Ana sayfa 107. Sayı Fransa’da İç Savaş / Karl Marx Paris Komünü dersleri

Fransa’da İç Savaş / Karl Marx
Paris Komünü dersleri

271
PAYLAŞ

Haluk Yurtsever

Fransa’da İç Savaş, birçok yönüyle ilginç bir çalışmadır.
Genel olarak “Fransız Üçlemesi” ve özel olarak da Fransa’da İç Savaş, Marx’ın güncel siyasal durumu, siyaset prizmasından süzülen sınıf ilişkilerini, somutun tüm zenginliği ve kimi zaman siyasal öznelerin, kişiliklerin ayrıntılı çözümlemesiyle işlediği metinlerdir. Örneğin, “Fransız burjuvazisinin kendi öz sınıf bozulmuşluğunun en gelişmiş, en entelektüel” temsilcisi olarak gördüğü, “biçimsiz bücür” diye dalga geçtiği başbakan Adolphe Thiers’in oportünist, ikiyüzlü, çıkarcı, rüşvetçi portresi güçlü biçimde çizilmiştir. 1871’de Paris genel valisi ve Komün’ün cellâtlarından biri olan Louis-Jules Trochu ile Thiers hükümetlerinin dışişleri bakanı Jules Favre de aynı biçimde Marx tarafından tüm pislikleriyle deşifre edilmişlerdir.
Metnin girişinde, Paris’in Prusya kuşatmasına karşı savunulmasıyla, Komün olarak biçimlenen işçi sınıfı iktidarı arasındaki nedensellik bağı şöyle ortaya konuluyordu: “Paris işçi sınıfını silahlandırmadan, onu gerçek bir güç olarak örgütleyip saflarını savaş içinde yetiştirmeden, Paris nasıl savunulabilirdi? Ama silahlandırılmış Paris demek, silahlı devrim demekti. Paris’in Prusyalı saldırısına karşı kazandığı bir zafer, Fransız işçisinin Fransız kapitalistine ve onun devlet asalaklarına karşı kazandığı bir zafer demekti.” (s.39)
Marx, “şanlı 18 Mart devrimi”nin, “yüksek sınıflar”ı karşı devrimci zora başvurmaktan caydıracak bir meşruiyet temeline sahip olduğunu yazdı.
Marx’a göre Komün’ün en yaşamsal hatalarından biri Versay’a hemen yürümemesiydi.
Fransa’da İç Savaş’ın en önemli bölümü, proletaryanın tarihte ilk kez erki aldığı Komün’ün siyasal niteliğini çözümleyen üçüncü bölümüdür.
Fransa’da İç Savaş’ta yer alan en önemli teorik/siyasal saptama ve tezleri şöyle sıralayabiliriz:
Bir: Paris Komünü, proletaryanın kendi yazgısını ele almanın ve erki fethetmenin kaçınılmaz görevi ve hakkı olduğunu anladığı bir tarihsel olaydı. Bir şey daha anlaşılmıştı: İşçi sınıfı devlet aygıtını olduğu gibi alıp, kendi amaçları için kullanamaz, bununla yetinemezdi.
İki: Marx, Komün’ün “gerçek gizem”ini ve bir işçi sınıfı iktidarının temel görevini şöyle formüle etti: Komün her şeyden önce bir işçi sınıfı hükümeti, üreticiler sınıfının mülk sahibi sınıflara karşı yürüttüğü mücadelenin sonucu olan, emeğin iktisadi kurtuluşunun gerçekleşme olanağını sağlayan siyasal biçimdi. “Öyleyse Komün, sınıfların varoluşunun, dolayısıyla sınıf egemenliğinin dayandığı iktisadi temelleri ortadan kaldırmak için bir kaldıraç işlevi görmeliydi. Emek bir kez kurtulunca, her insan bir emekçi durumuna gelir ve üretken çalışma, bir sınıfın öz niteliği olmaktan çıkar.” (s.66)
Üç: Bu ilk proleter devrime kadar tarihte gerçekleşen tüm devrimler devletin baskı aygıtını büyütmüştür. “Sınıflar savaşımında bir ilerleme gösteren her devrimden sonra, devlet iktidarının salt bastırıcı niteliği git gide daha açık biçimde ortaya çıkıyordu” (s.59) Komün ise, daha ilk eyleminde ters yönde adım atıyordu: İlk kararı, sürekli ordunun kaldırılması ve onun yerine silahlı halk güçlerinin örgütlenmesi olmuştu. Komün, devletin baskı aygıtını küçültmeye yönelmiş ilk devrim tipiydi.
Dört: Komün, kentin çeşitli ilçelerinden seçilen üyelerden oluşuyordu. Bu üyeler yaptıkları işlerden sorumluydular ve kendilerini seçenler tarafından her an görevlerinden alınabiliyorlardı. Marx, Komün’ün “geri çağırma” buluşunu, komünist katılımcılığın genel bir ilkesi olarak formüle etti.
Beş: Marx’a göre, Komün, yasama ve yürütme işlevlerinin ayrı güçler olarak örgütlendiği parlamenter bir yapı değil, tersine bu iki erkin birleştiği bir örgüt modeli sunuyordu.
Altı: Komün, başta polis olmak üzere kamu işlevlerinin her an geri çağrılabilir görevliler tarafından yerine getirilmesi, bu görevlilere işçi ücretleri düzeyinde ücret ödenmesi kurallarını getirmiş; eski hükümetin maddi iktidar aletleri olan sürekli ordu ve polisin kaldırılmasından sonra, manevi baskı aleti olan “rahiplerin iktidarı”nı da ortadan kaldırmaya girişmişti. Kiliseler mülksüzleştirilmiş, dünya işlerinden el çektirilen rahipler, özel yaşamda dinlerini dingince yaşamaya gönderilmişlerdi. Tüm öğretim kurumları parasızlaştırılmış, kilise ve devletin her türlü müdahalesinden kurtarılmış, bilim üzerindeki sınıf önyargıları sultası kaldırılmıştı.
Yedi: Marx, Komün’ün gerçekleştirme fırsatı bulamadıkları arasında saydığı, son derece önemli örgütlenme ilkesi “en küçük siyasal birim” kavramını temel alıyordu. Marx, bu yaklaşımını, köylü denizi Fransa koşullarında şöyle formüle etti: “Komün’ün geliştirme zamanı bulamadığı kısa bir örgütlenme taslağıyla, Komün’ün en küçük kırsal yerleşme merkezlerinin bile siyasal biçimi olması… gerektiği açıkça ortaya konuldu. Her ilin kırsal komünleri, ortak işlerini ilin yönetim merkezindeki bir temsilciler meclisi aracılığıyla yönetecek ve bu il meclisleri de Paris’teki ulusal yetkililer kuruluna kendi temsilcilerini göndereceklerdi; temsilciler her an görevden geri alınabilecek ve seçmenlerin emredici vekaletleriyle bağlı olacaklardı. Bir merkezi hükümete kalan az sayıda ama önemli görevler… sıkı sıkıya sorumlu görevliler tarafından yürütüleceklerdi.” (s.63)