Ana sayfa 107. Sayı Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm / Friedrich Engels 19. yüzyıl Marksizminin...

Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm / Friedrich Engels
19. yüzyıl Marksizminin özeti

417
PAYLAŞ

Ender Helvacıoğlu

Friedrich Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adlı eseri, sosyalist militanlar arasında en fazla bilinen ve okunan Marksist klasiklerden biridir. Bu açıdan Manifesto ve Lenin’in Emperyalizm’i ile yarışabilir. Sosyalist partilerin yeni üyelerine yönelik eğitim programlarının temel metinlerinin başında gelir. Bunun nedeni çok iyi bir “özet” niteliği taşımasıdır. Eser, 50 yıllık bir Marx-Engels külliyatının, toplumsal pratiğin acımasız değirmeninde öğütülmüş, süzgecinden geçmiş ve damıtılmış ifadesidir. Ve tabii, bizzat o külliyatın yaratıcılarından ve o pratiğin önderlerinden birinin kaleminden çıkmış olması bu esere ayrı bir değer katar. Marx-Engels külliyatının olağanüstü derinliğini ve zenginliğini, oldukça didaktik ve anlaşılır biçimde verebilmeyi başarmış bir eserdir Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm. Hani tarihçiler, yüzlerce yıl öncesinin bir fikir akımını tartışırlar, değerlendirirler ve tarihsel yerine oturturlar ya, Engels, bizzat kurucularından ve geliştiricilerinden biri olduğu 19. yüzyıl Marksist kuramını değerlendirmiş ve yerli yerine oturtmuştur bu eserinde. “Biz kimiz, nereden köklendik, neyi-nasıl aştık ve neyi keşfettik?” sorularına son derece net yanıtlar üretmiştir. Yüzyıllar sonrasının tarihçilerinin işini kolaylaştırmıştır böylece.
1880’de yazılmış Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’i 1848’de yazılmış Komünist Parti Manifestosu ile karşılaştırabiliriz. Çünkü ikisi de -32 yıl arayla- “biz kimiz?” sorusuna yanıt üretiyor. Biri genççe, dinamik, deli dolu, ama oldukça naif bir yanıt veriyor; diğeri ise görmüş geçirmiş bir bilgenin ayakları yere basan yanıtını içeriyor. Birinde hayaletler cirit atıyor, diğerinde ise bilgeler ağır ağır yürüyor. İkisi de geleceği istiyor; ama biri geleceğe uzanmaya vurgu yapıyor ve uzanıyor kör topal, diğeri ise geçmişi değerlendiriyor üstün bir bilinçle ve geleceğe uzanmak için köklü olmanın gereğini vurguluyor. Biri Dimyat’taki pirinç; diğerinde ise o eski pirinç evdeki bulgura dönüşmüş.

***

Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adlı eser, Engels’in, sosyalist olduğunu söyleyen bir Alman akademisyen olan Eugen Dühring’i kum torbası olarak kullanıp sosyalist felsefe ve politikanın temel ilkelerini açıkladığı kapsamlı çalışması olan Anti-Dühring’ten kaynaklanır. Engels, Paul Lafargue’ın tetiklemesiyle bu çalışmanın üç bölümünü ayrı bir kitap olarak hazırlar ve Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adını alan bu kitap ilk kez 1880’de Paris’te Fransızca olarak yayınlanır. Kısa süre içinde Lehçe (1882), İtalyanca (1883), Rusça (1884), Danca (1885), İspanyolca (1886) ve Flamanca (1886) baskıları yapılır. Engels’in anadili olan Almancaya 1882 yılında çevrilir. Yapıtın İngilizce baskısı ancak 1892 yılında yayınlanmıştır. Engels bu İngilizce baskıya burjuva materyalizmini irdeleyen geniş bir sunuş yazar ve bu sunuş daha sonraları eserin tamamlayıcı bir parçası olur. Kısacası eser üç ana makaleden oluşur: İngilizce baskıya yazılan “Sunuş” (eserin girişi de diyebiliriz), “Ütopik Sosyalizm” ve “Bilimsel Sosyalizm”. 1892’deki sunuşu da hesaba katarsak, bu eserin, 1895 yılında ölen Engels’in son hacimli çalışması olduğunu söyleyebiliriz. Marx ile ortaklaşa gerçekleştirilen 50 yıllık çalışmaların bir özeti, bir tür vasiyetnamedir bu eser.

***

Peki, bu kitabı sadece bir vasiyetname olarak mı okuyacağız? Tarihimizin epey eski bir döneminden kalma arkaik bir eser olarak mı değerlendireceğiz? Engels’in eserinin günümüz tartışmaları açısından bir yeri ve değeri yok mu? Var; hem de çok büyük bir değeri var.
Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm hem bir kopuş eseridir, hem de büyük insanlık yürüyüşüne eklemleniş. İkisi birden olabilir mi? Olabilirden öte, ikisi birden olmazsa ikisi de olmaz. Çünkü en büyük kopuş (ve aşma), aslında zincire yeni bir halka eklemektir. Engels’in eseri bunun birinci elden belgesidir. Engels hem Marksizmin köklerini ve kaynaklarını vurgular, hem de o köklerin ve kaynakların hangi noktalarda, nasıl aşıldığını açıklar. Bu yöntemi iyi kavramalıyız; çünkü günümüzde hem Bilimsel Sosyalizm, hem de Bilimsel Sosyalizmin kökleri saldırı altında. Küresel sermayenin ideolojik saldırısının hedef tahtasında hem Materyalizm var, hem de Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm. Hem Ütopik Sosyalizm var, hem de Bilimsel Sosyalizm. Hem Aydınlanma var, hem de Sosyalizm. Hem Newton ve Darwin var, hem de Marx ve Engels. Böyle komple bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımız günümüzde, Engels’in eserinin yöntemini kavramak, düşünce tuzaklarına düşmemek için önemlidir.
İdeolojik savaşımın en önemli cephelerinden biri de tarih. Köksüz, ipsiz sapsız, tarihsiz bir fikriyatın başarı şansı yoktur. Uygarlık tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Ezilenlerin, sömürülenlerin, yönetilenlerin, ezenlere, sömürenlere, yönetenlere karşı mücadelelerinin tarihidir. O halde bu binlerce yıllık tarih devrimci bir perspektifiyle damıtılmalı, ezilenlerden yana olan hiçbir unsur atlanmadan, günün savaşımında bir silaha dönüştürülmelidir. Tarihe karşı hovardalık yapma lüksümüz yok. Engels bu yöntemi hem tavizsiz hem de çok ince bir biçimde uyguluyor. Ütopik Sosyalizm ile Bilimsel Sosyalizm, Burjuva Materyalizmi ile Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm arasındaki farkı ortaya koyarken, eleştirdiği ütopyacı sosyalistleri ve materyalist filozofları da kendi tarih hazinesine (kendi müzesine) katıyor, yani aşıyor. Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’in bu perspektifle okunmasında da fayda var.
Aydınlanma burjuvazinin üvey evladıdır; dünya çapında emekçilerin ise öz evladı. Emekçilerin elinde aydınlanma, bir dönem kullanılıp bırakılacak bir araç olmayacak, gerçek niteliğini bulacaktır. Burjuva aydınlanması, ne dinsel düşünceye tavizler vererek ne de postmodernist yaklaşımlarla, sadece Emekçi Aydınlanmasıyla (Sosyalist Modernleşmeyle) aşılabilir. Formül kabaca şöyle: Ne kadar aydınlanma o kadar sosyalizm ve ne kadar sosyalizm o kadar aydınlanma… Engels’in eseri bu konuda bize sağlam bir teorik zemin sunuyor.

***

Marx ve Engels birer kâhin değildiler; bilim insanıydılar. Toplumsal olguları kılı kırk yararcasına analiz ettiler ve sonuçlar çıkardılar. Ama olguların elvermediği konularda spekülasyon yapmadılar. Bu nedenle, mevcut kapitalizmin olabildiğince derin bir eleştirisini yapmalarına karşın, sosyalist toplumun niteliklerine ilişkin pek fazla fikir yürütmediler, genel önermelerle yetindiler. Yine de, Marx’ın ölümünden sonra 12 yıl daha yaşamış olan Engels’in son çalışmalarından biri olan Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm’de 19. yüzyıl Marksizminin en gelişmiş ve derli toplu sosyalizm tahlilini bulabiliyoruz; özellikle “Bilimsel Sosyalizm” bölümünde. Bu bölüm, büyük toplumsal pratikleri içeren 20. yüzyıl sosyalizmine bir köprü ve sanki Lenin’in Devlet ve Devrim’ine yazılmış bir sunuş niteliğindedir.
Toparlarsak: Engels’in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm adlı eseri, 19. yüzyıl Marksizminin, insanlığın özellikle Avrupa’da 17. ve 18. yüzyıllarda geliştirdiği Bilimsel Devrim ve Aydınlanma atılımını damıtıp (aşıp), 19. yüzyıl Avrupa proletaryasının katkılarıyla bezeyip, 20. ve 21. yüzyıl insanlığına sunduğu evrensel teorik mirasın özetidir. Geçmişin bilgece değerlendirilerek geleceğin dinamizmine sunuluşudur.