Ana sayfa 116. Sayı Ölümünün 42. yılında Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve eserleri

Ölümünün 42. yılında Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve eserleri

142
PAYLAŞ

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, yaşamını insanlığın kurtuluşuna adamış, örgütlü pratik mücadeleden geri durmamış, devrimci duruşuyla örnek bir eylemci, örnek bir insandır. Ölümünün üzerinden geçen 42 yıl, onun yaşamının, mücadelesinin ve eserlerinin önemini azaltmamış, aksine daha da önemli hale getirmiştir.

 

Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir teorisyeni, komünist militanı, önemli bir biliminsanı Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı 1971 yılının 11 Ekim’inde Belgrad’da kaybetmiştik. 1902’de yine o zamanki Yugoslavya topraklarında, Priştine’de doğmuş olan bu büyük devrimci, 69 yaşında doğduğu topraklara yakın bir yerde acılar içinde yaşama veda etmişti. Kıvılcımlı, yaşamını insanlığın kurtuluşuna adamış, örgütlü pratik mücadeleden geri durmamış, devrimci duruşuyla örnek bir eylemci, örnek bir insandır. Ölümünün üzerinden geçen 42 yıl, onun yaşamının, mücadelesinin ve eserlerinin önemini azaltmamış, aksine daha da önemli hale getirmiştir.

 

“Kızıl bir profesör olarak çıkacağız”

Balkan “bozgunu” ile akın akın İstanbul’a göç eden kalabalığın içindeki küçük Hikmet, giderek ülkenin en önemli devrimcilerinden biri olmuş, yaşamı, eserleri ve devrimci duruşuyla da yolumuzu aydınlatmıştır.

Çok genç yaşında, emperyalist işgale karşı silahlı direnişe de katılan Kıvılcımlı, önce Yörük Ali çetesinde, sonra da Köyceğiz Kuvayımilliye Komutanlığı emrinde işgalcilere karşı savaşır. Nihayet Askeri Tıbbiye öğrencisi iken, Türkiye Komünist Partisi hücresinde örgütlü olarak işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine katılır ve son nefesine kadar da bir an bile o mücadeleden kopmaz. 1925 yılındaki kongrede gençlik temsilcisi olarak seçilir. Partinin yayın organı olan Aydınlık’ın özel gençlik sayılarında Ahmet Tevfik takma adıyla yazıları yayınlanır. Aynı yıl tutuklanarak, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp mahkûm olur. Böylece tutuklama, işkence ve zindan devri de açılmış olur.

1927 yılında yaşanan TKP içi kırılmada, o zamanki yöneticilerden Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir gibilerin, zamanın Kemalist hükümetiyle anlaşıp TKP’yi likide ederek partiyi polise ifşa etmeleriyle birlikte, diğer yöneticilerle beraber Kıvılcımlı da tutuklanır, 4 ay hapis yatar.

1929 İzmir Tevkifatı, Kıvılcımlı’nın siyasi yaşamında önemli bir dönüm noktası olacaktır. Tutuklanma ve yargılanma sırasında polis işkencelerine karşı destansı bir direniş gösterir. Mahkemede de siyasi savunma yaparak sistemle hesaplaşır. Bu davanın özelliklerinden biri de, Laz İsmail lakaplı İsmail Bilen’in çözülme, iftira ve provokasyon yaşamının başlangıcı olmasıdır. Yargılama sonucu, 4 yıl 6 ay hapse mahkûm edilir. O zamanki İzmir Hizmet Gazetesi’nin 29 Temmuz tarihli haberine göre:” Dr. Hikmet ise, kahverengi şapkasını giyerek, büyük bir soğukkanlılıkla; ‘Hepimiz, çıkarken kızıl bir profesör olarak çıkacağız’ demiş ve gülmüştür”

 

Cezaevinde yazılan dev eser

Hükümlülerin hepsi değil ama Hikmet Kıvılcımlı, hapishaneyi, her anını çalışarak ve üreterek geçirdiği bir üniversiteye dönüştürmeyi başarmıştır. 1933 yılında Elazığ cezaevinden çıkarken, onlarca cilt çeviri ve orijinal eserler vardır dağarcığında. 10 yıllık parti yaşamının deneyimleriyle yazdığı ve o zamanki merkez komiteye tartışılması umuduyla sunduğu TKP’nin Eleştirel Tarihi: YOL adlı 9 ciltlik eseri de bunlardandır. Bu eserler: “Genel Düşünceler”, “Yakın Tarihten Birkaç Madde”, “Parti’de Konaklar ve Konuklar”, “Parti ve Fraksiyon”, “Strateji Planı, Düşman: Burjuvazi”, “Strateji Planı, Müttefik: Köylü”, “İhtiyat Kuvvet, Milliyet: Şark” ve “Legaliteyi İstismar” başlıklarıyla bölümlenirler. YOL serisi, o zamanki parti yöneticilerince sümenaltı edildikleri gibi, yazılışlarından 45 yıl sonra, 1978 ve sonrasında ancak yayınlanabilmiştir.

Bu çok önemli eserinde, eser dizisini yazdıran şartları “Genel Düşünceler” başlıklı bir giriş cildiyle açıklar. Daha sonra Tanzimat’tan Cumhuriyet’e sınıfların gelişimini inceleyen “Yakın Tarihten Birkaç Madde” gelir. Bu genel değerlendirme ve incelemelerden sonra artık parti (TKP) içine döner yüzünü. “Partide Konaklar ve Konuklar”, adı üstünde o zamana dek partiye katılmış, dökülmüş ya da dökülmemiş ama tümü de toplumsal sınıf ve tabakaların eğilimlerine denk düşen davranışlar göstermiş eğilimlerin sergilenmesine girişir. Ütopizm, uvriyerizm vb. akımları sergiler. “Parti ve Fraksiyon” kitabı ise, partide o zamana kadar var olan fraksiyon ve fraksiyonculukları teşhir eder. Anarko-bundizm, kuyrukçuluk, otzovizm, ültimatomculuk gibi sapmalarla savaşır. İsim vermeden Laz İsmail’in provokasyonunu sergiler. Bunlardan sonra 4 kitaplık “Strateji” bölümü gelir. TKP’ne, bundan sonra izlemesi gereken strateji planı önerilir. İlk bölümün adı zaten “Strateji Konusu”dur. Bu bölümde genel olarak stratejinin tanımı ve önemi anlatıldıktan sonra, diğer bölümlerde, Türkiye’nin sınıf mevzilenmelerine göre bu strateji planı somutlaştırılır. İkinci bölüm “Düşman: Burjuvazi”dir. Burada Türkiye Finans-Kapitalinin gelişiminden çok, o günkü örgütlülük düzeyi ve Kemalizmin nasıl bir ekonomik-siyasi ağla ülkeyi boyunduruk altına aldığı anlatılır. Daha sonraki “Müttefik: Köylü” bahsinde, işçi sınıfının en yakın müttefiki olan yoksul köylülüğün içinde bulunduğu durum incelenip, partiye bu kesimi devrim mücadelesine kazanmanın yolları, Menemen Olayı’nda gericilerin örgütlenme biçimi de örneklenerek anlatılır. Devrim stratejisinin en önemli konularından olan yedek güçlerde en önemlisi olan Kürt proletaryasının kazanılması konusu da “Yedek Güç: Milliyet Doğu (Şark)” kitabında alabildiğine işlenir. Tekmil Kürdistan proletaryasının tek bir partide örgütlenmesi ve TKP’nin de bu örgütlenmeye nasıl “ağabeylik” edebileceği somutlanır. Ve nihayet serinin son kitabı olan “Legaliteyi Kullanma (İstismar)” kitabında da, gizli bir parti olan TKP’nin yasal olanakları nasıl kullanması gerektiği ve kullanabileceği son derece ajitatif bir biçimde anlatılarak bu dev eser bitirilir.

 

Çeviriler ve telif eserler

Cezaevinden çıktıktan sonra, “kendi elimle partiye mal ettiğim” dediği Marksizm Bibliyoteği Yayınları’nı 1935 yılında kurar. Bu yayınevinden Gündelikçi İş ile Sermaye (Marx), Karl Marx’ın Ekonomi Politiği, Sosyalizmi, Taktiği (Lenin), “Karl Marks’ın Hayatı, Felsefesi, Sosyolojisi (Lenin) ve Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesi’nin Sonu (Engels) kitapları Kıvılcımlı’nın çevirileri olarak çıkar. O zamanki hayat arkadaşı ve partili devrimci yoldaşı olan Fatma Nudiye Yalçı’nın çevirdiği Enternasyonal Açış Hitabesi (Marx) ve Marksizmin Prensipleri (Engels) ile Çeviren: C. M. imzasıyla, Maymun’un  İnsanlaşması Prosesinde Emeğin Rolü (Engels) kitapları da çeviri serisinden çıkarılır.

Yine aynı yayınevi ve daha sonra kurulan Emekçi Kütüphanesi Yayınları’ndan telif eserler olarak da, Türkiye İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı, Marksizm Kalpazanları Kimlerdir?, Edebiyatı Cedide’nin Otopsisi, İnkılapçı Münevver Nedir?, Emperyalizm: Geberen Kapitalizm, Demokrasi, Türkiye Ekonomi Politikası, Marks-Engels – Hayatları, Sosyete ve Teknik (F. N. Yalçı imzasıyla), İspanya’da Neler Oluyor (Hasan Ali imzasıyla) ve Sovyetler’de Stahanov Hareketi (Hasan Ali imzasıyla) kitapları ardı ardına yayınlanır. Bu yayın serisiyle Kıvılcımlı, bir yandan Marksizmin temel kavramlarını çevirilerle yaymaya, diğer yandan da orijinal araştırmalarla işçi sınıfının kurtuluşu yolunu aydınlatmaya çalışmaktadır. Telif eserlerden Türkiye’de İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı’nda, o günkü istatistiklerle, Türkiye işçi sınıfının niceliksel ve niteliksel varlığı ortaya konur. Varlığı ve eylemleriyle işçi sınıfının öncülüğü kavratılır. Edebiyat-ı Cedidenin Otopsisi kitabı, Kıvılcımlı’nın cezaevinde iken okuduğu bir Edebiyat-ı Cedide seçkisinin eleştirisidir. Bu eleştiri, Cemil Meriç’in deyimiyle “bir edebiyat eleştirisiyle, bir çağın hastalıklarının teşhiri”dir. Emperyalizm Geberen Kapitalizm, Lenin’in kitabından benzetmeyle, Türkiye Finans-Kapitali’nin nasıl gelişip, emperyalist ilişkiler içinde yer aldığını daha o günlerde (1935) ortaya koyar. İnkılapçı Münevver Nedir broşüründe, o günlerde ölen Fransız Komünisti Henri Barbüs’ün kimliğinde devrimci bir aydının karakterini tespit eder. Devrimci bir aydını, kitle adamı, parti adamı ve enternasyonalist olarak tanımlayıp, Barbüs’ü örnek gösterir. Demokrasi, Türkiye Ekonomi Politikası kitabı için ilerde kendisi şöyle diyecektir:

“Ölüm döşeğinde Mustafa Kemal, kendisini çoktan öldürmüş, mumyalamış ve içinden çıkılmaz bir mezar-ehrama gömmüş bulunan finans-kapitale en son hizmetini yaptı: Toprak reformu geveleyen İnönü’yü düşürdü.

“Yerine İş Bankası haydut yatağında: ‘Bir torba altın verdim, bana bir çuval altın getirdi’ dediği Celal Bayar’ı Başvekil yaptı.

“Bunu beklemiyor değildim. Hatta Emperyalizm kitabında, yazılı olarak daha 1935 yılı, Bayar’ın 1937’de olduğu gibi, Türkiye Ekonomi ve Politikasının başına buyruk olacağını yazmış, 1950 DP saltanatını sezmiştim.

“1937 Darbesi, Naziliğin Türkiye’yi finans-kapital dehlizlerinden teslim alış prosesini taçlandırmıştı.

“ … O vesile ile oturdum Demokrasi: Türkiye Ekonomi Politikası’nı yazdım. Orada ne dediklerim yayınlandı” (Günlük Anılar, s.297)

Marks Engels – Hayatları kitabında dünyayı değiştirmenin metotlarını ve kanunlarını öngörmüş bu iki büyük insanın hayatlarından ve özel yaşamlarından kesitler vererek onları nasıl örnek almamız gerektiğini veciz bir şekilde anlatır.

 

El konulan İslam ve Osmanlı tarihi incelemeleri

Bu yayınların yanında o dönem yayınlanan Yeni Adam, Her Ay gibi dergilerde yazılar da yazmaktadır. Nihayet 1937 1 Mayıs’ından başlayarak, Karl Marx’ın Kapitalini fasiküller halinde yayınlamaya başlar. 20’şer sayfalık bu fasiküller ancak 7 sayı yayınlanabilir. O dönemde yazdığı ve yayınlayacağını ilan ettiği, “Din Tarihinin Materyalizmi”, “İslam Tarihinin Materyalizmi”, “Osmanlı Tarihinin Materyalizmi ve “Bergsonizm” adlı kitaplarını yayınlayamadan, ünlü Donanma Davası provokasyonu ile yeniden tutuklanır ve 12 yıl hüküm giyer. Sultanahmet ve Çankırı cezaevlerinden sonra 11 yılını Kırşehir cezaevinde geçirip, 1950 affıyla çıkar. Yine onlarca eserle tabi.

Burada adı geçen “Din Tarihinin Materyalizmi”, “İslam Tarihinin Materyalizmi”, “Osmanlı Tarihinin Materyalizmi” eserleri için Kıvılcımlı’nın yayınlanmamış bir önsöz denemesinde şöyle bir saptaması var:

“1938 Yavuz davasında, gerek Osmanlı, gerek İslam tarihinin maddesi üzerine olan el yazmaları, gizli polisçe birer suç belgesi imişçe gasp edildi. Ve bir daha o el yazmalarının tek tük, eksik taslaklarından başka izini tozunu bulamadık. Hele Kur’an-ı Kerim’i satır satır izleyerek özenle temiz ettiğimiz İslam Tarihinin Maddesi kitabın 1. cildi bağırta çağırta yok edildi. Söz verilmişken, yıllarca sonra bulunamadığı gerekçesiyle geri verilmedi.” (Tarih Yazıları, s.12, Sosyal İnsan Yayınları)

İşte o yok edilen 1. cilt, muhtemelen “Din Tarihinin Materyalizmi” incelemesidir. Kalan artıklar ise daha sonra Allah-Peygamber-Kitap başlığıyla toplandı. Osmanlı tarihi üzerine yazdığı 3 ciltlik çalışması da yine Sosyal İnsan Yayınları tarafından tam metin olarak 2007 yılında tek kitap halinde yayınlandı. Kıvılcımlı, Osmanlı tarihi üzerindeki bu incelemesini hem orijinal Tarih Tezi’nin bir uygulaması, hem de bugünkü Türkiye toplumunun içinden çıktığı Osmanlı toplum yapısının özgün ve alternatif bir değerlendirilmesi olarak yapmıştır.

 

Vatan Partisi

Bu arada 1951 yılında o zamana kadarki en büyük TKP tutuklamaları olur. Mevcut TKP yöneticileri toplanır. Kıvılcımlı son yıllarda hapiste olduğundan tutuklama dışında kalmıştır. Burjuvazinin “komünistlerin kökünü kazıdık” demagojilerine karşılık, dışarıda kalan kadrolardan kimileri ve işçileri toplayarak, “İşçi sınıfının hak ve varlığını korumak” sloganıyla, 1954 yılında Vatan Partisi’ni kurar. Vatan Partisi 3 yıllık ömründe fazla bir örgütlenme başarısı gösteremez ama gerek varlığıyla, gerekse 1957 seçim kampanyasındaki faaliyetleriyle sosyalistlerin sesinin kısılamayacağını dosta düşmana gösterir. Bu dönemde – 1953 yılında, İstanbul’un fethinin 500. yılı dolayısıyla yayınladığı “Fetih ve Medeniyet” broşürüyle, daha sonra geliştirip yayınlayacağı Tarih Tezi ışığında İstanbul’un fethini yorumlar. Bu fethi, önemli bir şehrin alınmasının çok ötesinde, antika tarihte oldukça önemli bir olay olarak yorumlar. Bunun dışında daha çok parti çalışmalarına ilişkin yayınlar yapar Kıvılcımlı. Vatan Partisi’nin kuruluş gerekçesi olan Kuvayımilliyeciliğimiz, 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Anayasa Kürsüsü’nün bir anketine cevaben yazdığı ve Suat Şükrü imzasıyla yayınladığı Anayasa Teklifi ve 1957 yılı bütçesi eleştirisi olarak yazdığı Siyasetimiz ve bir sendika kongresini hicvettiği uzun şiirden oluşan, Dede Hande ismiyle, Soğan Ekmek Kongresini yayınlar. Bu sırada, Partinin yayın organı olarak, aylık çıkan ve ancak 4 sayı yayınlanabilen Vatandaş gazetesi de çıkarılır. Bu yayınlardan Vatan Partisi Programı, Kuvayımilliyeciliğimiz ve Anayasa Teklifi bir bütün halinde Türkiye’nin Demokratik Devrimi’nin asgari programını oluştururlar.

1957 seçimlerine katılan Vatan Partisi, iktidar yanlılarının kışkırtma ve saldırıları altında kısıtlı bir seçim çalışması yapar. İstanbul’un Eyüp ilçesindeki seçim mitinginde yaptığı ünlü “Eyüp Konuşması”ndan sonra tutuklanır ve Vatan Partisi’ne de kapatma davası açılır. 2 yıl süren ağır tutukluluk hali ve yargılamalardan sonra Vatan Partisi beraat eder.

Burada Eyüp konuşması üzerine kısa bir yorum yapmak lazım. Bu konuşmada İslamiyet’in doğuş çağındaki, mülkiyete ve faize karşı olan özünün sosyalizm açısından değerlendirilmesi yapılır. Bu bakımdan son derece orijinal ve öncü bir değerlendirmedir. Ancak konuya yüzeysel bakıldığında sanki günümüzde de İslamiyet övülüyormuş izlenimi çıkarılmaktadır. Nitekim Kıvılcımlı için, çoğu zaman iyi niyetle “Müslüman Komünist” nitelenmesi yapılabilmektedir. Kıvılcımlı ne herhangi bir dindendir, ne de herhangi bir dine karşıdır. O, kendi ülkesinin insan yapısını iyi kavramış, bilinçli bir Tarihsel Materyalisttir. Kendi kaleminden yazdığı yaşam öyküsünde: “Kul ya eyyühel kafirun.. suresinden materyalizme atlayış” diyerek kendi konumunu açıkça belirtir.

 

60’lı yıllardaki kitap ve yazıları

27 Mayıs olmuştur. Milli Birlik Komitesi görevdedir. İşçi sınıfının politik bir örgütü yoktur ama Kıvılcımlı işçi sınıfı adına MBK’yı yönlendirmek amacıyla iki açık mektup yazar MBK’ya. Ve bunları II. Kuvayımilliyeciliğimiz adıyla kitaplaştırır.

1965’te yeniden kitap yayınlamaya başlar. Tarihsel Maddecilik Yayınları’nı kurmuştur. Bu dönemde ilk olarak Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi yayınlanır. Sonra, 30 yıla yakındır üzerinde çalıştığı, Antika Tarihin gidiş kanunları üzerine orijinal görüşlerini tezleştirdiği Tarih-Devrim-Sosyalizm, ardından da tezini somutladığı bir örnek olarak, İlkel Sosyalizm’den Kapitalizme İlk Geçiş: İngiltere kitaplarını yayınlar. Yine bu dönemde Karl Marks’ın Özel Dünyası yayınlanır. Türkiye İşçi Partisi’ne tekliflerden oluşan Uyarmak İçin Uyanmalı, Uyanmak İçin Uyarmalı ve bir gazetenin yarışmasına Sadık Göksu ismiyle yolladığı Türkçe’nin Üreme Yolları, kitap olarak 1966 yılında basılırlar.

1967 yılı başlarında haftalık olarak yayınlayacağı Sosyalist gazetesini çıkarmaya başlar. İmkânsızlıklar yüzünden ancak 7 sayı yayınlanabilir gazete. Gazetesi kapanınca, o zamanlar çıkan başka sol dergilerde yoğun olarak yazmaya başlar. Ant, Türk Solu ve Aydınlık dergilerinde sayısız makaleleri çıkar. Bu yazıların tamamını burada sıralamayacağız ama sadece belli başlı birkaç tanesini anmak bile, onun Türkiye ve dünya meselelerindeki duyarlılığını ve ustalığını göstermemize yeter. “Deccal Kapımızı Nasıl Çalıyor?”, Çek Meselesi mi, Dünya Meselesi mi?”, “Sayın İ. İ. Paşa’ya Açık Mektup”, “Üretim Nedir?”, “Türkiye Halkının Teşkilatlandırılması”, “Türkiye’de Sınıflar ve Politika”, “Lenin ve Türkiye”, “Çin Halk Cumhuriyeti-Kızıl Bekçiler”, “Kendimize Gelelim, Ya Birleşmek Ya Ölüm (Kanlı Pazar üzerine)”, “Ho Amca’nın Düşündürdüklerinden”, “ Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler”, “Gençliği Azıcık Anlayalım”, “Dinin Türk Toplumuna etkileri”.  Ve bunlar gibi daha onlarca yazı.

1970 yılında yeniden kitap ve yazı çalışmalarına hız verir Kıvılcımlı. Yükselen 68 hareketinin finans kapitalce tuzaklara çekilmeye, özellikle üniversite gençliği üzerinde sürek avlarının düzenlenmeye çalışıldığı günlere gelinmiştir. Bir yandan işçi sınıfını ve gençliği işçi sınıfı partisinde örgütlemek, öte yandan da her gün yükselen provokasyonlara karşı herkesi uyarmak için sağlığının bozuk, yaşının ileri olmasına bakmadan kan ter içinde çalışmaktadır. Son 2 yılda, 8’i narkozlu 13 operasyon geçirmesine karşın (prostat kanserlidir),  kitaplar ve gazete yayınlamakta, ulaşabildiği ve çağrıldığı her yere giderek konferanslar vermektedir. 1970-71’de 26 sayı yayınlanan Sosyalist gazetesi, 1971 Nisan ayının sonunda sıkıyönetimce kapatılır.

Bu yıllarda yayınlanan kitaplar da: Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu, Oportünizm Nedir?, Halk Savaşının Planları, Devrim Zorlaması, Demokratik Zortlama, Anarşi Yok! Büyük Derleniş!, İşçi Sınıfı Partisi Nedir: Vatan Partisi Tüzüğü ve Programı, 27 Mayıs ve Yön Hareketinin Sınıfsal Eleştirisi, Toplum Biçimlerinin Gelişimi, Metafizik Sosyolojiler ve bazı kitapların o dönem yapılan 2. baskıları.

 

“Üç ölüm cezası ile mahkûm bulunuyorum”

1971 Nisan ayında Sıkıyönetimce aranmaya başlar Kıvılcımlı. Evinden ayrılır ve ölümüne kadar geçen süre trajik bir kaçış öyküsüdür. İdamla aranmaktadır, prostat kanserinden dolayı ölüme yaklaşmaktadır. Bir de… Kendi satırlarından aktaralım:

“Şimdi üç ölüm cezası ile mahkûm bulunuyorum:

“1 – Prostat Adeno Karsinom başlangıcı. Yetmişinde insan için tabii idam hükmüdür. Ona bir diyeceğim yok. Ondan kaçamam.

“2 – Türkiye’de Sıkıyönetim Mahkemesi: ‘Yılanın başı’, ‘Azılı komünist’ olarak, idam cezasıyla tevkifime karar verdi. Bunu da sosyal ve politik bakımdan ‘tabii’ sayıyorum. Bundan kaçtım.

“3 – Nerede ve hangisi olduğunu bilmediğim bir ‘Türkiye Komünist Partisi’, beni bu sıra Parti’den atmış. Bu moral ‘idam kararını artık ‘tabii’ bulamıyorum. Ve kaçamıyorum.

“1. ve 2. ölüm cezaları olacağına varır. 3. ölüm cezasına karşı hiç değilse burjuva mahkemelerindeki kadar savunma hakkımı kullanmazsam, bu savaş dünyasından giderayak, son görevimi yapmamış olurum.”…..

 “1971 Haziranı Sofya’da -bana değil, yanımdakilere- benim ‘Türkiye Komünist Partisinden atıldığım söylendi.

“O güne dek, ‘Parti’ adına hiç kimse bana özel yaşantım veya ideolojim açısından en ufak bir eleştiri yahut bildiri yapmadı. Düşünce ve davranışlarıma karşı yalnız ‘saygı gösterileri duydum.”

İşte bu üç ölüm cezası el ele vererek, biri diğerinden zerrece farklı ve insaflı olmadan, bu büyük devrimcinin, ülkesinden, kavgasından ve sevdiklerinden uzakta, Belgrat’ta bir hastanede ölmesini sağlarlar.

11 Ekim 1971 günü aramızdan ayrıldı Kıvılcımlı.

 

Henüz yayınlanmamış eserler de var

Aramızdan ayrılışının üzerinden 42 yıl geçmiş. Bu yıllarda Kıvılcımlı’yı anlama ve anlatma yolunda iyi niyetli birçok girişim oldu. Ancak bu kadar yıl sonra bile yeterince anlaşıldığı ve anlatıldığını söylemek mümkün değil. Yazıp da insanlığın kurtuluşuna ve hizmetine sunduğu on binlerce sayfalık (yaklaşık 50.000 sayfa) çalışmalarının yayınlanması konusunda da iyi niyetli kimi girişimler oldu kuşkusuz. Ancak eserlerinin de sistemli bir biçimde yayınlanması pek mümkün olamadı. 2007-2011 yılları arasında Sosyal İnsan Yayınları, bu eserlerin tümünü, “Bütün Eserler” formatında yayınlamaya girişti. Yayınlanan kitapların düzgün bir sıra ile yeniden basılmalarının yanı sıra, yayınlanmamış eserler de eski yazıdan yeni yazıya aktarılarak yayına hazırlanmaya çalışılıyordu. 2008 Şubatında, yazılışından 72 yıl sonra yayınlanan Bergsonizm kitabı buna örnektir.

Kıvılcımlı yayıncılığında çok önemli bir adım sayılması gereken bu önemli girişim de ne yazık ki dondurulmuş durumda. Oysa daha yayınlanmamış o kadar çok eseri var ki. Örneğin önemli bir felsefi inceleme olduğuna inandığımız Hegel kitabı bugünlerde yeniden yeni yazıya aktarılmaya çalışılıyor. Yayınlandığında önemli bir Hegel eleştirisi olarak Kıvılcımlı külliyatında apayrı bir yer tutacaktır. Bugüne kadar Kıvılcımlı yayıncılığında emek harcayanlar, bundan böyle de boş durmayacaklar elbette. Kıvılcımlı’nın yayınlanmamış tek bir satırı kalmayıncaya değin çalışacaklardır.

Ölümünün 38. yılında (2009) bu önemli düşünce ve eylem adamı büyük devrimci, adına, eserlerine ve mücadelesine layık, çok anlamlı bir biçimde anıldı. Türkiye sosyalistlerinin büyük çoğunluğu, kimi düzenlemeci, kimi destekçi ve katılımcı olarak, ortak bir anma programı uyguladılar. Yazar Vedat Türkali’nin de konuşmacı olarak katıldığı bu önemli ve vefalı girişimin ne yazık ki arkası gelemedi, gelenekselleşemedi.

Türkiye sosyalizminin bu en üretken ve büyük devrimcisini sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.