Ana sayfa 107. Sayı Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim / Friedrich Engels Devrimin toplumsal-ekonomik yasalarının keşfi

Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim / Friedrich Engels
Devrimin toplumsal-ekonomik yasalarının keşfi

254
PAYLAŞ

Uğur Erözkan

Friedrich Engels’in Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim adlı çalışması, 1848-49 Alman Devrimi’ne ilişkin en bilimsel çalışmalardan biri. Kitap, Ağustos 1851- Eylül 1852 tarihleri arasında New York Daily Tribune gazetesinde yayınlanan 20 makaleden oluşuyor. Engels bu makaleleri, gazetenin Londra muhabirliğini yürüten Karl Marx’ın isteği üzerine kaleme aldı. Marx, her bir makaleyi yayınlamadan önce gözden geçirdi ve kendi imzasıyla yayınladı. Bu nedenle makalelerin kolektif bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
Kitap 1948-1849 Devrimi’nde olup biteni anlatmakla yetinen bir haber-yorum derlemesinden çok siyasal olayları analiz ederek oluşturulmuş bir siyaset kuramı niteliğinde. Nitekim Engels, birçok bağımsız yapıdan oluşan Almanya Konfederasyonu’nda gerçekleşen onlarca ayaklanma hakkında enformasyon sunmak yerine Almanya’nın siyasal ve toplumsal yapısı, kimliklerini İngiltere ve Fransa’ya göre çok daha sonra kazanmış olan sınıfların siyasal eylemlerini izleyerek bu eşsiz laboratuarda devrimin toplumsal-ekonomik yasalarını geliştiriyor.
Elbette Almanya, Marksist kuramın oluşmasında bizzat inceledikleri tek örnek değildi. Eric Hobsbawm’ın Devrim Çağı olarak nitelediği dönemin sonlarında Avrupa’daki devrimci kalkışmaların ilk dalgası 1848-1850 arasındaki devrimlerle bitti. Henüz Avrupa’da burjuva devrimleri tamamlanmış değildi ancak 1789 Fransız Devrimi ile başlayan birinci dalga sona erdi. Bu dönemde Engels Almanya örneğini incelerken, Marx da Fransa’daki 1848-1850 devrimini inceliyordu. Bu iki ülke, sınıfların durumu ve hakim üretim biçimi bakımından birbirinden tümüyle farklı olmakla birlikte Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim çalışması ile Fransa’da Sınıf Savaşımları çalışmasını tarihsel materyalizmin devrimle ilk sınanması olarak birlikte düşünmek gerekir.
Avrupa’da burjuva devrimlerinin birinci dalgasında işçi sınıfı son derece aktif bir rol oynamakla birlikte inisiyatifi burjuvazinin elinden alamamıştı. İşte 1851 Ağustos’unda Engels, bu durumdan işçi sınıfı adına bir pay çıkarmaya niyetlendiğinde şunları yazmıştı: “Eğer yenilmişsek, yapmamız gereken tek şey, baştan başlamaktır. Ve, bereket versin, hareketin birinci perdesinin sonu ile ikinci perdesinin başlaması arasında verilen, kuşkusuz çok kısa süreli dinlenme zamanı, bize çok yararlı bir çalışma yapma zamanı bırakıyor: Son patlamayı ve bunun bozguna uğramasını kaçınılmaz kılan nedenlerin; önderlerden bazılarının rastgele çabaları, yetenekleri, kusurları, yanılgı ya da ihanetleri içinde değil, ama genel toplumsal durum ve allak bullak olan ulusların her birinin varlık koşulları içinde aranması gereken nedenlerin irdelenmesi.” (s.12) Engels’in irdeleyip ulaştığı sonuçlar şöyle sıralanabilir:

Engels, 1848-49 Alman Devrimi’ni analiz ederek devrimin toplumsal-ekonomik yasalarını geliştirdi.

1) Her devrim bir sınıflar ittifakıdır
1848-49 Alman Devrimi bir kez daha göstermiştir ki devrim, bir sınıflar ittifakıdır. Gerek burjuvazinin tüm Almanya genelinde en ileri düzeyde bulunduğu Prusya’da gerekse henüz Fransa’daki işçi sınıfı kalkışmasından ders çıkarmayı akıl edemeyecek kadar burjuvazinin sınıf bilincinin geri olduğu Avusturya’da; feodalizmin tasfiyesi ancak burjuvazinin, işçi sınıfının, köylülüğün ve küçük burjuvazinin (küçük dükkân sahipleri, zanaatçılar ve üniversite öğrencileri gibi toplumsal kesimlerden söz edilir) ortak eylemi ile mümkün olabilmiştir. Devrimin başarısı sınıfların ittifakının başarısına bağlıdır. Ancak bu ittifakın oluşmasını sağlayan ortak düşmana karşı çıkar ortaklığı bağı, tek bir sınıfın mensuplarının sahip oldukları kader birliği bağından tamamen başkadır. Devrim için asgari müşterekte anlaşmış sınıflar müstakbel düşmanlarıyla bir sözleşme imzalamışlardır ve ilk siyasal çalkantıda bu sözleşmenin yırtılması doğaldır. Engels bu durumu şöyle ifade eder: “…bir dereceye kadar her devrimin her zaman zorunlu koşulu olan çeşitli sınıfların bu bağlaşmasının uzun ömürlü olmaması, bütün devrimlerin yazgısıdır. Daha düşman üzerinde zafer kazanılır kazanılmaz, yenenler karşıt kamplara bölünür ve silahlarını birbirlerine çevirirler.” (s.46)
Elbette silahların birbirlerine dönmesi sınıf bilincinin derecesine bağlıdır. Örneğin burjuvazinin daha gelişkin olduğu Prusya’da işçi sınıfı ve köylülüğü teslim alma niyeti Avusturya burjuvazisine oranla çok daha hızlı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Öyle ki Fransa’ya bakarak işçi sınıfının başına açabileceği dertleri gören Prusya burjuvazisi, devrim yerine bazı temel hakları elde edeceği reformların hayata geçirilmesini sağlamaya çalışmış; ancak Prusya kralının kesin olarak gidici olduğunu anladıktan sonra devrimin önderliğine soyunmuştur.

2) Toplumsal ilerleme sıçramalarla olur
Bir üretim biçiminin kendi araçlarıyla varlığını sürdürebilmesi, muktedir olan sınıfın toplumsal düzeni sağlayabilmesinin ön koşuludur. Devrimci patlamalar ilk andan itibaren sınıfsal bir içeriğe sahip olmayabilir; ancak devrimin kendisi sınıfların hızla sınıf bilinci kazanmasını sağlar. Sınıf çatışması, toplumlara eşik atlatan sıçramalar yaratır. Bu, toplumsal ilerlemenin karakteristik özelliğidir. Engels bu durumu şöyle tespit ediyor: “Eski ve karmaşık toplumsal organizmalarda, bir devrimi toplumsal ve siyasal ilerlemenin öylesine güçlü bir etkeni durumuna getiren şey, işte bu sınıflar karşıtlığının hızlı ve zorlu gelişmesidir: Bu zorlu sarsıntılar arasında, bir ulusa olağan koşullar içinde yüzyılda alacağından daha uzun bir yolu beş yılda aştıran şey, işte iktidarda nöbet değiştiren yeni partilerin bu kesintisiz ve canlı fışkırışıdır.”

3) Devrimde irade ve nesnel koşullar diyalektik bir bütün oluşturur
Devrimler, toplumsal ve ekonomik koşulların olgunlaşmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Ömrünü tamamlamamış bir düzenin yıkılması için girişilen her kalkışma başarısızlığa mahkûmdur. Krallar, orduları bozguna uğratılıp alaşağı edilseler bile toplumsal koşullar olgunlaşmamışsa bir devrimin başarılı olma şansı yoktur. Ancak toplumsal koşulların olgunlaşmasını beklemek Godot’yu beklemek gibidir. İradi bir müdahale olmaksızın devrimin gerçekleşmesi mümkün değildir. 1848-1849 Almanya’sında toplumsal koşullar bir devrim için fazlasıyla uygundu.
Nitekim devrim, neredeyse kendiliğinden bir isyanla patlak vermişti. Bu isyana en kararlı şekilde katılan işçi sınıfı oldu. Ancak ittifakın kendi dışında kalan unsurlarına yön verecek, büyük sermaye sahiplerini yalnızlaştırıp küçük burjuvaziyi ve köylülüğü kendi önderliğinde zafere yürümeye ikna edecek deneyime sahip değildi. Bu nedenle cesur savaşımında yalnız kaldı. Engels’in devrimin kaderini tayin eden iradi müdahaleye ilişkin yazdığı şu satırlar, bu anlamda büyük önem arz ediyor: “…ayaklanma, savaş ya da herhangi bir başka sanat kadar bir sanattır; savsaklanmaları, bunları savsaklayan partinin yıkımına yol açan bazı pratik kurallara bağlıdır. Böyle durumlarda göz önünde tutulmaları gereken partilerin ve koşulların özlüğünden mantıksal olarak çıkan bu kurallar öylesine açık ve öylesine yalındırlar ki, kısa 1848 deneyi bunları Almanlara adamakıllı öğretmiştir.” (s.116)

4) Devrilen düzenin tüm aygıtları parçalanmaksızın karşıdevrim kaçınılmazdır
Almanya’da 1848-1849 Devrimi’nin öğrettiği en önemli sonuçlardan biri devrimin yalnızca siyasal düzlemde bir değişiklikle başarılamayacağını kanıtlaması oldu. Prusya’da kralın devrilmesinin ardından burjuvazinin oluşturduğu hükümet yerleşik düzenin kurumlarına dokunmayı asla akıl etmedi, aksine işçi sınıfına ve köylülüğe karşı bu devlet mekanizmasını kullanma “uyanıklığını” gösterdi: “Bir tek bürokrat ya da subaya yol verilmesi; eski bürokratik idare sistemine en küçük bir değişiklik getirilmedi. Bu bulunmaz anayasal ve sorumlu bakanlar, halkın devrimci hareketinin ilk ateşi içinde, eski bürokratik küstahlıkları nedeniyle kovmuş bulunduğu memurları bile görevlerine getirdiler.” (s. 51) Nitekim burjuvazinin, devrimin kendi kontrolünden çıkmasını engellemek için gösterdiği “uyanıklık” devrimi kendi elleriyle teslim etmesine neden oldu: “Taht, ayaklanma tarafından esirgenmişti; taht, ‘anarşi’ye karşı son engeldi; öyleyse, liberal burjuvazi ve şimdi hükümette bulunan önderlerinin, taç ile çok iyi ilişkiler içinde bulunmakta çıkarları vardı. Kral ve onu çevreleyen gerici kamarilla bunu görmekte gecikmediler ve hükümetin eylemini, zaman zaman önerdiği ufak tefek reformlara kadar engellemek için, bu durumdan yararlandılar.” (s. 51)
Engels’in yenilgiyle sonuçlanan Alman Devrimi’nden devşirdiği sonuçlar, bize devrimin genel geçer toplumsal ve ekonomik yasalarını gösteriyor. Tüm dünyada işçi sınıfı hareketi bu yenilgiden ve dünyanın her bir köşesinde uğradığı sayısız yenilgiden öğrendiklerini biriktirerek 20. yüzyıl sosyalizmini inşa etti. 21. yüzyıldaki büyük devrimci kalkışmalar da önceki deneyimlerden tarihsel materyalist kılavuzla çıkarılan sonuçlara dayanılarak inşa edilecek.
(Kaynak; Engels, Friedrich, Almanya’da Devrim ve Karşı-Devrim, Sol Yayınları, İstanbul: 1992.)