Ana sayfa 120. Sayı İhvân-ı Safâ ve risâleleri üzerine: Sonsuz mutluluk için din ve bilim dersleri

İhvân-ı Safâ ve risâleleri üzerine: Sonsuz mutluluk için din ve bilim dersleri

109
PAYLAŞ

İhvân-ı Safâ risaleleri, felsefi, dini, siyasi amaçları olan, bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için kardeşlik, dostluk, yardımlaşma ve dayanışmayı ilke edinen İhvân-ı Safâ topluluğunun eğitimi için hazırlanmıştı. Kimi düşünürlere göre bu risaleler, din, çeşitli bilimler ve felsefeyi bir araya getirerek evrensel bir insanlık dini oluşturmayı hedefliyordu.

İhvân-ı Safâ, 10. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış, felsefi, dini, siyasi amaçları olan, bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için kardeşlik, dostluk, yardımlaşma ve dayanışmayı ilke edinen Şiî-Batınî eğilimli bir topluluğun adıdır. Topluluğun, “İhvân es-Safâ ve Hullân el-Vefâ” isimlendirmesinin de işaret ettiği gibi, “nefslerinin arılığı ve birbirine bağlılıkları dolayısıyla bir araya gelmiş kişiler oldukları” söylenebilir. Örgütleniş ve düşünce tarzı açısından Pythagorasçılığı anımsatan grubun, yapısı, örgütlenme biçimi ve üyeleri hakkında ayrıntılı bir bilgi bulunmamaktadır; bu durum, gizli bir topluluk olmasından kaynaklanıyor olsa gerekir. Basra merkezli bir hareket olan “İhvân es-Safâ ve Hullân el-Vefâ” hareketinin, kendi öğretilerini, pedagojik bir amaç güderek 52 risale kaleme aldıkları görülür. Burada risalelerin sayısıyla ilgili bir noktanın altını çizmek gerekir: Risalelerin bugünkü sayısı 52’dir; ancak risalelerin içinde 51 risaleden söz edilir. Mehmet Dağ’a göre, bunun nedeni, büyük olasılıkla, önemli bir bölümü 21. risaleye benzeyen ve konusu gereği “Tabiiyyat” içinde yer alması gereken 51. risalenin esere sonradan eklenmesidir.

Sünni Müslümanlar tarafından kuşkuyla karşılansa da, İslam dünyasının hemen her yanına yayıldığı anlaşılan risaleler, bir tek yazar tarafından değil, topluluğun bazı üyeleri tarafından kaleme alınmışa benzemektedir. Risaleler arasındaki üslup farkı bunun açık kanıtıdır. Risalelerin yazarları hakkında değişik görüşler bulunsa da, Tevhidî’nin verdiği isimler yaygınlık kazanmıştır. Bunlar; el-Makdisi diye bilinen Ebû Süleyman b. Ma’şer el-Bustî, kadı Ebû el-Hasan Ali b. Harun ez-Zencânî, Ebû Ahmed en-Nehracûrî, el-Avfî ve Zeyd b. Rifa’a’dır. Risalelerin, 10. yüzyılın sonlarına doğru bitirildiği ve bir anda değil, uzun bir süreç içerisinde yazıldığı sanılmaktadır. Risaleler, pek çok kaynaktan derlenmiş bilgileri, bir bütünlük içerisinde ve İhvân es-Safâ topluluğunun amaçları doğrultusunda,  bir araya getirilmiş gibi gözükmektedir.  Risalelerde, bu eklektik durumun gerekçesi şöyle açıklamaktadır:

“Kardeşlerimizin, bilimlerden hiçbirine düşman olmamaları, hiçbir kitabı hor görmemeleri, mezheplerden hiçbirine önyargı ile bakıp taassuba düşmemeleri gerekir. Çünkü bizim görüş ve mezhebimiz, bütün mezheplerin görüşlerini kapsar ve bütün bilimleri kuşatır. O da; başlangıcı ve sonu, gizliliği ve açıklığı itibariyle hepsinin bir tek prensip, bir tek sebep, bir tek âlem ve bir tek ruhtan meydana gelmeleri bakımından duyularla algılanan (mahsûs) ve akılla bilinen (ma’kûl) bütün varlıkların araştırılmasıdır.”

Bu eklektik yapı içerisinde, Kur’an, İncil, Tevrat gibi kutsal metinlerden sık sık alıntılarla karşılaşıldığı gibi, Babil, Hint, İran ve Eski Yunan astronomisi ve astrolojisi;  Harran kaynaklı Hermes Trismegistus’tan derlenen simya, astronomi ve büyü; Pythagorasçıların sayı gizemciliğine dayanan matematik ve musikisi; Platon ve yeni-Platoncuların metafizik öğretileri;  Batlamyus, Euclides, Nicomachos’un geometri bilgileri ve Galen’in tıp, fizik, simya ve tılsıma ait görüşleri bir araya getirilmiştir. Din, çeşitli bilimler ve felsefenin iç içe sokulduğu risaleler, dönemin ansiklopedik genel bilgi birikimini yansıttığı gibi, İhvân-ı-Safâ’nın İslam toplumunda yüz tutmuş siyasal ve düşünsel parçalanmalara, eklektik bir düşünsel yapıyla çözüm sunduğu da ileri sürülebilir. Nitekim kimi düşünürler, İhvân-ı Safâ risalelerinin, din, çeşitli bilimler ve felsefeyi bir araya getirerek evrensel bir insanlık dini oluşturmayı hedeflediklerini ifade etmektedirler.

Beden ve ruh sağlığını gerçekleştirmek için

Risaleler, doğrudan İhvân-ı Safâ topluluğunun eğitimi için kaleme alınmışlardır. Risalelerin konularının düzeni, topluluk üyelerinin eğitimi gözetilerek, somuttan soyuta, basitten karmaşığa ve eylemsel olandan kuramsal olana doğru gitmektedir. Bu durum, İhvân-ı Safâ’nın üyelerinin ruhsal yücelişleri konusunda yaptıkları dörtlü taksime de uygundur. Bu dörtlü taksime göre üyeler, en az 15 yaşındaki dürüst ve merhametliler (el-ebrâr er-ruhama), insanlara sevgi ve şefkatle yaklaşan en az 30 yaşındaki yöneticiler ( el-ahyâr ve el-fuzalâ), soğukkanlılık içinde kurtuluş için savaşma gücünde olan 40-50 yaşlarındaki melikler ve sultanlar; yaşları 50’den yukarı olan, Tanrı’dan yardım alıp, gerçeği doğrudan kavrayan ve meleklik aşamasına ulaşanlardan oluşmaktadır. Bu dörtlü üye profiline uygun olarak hazırlanan risalelerin eğitimsel hedefi, ahlâkidir ve nefsin arıtılmasına ve karakterin düzeltilmesine yöneliktir. Yani kişileri 15 yaşlarından alıp, meleklik aşamasına çıkarmaya yöneliktir. İhvan-ı Safâ, kuramsal ve eylemsel bilimlerin toplamı olarak gördüğü felsefeyi, bu eğitimsel amaç doğrultusunda, “insanın gücü nispetinde Tanrı’ya benzemeye çalışması” olarak tanımlar. Nitekim İhvan-ı Safâ’ya göre kuramsal ve eylemsel bütün bilimleri kapsayan felsefenin başlıca iki amacı vardır: İlki, beden sağlığını gerçekleştirmek ve insanın bedensel olarak sağlıklı yaşamasını sağlamak; ikincisi ise, ruh sağlığını gerçekleştirmek ve ruhun ölümden sonraki hayatta da mutluluğunu sağlamaktır.

Bu iki amaç, ortaçağ İslam kültüründe yaygın olan, beden sağlığıyla ilgilenen et-tıbb el-cismani ile ruh-ahlâk sağlığını amaçlayan et-tıbb er-ruhani ayrımının bir yansıması gibidir.  Bu yüzden, İhvan-ı Safâ’ya göre, bütün zahirî bilimler beden sağlığını, batınî bilimler ise ruh sağlığını gerçekleştirmeyi hedefler.

Risalelerin düzeni

Sayı gizemciliğine ve astrolojiye büyük bir önem atfeden risaleler, bir bilim sınıflaması da ortaya koyarlar. Bu bilim sınıflaması, yapıt içinde ortaya konulan sınıflama ile yapıtın düzenlenişi arasında nispi farklar gösterir. Bu nedenle önce yapıttaki sıralamayı sunmak sonra yapıt içinde ortaya konan bilim sınıflamasına değinmek daha doğrudur. İhvân-ı Safâ, risalelerine, matematiksel bilimlerle (Riyaziyât) başlar. “Matematiksel bilimler” bölümü 14 risaleyi kapsar. Bunlarda ele alınan konular, sayılar, geometri, astronomi/astroloji, musiki, coğrafya, sayıların birbirine nispeti ve geometri, ilmi nazari sanatlar, ameli sanatlar, ahlâk,  İsagoci, Kategoriler, Peri Hermenias, birinci analitikler, ikinci analitiklerdir. “Doğa bilimleri” (Tabiiyyât) bölümünde ise, 17 risaleye yer vermektedir. Bunlarda ele alınan konular ise, heyula ve suret, gök ve âlem, oluş ve bozuluş, yüce etkileyiciler ya da meteoroloji (el-esêr el-ulviyye), madenler, tabiatın mahiyeti, bitkiler, hayvanlar, cesedin terkibi, duyu ve duyulurlar, spermin rahme düşmesi, insan küçük evrendir, insanın maarif üzerindeki gücü, ölüm ve hayatın mahiyeti, cismani, ruhani elem ve lezzetler, dillerin ihtilafının illetleridir.

“Akli Nefs” (en-nefsâniyye el-akliyye) adlı bölümde ise, 10 risale yer almaktadır. Bu risalelerin konuları ise şunlardır: Akli ilkeler, âlem büyük insandır, akıl ve akledilirler, tabiatlar (ekvâr), devirler, çağların, asırların, zamanın ve dehrin ihtilafı, aşkın mahiyeti, dirilme, kıyamet, hesap ve miracın mahiyeti, hareket türleri, illetler, illetliler ve tanımlar.  İlahi-şerî ve dini adını taşıyan bölümde ise, 11 risale yer almaktadır. Bu risalelerde sırasıyla, görüşler ve mezhepler, Tanrı’ya ulaşan yolun mahiyeti ve Tanrı’ya ulaşma (vusûl), İhvan-ı Safân’ın itikadının açıklanması, topluluğun keyfiyeti, imanın mahiyeti, ilahi kanunların mahiyeti ve şeriatın ortaya konulması, Tanrı’ya davetin keyfiyeti, ruhani varlıkların ve fiillerinin keyfiyeti, siyaset ve sihrin mahiyetidir.

Karanlık bedenden kurtulmak için gereken bilimler

Risalelerin içinde yer alan bilim sınıflaması ise daha ayrıntılıdır. Onlarca, ahlâki yücelişe temel oluşturmak üzere beşere verilen ve öğrenmesi istenen bilim cinsi, üç ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar, erriyâziyye (pratik-egitsel bilimler), es-şer’iyye el-va’ziyye (konulmus şeriat) ve el-felsefe el-hakîkiyyedir (gerçek felsefe). İhvân-ı Safâ’ya göre, er-riyâziyye, edeb/ahlâk bilimi anlamına gelmektedir ve genelde, yaşamayı sağlamayı ve dünya hayatının işlerini ve pratik yaşamı düzene koymayı amaçlamaktadır.

İhvan’a göre, özde, dünya hayatını ıslah etmeyi amaçlayan bu bilimin dokuz alt türü bulunmaktadır. Bunlar, okuma-yazma, dil ve nahiv, hesap ve insanlar arası ilişkiler (mu’âmelât), şiir ve aruz, kehanet ve fal, sihir ve büyü, kimya ve mekanik (hiyel), meslekler ve sanatlar, alım, satım ve ticaret, tarım ve hayvancılık, siyer (otobiyografi) ve haber (tarih) bilimleridir. Öyle anlaşılıyor ki, İhvân-ı Safâ, er-riyâziyye adını verdiği bilimlerle, günlük yaşamı sürdürmek için gerekli olan bilimleri kastetmekte ve tüm bireylerin yaşamlarını sürdürmeleri için bu bilimleri zorunlu görmektedir. Onların er-riyâziyye başlığı altında saydığı kimi bilimleri, İslam Aristocularının bilim olarak kabul etmediğini anımsatmak gerekir. İhvân-ı Safâ’nın gündelik yaşam için gerekli gördüğü bilgiler arasına, kehanet ve fal ile, sihir ve büyü gibi etkinlikleri dahil etmesi, sisteminde, gizemci unsurlara ve astrolojiye yüklediği önemle ilgili bir husustur ve bunlar, genelde İslam dünyasında sahte bilim olarak nitelendirilmişlerdir.

İhvân-ı Safâ’ya göre, önderlik mevkiine ulaşmış bilginlerin bilmesi gereken şerî ilimler ise, nefsi tedavi etmek ve ahireti kazanmak için yasa koyucu (şârî) tarafından konulmuş bilimlerdir. Onlarca şerî bilimlerin de altı alt türü bulunmaktadır. Bunlar, tenzîl bilimi (Kur’an’a ilişkin bilimler), te’vîl (Kur’an yorumuna ilişkin bilgiler), rivayet ve haberler, fıkıh ve ahkâm, arınma (riyadiyye), zühd, tasavvuf ve rüya yorumudur. Onca tenzil bilginleri, okuyucular ve hafızlar; te’vîl bilginleri, imamlar ve enbiyaların ardılları; rivayet bilginleri, hadis ehli; ahkâm bilginleri, fıkıhçılar; rüya yorum bilginleri ise yorumculardır (mu’abbirûn). Üyelerin, nefslerini arındırıp, bilgelik ve meleklik aşamasına çıkmada önemli işlev yüklenen felsefi bilimlere gelince, İhvân-ı Safâ, Aristotelesçi gelenekte olduğu gibi onları da dörde ayırır. Bunlar, matematik bilimleri (riyâziyyât), mantık bilimleri (mantıkiyyât), doğa bilimleri (tabiiyyât) ve ilâhiyâttır. Onlar, felsefeyi, tıpkı Fârâbî’de olduğu gibi insanın gücü ölçüsünde Tanrı’ya benzemeye çalışması olarak nitelendirirler ve felsefi bilimleri, ilâhiyâta/metafiziğe bir hazırlık olarak görürler. Bu yüzden, onlarca, “felsefenin başlangıcı, bilimleri sevmek; ortası, insanın gücü ölçüsünde varlıkların hakikatini bilmesi; sonu ise bilgiye uygun söz ve eylemdir.”

İhvân-ı Safâ, felsefi bilimleri de kendi arasında alt sınıflara ayırır. Nitekim onlara göre, matematiksel bilimler (riyaziyyât) dört alt bilimi barındırır. Bunlar, aritmetik, geometri, yıldız bilimi (ilm en-nücûm) ve musikidir. Bunlardan aritmetik, sayıların mahiyetini, kemiyetini, türlerini, bu türlerin özelliklerini, sayıların birden türeme keyfiyetini, birbirilerine izafe edildiğinde oluşan sonuçları bilmekle ilgilidir. Geometri, miktarların ve uzaklıkların çeşitlerini ve mahiyetlerini, birbirlerine izafe edildiklerinde ortaya çıkan anlamları, çizginin başlangıcı sayılan noktanın özelliklerini vb. konu edinir. İlm en-nücûm, yıldız bilimidir. Bu bilim, feleklerin, yıldızların ve burçların sayısını, cisimlerin uzaklıklarını, hareketlerinin hızını, devirlerinin nasıllığını, tabiatlarının özelliklerini, olmadan önce oluşa olan delaletlerini bilmeye yarar ve üç türü vardır. Birinci kısmıyla, feleklerin terkibi, yıldızların sayısı, burçların kısımları, uzaklıkları, büyüklükleri ve hareketleri bilinir ve buna astronomi (ilm el-hey’e) denir. İkinci kısmı, yıldızların hareketlerini bilmek için oluşturulmuş takvimleri içeren zîc cetvellerini bilmek ve bundan tarihler çıkarmak (ilm ez-zîcât), üçüncüsü ise, feleklerin devirlerinden, burçların ve yıldızların hareketlerinden, ay altı dünyada olmadan önce olacak olaylarla ilgili sonuç çıkarmaktır. Buna astroloji (ilm el-ahkâm) adı verilir. Musikiye gelince o da, özde, ses ve oranları bilmeyi konu edinir. Bu bilimle, oranların mahiyeti, muhtelif cevherlere sahip nesnelerin birbirlerine olan oranları, suretlerin uyumluluğu, kuvvetlerin zıtlığı, farklı tabiatlara sahip şeylerin nasıl ahenkli bir biçimde birleştikleri vb. bilinir.

İhvân-ı Safâ’ya göre, mantık biliminin (mantıkiyyât) de beş türü vardır. İlki, Analitiklerdir ve bu şiir sanatını bilmekle ilgilidir. İhvân-ı Safâ, Analitikleri yanlış ifade etmektedir; zira Aristoteles’te Analitikler, Birinci Analitikler ve İkinci Analitikler olarak ikiye ayrılmaktadır ve Birinci Analitikler, şiir değil, kıyasla ilgilidir. İkinci Analitikler ise, ispat kurallarını ve bilginin mahiyetini konu edinir. Aristoteles’te şiir kitabının adı, Poetika’dır. Onlar, ilimlerin cinsleri bölümünde Analitikleri yanlış ifade etseler de, risalelerin geneli içerisinde, özellikle mantık bölümünde bu türden bir hata bulunmamaktadır. Mantık biliminin ikincisi, Retorik’tir ve hitabet sanatını konu edinmektedir. Üçüncüsü Topika’dır ve cedel/diyalektik sanatını bilmekle ilişkilidir. Dördüncüsü, Politika’dır ve İhvân-ı Safâ’ya göre burhan sanatını konu edinir. Oysa Aristoteles’te, politika mantıkla ilgili bir bilim değil, siyasetle ilgili bir bilimdir ve burhan sanatıyla ilgili olan kinci Analitikler’dir. Mantık biliminin besincisi, Sofistika’dır. Bu da cedel ve münazaradaki eksiklikler ve mantık hatalarını bilmeye yardımcı olan bir bilimdir. İhvân-ı  Safâ’ya göre, Aristoteles, bunların dışında mantıkla ilgili üç kitap daha kaleme almıştır. Bunların ilki, Burhan kitabına giriş olarak yazdığı Kategoriler, ikincisi, ibarelerden ve önermelerden söz eden Peri Hermenias, üçüncüsü ise, Birinci Analitikler’dir. Onlarca Aristoteles, ilgisinin çoğunu, Burhan kitabına ayırmıştır. Çünkü bu kitap, doğru ile yanlışı, gerçek ile hatayı, doğru görüşle yanlış görüsü, doğru inançla yanlış inancı, iyi eylemle kötü eylemi ayırmaya dönüktür. Yine onlara göre, Porphyrius, mantıkla ilgili İsagoci adlı bir kitap kaleme almış ve felsefi mantığa giriş yazmıştır.

İhvân-ı Safâ’ya göre, felsefi bilimler arasında yer alan doğa bilimleri (tabiiyyât) ise, yedi alt bilimden oluşmaktadır. İlki, cismani ilkelerin bilgisidir. Bu, heyula, suret, zaman, mekân ve hareketi konu edinir. İkincisi, gök ve evren bilgisidir. Bu ise, feleklerin ve yıldızların cevherini, kemiyet ve keyfiyetini, terkiplerini ve devirlerinin illetlerini bilmekle ilgilidir. Yine bu bilim sayesinde, göksel olayların yersel olaylara etkisi, evrenin merkezinde Güneş’in mi yerin mi olduğu, evrende boşluğun olup olmadığı vb. bilinir. Üçüncüsü, oluş ve bozuluştur (kevn ve fesad). Bu dört kökün, yani ateş, hava, su ve toprağın mahiyetini, göksel etkilerle nasıl birbirlerine karıştıklarını, bunlardan maden, bitki ve hayvanların nasıl oluştuklarını ve nasıl bozulmaya uğradıklarını araştırır. Dördüncüsü, hava olayları yani meteoroloji bilimidir. Bu, havadaki değişimleri, havaya yıldızların tesirlerini, ısının nasıl değiştiğini vb. konu alır. Beşincisi, maden bilimidir. Bu bilim, madenlerin nasıl oluştuklarını, denizde karada bulunan madenleri, onların özelliklerini vb. araştırır. Altıncısı bitki (botanik) bilimidir. Bu bilim bitkilerin yeryüzünde, dağlarda, suda nasıl yetiştiklerini, yarar ve zararlarının neler olduklarını araştırır. Yedincisi ise, hayvanlar bilimi (zooloji)’dir. Bu bilim de, hayvanların türlerini, yeryüzünde nasıl yaşadıklarını, onların cinslerini, cesetlerinin terkibini, ahlâklarının farklılıklarını, yaşayış biçimlerini vb. konu edinir.

İhvân-ı Safâ’ya göre, tıp, baytar ilmi, tarım ve hayvancılık gibi bilimler de doğa bilimlerine dahildir. Onların doğa bilimi konusunda söyledikleri Aristoteles’in ve İslam dünyasında Aristotelesçi geleneği izleyen filozofların, anılan konuyla ilgi olarak söylediklerine oldukça yakındır. İhvân-ı Safâ’nın felsefi bilimler içerisine dahil ettikleri ve tüm felsefi bilimlerin meyvesi olarak gördükleri ilahiyat/metafizik bilimi ise, beş alt türe sahiptir. Bunların ilki, Tanrı’yı, sıfatlarını, varlıkların nasıl illeti olduğunu, varlıkları nasıl yarattığını, varlıkların ondan türeyişini (feyz), evrendeki düzeni nasıl koruduğunu, hayır ve şerrin ondan nasıl hâsıl olduğunu, evrenin devamlılığını nasıl sağladığını, her şeyi nasıl tedbire bağladığını, görünen ve açık olan her şeyi nasıl bildiğini, her şeyin başlangıçta nasıl ortaya çıktığını, her şeyin sonunda nasıl sona ereceğini, her şeye nasıl kadir olduğunu, batın olan her şeyi nasıl bildiğini, kulların yapıp etmelerini nasıl görüp işittiğini, ondan başka ilah olmadığını, zalimlerin söylediklerinden nasıl uzak olduğunu bilmekle ilgilidir. Onun burada saydığı konular üzerinde, İslam dünyasında, daha çok kelamcıların durduğunu, Aristotelesçi geleneğe bağlı filozofların da bu konulara ilahiyat bahsinde değindiklerini anımsatmak gerekir. İlahiyat biliminin ikincisi, ruhani şeyler bilimidir (ilm er-ruhaniyyât). Bu bilim, basit akli cevherleri, yani melekleri ve etkinliklerinin illetlerini, Tanrı’nın halis kulları olduklarını, maddeden uzak salt suret olduklarını, cisimleri kullandıklarını, birbirleriyle irtibatlarını, birbiri üzerindeki üstünlüklerini, ruhani feleklerle, cismani felekleri nasıl kuşattıklarını konu edinmektedir. İlahiyat bilimlerinin üçüncüsü, nefsanî şeyler bilimidir (ilm en-nefsaniyyât). Bu bilim, nefislerin ve ruhların doğal ve feleki cisimlere nasıl sirayet ettiklerini, onların felekleri nasıl idare ettiklerini, yıldızları nasıl hareket ettirdiklerini, hayvan ve bitkileri nasıl terbiye ettiklerini, ölümden sonra nasıl dirildiklerini, bilmekle ilgilidir. Dördüncüsü, siyaset bilimidir.

İhvan-ı Safâ’ya göre, bunun da peygambere özgü (nebevî) siyaset, sultanlara özgü (melûkî) siyaset, halka özgü (ammî) siyaset, özel (hassî) siyaset ve özsel (zâtî) siyaset olmak üzere beş türü vardır. Peygambere özgü siyaset, kanunların nasıl konulduklarını, dünyada nefislerin nasıl kurtulacağını, caiz olan ve olmayan eylemleri bildiren, dinlerde yer alan kuralları, adetleri ve dinsel yasanın konuluş nedenini bildiren bir siyasettir. Sultana özgü siyaset, ümmetin konulmuş şeriatını muhafaza eden siyasettir. Bu siyasetin görevi, milletlerin dinsel yasalarını, bilinen emir ve nehiylerini ihya etmektir. Bu yüzden sultanlar, peygamberlerin ardıllarıdır. Halka özgü siyaset, idare edilenlerin, ahlâki, siyasi ve toplumsal yapısını bilerek topluma başkanlık etmektir. Bu tıpkı, emirlerin belde ve şehirlere yöneticilik yapması gibidir. Yine komutanın orduyu yönetmesi de bu sınıfa girer. Özel siyaset, her insanın evinin tedbirini, yaşamını sürdürmesinin gereklerini bilmesidir. Ailesine, komşusuna nasıl davranacağını bilmek de bunun içindedir. İhvân-ı Safâ’ya göre, bu siyaset aracılığıyla, dünya ve ahiret işlerinin yararı gözetilir. Özsel siyasete gelince, bu, her insanın nefsini ve ahlâkını bilmesi, şehvetini, kızgınlığını kontrol etmesi ve bu doğrultuda tüm işlerini gözetmesini bilmesiyle ilgilidir. Onlara göre, ilahiyat biliminin beşincisi, ikinci yaratılışı yani ahireti bilmektir. Bu bilim sayesinde, cesetlerin nasıl dirildiği, ikinci yaşamda bu dünyadaki kötülerin ve iyilerin nasıl karşılık bulduğu bilinir.

İhvân-ı Safâ’ya göre, anılan bilimleri, belli bir sıra gözeterek hakkıyla öğrenmek, nefisleri cehaletin neden olduğu ölümden kurtarır, insanı gaflet uykusundan uyandırır, onu melekleştirerek Tanrı’ya yaklaştırır. Bu bilimleri öğrenmekle insan nefsini düşmüş olduğu karanlık bedenden ve nesneler dünyasından kurtararak sonsuz mutluluğunu kazanmış olur.