Ana sayfa 115. Sayı Apoptoz: Sağlık ile Hastalık Arasındaki İnce Çizgi

Apoptoz: Sağlık ile Hastalık Arasındaki İnce Çizgi

Forum

132
PAYLAŞ

Okan Ok

Siz bu cümleyi okumayı bitirdiğinizde binlerce hücrenizi kaybetmiş olacaksınız. O hücreler sizin sağlıklı kalmanız için intihar ettiler. Yani fizyolojik koşullar altında öldüler. Üstelik ölecekleri önceden planlanmıştı. İşte bu bahsettiğimiz apoptoz olayıdır. Kısaca apoptoz, organizmanın normal işleyişi esnasında görülen ve düzenli olarak sürmesi gereken bir tür hücre ölüm şeklidir.

Hücreler doğarlar, belirli bir süre yaşarlar sonra da ölürler. Yaşam süresi hücre tipine göre değişir. Örneğin bağırsak hücreleri 3-5 günlük bir yaşam süresini takiben ölürken kalp kası ve sinir hücreleri çok daha uzun ömürlüdür. Bu saydığımız tüm olaylardan tutun da insan embriyosunun el parmakları arasındaki perdelerin kaybolmasına kadar tüm olaylar apoptoz ile meydana gelir. Apoptotik hücreler organizmanın bazı dokularında sürekli olarak oluşmaktadır ve bu ömür boyu devam eder. Böylece ölüm ve yeniden yapım bu dokularda dinamik bir denge halinde süregelir. Normal apoptotik hücre ölümü ve yerine yeni hücre yapımının günde yaklaşık 100 milyar hücreyi bulduğu hesaplanmaktadır. Bu hızda bir hücre ölümü ve yeniden yapımı yetişkin bir insanın vücut ağırlığının 1,5-2 yılda bir yeniden yapım ve yıkımı anlamına gelir.

Apoptotik süreç büyüme faktörlerinin eksikliği, hücre yaşlanması, HIV, kanser ilaçları, radyasyon gibi nedenler sonucunda başlar. Bu süreçte hücre bütünlüğünü korur ama giderek küçülür ve sonuçta yok olur. Apoptotik sürecin hayran verici diğer özelliği süreç başladıktan sonra geri dönülmez aşamanın hücrenin enerji santrali olan mitokondrinin aktivasyonu olmasıdır. Bu da enerji üretiminin hücrenin yaşamı için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Virüsler, hücreyi istila ettiğinde girdikleri hücreye kendi proteinlerini yaptırır ve hücrenin kendisi için gerekli proteinin yapımını durdurur. İşte burada apoptoz başlar ve hücre ”yararım olmayacaksa zararım da olmasın” felsefesiyle kendini öldürür. Fakat bazen güçlü ve kurnaz virüsler hücreye girdiğinde hücreye kendi işini yaptırmakla kalmaz ayrıca hücrenin kendini öldürmesini sağlayan tüm mekanizmalarına el koyar. İşte burada apoptoza gidemeyen hücreler hastalık oluşturur. Kanser oluşumunda da yine apoptoza gidemeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması rol oynamaktadır.

Apoptoz her zaman insanı hastalıktan kurtarmaz. Bazen de hastalığın sebebidir. Sinir hücreleri, aralarında bağlantıları uygun şekilde kurduktan sonra bir daha çoğalamayan hücrelerdir. Dolayısı ile bu hücrelerin çoğu ömür boyu yaşar. Oysa Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda apoptoz başlayarak sinir hücrelerinin ölmesine yol açar.

Buraya kadar sürekli programlı ve fizyolojik ölüm olan apoptozdan bahsettik. Peki tüm ölen hücrelerimiz programlı mı ölüyor? Cevap hayır. Çünkü nekroz adı verilen ve apoptozdan farklı olan bir hücre ölüm şeklimiz daha var. Üstelik 1970’lere kadar bilinen tek ölüm şekli bu. Apoptozu daha iyi anlayabilmek için nekroz konusuna da değinmenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Nekroz hücrenin geri dönüşümsüz şekilde hasar görmesi sonucu görülen patolojik ölümdür. Örneğin yanık durumunda aşırı ısıya maruz kalan veya yeteri miktarda kan akımı alamayan vücut parçası nekroza uğrayıp cansız doku haline gelebilir. Apoptoz hem hastalık hem sağlıkta ortaya çıkarken nekroz sadece hastalıkta meydana gelir.

Doku dengesi hücre ölümü ve yeniden yapımı arasındaki uyuma bağlıdır. Apoptozun önemi çeşitli biyolojik olaylarda gereksiz, hasarlı veya zararlı hücrelerin yok edilişinin sağlamasında ve organizmanın iç dengesinin devamlılığına katkıda bulunmasından ileri gelmektedir. İşte bu hassas terazinin dengesinin bozulması hastalıklara yol açar.