Ana sayfa 117. Sayı 2013 Nobel Tıp/Fizyoloji Ödülü: Hücrede hatasız taşımacılığın perde arkası

2013 Nobel Tıp/Fizyoloji Ödülü: Hücrede hatasız taşımacılığın perde arkası

Bilim Gündemi

167
PAYLAŞ
Soldan sağa: James E. Rothman ,Randy W. Schekman ve Dr. Thomas C. Südhof.

Şule Dede

 

Hücreler birer molekül fabrikasıdır ve ürettikleri moleküllerin hücre içinde ya da hücre dışına taşınmasını sağlarlar. Taşımacılık işi hatasız bir şekilde işler; doğru paket her defasında doğru adrese doğru zamanda ulaştırılır. Örneğin, pankreas hücreleri insülin üretir ve kana bırakır. Nörotransmitter denilen kimyasal sinyaller bir sinir hücresinden diğerine gönderilir ve bu iletişim insanların yürümesini, konuşmasını, şarkı söylemesini ya da sıcak bir fırından elini çekmesini sağlar. Peki, ama bu mükemmelliğin arkasındaki mekanizma nasıl çalışır? İşte bu soruyu cevaplamak üç biliminsanına Nobel Ödülü’nü getirdi: James E. Rothman (Yale Üniversitesi), Randy W. Schekman (California Üniversitesi) ve Dr. Thomas C. Südhof (Stanford Üniversitesi).

Yaptıkları çalışmalar sonucunda araştırmacılar moleküllerin kesecikler içinde taşındıklarını ortaya çıkardı ve bir hücrenin içindeki molekül trafiğinin herhangi bir şehrin en yoğun zamanı kadar karmaşık olduğunu… Her araştırmacı hücrelerdeki taşıma sisteminde doğru paketin doğru zamanda doğru yere ulaşmasını sağlayan mekanizmanın farklı yönlerini keşfetti. Araştırmasına 1970’lerde başlayan Dr. Schekman kesecik trafiği için gereken gen setini keşfetti. Dr. Rothman 1980-90 arasında yaptığı çalışmalarda keseciklerin hedefleri ile birleşip kargoyu iletmelerini sağlayan protein düzeneğini aydınlattı. Dr. Südhof ise keseciklerin doğru zamanda kargolarını bırakmak üzere sinyaller ile nasıl yönlendirildiğini açıklığa kavuşturdu.

Membran adı verilen kabukla kaplı küçük kesecikler,  değişik bölümler arasında kargo getirir götürürler. Taşıma sistemi sinirleri harekete geçirir ve aynı zamanda hormon ve enzimleri kontrol eder. Mükemmel biçimde işleyen bu kontrol sistemindeki bir karışıklık ciddi zararlara neden olur. Bu aksaklıkların, bazı nörolojik hastalıkların, diyabetin ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkların oluşumuna katkı sağladığı düşünülüyor.

Bu araştırma için 49 milyondan fazla bütçe ayıran National Institues of Health’in bütçe kesintileri nedeniyle pek çok personelini evine göndermek zorunda kalması ise ABD bilim dünyasının gündeminde Nobel ödülü ile birlikte yer buldu. Bütçe bulma zorunluluğu ve sıkıntısını merkeze alan tartışmalar hakkında Rothman, bilimsel araştırmalarına başladığı zaman ortaya atılan fikrin dışında hiçbir şeyin araştırmayı sınırlamadığını ve ne kadar yüksek olursa olsun her türlü riskin alınabildiğini söyledi. Kendisinin beş yıl boyunca başarısız olduğunu anlatan Rothman’a göre günümüzde riskli fikirler için daha az destek var.

Kaynak: http://www.nytimes.com/2013/10/08/health/3-win-joint-nobel-prize-in-medicine.html

Nobel Tıp/Fizyoloji Ödülü hakkında…

* Bu yıl verilen, 1901’den beri 104. Nobel Tıp/Fizyoloji ödülü.

* Tıp/Fizyoloji alanında Nobel ödülü alan araştırmacıların yaş ortalaması 58. En genç araştırmacı 1923 yılında 32 yaşında iken ödül kazanan Frederick G. Banting. 1966 yılında 87 yaşında ödül sahibi olan Peyton Rous ise listenin en yaşlısı. Bu yılın yaş ortalaması ise 61.

* Verilen 104 ödülün 8’inin sahibi kadın. (1947 – Gerty Cori, 1977 – Rosalyn Yalow, 1983 – Barbara McClintock, 1986 – Rita Levi-Montalcini, 1988 – Gertrude B. Elion, 1995 – Christiane Nüsslein-Volhard, 2004 – Linda B. Buck, 2008 – Françoise Barré-Sinoussi, 2009 – Elizabeth H. Blackburn ve Carol W. Greider)

* Erik Lindenberg tarafından tasarlanan ödül madalyasında kucağında açık bir kitapla betimlenen bir kadın, yanındaki hastanın susuzluğunu gidermek için kayadan çıkan suyu elindeki kaba doldurmaktadır.

* 1930’larda şizofreni, anksiyete ve depresyon hastalarını tedavi etmek amacıyla lobotomi (ön beyin lop bağlantılarının cerrahi müdahaleyle kesilmesi) yöntemini geliştiren Antonio Moniz bu çalışmasıyla 1949 yılında Nobel Tıp/Fizyoloji ödülünü aldı. Ne var ki 1950’li yıllarda bu yöntemin sanıldığı kadar işe yaramadığı ve uzun vadede ciddi yan etkileri olduğu sonucuna varılınca yöntem terk edildi.

* Johannes Fibiger, fare ve sıçanlarda Spiroptera carcinoma adını verdiği bir organizmanın kansere neden olduğunu iddia eden bir araştırma yayımladı. Kanserin tedavisinin bulunduğu söyleniyordu ve 1926 yılında Fibiger Nobel ödülünü aldı. Fakat daha sonra tümör oluşumunun başlıca sebebinin bu organizma olmadığı anlaşıldı.