Türkiye’nin ilk İnternet suçlusu olmasının yanında, savunması da önemlidir. Ersöz savunmasında, İnternet’in kamuya açık bir alan olmadığını söyler: “Bu alan sadece İnternet kullanıcılarına açıktır. Bu nedenle hakaret, kamu tarafından bilinmemektedir.” (8)

2001 yılında, İnternet’e ilk hükümet müdahalesi (darbesi) gelir; hükümet İnternet’i kitle iletişim araçlarını yöneten kurallara göre düzenlemek istemektedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu tasarıyı onaylamayarak aşağıdaki gerekçe ile meclise iade eder:

“İletişim teknolojisinde bir devrim niteliğindeki İnternet yayıncılığının en baskın yönü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün, özgün kanaat oluşumunun günümüzdeki en etkin kullanım alanı olmasıdır. İnternet ortamındaki yayıncılıkta; hukukun üstün kılınması, kişilik haklarının korunması ve bunun yanında da yayın yoluyla düşünce ve ifade özgürlüğü gibi duyarlı alanların dengelenmesi sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlar ancak, ifade özgürlüğü esas alınarak ve yayınlar üzerindeki denetim yargıya bırakılarak sağlanabilir. Dolayısıyla, İnternet yayıncılığına ilişkin ilkelerin ve öteki düzenlemelerin özel bir yasa ile yapılması en doğru yol olacaktır.

“Bu yola gidilmeyerek, yayınların düzenlenmesinin tümüyle kamu otoritelerinin takdirine bırakılması ve Basın Yasası’na bağlı kılınması İnternet yayıncılığının özelliği ile bağdaşmamaktadır.”

Fakat vetodan sonra hazırlanan yeni tasarı kabul edilir. Yapılan yeni düzenlemeyle yalan beyan, hakaret ve “benzeri eylemlerden” doğan maddi ve manevi tazminat davaları ile ilgili hükümler İnternet’e de uygulanabilecektir. (9) İktidar partilerine göre bu kanun gerçek dışı haberler yoluyla hakareti engelleyecektir. Kamuoyunda, kanunun hedefinin muhalefeti susturmak ve TBMM üyeleri hakkında yapılan eleştirilerin önüne geçmek olduğuna dair bir kanı vardır.

2007 yılına kadar doğrudan İnternet’e yönelik bir kanun yoktur. Türk Ceza Kanunu (TCK), Medeni Hukuk ve Terörle Mücadele Yasası (TMY) aracılığıyla web siteleri engellenebilmektedir. Örneğin, Atatürk’e yönelik hakaret içeren videolar yüzünden www.youtube.com sitesine erişim TCK 300’e göre engellenmiş, karardan 24 saat sonra ilgili içeriğin siteden çıkarılması kaydıyla yasağın kalkacağına dair ek karar çıkmıştır. Bu karardan hemen sonra PKK eylemlerini öven videolar, TMY doğrultusunda yasaklanmış, fakat bu yasak www.youtube.com’un tamamına yönelik olmamış, sadece ilgili videolara erişim yasaklanmıştır.

Bu bağlamda, 5651 Sayılı Kanun, İnternet’i RTÜK yasasına sıkıştırmaktan vazgeçtiği için biçimsel olarak olumlu bir adımdır. Ancak 5651 Sayılı Kanun’un içeriğine ve uygulamalarına baktığımızda, insana “keşke bu farkı anlamasalardı…” dedirtecek durumlar söz konusudur. Bu kanunla beraber erişimi engellenen web sitelerinin sayısı hızla artar.

5651 Sayılı Kanun ile beraber İnternet’e getirilen bazı düzenlemeler aşağıdadır:

– İçerik sağlayıcılar ile yer ve iletişim sağlayıcılar kendilerine ait web sitelerinde adlarını, ikametgâh ve adres bilgilerini sitenin ana sayfasından ulaşılacak şekilde vermekle yükümlüdürler.

– İçerik sağlayıcılar, İnternet ortamında sundukları her türlü içerikten sorumludurlar. Fakat erişim sağlayıcılar için böyle bir sorumluluk söz konusu değildir.

– Erişim sağlayıcılar, sağladıkları hizmetlere ait tüm trafik bilgilerini altı aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere saklamakla yükümlüdür.

– Toplu kullanım sağlayıcılar (İnternet kafeler), hukuka aykırı İnternet içeriğini engellemek amacıyla filtre yazılımı kullanmak zorundadır. Ayrıca toplu kullanım sağlayıcılar, kendi iç IP dağıtım loglarını bir yıl süreyle saklamakla yükümlüdür.

5651 Sayılı Kanun’un çok tartışılan ve erişim engellemeyi düzenleyen 8. maddesi ise aşağıdaki hususları içermektedir. Engelleme gerektiren suçlar şunlardır:

– Çocukların cinsel istismarı

– İntihara yönlendirme

– Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma

– Müstehcenlik

– Fuhuş

– Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama

– Atatürk aleyhine işlenen suçlar

– Bu tür içerik taşıyan web siteleri Türkiye’deyse kapatılabilir ya da engellenebilir, yurt dışında iseler erişim sağlayıcı aracılığıyla filtrelenebilir.

– Erişim engelleme kararı ön soruşturma aşamasında yargıç, kovuşturma aşamasında mahkemeler tarafından verilecektir. Bunun yanında, 8. maddenin 4. fıkrasında olan suçlar (çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik içeren siteler) için, TİB’in re’sen engelleme yetkisi vardır.

  1. madde dışında, 5651 Sayılı Kanun’un 9. maddesi de kritiktir. Bu madde ile kişilik haklarının ihlali durumunda izlenecek yol düzenlenmektedir. Bu madde, kişilik haklarının ihlali durumunda, sitenin engellenebileceğine dair bir ifade içermemektedir. “Adnan Hoca”nın birçok siteyi “kişilik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle engellettiği düşünüldüğünde bu madde olumlu bir adımdır.

5651 Sayılı Kanun genel seçimler öncesi alelacele hazırlanmış ve genel kurul tartışması kanunun okunması dahil 105 dakika sürmüştür. Muhalefet, kanunun “erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi” konusunda hususlar içeren 8. Madde’sine, Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde düzenlenen “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozan” suçların eklenmesini istemiş, ama bu öneri reddedilmiştir.  Ayrıca muhalefet 8. maddenin, Anayasa’nın 174. maddesinde sayılan devrim kanunları ve Cumhuriyet değerlerinin korunması yönünde de genişletilmesini önermiş, fakat bu öneri de reddedilmiştir.

CHP Milletvekili Osman Coşkunoğlu, konuşmasında 8. Madde’nin 4. fıkrasının TİB’e re’sen engelleme yetkisi vermesini eleştirmiştir. Coşkunoğlu’nun endişeleri haklı çıkmıştır. Nitekim Kanun’un yürürlüğe girdiği Kasım 2007’den, Ekim 2008’e kadar 1115 web sitesi kapatılmış ve bu kapatmaların ancak yüzde 23’ü yargı kararıyla olurken, yüzde 77’si TİB’in re’sen kararıyla olmuştur. TİB 1 Ekim 2008’de yaptığı açıklamada engelleme kararlarının yüzde 47’sinin çocukların cinsel istismarı, yüzde 40’nın müstehcenlik, yüzde 7’sinin ise kumar nedeniyle olduğunu belirtmiştir.

5651 Sayılı Kanun, bir sansür yasasıdır ve ifade özgürlüğünü sınırlandırmaktadır. Bazı çevreler, İnternet’te sansür tartışmasını özellikle “porno özgürlüğüne” çekmek istemekte ve toplumun çocuklar konusundaki hassasiyetini kullanmaktadır. Nitekim Ulaştırma Bakan Binali Yıldırım da meclisteki konuşmasında, getirilen eleştirilere hükümet adına yanıt verirken, amacın İnternet kullanıcılarını engellemek değil, gençlere ve aile yapısına yönelik oluşabilecek suçu önceden engellemek olduğunu söylemiştir. Bakan, bu yanıtını Anayasa’nın 41. (Ailenin Korunması) ve 58. (Gençliğin Korunması) maddelerine dayandırmıştır.

Kanun, çocukları koruma iddiasına rağmen hukuka aykırı olmayan birçok siteyi müstehcenlik iddiası ile engellemiştir. Dolayısıyla, yetişkinler, çocuklara yönelik olan kısıtlamalar nedeniyle engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi eski başkanlarından Yekta Güngör Özden geçmişte bu tarz engellemeleri büyüklerin anayasal haklarını engellemek olarak nitelendirmiştir.

TİB ve BTK yetkilileri hangi yayının müstehcen olduğuna “Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları” doğrultusunda karar verdiklerini söylemişlerdir. Ancak karar vermek ifade edildiği gibi basit değildir. Karaca ve Beyaznar (2010), “İnternette Müstehcenlik: Nerede başlar ve nerede biter?” (10) başlıklı çalışmalarında müstehcen kavramının belirsizliğine dikkat çekmişlerdir. Müstehcenlik, Arapça “hücnet” kelimesinden gelmektedir ve “açık saçık, edepsizce olan, çirkin ve uygunsuz” anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla, müstehcenlik kavramı ahlak ile yakından ilişkilidir. Fakat ahlak için tüm toplumların ya da belirli toplumdaki tüm bireylerin kabul ettiği ortak normlar yoktur. Ahlak, toplumdan topluma, bireyden bireye değişebilmektedir. Örneğin 2008 yılında İran’da iki zeytin ağacı, cinsel ilişki halindeki kadın ve erkek figürlerine benzetildiği için kesilmiştir. Ülkemizde olduğu gibi, sadece kadın çizgileriyle tasarlanmış ve küçük bir göğüs çıkıntısı ile sembolize edilen bir vazo bile müstehcen bulunabilmektedir. (11) 5651 Sayılı Kanun’un, 8. maddesinin 4. fıkrasında geçen müstehcenlik tanımı, Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesine dayanmaktadır. Fakat ilgili maddede müstehcenlik tanımı açık değildir. 226. maddenin tek açık seçik olan müstehcenlik tanımı 4. fıkrasında yer almaktadır:

“Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Ancak uygulamada müstehcenlik, erotizm ve pornografi kavramları iç içe geçmiştir ve İnternet sansüründe belirli ahlaki normların toplumun geneline dayatılması şeklinde gerçekleşmiştir.

Müstehcenlik belirsiz bir kavramdır ve TİB bu doğrultuda mahkeme kararı olmaksızın çeşitli sitelere erişimi engellemektedir.

Ayrıca, Akdeniz ve Altıparmak’ın (2008) vurguladığı gibi 5651 Sayılı Kanun çerçevesinde, hem TİB hem de mahkemeler tarafından verilen kararlarda çoğu zaman engelleme nedeni bilinmemektedir. Örneğin, www.ateizm.org, www.ateizm1.org, www.yahyaharun.com, 19.org, www.mfipb.com sitelerine erişimin neden yasaklandığı bilinmemektedir.

5651 Sayılı Kanun, İnternet kafelerin de faaliyetleri düzenlemiş ve bu yerlere “konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri alma” yükümlülüğü getirmiştir. Bu doğrultuda kullanılabilecek filtre yazılımları TİB web sitesinden (http://www.tib.gov.tr/onayli_filtreleme_yazilimlari.html) yayınlanmıştır. Fakat TİB’in bu filtre yazılımları hakkındaki ölçütleri kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Bugüne kadar filtre yazılımlarına takılan siteler geleceğin ipuçlarını vermektedir (12):

– Ten.com.tr: Mayo tanıtım sitesi

– Gazikent.com.tr: Otomobil satış sitesi

– Kelebeknakliyat.com.tr: evden eve taşımacılık sitesi

– Klas.com.tr: Klas FM radyo sitesi

– Gayesokmen.com.tr: Manken ajansı

– Leylainanir.com.tr: Güzellik ürünleri tanıtım sitesi

– Estem.com.tr: Poliklinik sitesi

– Utopiaworld.com.tr: Otel sitesi

– Eforbranda.com.tr: Çadır ve branda ürünleri tanıtım sitesi

– Panama.com.tr: Tekstil sitesi

– Yararmesrubat.com.tr: Meşrubat ve içecek satış sitesi

– urfalilar.org.tr: Şanlı Urfalılar Derneğinin sitesi

– acmd.org.tr: Ankara Çok Sesli Müzik Derneğinin sitesi

– kaosgl.com: Kaos GL Gey Lezbiyen Biseksüel Trans Eşcinsel Haber Portalı

– lambdaistanbul.org: Lambda İstanbul Derneğinin sitesi

Fakat en önemlisi, web sitelerinin engellenmesi yalnızca engellenen sitenin ifade özgürlüğünü engellememekte, halkın bilgiye erişim hakkını da gasp etmektedir. Web, özgür erişim ve paylaşım platformu olmaktan çıkarılmakta, devletin vatandaşa yalnızca “benim gözlerimle görecek, kulaklarımla duyacaksın” dediği bir ortam haline getirilmektedir.

Tüm bu kaygılar yanında, filtre sonrasında, İnternet ile kullanıcı arasına ara bir katman ekleneceğinden İnternet erişim hızında ve performansında düşüşler yaşanacağını da dikkate almak gerekir.

 

Filtreli İnternet

BTK’nın 22.02.2011 tarihinde aldığı “İnternet’in Güvenli Kullanımı” başlıklı kararıyla Türkiyeli İnternet kullanıcılarını yeni bir dönem beklemektedir. Artık 5651 Sayılı Kanun’a dayanarak web sitelerine erişim engellemek yerine doğrudan erişim sağlayıcılar üzerinden bir sınırlama getirilecektir. Dolayısıyla, “İnternet’in Güvenli Kullanımı”, aslında “İnternet’in Sınırlı Kullanımı”dır.

Kararda, tüm İnternet kullanıcılarına BTK tarafından belirlenmiş dört profil sunulmaktadır:

Aile Profili: Kullanıcı, BTK tarafından işletmecilere gönderilen kara listedeki alan adı, IP adresi, port ve web proxy sitelerine erişimini sağlayamayacaktır.

Çocuk Profili: Kullanıcı sadece BTK tarafından işletmecilere gönderilen beyaz listedeki alan adı, IP adresi ve portlara erişim sağlayabilecektir.

Yurtiçi Profili: Kullanıcı sadece yurtiçinde barındırılan ve kara listede yer almayan alan adı, IP adresi ve portlara erişim sağlayabilecektir.

Standart Profil: Kullanıcının erişebileceği internet site ve uygulamalarına ait bir sınırlama olmayacak, mevcut mevzuat kapsamında internete erişebilecektir.

Sansür tartışmaları “Standart Profil” etrafında dönmektedir. BTK, standart profilin mevcut durumun devamı olduğunu söylemektedir. Fakat karar metni çelişiktir. Örneğin, İnternet Arayüzü ile ilgili olan 10. madde akıllarda soru işareti oluşturmaktadır. “Standart Profil” hiçbir profil kapısından geçmeksizin doğrudan İnternet’e bağlantı mıdır? Yoksa “Standart Profil” kullanıcılarının da geçmesi gereken bir kapı var mıdır? Bu durum belirsizdir. Eğer bir kapı söz konusuysa, “Standart Profil” kullanıcılarının da kaydının tutulduğu anlamını taşır.

Bugün 5651 Sayılı Kanun ile engellenmiş birçok siteye DNS değiştirerek ya da farklı yollarla erişmek mümkündür. Standart Profil ile beraber bunun artık mümkün olmayacağına dair kuşkular vardır. BTK, yaptığı açıklamalarda bunu reddetse de kararın 11. maddesi kuşkuları arttırmaktadır:

1) İşletmeciler, filtreleme işlemini etkisiz kılmak için uygulanan filtre aşma yöntemlerinin engellenmesi amacıyla çalışma yapmak ve söz konusu çalışmanın sonuçlarını periyodik olarak kuruma iletmekle yükümlüdürler.

2) Filtre aşma yöntemlerinin engellenmesi için gerek görülmesi halinde kurum tarafından düzenleme yapılabilir.

Buna göre, kendi isteğiyle sınırlı İnternet’i kabul eden birinin bu engeli aşmak için çeşitli yöntemler kullanması abesle iştigal olacağından bu maddenin amacı nedir, hedefi kimdir?

“Standart Profil” dışında bir başka tartışma konusu kara ve beyaz listelerin kimin tarafından, nasıl ve hangi ölçütlere göre hazırlanacağıdır? Ilıcak’a konuşan BTK Başkanı, sorumluluğu erişim sağlayıcılara atmaktadır. Fakat yukarıda tartışılan 5651 Sayılı Kanun’da görüldüğü gibi erişim sağlayıcıların böyle bir sorumluluğu yoktur.

TİB ve BTK ne söylerse söylesin, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. BTK’nın “İnternet’in Güvenli Kullanımı” adlı kararı tüm kuşkulu maddeleriyle beraber ortada durmaktadır. 5651 Sayılı Kanun’un tartışmalı uygulamaları yanında İnternet kafelerde kullanılan filtrelerle engellenen yazılımlara baktığımızda TİB’in yetkisini kötüye kullandığını görürüz, Doç Dr Yaman Akdeniz’in belirttiği gibi:

“Hiçbir suç unsuru içermeyen bu sitelerin filtrelenmesi 5651 Sayılı Kanun ve TİB’in yetkisi dışındadır. Dolayısıyla bu sitelerin filtrelenmesi keyfi bir idari işlem ve sansürdür, başka türlü tanımlanması mümkün olamaz.”

Filtrelemeyle beraber, Türkiye “ağların ağından” koparılmakta ve devlet denetiminde sınırlı bir İnternet öngörülmektedir.

 

Dünyada filtre uygulamaları (13)

İnternet, bazılarının sandığını aksine, kendi halinde varlığını sürdüren, kuralsız, sınırsız bir alan değildir. Geçmişte bir dönem bu şekilde var olmuş olabilir. Fakat günümüzde İnternet uluslararası şirketlerin ve hükümetlerin etkisi altındadır. Bunun yanında, homojen, her yerde aynı olan bir İnternet’ten söz etmek de zordur. Ülkeden ülkeye, toplumdan topluma farklılaşan bir İnternet vardır. Her ülkenin İnterneti kendi toplumsal koşulları üzerinden yükselmektedir.

Bunun yanında, her hükümetin İnternet’e bir şekilde müdahale ediyor olması, tüm uygulamaların ve yaptırımların aynı olduğu anlamı taşımamaktadır. Dolayısıyla, Ebru Baran’ın Star gazetesinde yayınlanan haberi, tüm dünya filtre kullanıyor başlığıyla başlayıp ve ardından Türkiye’nin filtreleme konusunda geç kaldığını belirtirken eksiktir ve yanıltıcıdır. Ayrıca, haberin ilerleyen bölümlerinde Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Yaman Akdeniz’in sözlerine yer verilmektedir. Fakat Akdeniz’in sözleri haberin başlığını ve Türkiye’nin geç kaldığını söyleyen ilk paragrafı geçersiz kılmaktadır:

“Türkiye’de de TTNet tarafından çocukların kullanacağı bilgisayarlar için bu filtreleme sistemi ücretsiz olarak veriliyordu. 5651 sayılı kanunumuz gereğince çocuk pornosu, terör bağlantılı, zararlı müstehcenlik içeren siteler engellenmişti. Bu çerçevede 35 bin site kapatıldı. Bu uygulamaların hiçbirinde bir aykırı durum söz konusu değil. Dünyada da bu şekilde yapılıyor. Ama 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek uygulamada fark, Türkiye’nin bunu tamamen devlet eliyle yapıyor olması ve karar ile beyaz listenin tamamen Bilişim Teknolojileri Kurumu’nun kontrolünde yapılacak olması.”

Tüm dünyada, filtre uygulamasının olması, bunun BTK’nın “Güvenli İnternet” kararında olduğu gibi uygulandığı anlamı taşımamaktadır. Üstelik haber daha sonra verdiği ülke örnekleriyle kendini imha etmeye devam etmektedir. Çünkü Türkiye’de uygulanmak istenen filtrenin sadece uygulanma şekli değil, kapsamı da verilen örneklerden çok farklıdır.

Filtreleme sistemleri ile devletler, vatandaşlarının bazı İnternet içeriğine erişimini engellemektedirler. Engellenen içerik, toplumdan toplumda değişmekle beraber devlet yönetimlerin hassas olduğu konular etrafında şekillenmektedir. Devlet tarafından uygulanan filtreleme özellikle dünyanın üç bölgesinde yoğunlaşmaktadır: Doğu Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika. Bunun dışında, ABD’de okullarda ve kütüphanelerde, devlet tarafından zorunlu kılınan filtre sistemleri kullanılmaktadır. Kuzey Avrupa’da çocuk pornografisi içeren siteler engellenmektedir. Almanya ve Fransa ise özellikle Nazileri öven ve Yahudi soykırımını reddeden web siteleri konusunda hassas davranmaktadır.

Devletleri filtrelemeye iten nedenler üç başlık altında ele alınabilir: siyaset, toplumsal normlar ve ulusal güvenlik. Bunun yanında, devletler fikri mülkiyet hakları konusunda düzenleyici adımlar atmalarına rağmen bu amaçla site engellemeye pek rastlanmamaktadır. Baskı rejimlerinin olduğu ülkelerde siyasi konularda sansüre daha yoğun rastlanmaktadır (Bahreyn, Çin, İran, Libya, Etiyopya, Suriye, Tunus, Pakistan, Suudi Arabistan, Tayland, Özbekistan, Vietnam). Ulusal güvenlik gerekçesiyle web sitelerini yasaklayanlar arasında, Güney Kore, Pakistan ve bazı Orta Doğu ülkeleri vardır. Örneğin, Güney Kore, Kuzey Kore yanlısı bazı siteleri engellemiş durumdadır. Toplumsal ve kültürel gerekçelerle yasaklanan siteler ise daha çok pornografik içerik barındıran, kumar oynatan ya da eşcinsellere yönelik olan sitelerdir.

Filtreleme işlemleri, farklı düzeylerde olabilmektedir. Erişim, ülkenin uluslararası çıkış kapısından ya da erişim sağlayıcı üzerinden uygulanmaktadır. Ayrıca filtreleme, alan adı (bu DNS ayarları değiştirerek aşılabiliyor), ip adresi, sitenin içerdiği bir sayfanın bloklanması şeklinde olabilmektedir. En kolay ve kesin çözüm ip adresinin yasaklanmasıdır. Fakat bu durumda, aynı bilgisayar üzerinde ve aynı ip adresine sahip tüm siteler, alan adları farklı olsa da erişilemez hale geldiğinden yasaklama amacından daha fazla zarar verici olmaktadır.

Yukarıda, filtreleme nedenleri üç başlık altında özetlense de, devletler herhangi bir nedenle sınırlı kalmamaktadır. Bize tanıdık gelecektir; Vietnam filtreleme gerekçesi olarak pornografik içeriği öne sürmesine rağmen engellenen sitelerin çok azı bu içerikte sitelerdir. Engelleme gerekçesi çoğu zaman siyasi olmuştur. Suudi Arabistan ve Bahreyn örneklerinde olduğu gibi. Yapılan araştırmalarda, devletlerin otoriter eğilimleri ile siyasi içeriğin yasaklanması arasında bir paralellik olduğu görülmüştür.

Son olarak şunu da eklemek gerekir, Baran’ın haberinde farklı konular birbirine karıştırılmıştır. Çocuk pornografisinin engellenmesi ile çocukların yetişkinler için olan pornografik içeriğe erişimi tamamen farklıdır.

Avrupa Birliği, web sitelerine erişim engelleme politikasını açıkça reddetmiştir. Avrupa Konseyi de erişim engellemeyi desteklememektedir (Akdeniz ve Altıparmak, 2008):

“Erişim engelleme ve filtreleme politikaları Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yayımlanan bazı bildirge ve tavsiyelerde tartışılmış ve kamu makamlarının hukuka aykırı içerikle mücadelede genel engelleme ve filtreleme yöntemlerine başvurmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” (age, s.155)

Bu iki örgütün, çocukların uygunsuz içerikten korunmasına dair yaklaşımı, genel engellemeler değil, öz denetim yönünde olmuştur.

 

Sonuç

Teknolojinin nötr olduğuna dair yaygın bir inanış vardır. Böyle düşünenlere göre teknoloji ne iyidir ne kötüdür; önemli olan onun hangi amaç için kullanıldığıdır. Bu yaklaşım, çoğu zaman İnternet’e de uygulanmaktadır. Ancak teknoloji sanıldığı gibi nötr değildir, onu tasarlayanların hizmetindedir. İnternet’e yönelik düzenlemeler, başkaları tarafından hazırlanıyor ve kapalı kapılar ardında şeffaf olmayan kararlar veriliyorsa teknolojinin toplum yararına kullanılabileceği bir hayalden öteye gidemez.

Evet, İnternet’in bir düzenlemeye ihtiyacı vardır. Fakat düzenleme sürecinde, bundan doğrudan etkilenenlerin söz hakkının olması gerekir. Uygulamalar, şeffaf ve eleştiriye açık olmalıdır.

Eğer Danıştay’a açılan iptal davası olumsuz sonuçlanırsa 22 Ağustos’tan itibaren filtreli ve sansürü arttırılmış bir internetimiz olacak. Bu nedenle, 15 Mayıs’ta yayınlanan deklarasyonun arkasında durmak ve bu sefer 50 bin değil 100 bin olarak alanlara çıkmak gerekiyor.

 

KAYNAKLAR

– Y. Akdeniz, K. Altıparmak (2008); İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır – Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme, İmaj Yayınevi.

– R. Deibert, J. Palfrey, R. Rohozinski ve J. Zittrain (2008); Access Denied The Practice and Policy of Global Internet Filtering, The MIT Pres.

– A. Karaca, B. Beyaznar (2010); İnternette Müstehcenlik: Nerede Başlar ve Nerede Biter?, Akademik Bilişim Konferansları.

 

DİPNOTLAR

1) http://www.btk.gov.tr/Duzenlemeler/Hukuki/kurulkararlari/2011/2011%20DK-10-91sss.pdf, son erişim 18/06/2011

2) http://sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2011/05/18/kimsenin-internetine-dokunmuyoruz, son erişim 18/06/2011

3) http://www.haber7.com/haber/20110518/10-yasinda-ayet-bilmek-yasak-porno-serbest.php, son erişim 18/06/2011

4) http://habervaktim.com/haber/186026/arac_fotografi_montaj_cikti.html, son erişim 18/06/2011

5) http://www.stargazete.com/guncel/7-buyuk-internet-yalani-haber-352065.htm, son erişim 18/06/2011

6) http://www.stargazete.com/politika/ab-dahil-60-ulkede-filtre-var-haber-352349.htm, son erişim 18/06/2011

7) Bu bölümün hazırlanmasında büyük ölçüde Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak tarafından yazılan “İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır, Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin Eleştirel Bir Değerlendirme” adlı kitaptan faydalanılmıştır. Türkiye’de İnternet Sansürü’nün detaylı bir tarihçesi için ilgili kitaba başvurulabilir. Ayrıca bu değerli çalışmayı pdf olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz:

http://www.cyber-rights.org/reports/internet_yasak_renkli.pdf

8) http://www.radikal.com.tr/1998/06/02/turkiye/01int.html, son erişim 18/06/2011

9) Ayıkla pirincin taşını, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=221730, son erişim 18/06/2011.

10) İnternette Müstehcenlik: Nerede başlar ve nerede biter?, http://engelliweb.com/docs/internettemustehcenlik.pdf, son erişim 18/06/2011.

11) http://siyaset.milliyet.com.tr/chp-kolu-kirilan-heykeli-meclise-tasidi/siyaset/siyasetdetay/27.05.2011/1395385/default.htm, son erişim 18/06/2011.

12) http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=1464, son erişim 18/06/2011.

13) Bu bölümdeki bilgiler, “ Access Denied The Practice and Policy of Global Internet Filtering” adlı kitaptan alınmıştır. Ülkelerin filtre politikaları hakkında ayrıntılı bilgiye bu kitaptan ulaşılabilir. Ayrıca http://opennet.net/research adresinde konu hakkında yapılmış ayrıntılı çalışmalar vardır.

 

 

15 Mayıs 2011 Deklarasyonu

 

Temel Hak ve Özgürlükler Engellenemez
1) İnternet kullanıcılarının ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı engellenemez.

Güvenli İnternet Filtreleme Uygulaması Kaldırılmalıdır
2) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, 22.02.2011 gün ve 2011/DK-10/91 sayılı düzenleyici işlemi yasal dayanaktan yoksundur. Yasal dayanağı olmayan işlem BTK’ya yasalarda öngörülmeyen bir yetki vermektedir. Aynı zamanda düzenleyici işlem Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelerle korunan temel hak ve özgürlükleri doğrudan kısıtlamaktadır. Uluslararası kuruluşlar tarafından açık ve filtresiz İnternet erişimi temel bir insan hakkı olarak görülmeye başlanırken, filtreli İnternet Türkiye’de “standartlaştırılmaya” çalışılmaktadır.
3) BTK Başkanı’nın standart profilin mevcut profil olduğu, isteyenin filtrelemenin dışında kalabileceğine ilişkin açıklamaları doğru değildir. Hali hazırda standart profil diye bir kavram olmadığı gibi filtreleme de söz konusu değildir. Yeni gelen mekanizma ile filtreleme sistemi dışında kalmak mümkün olmayacaktır. Yetkililer gerçekten samimi iseler filtreleme olmayan bir alternatifi İnternet kullanıcılarına sunmak zorundadırlar.
4) Filtreleme sistemi ile izleme yapılmayacağına dair açıklamalar da güven vermekten uzaktır. Şüphesiz filtreleme sistemi ile her bir kullanıcının tek tek izleneceği iddia edilmemektedir. Ancak herkes filtreleme sistemine tabi olduğunda potansiyel olarak tüm kullanıcıların idarenin uygun gördüğü zamanda izlenmesinin yolu açılmış olacaktır. Devletin insanların evlerini izlemeye hakkı olmadığı gibi İnternetini de izlemeye hakkı olmamalıdır.
5) 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan BTK filtreleme uygulaması kullanıcılar tarafından öngörülebilir değildir, keyfidir ve yapısal olarak bir kontrol ve sansür mekanizmasıdır. Filtreleme sistemi çerçevesindeki profillerden hangi sitelere erişim engelleneceği konusundaki kriterler kullanıcılara bildirilmemiştir. Filtreleme listelerinin oluşturulması için tam yetki BTK tarafından yine BTK’ya verilmiştir. Hâlihazırda uygulamada bulunan 5651 sayılı yasanın yol açtığı aşırı engellemenin ötesinde şimdi BTK tamamen keyfi tercihlerle yüz binlerce İnternet sitesini ulaşılamaz hale getirecektir. Hukuka aykırı, ölçüsüz ve keyfi idari işlem demokratik hukuk devletinde kabul edilemez.
6) Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliği, üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve AGİT’e üye devletler içinde kullanılması zorunlu benzer bir devlet politikası bulunmamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kamu otoritelerinin genel engelleme ya da filtreleme önlemleriyle, kamu bilgilerine erişimi ve İnternette sınır tanımayan diğer iletişimi kesintiye uğratmamaları gerektiğinin altını önemle çizmiştir ve devletin ön denetimine dayalı bu ve benzeri uygulamalar kesinlikle kınanmalıdır ifadelerini kullanmıştır.
7) Daha önce erişim engelleme kararlarında olduğu gibi yetkililer hukuken gerekçelendiremedikleri kararlarını ilgisiz ülke örneklerini kullanarak meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Neden seçildiği anlaşılmayan bu ülke politikalarının aktarımında da kasıtlı saptırmalar yapılmaktadır. Israrla başkalarının hayatlarına müdahale etme isteğinde bulunan idari yetkililerin meşruiyetlerini dünyadaki olumsuz örneklerde araması kabul edilemez.

Çocukların Zararlı İçerikten Korunması İçin Öngörülen Devlet Politikası Yetişkinleri Etkilememelidir
8) Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu çocuklar gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa öz-denetim yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu bağlamda, yine her iki örgüt de çocukların erişimi için uygun olmadığı düşünülen ve hukuka uygun içeriğe yetişkin kullanıcıların ulaşmasını engellemeyecek önlemler alınmasının önemini vurgulamıştır. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve okul bilgisayarları ile İnternet kafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli ama devlet düzeyinde ülke çapında zorunlu filtreleme girişimlerinden her ihtimalde kaçınmalıdır. Eğer filtre kullanımı aileler tarafından gerekli görülüyorsa, bu kullanım bireyler tarafından kendi kişisel bilgisayarları üzerinde gerçekleştirilmelidir.

Açık, Şeffaf ve Katılımcı Politikalar Geliştirilmelidir
9) TİB’in ısrarlı taleplere rağmen erişime engellenen sitelerle ilgili istatistikleri açıklamaması, idarenin şeffaflıktan uzak ve keyfi tercihleri politikasını belirleme konusunda ana yöntem olarak seçtiğini ortaya koymaktadır. Hükümet, mevcut politikası ve uygulamaları yerine çocukları gerçekten zararlı İnternet içeriğinden korumak için yeni bir politikayı katılımcı bir şekilde geniş kamuoyu desteği (sivil toplum, akademi ve özel sektör) ile geliştirmelidir. Ancak bu yeni yapılanma, çoğunluğun ahlaki değerlerini diğerlerine dayatacağı bir çalışma olmamalıdır. Bu açıdan, BTK Başkanı’nın filtreyi meşrulaştırmak için kullandığı “Anadolu’nun ücra köşelerinden mütedeyyin insanların şikâyetini görmezden gelemeyiz” ifadesi kabul edilemez. İdarenin tüm Türkiye’ye Anadolu’nun muhafazakâr değerlerini dayatma gibi bir görevi ve yetkisi yoktur. İnternet düzenlemesine ilişkin yeni politika, ifade özgürlüğüne ve yetişkinlerin her türlü İnternet içeriğine erişim ve tüketim haklarına saygı temelinde geliştirilmelidir. Bu ilkeleri içeren yeni politika, şeffaf, açık, katılımcı ve çoğulcu bir yöntemle belirlenmeli ve hayata geçirilmelidir.