Ana sayfa 99. Sayı Kışkırtıcı, ama kılavuz bir kitap: “Osmanlının Son Savaşı”

Kışkırtıcı, ama kılavuz bir kitap: “Osmanlının Son Savaşı”

7
PAYLAŞ

Haldun Karyol

Bu değerlendirmeyi kaleme alırken, aydınlanma arayışındaki kamuoyuna takdim edilme aşamasına gelmiş bir eseri tanıtmak istiyorum. Bu vesileyle Türk toplumunun sorunlu hâkimiyet hayalleri ve militarizm hakkında birkaç söz söylemek gereği de zorunlu oluyor.

Erdoğan Aydın’ın son kitabı Osmanlının Son Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun İTC (İttihat Terakki Cemiyeti) hükümeti eliyle 1. Dünya Savaşı mezbahasına kurbanlık koyun misali sürülmesi meselesini irdeliyor… Uluslararası literatürü de izleyen biri olarak, Türkiye’nin 1. Dünya Harbi macerası konusunun, günümüze kadar, Türkiye’de ve dünyada bu eserde olduğu kadar ciddi, özenli ve ayrıntılı şekilde ele alınmadığını söylemeliyim; ki okuyanlar bu yargıma hak vereceklerdir. Türk uluslaşma sürecinde ve dolayısıyla Türk milliyetçiliğinin teşekkülünde I. Dünya Harbi macerasının belirleyici ve kurucu, dolayısıyla da küçümsenemez bir yeri var.

Türkiye son iki-üç yüzyıllık tarihinin ürünü olarak kurşun geçirmez birtakım ideolojik-siyasi gettolara bölünmüş haldedir. Ama ilginçtir, birbirileriyle hemen hiçbir hususta anlaşamayan çevreler, Türkiye’nin 1. Dünya Harbi macerasının -özellikle de Çanakkale / Gelibolu muharebelerinin- olumlu ve toplumu ileriye taşıyan işlevlere sahip olduğunda hemfikirdir. Mevcut gettoların en irilerinden en marjinallerine kadar, Türkiye’nin 1. Dünya Harbi’ne iştiraki hakkında kayda değer bir itiraz beyan etmezler. Egemen tarih yazıcılığının da ısrarlı çabası sonucunda, milliyetçilik ve İslamcılık eksenli olarak bu trajik tarihin kategorik bir olumlanması çabası karşısındayız. Bu bağlamda Osmanlı’nın 1. Dünya Harbi’ne iştiraki macerasının, milli hafızada olumlu, gerekli, hatta zorunlu bir vaka olarak yer etmesi sağlanmıştır.

1.Dünya Harbi’ni yaşamış ve savaşmış olan nesil arasında (başta Mustafa Kemal olmak üzere) pek çok şahsiyetin harbe iştirakle ilgili itirazları vardır. Bunlar, devrin Başkumandanı Enver’in bizzat idare ettiği Sarıkamış Harekâtı başta olmak üzere savaşa giriş ve diğer bir dizi kararlarıyla ilgili eleştirilerde bulunmuş, Allahüekber’de 90.000 askerin donarak kaybedilmesi sebebiyle Enver’i kınamış ve lanetlemişlerdir. Ama bugüne gelindiğinde, ondan adeta milli, yurtsever, kahraman bir ata kültü yaratılmaya çalışıldığını, savaşa girişin de mağdurluk üzerinden gerekçelendirildiğini görüyoruz.

Bir yandan Kürt sorunu eksenli yaşanan “Düşük Yoğunluklu Çatışma” vakası, diğer yandan dünyada güncelleşen Ermeni sorunu ekseninde gelişen basıncın egemenlerce göğüslenme çabasının bu değişimde temel bir rolü olsa gerek. Tıpkı 1. Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, kendi egemenliklerini risk altında bulanlar, toplumu kendi etraflarında tahkim etmek için adeta cinnet ortamı yaratmıştır. Bu iradi çaba toplumda bir travmaya dönüştüğünde, “Yeni İttihatçılık” algısı da hızla gelişmiştir. Bunun sonucunda, örneğin kendisini solcu sanan İttihatçılık dahil bir dizi yeni garabetle muhatap olabiliyoruz.

Tarih, din ve milliyetçilik gibi artan oranda siyasetin aracı kılınmakta, bu bağlamda özellikle milli kimliğin inşası ve etnik arındırmanın yaşandığı savaş dönemi temel bir konu haline gelmektedir. Artık Çanakkale anmaları adeta kutsal bir törene dönüştürülmekte, Sarıkamış faciası ise, sorumluların yargılanmadığı bir kahramanlık destanı olarak takdim edilmektedir.

Bu ortamda gerçekle yüzleşmeye olan ihtiyacımız daha da büyümektedir ki, Erdoğan Aydın’ın eseri, sosyalist gerçekçiliği, akademik titizliği ile bu ihtiyacı karşılamaktadır. Döneme ilişkin Ermeni sorununu eksen alan sorgulayıcı çalışmalardan ayrımla Erdoğan Aydın’ın eseri Osmanlı muktedirlerini Türk-Müslüman halk karşısındaki sorumsuzluğu, Alman işbirlikçiliği ve Turancı yayılmacılık ekseninde irdelemektedir. Bu gelişmenin uluslararası bağlamı içinde, neden ve sonuçları içinde irdelenmesi adeta gözlerimizi açmaktadır.

Osmanlının Son Savaşı, Osmanlı’nın derin Alman bağımlılığı ve bu eksende Osmanlı muktedirlerinin birer Alman işbirlikçisine dönüşümünün çarpıcı bir anlatısını gerçekleştirmektedir. Bu kapsamda Alman bağımlılığının, iktisadi olmaktan çok askeri-siyasal olan karakteri, bunun gelişim ve sonuçları olgularla gösterilmektedir.

İkincisi, başta Rusya olmak üzere Osmanlı’yı parçalamaya hazırlanmış İtilaf Bloğu iddiasının başarılı bir çürütülmesi örneği karşısındayız. Gizli iç yazışmalarından hareketle İtilaf Bloğu’nun Osmanlıya toprak güvencesi sunduğu, Sevr’e giden parçalama anlaşmasının ise, Osmanlı’nın durup dururken Rusya’ya saldırması sonrasında gerçekleştiği gösterilmektedir.

Üçüncüsü, toptancı kategorileştirmelere karşı İttihatçıların 1908 sonrasında yaşadığı karşı devrimci dönüşümünün olgulara dayalı bir anlatısı yapılmaktadır. Zayıf dinamikleri ve aleyhte koşullara karşın, 1908’in Osmanlıcı bir çoğulculuk ve meşrutiyeti temsil ettiği, ancak özellikle 1911’den sonra hızla karşıtına dönüşerek Osmanlı’nın felaketi haline geldiği gösterilmektedir.

Dördüncüsü, Osmanlı’nın savaşa girişinin esas nedeninin Turancı yayılma olduğu, dolayısıyla savunma kaygısı eksenli anlatıların tamamen spekülatif olduğu gerçeği, çarpıcı bir şekilde ve olgusal kanıtlarla gösterilmektedir. Özellikle Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Moiz Kohen, vb. İttihatçı ideologların meşum rolünün irdelendiği bölüm oldukça çarpıcıdır.

Beşincisi bu çalışma, Alman ittifak antlaşmasının gelişimini ve içeriğini, Goeben ve Breslau kruvazörlerinin getirilişi ve Amiral Souchon misyonunun rolünü, Karadeniz’deki Rus şehirlerine saldırının Almanlarca nasıl satın alındığını, İttihatçı muktedirlerin hem Osmanlı resmi kurumlarına hem de birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri tertipleri ayrıntılarıyla deşifre etmektedir.

Altıncısı bu çalışma, Enver Paşa’nın hem işbirlikçi hem de sorunlu kişiliğinin, çarpıcı bir portresini sunuyor olması anlamında da özel bir önem taşıyor. Üstelik bu portreyi bir yanda Alman generallerinin, diğer yandan Türk milliyetçiliği nezdinde saygın isimlerin yargılarıyla yapması da ona özel bir anlam katıyor.

Gerek milliyetçilik tartışmalarında, gerekse de Almancılık ve savaşa dahil olma sürecinin belgelere ve sağlam bir analize dayalı aktarımını gerçekleştiren Osmanlının Son Savaşı, bu sayede sürecin oldukça kapsamlı bir kavranışını sağlıyor. Bu ise özgürlükçü ve adil bir dünya arayışı için paha biçilmez bir önem taşımaktadır.

Bu bağlamda Erdoğan Aydın’ın eseri, bizleri sadece düne ilişkin kapsamlı bir şekilde bilgilendirmekle kalmıyor, bugüne ve yarına ilişkin perspektifimizi de ciddi anlamda etkileyecek gibi görünüyor. Bu niteliğiyle onun, pek çok akademik çalışmayı da kışkırtan ve etkileyen bir işlev göreceğini umuyorum…

Erdoğan Aydın, Osmanlı’nın Son Savaşı –Turan Hayalinden Sevr’e-, Kırmızı Yayınları, 598 s.