Ana sayfa 119. Sayı Hafızada “Google etkisi”

Hafızada “Google etkisi”

122
PAYLAŞ

Bir şarkının sözlerini tam olarak hatırlayamadığımız zaman, internet de yoksa, şarkıyı aklımızdan bir türlü de çıkaramıyorsak yapacağımız ilk iş bu bilgiye sahip olduğunu düşündüğümüz bir tanıdığı aramaktır. İşte 1985’te geçişken hafıza hipotezini ortaya atan Wegner’in çıkış noktası da bu.  Fakat Wegner birbirini yakından tanıyan insanların bu kadarla kalmayarak bazı bilgileri birbirlerinin hafızalarına emanet ettiğini söylüyor. Başka bir deyişle, belli bir sosyal çevrede hafızalar arası işbölümü yapıyoruz.

Araştırmasını önce aile ve çiftler üzerinden gerçekleştiren Wegner, daha sonra hipotezinin kapsamını, birlikte çalışan kişilere kadar genişletir. Buna göre, bizler yalnızca kendi hafızamızda depoladığımız bilgileri değil, aynı zamanda hangi bilgileri kimlerin depoladığını da biliriz. Bu bilgi, depoladığımız bilgileri şekillendirir. Kendi örnekleriyle, diyelim ki bir çift bir doğum günü davetiyesi alır. Çiftin paylaştığı uzun deneyimler, onların bir sonraki adımlarını belirler: Biri doğum gününe resmi mi yoksa günlük kıyafetlerle mi gidileceğini hafızasına not alır; diğeri ise, yer ve zamanı.

Wegner’e göre yeni bir bilgi ile karşılaştığımızda, bazı bilgi ve kavramları hatırlama yükümlülüğünü otomatik olarak içinde bulunduğumuz sosyal grup içinde dağıtırız. Bir kısım bilgiyi kendimiz hatırlarken bir kısmını başkalarının hatırlayacağına güveniriz. Bu bölüşüm, grup içinde gereksiz yere çifte enerji harcanmasını engeller ve hafıza kapasitesinin bir bütün olarak genişlemesini sağlar. Grubun bilgi kaynağından yararlanmak karşılığında, biz de bu bilgi kaynağını kendi sorumlu olduğumuz alana ilişkin bilgi derinliğimizi artırmak üzere kullanırız. Bilgi sorumluluğunu paylaşan grup üyeleri, kendi başına sağlayabileceğinden daha derin ve geniş bir bilgi birikimine ulaşabilir hale gelir.

Ta ki internetle karşılaşana kadar… Daniel Wegner ve danışmanı olduğu öğrencisi Adrian F. Ward’ın  Scientific American’da yayımlanan makalesine göre internet, alışageldiğimiz bu ağı bozuyor. Neredeyse her türlü bilginin erişilebilir olduğu internet teknolojisi, ortak hafıza oluşturduğumuz insanların ve hatta kendi bilişsel becerilerimizin yerini alıyor. İnternet, hafıza paylaşımı için çevremizde insan olması gerekliliğini kaldırıyor. Ayrıca yeni öğrenilen önemli bilgilerin biyolojik hafıza bankamıza kaydedildiğinden emin olma dürtümüzü de baltalıyor. İşte Wegner ve Ward buna “Google etkisi” diyor.

Bu savlarını araştırmak için iki test yapan araştırmacılar, ilk testte katılımcılardan, 40 hatırlanabilir ve uydurma cümleyi (“devekuşunun gözü beyninden büyüktür” gibi) bilgisayara kopyalamalarını istiyor. Katılımcılardan yarısına yazdıklarının bilgisayara kaydedildiği, yarısına ise kaydedilmediği bilgisi veriliyor. Ayrıca her iki grubun yarısından da bu bilgileri ezberlemesi isteniyor.

Sonuç şaşırtıcı değil; yazdıklarının kaydedildiğini düşünen yarımın hatırlamakta diğer yarıya göre çok daha kötü oldukları ortaya çıkıyor. Katılımcıların yarısı kendilerine değil, geçişken hafıza paylaşımını yaptıkları bilgisayarlara güveniyorlar.

İkinci deneyde ise katılımcılar, psikologların sıklıkla kullandığı ve “Stroop testi” adı verilen bir deneye tabi tutuluyorlar. Deneyde farkı renklerle yazılmış sözcükler veriliyor ve her katılımcının sözcüklerin renklerini belirlediği süre not ediliyor. Eğer rengi belirlemekte görece yavaş kalırlarsa katılımcının sözcüğün anlamına ilişkin düşündüğü anlaşılıyor. Örneğin acıkmış bir insan yemek isimleri ile karşılaştığında, bu isimlerin renklerini belirlemekte herhangi bir kelimeye göre gecikiyor. Wegner ve Ward da deney için, bir kısmı internetle ilişkili bir kısmı ise marka ismi olan farklı renklerde sözcükler derliyorlar. Katılımcılara önce kolay bir genel kültür sorusu sorup sözcükleri gösteriyorlar; daha sonra aynı şeyi zor bir soru ile tekrarlıyorlar (“Tüm ülke bayrakları en az iki renkten mi oluşur?” gibi). Katılımcılar ikinci sorudan sonra internetle ilişkili sözcüklerin renklerini belirlemede yavaşlıyorlar. Araştırmacılar bunu zor bir soru ile karşılaştığımızda aklımıza hafıza arkadaşı olarak çabucak internetin gelmesi olarak yorumluyor.

İki deney de internetle kurduğumuz ilişkinin, bir hafıza arkadaşı ile kurduğumuz ilişkiye benzediğini gösteriyor. Fakat biz interneti öyle mi algılıyoruz? Hafıza arkadaşımız ile ilişkimizde hangi bilgilerin kendimizde ve hangilerinin çevremizde olduğunu biliyoruz. Fakat Wegner ve Ward, Google ve Wikipedia’nın bazı bilgileri kendi hafızamızdan dahi önce servis ettiğini ve bunun iç-dış sınırını sildiğini belirtiyor. Araştırmacılara göre, bilgi kaynağı olarak kitap ve internetle kurduğumuz ilişki bu noktada farklılaşıyor: İnterneti kendi hafızamızın bir parçası olarak görüyoruz.

Bunun için bir deney daha yapan araştırmacılar, önce katılımcıların kendi hafızalarını “çok iyi” ya da “iyi” gibi derecelendirmelerini istiyor. Katılımcılara Google’la ya da Google’sız cevaplamaları istenen genel kültür soruları veriliyor ve kendilerini bu deneydeki hafıza performansı bakımından yine değerlendirmeleri isteniyor. Deney sonunda, interneti kullananların hafızalarına çok daha fazla güvendiği anlaşılıyor. Verdikleri cevaplar, internet sitesinde yazılanla bire bir aynı olsa da katılımcıların, bu bilginin Google değil kendileri tarafından üretildiği yanılsamasına sahip oldukları gözlemleniyor.

Bu sonucun arkasında, deneye katılanların Google kullanarak daha fazla soru cevapladıkları için kendilerini güvenilir görmeleri olabilir. Fakat araştırmacılar bu olasılığı da ortadan kaldırmak için bir yöntem daha izleniyor. Google kullanmayan araştırmacılara, neredeyse bütün soruları doğru cevapladıkları söyleniyor. İki grubun da testi başarılı bir şekilde tamamladığını düşünmesine rağmen internet kullanıcıları kendilerini daha güvenilir ve zeki buluyor. Bu sonuçlardan yola çıkan Wegner ve Ward, internetin insanların kendi bilişsel araçları haline geldiğini belirtiyor.

“Google etkisi” hem hafıza arkadaşlarımızla kurduğumuz bağı zayıflatıyor, hem de kendi bilişsel becerilerimizin sınırlarıyla ilgili bir yanılsama yaratıyor. Akıl ve makine arasındaki sınırın bulanıklaştığı günümüzde bu deney sonuçlarını insanların kimliksizleşmesi olarak yorumlayacak olanları ise uyarıyor, iki biliminsanı: “Sadece diğer insanlarla değil, dünyanın gördüğü en güçlü bilgi kaynağı ile şekillenerek, kendimizi daha büyük bir şey ile birleştiriyoruz.”