Ana sayfa 93. Sayı Fukushima nükleer santral kazasının Türkiye’deki etkileri

Fukushima nükleer santral kazasının Türkiye’deki etkileri

10
PAYLAŞ

Murat Belivermiş

11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami Fukushima Nükleer Santrali’nden radyoaktif maddelerin açığa çıkmasına neden olmuştur. Bu nükleer santral kazasından sonra ülkemizdeki üniversite ve araştırma merkezlerince toplanan çevresel örneklerde, Fukushima’da meydana gelen kaza sonucunda açığa çıkan radyoaktif maddelerin ölçümleri yapılmıştır.

Bir nükleer santral kazasının etkilerini kısa vadede incelemek için en uygun radyonüklidler 134Cs, 137Cs ve 131I’dir. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Radyoekoloji Laboratuvarı’nda İstanbul’dan toplanan toprak, karayosunu ve liken örnekleri ile birlikte İzmit Körfezi’nden toplanan deniz sedimenti örneklerinde nükleer santral kazalarından sonra atmosfere yayılan sezyum radyonüklidlerinin (134Cs ve 137Cs) ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarda adı geçen örneklerde Fukushima kaynaklı olabilecek herhangi bir radyoaktif maddeye rastlanmamıştır. Bununla beraber 1960’lı yıllarda yapılan nükleer bomba denemeleri ve Çernobil kaynaklı sezyum radyonüklidlerinden 137Cs’nin, çevrenin her kompartımanında ölçülebilir düzeyde bulunduğu bilinmektedir.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun yaptığı ölçümlere göre ise 22 Mart 2011 öncesinde alınan hava örneklerinde 131I veya 137Cs aktivitesi gözlenmemiş, bu tarihten sonra eser miktarda aktiviteler ölçülmüştür. 5-9 Nisan tarihleri arasında ise havadaki 131I ve 137Cs aktivite konsantrasyonları sırasıyla 2,50 mBq/m3 ve 0,23 mBq/m3’e ulaşmıştır. 1986 yılındaki Çernobil kazasından bir hafta sonra yapılan ölçümler, havada I-131 ve Cs-137 aktivitelerinin sırasıyla 40.000 mBq/m3 ve 20.000 mBq/m3 olduğunu göstermektedir ki bu da Çernobil’den sonra havada ölçülen aktivitenin Fukushima’dan sonra ölçülen aktiviteden on binlerce kat yüksek olduğunu göstermektedir.    

Yukarıda bahsedilen bilimsel veriler dikkate alındığında, radyoaktif kirlilik açısından Fukushima kazasının etkisinin Türkiye’de ihmal edilebilecek düzeyde olduğu görülmektedir. Bununla beraber bu kazanın ülkemizde psikolojik ve sosyal etkilerinin daha çok olduğunu söyleyebiliriz. Akkuyu ve Sinop’da kurulacak olan nükleer santraller nedeniyle ülke gündeminde olan nükleer enerji, kazadan sonra daha çok tartışılır hale gelmiştir. Nükleer santral kurulmalı mı sorusu daha çok sorulmaya başlanmıştır.

Ülkemizde nükleer enerji ve HES’ler konusunda artarak devam eden çevresel bir hassasiyet olduğunu söylemek mümkün. Büyük kentlerde “nükleer reaktöre hayır” eylemleri yapılıyor. HES’ler kurulması planlanan Doğu Karadeniz’de çeşitli eylemler gerçekleştiriliyor. Nükleer enerji ve HES’in çevrenin korunması konusunda birer simge haline geldiğini görüyoruz. İnsanlarımızın en azından bir bölümünün çevre ile ilgili bir konuda hassas davranması sevindirici. Görsel ve yazılı basında da bu konularda haberler yapılıyor. Bununla birlikte HES’ler ve nükleer santraller konusunda gösterilen hassasiyetin çok büyük çevre kirliliklerine yol açan kömür kullanan enerji santralleri, tarımda aşırı pestisit (böcek ilacı) ve hormon kullanımı, denizlere kontrolsüz endüstriyel ve evsel atık deşarjları konularında gösterilmediğini belirtmek gerek. Yakıt olarak kömür kullanan termik santrallerin çevreye uçucu kül, doğal radyoaktivite, ağır metal ve organik kirleticiler yaydığı bilinmektedir. Tarımda kontrolsüz pestisit kullanılması ise uzun vadede insanlar üzerinde kanserojen etki yapmaktadır. Denizlerimiz, özellikle de Marmara Denizi, ağır metal, kimyasal, evsel atık, deterjan ve fosfat kirliliğiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Sonuç olarak, çevre kirliliğiyle ilgili konularda daha fazla bilimsel araştırma yapılması ve araştırmaların sonuçlarının halkımıza açıkça anlatılması gerektiğini söyleyebiliriz. Devletin enerji politikasında ve yatırımlarında çevrenin korunmasını ön koşul olarak kabul etmesi gerekiyor. Toplumdaki her bireyin de, vapurda denize pet şişe atanı uyarmaktan çevre kirliliği yaratan enerji santrallerini sorgulamaya varan bir bilinç içinde olması, bizden sonra yaşayacak olan canlılara temiz bir çevre bırakmamıza yardımcı olacaktır.

KAYNAKLAR
1) İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Radyoekoloji Laboratuvarı.
2) www.taek.gov.tr  Japonya-Fukushima nükleer kazası sonrasında ülkemizde yapılan radyasyon ölçümleri, basın bildirisi – 34 26/04/2011.
3) www.taek.gov.tr Türkiye’de Çernobil Sonrası Radyasyon ve Radyoaktivite Ölçümleri.