Ana sayfa 121. Sayı Gökcisimleri ve atomaltı parçacıklar dile gelirse: “Ne çektik insanoğlunun elinden…”

Gökcisimleri ve atomaltı parçacıklar dile gelirse: “Ne çektik insanoğlunun elinden…”

41
PAYLAŞ

Popüler de olsa, bilim kitabı bildiğimiz bilim kitabıdır; teknik ve sıkıcıdır deyip  yazıyı okumaktan vazgeçmeden önce, lütfen kulak verin: Söz edeceğim kitapta, bildiğiniz bilim kitaplarından değil, çocukluğunuzdan anımsayacağınız bir ses var. Size ilk okunan ve sizin de kendi kendinize okuyabildiğiniz ilk kitaplardan. Hani çoğunlukla hayvanların, nadiren bitkilerin ve daha da nadiren nesnelerin insan gibi konuştuğu, insan benzeri duygulara sahip olduğu ve insan gibi düşünüp, insan gibi davrandığı; genel ölçekte “masal”, özel ölçekte “fabl” başlığına yerleştirilen anlatı türünden söz ediyorum.

Belleğimizde hemen Ezop ve La Fontaine gibi isimlerle eşleşse de, fabllar, aslında insanlığın ilk yazılı anlatıları arasında yer alıyorlar. Yazıyı keşfeden Sümerler, tabletlerine, insan ilişkilerini uyarladıkları hayvanların masallarını da kazımışlar. Yazılı olmalarından güç alarak bunlardan “ilk” diye söz etmekte beis görmüyoruz; ama insana dair öykülerin doğadaki canlılar ve cansızlar üzerinden anlatılmasının sözlü anlatı geleneğindeki tarihinin, yazıdan çok daha eskiye gidiyor olabileceği, doğruluk olasılığı yüksek bir kestirimdir. İnsanın çevrelendiği doğaya, öteden beri kendi örnekliği üzerinden bakmak eğiliminde olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Evrenle Söyleşiler’de de, insansı özellikler, insan düşünce ve davranışları doğaya yüklenmiştir; ama biraz farklı olarak… Sanırım “Evrenle Söyleşiler” adını görünce, dergimizin sadık okurları bir şeyler anımsar gibi oldu: Evet evet, anımsadığınız gibi, yazarının, bir anlatı türü olarak fablı “Evren çapına” çıkardığı ve “atomaltı ölçeğe” indirdiği Evrenle Söyleşiler (kuarklardan kara deliklere) adlı kitabı, Bilim ve Gelecek’te yaklaşık iki yıl boyunca, söyleşi söyleşi yayımlamıştık.

Jüpiter bir kaybeden, nötron kompleksli, bozon kavgacı

Bu söyleşilerde, kuantum mekaniği ve genel görelilik kuramı üzerine çok sayıda bilimsel makalenin yazarı olan fizikçi, akademisyen Richard T. Hammord, Evren’in en büyük, en küçük ve en ilgi çekici nesnelerini söyleşi formatında konuşturmuştur; kayıt aletini sarmal gökadaya, kara deliğe, Güneş’imize, kuazara, yanı sıra uranyum atomuna, kuarka, sicime ve hatta antimaddeye ve boşluğa da uzatmaktan çekinmemiştir.

Küçüklü büyüklü doğal nesneler, kendilerine yöneltilen, oluşumları, keşfedilişleri, özellikleri, tarihçeleri ve haklarındaki kuramlara dair soruları yanıtlarken; insansı psikolojiler takınmış olarak çıkarlar karşımıza. Jüpiter, bir yıldız olabilecekken ancak bir gezegen olabildiği için, ömrünü bir başarısızlık öyküsü olarak görmeye takılıp kalmıştır; sarmal gökada küçümsendiğini sanarak alınganlık göstermektedir; nötron nötr olmayı özelliksiz olmakla özdeşleştirerek, proton ve elektrona öykünmektedir;  bozon ondan üstün olduğunu göstermeye çalıştığı fermiyonla didişmektedir; boşluk, “Doğa boşluktan hoşlanmaz” lafımıza sinir olmaktadır…

Yazar, Evren’in en temel cisimlerini ya da atomaltı parçacıkları konuştururken, onlar hakkındaki pekâlâ teknik olabilecek bilgiyi, konuşma dilinin canlılığına, anlaşılırlığına ve yalınlığına ustaca yedirmekte; bilimsel bilgiyi gazetelerin pazar eki söyleşilerinin akıcılığında sunmaktadır. Her bir doğal nesne, milyarlarca yıl süren ve Evren’in bir ucundan diğer ucuna yayılan “yüksek enerjili” ve şaşırtıcı olayların özneleridir ve “kişisel” öykülerini tatlı tatlı anlatırlar. Maddenin yapıtaşı olan atomlar ve atomaltı parçacıklar, Evren’in çok farklı köşelerinde, farklı gökcisimlerinde, evrensel olaylarda ve dünyada yaşadıklarını, bir macera filminin yer yer düşük, yer yer yüksek tempolu sahneleri gibi peşi peşine aktarırlar.

Parçalardan bütüne, atomaltından Evren’e

Yazar astrofiziğin büyüklü küçüklü nesnelerini kendi ağızlarından birer birer tanıtırken; her bir doğal nesnenin birbirine ve bütüne sıkı sıkıya bağlandığı geniş ölçekli bir Evren resmi de çıkarır karşımıza. Bizi yaratan atomların uzak geçmişte, milyonlarca yıllık bir süreçte ve milyonlarca ışık yılı ötelerde oluştuğunu, çeşitli evrensel süreçlerde işlevler üstlendiklerini, Evren’in aslında bir bütün olduğunu kavrarız.

İnsan ve yarattığı uygarlık, Evren’in bu görkemli bütünlüğünün ancak çok küçük ve aslında kıyıda köşede kalmış bir bileşenidir. Bu noktada doğal nesneler söz birliği yaparlar: İnsanın değeri, bu büyük bütünlük karşısındaki küçüklüğüne, önemsizliğine ve yıkıcılığına karşın, Evren’i ve yasalarını anlama yönünde gösterdiği bitmek tükenmez çabadadır.

Doğal nesneler kendi tarihleriyle birlikte, Evren’in tarihini ve insanın onları anlama çabasının (bilimin) tarihini de kısmen anlatmış olurlar. Böylelikle söyleşileri okumakla temel bir Evren perspektifi edinmekle kalmayız; bilimin nasıl geliştiğini, bir kuramın nasıl ortaya konduğunu, nasıl geçersizleştiğini ya da eksiklerinin nasıl tamamlandığını da örnekler üzerinde görürüz. Söyleşi yapılan kuark, doğanın yasalarını açıklama iddiasındaki bir kuramın yalın ve güzel olması gerektiğinden söz eder; fiziğin günümüzdeki en popüler nesnelerinden sicim, klasik fizikle kuantum fiziğini, atomaltı parçacıkların standart modeliyle sicim kuramını karşılaştırır. Doğal nesnelerin bilimimizi felsefi olarak sorgulamalarından, doğaya nasıl bakılması ve araştırmaların çözülmemiş hangi bilimsel sorulara yoğunlaştırılması gerektiğine dair fikirler de ediniriz.

İnsanoğluna yöneltilen eleştiriler

Yazar, bütün bu söyleşilerde, fabl geleneğinin bir özelliğini de sürdürür; insana ve insanlığa getirdiği eleştirileri, nesnelerin ağzından yer yer üstü kapalı, yer yer oldukça açık bir biçimde ortaya koyar: İnsanın kendi türünü, doğayı, dünyayı ve hatta Evren’i gözü kapalı yıkıma götürüyor olmasını; mülkiyet ve çıkar uğruna kan dökmesini, savaşlar çıkarmasını; bilimi piyasaye habire yeni ürün sürebilmek için esas olarak teknoloji geliştirmede kullanmasını; Evren’i anlama, doğanın gerçeklerine ulaşma çabasına yeterince önem ve ağırlık vermemesini de eleştirir.

Uranyum atomu, büyük çaplı yıkımlara yol açan atom bombasının bir parçası olma olasılığından fena halde rahatsızdır; insanların birbirini yok etmeye nasıl böylesine tutkun olduğunu bir türlü anlayamaz; demir atomu kan dökmeye yarayacak bir kılıçta kullanılmaktansa, toprak altında milyonlarca yılı can sıkıntısı içinde geçirmeye razıdır; sarmal gökada magazin yıldızlarıyla gökteki yıldızlardan daha çok ilgilenmemize içerliyordur; gene sarmal gökada teknoloji ürünlerine tapmamamızı, sorgulamaktan asla vazgeçmememizi öğütler; boşluk daha iyi tost makineleri geliştirmek yerine, Evren’i anlama çabalarımızı büyütmemiz gerektiğini söyler…

Yazar, önsözünü de, söyleşileri yapan kişinin ağzından yazarak, kitaptaki kurgusal tutarlılığı korumuştur. Kitabın sonuna eklenen mini sözlük, metnin anlaşırlığına katkı niteliğindedir; metinde geçen bilimsel terimleri, kitabın diliyle aynı yalınlıkta açıklar. Bütün bu nitelikleriyle, pencereler açan, keyifli bir okuma vaat eden bir kitaptır Evrenle Söyleşiler. Okuduğunuz bu yazı da, kitapta yer alan “Çevirmenin önsözü”nün “Bilimkurdu” köşesinin çerçevesine uyarlanmış halidir.

Herhangi bir metnin bir kitap bütünlüğüne ulaşmasında, çok sayıda insanın katkısı vardır kuşkusuz; kitaplar kolektif eserlerdir bu anlamda; ama Evrenle Söyleşiler için ayrıca, çeviri ve çeviri redaksiyonunda da kolektif emekten söz etmeliyiz. Söyleşiler, bendeniz, S. Cansu Özkan, Yusuf Öngel, Turgay Dağıstanlı tarafından çevirmiştir. Aynı biçimde, Çağlar Sunay, Zahit Atam ve bendeniz tarafından  redakte edilmiştir. Her çevirmen ve redaktör, sadece kendi çevirilerinden ve redaksiyonlarından sorumlu olmakla birlikte; kitabın tümündeki olası yanlışlıkların sorumlusu bu yazının yazarıdır.

Son olarak şunu söylemek isterim: Evrenle Söyleşiler’i, İtalo Calvino’nun Kozmokomik Öyküler kitabının ölümsüz kahramanı Ofwfq’a bir selam duruşu olarak da okumak mümkündür. Tanışmış olanlar mutlaka anımsayacaktır, Ofwfq da Evren’in ucu canlılığın evrimine varan tarihinin bütün aşamalarını yaşamış gibi anlatan; karşımıza kâh bir molekül, kâh bir göktaşı, kâh bir denizkabuğu, kâh sudan karaya çıkan ilk nesil balıklardan biri, kâh dinozorların son temsilcisi kılığında çıkan; Evren’in bütün bu farklı biçimlerine “insanı” taşıyan bir karakterdir. Kozmokomik Öyküler’i bilimden iyi anlayan bir edebi usta yazmıştır; Evrenle Söyleşiler’i edebiyattan anlayan bir bilim insanı…

– Evrenle Söyleşiler –kuarklardan kara deliklere-; Richard T. Hammond; Çev. Nalân Mahsereci, S. Cansu Özkan, Yusuf Öngel, Turgay Dağıstanlı; Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Şubat 2014, 208 s.

PAYLAŞ
Önceki makaleVeri, bilgi, eylem
Sonraki makaleKaranlık madde arayışında yeni bir adım
Nalân Mahsereci
İÜ Eczacılık Fakültesi mezunu. Eczacı ve popüler bilim yayıncısı. Başta "Bilim ve Ütopya" ve "Bilim ve Gelecek" dergileri olmak üzere, çok sayıda yazısı, söyleşisi, çevirisi yayımlandı. "Savaş Emek Kitabı - Gel Ey Seher" adlı biyografik bir nehir söyleşi kitabı ve "Hayal Hızı Çetesi İnsanın Atasını Arıyor" adlı bir çocuk kitabı bulunuyor.