Ana sayfa 120. Sayı Karaburun gibiydin be güzel abim…

Karaburun gibiydin be güzel abim…

45
PAYLAŞ

Karaburun Mezarlığı, merkezin arkasında, sırtını rüzgârlı Mimas’a dayamış; İskele ve Kuyucak Koyları’na, Büyük Ada’ya epeyce tepeden bakıyor. Körfezin açık denizle kucaklaştığı sular uzanıyor ufukta… Midilli’nin dağları belli belirsiz seçiliyor ötelerden. Foça’nın ışıkları karşı kıyıdan göz kırpıyor.

Savaş Abi Karaburun’un doğasına buradan karışacak; denizin kokusunu buralara taşıyan, servileri hışır hışır konuşturan poyraz, mezarı başında eserken; Mimoza Koyu’na kıpkırmızı doğan dolunay mezarlığın göğünde yükselirken… Dağlardan süzülüp gelen yeraltı sularına buradan sızacak Savaş Abi’yi tümlemiş, Savaş Abi’ye can vermiş moleküller; belki kendilerini suların akışına bırakıp inecekler Karaburun’un birbirinden güzel koylarına, belki bir kefalin midesine girecekler, belki bir barbun yumurtasına, belki bir kalamarın minik vantuzuna; belki Karaburun’un Narkissos efsanesine esin vermiş mis kokulu nergislerinden biri olup açacaklar Savaş Abi’nin göğsünde, belki bir zeytin ağacına yürüyüp meyvelere dönecekler, belki zeytinyağı olup  o kefalle, o barbunla, o kalamarla, o nergisle birlikte gelecekler rakılı-balıklı bir dost sofrasına, belki o an kadehler Savaş Emek anısına kalkacak; belki onun çok sevdiği bir türküyü okuyor olacak içlerinden biri, herkesin zihnine doluşurken sıcacık anılar, gözler takılacak duvardaki elinde kadehiyle ağız dolusu gülen Savaş Emek fotoğrafına… “Kim bilir kiminle dalga geçiyor, kime takılıyor bire bin katarak anlattığı hikâyeyle, kime kur yapıyor, söylediklerinin coşkusuna kapılıp birazdan ayağa fırlayacak mı acaba gene” düşüncesi geçecek akıllardan… Savaş Abi, Karaburun doğasının çarkında çevrilip dost sofralarına yeniden dönecek.

O dostların bir bölümü Savaş Abi ile sevmiştir Karaburun’u. Savaş Abi Karaburun’a yerleştiğinde dostları da birer birer sökün etmiştir peşinden. Uzaklı yakınlı birçok arkadaşı ya Karaburunlu olmuştur, ya da Karaburun tutkunu… Savaş Ağabey, insanları ömrü boyunca sürüklemiş bir öncüydü zaten ardından. Meydanlara, sokaklara, yürüyüşlere, eylemlere, devrimci partilere, politik tutumlara, dergilere, ütopyalı toplantılara… Datça sevgisi yeşertmişti bir zamanlar dost gönüllerde; Karaburun tutkusu da ekecekti aynı yere… İkisi de ütopyalara yaraşır toprak parçaları. Bir ayakları anakarada, üç yanları mavi ufuklarda… İkisine de el uzatamamış yağmacıların betonları; hâlâ turizmin pek işine gelmeyen vahşi doğaları, kolay aşılamayan yollarıyla doğal bir direniş gösterirler yağmaya. Ütopyaları besleyen bu güzelim yarımadalar, yeni yollarla, rüzgâr santralleriyle, balık çiftlikleriyle, dikenli çitlerle zapt edilmeye çalışıldıkça, içimiz sızım sızım sızlıyor.

Biz de Savaş Abi’yle tutkun olanlardanız Karaburun’a. Her sene Ütopyalar Toplantısı’nda ve peşine eklediğimiz günlerde, 99 basamakta yüzün dedi, yüzdük; Badembükü’nü görün dedi, gördük; İncirlikoy’a gidin dedi, gittik; Tahsin Usta’da yiyin öğle yemeğinizi dedi, yedik; Hüseyin’e şu balığı şöyle pişirtin dedi, dediği balığı dediği gibi pişirttik; Ergin’de 12 numarada kalın dedi, kaldık; Kavimler Kapısı Sanat Derneği’ni görün dedi, gördük; Şıh Ali’ye selam söyleyin dedi, söyledik;  Ambarseki ve Saip köy kahvelerinde manzaraya karşı bir çay için dedi, içtik; Sonya ile Karaburun Yarımadası’nı dolaşın dedi, dolaştık; Kösedereli Arif’ten alın zeytinyağını dedi, aldık; kaparinizi öteden, kopanisti peynirinizi beriden, paprika malzemenizi şuradan temin edin dedi, ettik; Nergis Çay Bahçesi’nde oturun dedi, oturduk; 7 Kardeşler’den keçi sütünden yapılan, katkısız doğal dondurma yiyin dedi, yedik. Keçi Kırkım Şenliklerini görmeli mutlaka dedi, hak verdik. Yaşama ustasından öğrendik Karaburun’u yaşamayı, sevmeyi.

Savaş Abi giderek münzevileşirken, önce kendini yalnızca Karaburun’a, sonra yalnızca evinin bulunduğu Bodrum Koyu’na, sonra yalnızca evinin sokağına, sonra yalnızca evine ve bahçesine hapsederken; biz Karaburun’un bütün köylerini, bütün koylarını, dağlarını, yollarını, fenerini, kendini kolayına sunmayan vahşi doğasını dere tepe demeden gezdik; kokularını, seslerini, görüntülerini, bin bir halini, eşsiz güzelliklerini, yaşantısını iyice yerleştirdik içimize. Öyle Karaburun’la dolduk ki dostlar ve maaile, 5,5 yaşındaki oğlum Ilgaz bile, Karaburun hasreti çekiyor yıl boyu. “Yeter artık gezdiğiniz” demişti Savaş Ağabey en son, “bir dahaki yaz Bodrum Koyu’nda dizimin dibinde olun; bu koyun tadını hep birlikte çıkaralım, balığa çıkalım, yüzelim, güneşlenelim, mangal yapalım, dolunayı izleyelim, çalgımızı çalalım, şarkımızı-şiirimizi söyleyelim…” Keşke önümüzdeki yazı, Karaburun’da, dizinin dibinde geçirebilecek olsaydık güzel abim…

Savaş Abi’m, senin için çok şey söylenebilir; kıyısında dursan da yaşama müdahale etmeyi, değiştirmeyi, tavır almayı hiç bırakmayan yanın, yani devrimciliğin; aileden komünistliğin, 68’liliğin, ölene dek Aydınlıkçılığın, ekoloji hareketindeki öncülüğün, dergiciliğin, hangi politik arenada olursan ol, anti-emperyalistliğinden hiç taviz vermeyişin; her eylemi, her toplantıyı işlerin tıkır tıkır yürüdüğü, herkesin gönülden katıldığı bir şenliğe dönüştüren örgütçülüğün; insan sarrafı oluşun, tek tek her insana kolektif işin hangi yanını tutturacağını çok iyi bilmen; tanıştığın insanlarda derin etkiler bırakan renkli, derin, keyifli, boyutlu, geniş ama ilkeli kişiliğin; o keyif adamının altına sakladığın ince duyarlılıkların; şarkılara-şiirlere olan sevgin, dolu dolu bir yaşamın hiçbir anını es geçmeden, tüm ayrıntılarıyla kaydetmiş canlı belleğin; arşivciliğin, zehir gibi zekân; sevdiklerinle bazen acı acı, bazen tatlı tatlı dalga geçişlerin; dişilere duyduğun artık diline vurmuş ilgin, dostlarınla küsüp küsüp barışmaların; bulunduğun her yerde hemen kendine göre bir düzen oluşturman, günlük yaşamının inanılmaz ayrıntılı rutinleri; beslediğin kediler, köpekler uzun uzun anlatılabilir… Kitaplar yazılabilir senin için; ki içime ölümünle iyice oturmuş keder ve boynumun borcudur…

Ama Yusuf Savaş Emek’i kısaca anlat deseler; “Savaş Abi Karaburun’a benzerdi” derim. “İnsan yaşadığı yere benzer” demişti ya senin de çok sevdiğin 2. Yenici; sen de Karaburun’a benzerdin. Anakaradan kopmadan gövdesini enginlere uzatan, el değmemiş, vahşi, başına buyruk, özgür ve bağımsız, bin bir zenginlik barındıran doğasına; binlerce yıl geriye giden, Ege mitolojisinin esin, Börklüce Mustafa’nın isyanının can bulduğu tarihine; yer yer kıraç, yer yer yeşil oluşuna, zaman zaman hepten hırçınlaşan rüzgârlarına; sırtınızı verebileceğiniz dayanıklı dağlarına, bereketli denizlerine; besleyen, keyif veren, rahatlatan, gönül ve göz okşayan çeşit çeşit güzelliğine; renkliliğine, sağlamlığına, dirençliliğine, ıssızlığına ve yalnızlığına… İnsanda yer eden, kendine tutkun kılan bütün bu yanlarına… artık harcına girdiğin Karaburun’a benzerdin.

Senden miras alışkanlığımla sodalı içtiğim rakımı, bendeki, ortak dostlarımızdaki, tüm sevenlerindeki, Datça’da, İzmir’de, Karaburun’daki, Aliağa’da, Pamukkale’de, Akkuyu’daki, Pamukkale’den Aliağa’ya, nükleerden Yatağan’a, foklardan ormanlara vd. katliamların karşısında durmuş, unutulmaz eylemler düzenlemiş, Türkiye yeşil ve devrimci hareketindeki unutulmayacak izlerine kaldırıyorum: “Şerefine güzel abim!”

PAYLAŞ
Önceki makaleŞubat 2014 Gök Olayları
Sonraki makaleSavaşa emeğe…
Nalân Mahsereci
İÜ Eczacılık Fakültesi mezunu. Eczacı ve popüler bilim yayıncısı. Başta "Bilim ve Ütopya" ve "Bilim ve Gelecek" dergileri olmak üzere, çok sayıda yazısı, söyleşisi, çevirisi yayımlandı. "Savaş Emek Kitabı - Gel Ey Seher" adlı biyografik bir nehir söyleşi kitabı ve "Hayal Hızı Çetesi İnsanın Atasını Arıyor" adlı bir çocuk kitabı bulunuyor.