Ana sayfa 120. Sayı Kitapçı rafı 120

Kitapçı rafı 120

242
PAYLAŞ

Şule Dede

Kapitalizmin Kısa Tarihi

Fernand Braduel, Çev. İsmail Yerguz, Say Yayınları 1. Basım 2013, 108 s.

20. yüzyılın en büyük tarihçilerinden sayılan Fernand Braudel, cep kitabı olan Kapitalizmin Kısa Tarihi’nde insan nüfusunun ne yiyip ne içtiğinden, ne giydiğinden, ne tür teknolojiler kullandığından, neyi nasıl alıp sattığından ve ne tür mekânlarda yaşadığından söz ederek kapitalizmin tarihinin bir özetini sunuyor. Braudel’in 1976’da John Hopkins Üniversitesi’nde verdiği derslerin notların oluşan kitapçık, yirmiden fazla dile çevrildi. Yazarın, 15 ve 18. yüzyıllar arasında dünya ekonomisinin gelişimini tariflediği bu araştırmayı tamamlaması 30 yılı bulmuş. Araştırmada, kapitalizmin seyrini tarihsel bir sırayla verilmesinin yanı sıra konular, ülkeler üzerinden örneklerle anlatılarak, daha anlaşılır olması sağlanmış.

Evrim Kuramı ve Mekanizmaları

Çağrı Mert Bakırcı, Evrensel Yayınları, 1. Basım Aralık 2013, 198 s.

Türkiye’de popüler bilim alanında, evrimin tüm işleyişini ele alan ilk kitap olma özelliğini taşıyan “Evrim Kuramı ve Mekanizmaları” kitabı evrim konusunda kafanıza takılan soru işaretlerini çözmeyi hedefliyor. Evrim konusuna yeni başlayacak olanlara faydalı olacağı gibi bilgilerini pekiştirmek isteyenlere de yardımcı olacaktır. Evrimin temellerinin ve nasıl işlediği konusunun bir derlemesi olan bu kitap, kullandığı bilim dili ağır olabileceği düşüncesiyle her bölüm başına eklenmiş ve bölümün içeriğini özetleyen kısa hikayeler sayesinde çok daha anlaşılır bir yardımcı kaynak olmuştur.

İnsanlığın En Eski Muamması

Bertrand David, Jean-Jacques Lefrère, Çev. İnci Malak Uysal, 2013, 2. Basım.

Mağarların ışık görmeyen kuytularında tarihöncesinden kalan resimlerin üzerine denemelerden oluşan bu kitap, Fransız ressam Bertrand David ile hematolog  Jean-Jacques Lefrère’in imzasını taşıyor. Kitap, Paleolotik çağlardan günümüze kalan resimlerin hangi amaçla ve nasıl yapıldığı üzerine bilimsel bir düşünme sürecini yansıtıyor.

Resimlerin dekoratif öğeler mi, dini semboller mi, avcılıkla ilgili bilgiler mi olduğu konusu hâlâ kesin değil. Bertrand David bu sorunun çoğunlukla geçiştirildiğini belirtiyor. Yalnızca resimlerin amaçları değil nasıl yapıldıklarını da sorguluyor David. Günümüzde yaygın olarak ilkel kimi çizimler olarak görülen bu resimlerin arkasında, tahminlerimizden daha fazla uğraş ve daha karmaşık yöntemlerin olduğuna ilişkin uyarıyor bizi, David: “Bu gizemli yol neydi? Öncelikle, uzun bir eğitim süreci gerektirmemesi, tam tersine, hem sonraki nesillere aktarılmasının kolay olması hem de herkes için hemen anlaşılır olması gerekiyordu. Çizmeyi bilmeyen birinin, mağaranın loş da olsa herhangi bir yerine, düz veya engebeli de olsa herhangi bir duvarına, en ufak bir hata olmaksızın herhangi bir hayvanın konturunu birkaç saniyede çizmesine olanak sağlamalıydı. Çizer, arzu edilen boyda, devasa veya küçücük, anamorfoz olan ya da olmayan ve hatta çok sayıda da olsa önceden yapılmış başka desenlerin olduğu bir yüzeyin üzerine, bundan rahatsızlık duymadan desenler üretmeliydi. Böyle bir yöntem var mıdır, bu kadar eski zamanlarda biliniyor olabilir mi? Evet, vardır ve dahası var olan en basit ve en tasarruflu yöntemdir.”

Antik Yunan Kadın Kıyafetleri

J. Moyr Smith, Çev. İpek Dağlı, Midas Kitap, 2013.

İngiliz tasarımcı ve illüstratör Smith’in 1882’da tamamladığı bu ilginç çalışmanın ikinci Türkçe basımı Midas Kitap tarafından yapıldı. Kitap, hem Antik Yunan dönemini inceleyen biliminsanlarına hem de dönemi merak eden okurlara yönelik bir kaynak niteliğinde. Gökyüzünde ayrı yeryüzünde ayrı giyinen tanrıçaların kıyafetleri, altının nerelerde ve nasıl kullanıldığı, duvakların biçimleri vb. çoğunlukla Yunan tragedyaları temel alınarak inceleniyor.

Evlenen kadının yalnızca üç parça giyim eşyası ile gelin gittiği, fahişelerin çiçekli kumaştan elbiseler giymeleri gerektiği, zina yapan kadının görüldüğü yerde elbisesinin kesildiği bir dönem Antik Yunan. Yalnızca kumaş çeşitleri ve desenleri değil, şemsiye ayakkabı gibi aksesuarların da toplumsal hiyerarşide karşılığının olduğu bir dönem. Hiyerarşik yapıda konumlanan grupların arasında o kadar kesin sınırlar mevcuttur ki, kıyafet farklılıklarının önemli bir kısmı herkesin toplumsal konumunun ilk bakışta görülmesini sağlama ihtiyacından kaynaklanıyor. Günümüzde de geçerli olan kıfayet ile toplumsal konum arasındaki ilişki Antik Yunan’da daha açık ve yönetici erkin kurallarıyla belirleniyor.

Delilik ve Modernizm

Louis A. Sass, Çev. Ender Gürol, Alfa Bilim, 2013.

“Asıl amacım şizofreniyi ve şizofreninin patolojik biçimlerini ele almak ve modernizmle benzerlikleri aracılığıyla şimdiye dek ilkel ya da bozukluk denilip geçilen durumların çoğunun kabul edildiğinden daha karmaşık ve ilginç şeyler olduğunu kanıtlamak.” diyor yazar Sass. Modernizmle akıl hastalıkları aracılığıyla doğrudan bir kurarak modernizm kötülemesi yapmak ya da şizofrenin aslında toplumsal kaynaklara dayanan bir hastalık olduğunu iddia etmek niyetinde değil. Sadece “ilişkileri açığa çıkarma yoluyla kavrayış”ı deneyimlememizi istiyor.

Deliliğin modernist dönemde nasıl tanımlandığından başlayan yazar, pek çok akıl hastalığının modernist dönemin düşün, edebiyat ve sanat dünyasında nasıl konumlandırılabileceğini tartışıyor. Kitap, özel olarak “en ağır ne gizemli akıl hastalığı” olarak belirtilen şizofreni üzerine kurgulanıyor. Algılama, dilin kullanımı, dil ile düşünce arasındaki bağlantı, dünya ile ilişki gibi başlıklarda hastaların tercihleri ile modernist dönemin düşünsel ana hatları ve ürünleri ilişkilendiriliyor.

Gerçekten bilmeniz gereken 50 psikoloji fikri

Şüphesiz ki psikoloji çağımızın parlayan bilim dallarından biri. “Depresyona girme”nin neredeyse grip kadar yaygın ve rahatça kullanılan bir öbek oluşundan tutun da bir ürünü satmak için yapılan zihin araştırmalarına kadar çok farklı alanlarda psikolojiye başvuruluyor. Psikologlar toplumun bir kesimi tarafından hâlâ deli doktoru olabilir; fakat bir kısmı için baş sıkıştığında başvurulacak iyi ve bilge bir arkadaş gibi. Aynı zamanda zihin ve psikoloji üzerine yayımlanan popüler bilim kitaplarının sayısında artış olduğu söyleniyor. Akıl sağlığımızla önceye oranla daha fazla meşgul olduğumuz görünüyor. Bu meşguliyetin bilimsel bir temele oturması, kavramların anlamları ve tarihlerinin hakkında fikir sahibi olmak, aynı zamanda psikolojinin gelişimini takip etmek için bazı bilgileri gerçekten bilmek gerekiyor. İşte psikoloji profesörü olan Adrian Furnham bizlere bu bilgileri sunuyor.

Domingo Yayınları’nın “gerçekten bilmeniz gereken” şeyler serisinin ikincisi, 50 psikoloji fikri. En ilginç, popüler ve merak edilen deneyleri, kavramları ve hastalıkların ele alındığı kitap, her başlığı tarihi ve önemi ile birlikte oldukça kısa bir biçimde anlatıyor. Örneğin dizi ve filmlerde psikopatlara gösterilip alınan cevaplar karşısında dehşete sürüklenen psikoloğun elindeki mürekkep lekeli sayfalar; Rorschach mürekkep lekesi testinden bahsediyorum. Öyle ki bu test, verilen cevapların güvenilir bir yorumlanma biçiminin olmadığı ve on yıllardır doğruluğu sorgulanan bir yöntem. Ya da yapılan deneyler sonucunda görgü tanıklarına dayalı tespitlerin çoğunun yanlış çıkması; çünkü pek çok etmenin tanıklığı etkilemesi… Peki ya uyum göstermek için aldığımız kararlara ne demeli?  İnsan doğasının olup olmadığı sorusunu boş mu bırakacağız? Fedakâr mıyız, yoksa bencil mi? Yalan söylediğimiz nasıl anlaşılır? Nevrotik kime denir? Neden halüsinasyon görürüz?.. Psikolojimize dair pek çok sorunun cevabını gerçekten bulmayı vaat eden bu kitap, popüler bilim kitabı olmanın hakkını veriyor gibi görünüyor. Bir taraftan bilgiler karşısında heyecanlanırken bir taraftan da sayfaları hızlı ve usanmadan çevireceksiniz.