Ana sayfa 122. Sayı Canlıların adlandırılmasında Başbakan’a yaranmak

Canlıların adlandırılmasında Başbakan’a yaranmak

63
PAYLAŞ

Bilim ve Gelecek Dergisi’nin 17. sayısında “Canlıların Adlandırılması Nasıl Yapılır”(s. 48-51) başlıklı makalem yayınlanmıştı. 2005 Yılında Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ilgilileri (Bakanlığın adı değişti, bakan halen göreve devam ediyor) ”bölücü amaçlar taşıdığı gerekçesiyle” kimi bitki ve hayvanların adlarını değiştirmek istemişti. Örneğin “Capreus capreus armenius-Karaca”; “Vulpes vulpes kurdistanica– Anadolu yaban koyunu” gibi yabani hayvanların adlarının bölücü amaçlar taşıdığı gerekçesiyle bu gibi Latince etnik takıları değiştirmeye kalkmıştı. Aslında kamuoyunda zaman zaman bu gibi tartışmaların açıldığı, hiç yeri olmadığı halde anlamsız suni gündemler yaratıldığına şahit olmaktayız. Hatta o günlerdeki gazetelerde “Bir Garip İsim Mücadelesi (Anonim, 2005)”, “Bitki İsimlerinde Türk Bilimadamları Makyajı (Anonim, 2005)”, “Şimdi Pontus’lu Balık (Anonim, 2005)”, “Türk Tilkisiyle Ermeni Kuzusu” (Türker, 2005); “Bir Kaşık Suda Fırtına” (Polat, 2005); “Osmangaziensis’i Tanı” (Anonim, 2005); “İsimlendirerek Bölücülük Yapmak Mümkün mü?” gibi.

Ne yazık ki benzer tartışmalar günümüzde de sürdürülmektedir. Uluslararası kabullere göre yapılması gereken “canlıların adlandırılması” gibi bilimsel tavır gösterilmesi gereken bir alanda bu kez başbakanımıza yaranılmak isteniyor. Şöyle ki:

Şekil 1. Rize Recep Tayyip Üniversitesi’nin yeni keşfettiği balıklar (Kuday, 2014).

Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yeni bir gaf yapılarak, üniversiteye adını veren Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın daha da gözüne girmek, sevgi ve muhabbetine nail olmak için yeni keşfedilen balıklara “Eminae”; “Recepi”; “Velioglui” gibi Latince takılı adlar verdiler. Bu üniversiteyi, kadroya alınacak kişilerin neredeyse adlarının belirtildiği bir “Akademik Atama İlanı” verdiği için istifa etmek durumunda kalan rektöründen de hatırlayacaksınız. İşte bu üniversitenin Su Ürünleri Fakültesi tarafından Fırat Nehri’nde keşfedilen ve bugüne değin dünya bilim literatürüne girmemiş üç yeni sazan balığı türüne “Aburnoides emineae”; “Aburnoides velioglui”; “Aburnoides recepi” isimleri verildi. Daha önce 18 yeni türü dünya fauna’sına kazandıran fakülte böylece keşfettiği balık türü sayısını 21’e yükseltti.

Kamuoyundan gelen eleştirilerin artması üzerine üniversiteden yapılan açıklamaya göre, güya “Emine” araştırmayı yapan öğretim görevlisinin annesinin, Recep ise araştırma alanlarına beraber gittiği kayınbiraderinin adıymış ve bilim dünyasında yeni bulunan türlere bu şekilde isim verme geleneği varmış (Kuday, 2014). Peki, canlıların adlandırılması bilimsel olarak nasıl yapılmaktadır, bu çalışmalarda rastgele, duygusal ya da başka bir şekilde adlandırma yapılabilir mi? Bu soruyu yanıtlamaya açmaya çalışalım.

Canlıların adlandırılması

Bitkilerin ve hayvanların adlandırılması, bu gruplara basit ve tek anlamlı bilimsel adlar vermek ve kurallar oluşturmak demektir. Oldukça karmaşık olan bu adlandırma sistemine niçin gereksinim vardır? Latince isimler çok uzun söylemesi güç isimlerdir. Bu güçlüklerine karşın neden konuşulan gündelik Türkçeye ait normal isimler kullanılmayıp Latince isimler kullanılmaktadır. Bu sorulara Benson (1957) aşağıdaki şekilde yanıt vermiştir.

– Belli dillerdeki isimler, normal olarak sadece tek bir dile ait olup, evrensel değildirler.

– Dünyanın büyük bölümündeki çok az sayıdaki canlı tür o dile ait isimler taşımaktadır.

– Normal isimler kategori yani cins, tür veya alttür farkı gözetilmeksizin kullanılmaktadır.

Tüm dünyada, canlılar (bitkiler, hayvanlar) hakkında bilgi alışverişinde bulunmak, canlı ve canlı grupları hakkında konuşulan ve yazılanları anlayabilmek için, öncelikle aynı canlıdan söz edildiğinin kesin olarak saptanması, bu durumda canlı adının bilimsel olarak belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle adlandırma bir kodla düzenlenmekte ve canlılar, canlı kısımları ve canlı ürünleri hakkında iletişim bir temele dayandırılmaktadır. Örneğin “Uluslararası Botanik Adlandırma Kodu (Internatıonal Code of Botanical Nomenclature) taksonomik grup ve birimlerin düzeylerini belirleyen terimler ve taksonomik gruptaki bitkilere uygulanacak bilimsel adlar ile uğraşmaktadır.

Canlıların isimlendirilmesinden örnekler

– Bitkilere Türk büyükleri ve Türkiye-Anadolu’yu çağrıştıran isimler verilmektedir: Hesperis anatolica (Anadolu Gecemenekşesi); Epipactis turcica (Türkiye orkidesi) gibi.

– Kimi endemik bitkilerimiz adlarını ülkenin belli bir bölgesinde antikçağda hüküm sürmüş uygarlıklardan almıştır: Ophyris hititica (Hitit orkidesi); Ankara’da Achillea phrigia (Frigya civanperçemi); Bursa’da Fritillaria bithynica (Bitinya ters lalesi); Galanthus cilicicus (Kilikya kardeleni gibi.

– Kimi endemik bitkiler adlarını illerimizden almıştır: Dianthus ancyrensis (Ankara karanfili); Asperula antalyensis (Antalya yapışkanotu); Cephalaria düzceensis (Düzce pelemiri); Dianthus artvinensis (Artvin karanfili) gibi.

– Bazı endemik bitkiler adlarını Anadolu’nun önder kişilerinden, mitolojik olaylardan ve kahramanlardan almıştır: Arenaria yunus-emrei (Yunus emre sıraca otu); Antalya’da Bolanthus mevlanae; Gypsophila osmangaziensis (Osmangazi çöveni)

Görüldüğü gibi canlıların adlandırılması hiçbir zaman kişisel ihtiraslara kurban edilmemiştir.

Canlıların adlandırılmasının bilimsel temelleri

Sitolojik, anatomik, palinolojik, seralojik v.b. gibi bulgulardan hareketle de sınıflandırma-isimlendirme yoluna gidilmektedir. Aslında bunlar başlı başına canlıların sınıflandırılması ve isimlendirilmesi için yeterli değildir. Fakat yine de morfolojik özelliklerle birlikte sistematiğe büyük katkıları olduğu da bir gerçektir. Ayrıca ölçülebilen ve sayılabilen tüm karakterlerden hareketle bir de “sayısal taksonomi (nümerik taksonomi)” dalı doğmuştur. Adanson’la başlayan bu akım da başlı başına sınıflandırma için yeterli değildir. Çünkü taksonomi (ve sistematik) farklılıkların biyolojik nedenlerini de açıklamak zorundadır. Tüm bunların yanı sıra popülasyon sistematiği tür ve daha aşağı kategorilerin sınıflandırılmasında oldukça yararlı olmasına karşın yüksek taksonların (cins, aile, takson) sınıflandırılmasında pek geçerli değildir.

Örneğin tür düzeyinde bireylerin aralarında çiftleşip, çiftleşmediklerine bakıldığı halde, daha yukarı aşamalarda bu şekilde belirtilen kesin kurallar yoktur.

Tüm bu sınıflandırma-adlandırma sistemlerinin hangi genel görüşlere bağlı kalarak oluşturulduğuna değinelim. Sınıflandırma kuramları diye bilinen bu görüşler beşe ayrılır (Mayr, 1979):

1) Esascılık: Aristo mantığına dayanan ve Linneaus tarafından da kabul edilen görüştür. Türlerin değişmezliğini kabul eder ve taksonların sabitliğine dayanır. Görevi bu taksonları belirtmek olmuştur.

2) İsimcilik: Doğada sadece bireylerin bulunduğunu, diğer sistematik kategorilerin sadece insanlar tarafından oluşturulduğuna inanan görüştür. Akrabalık kavramını dikkate almadan, sadece benzerlikten giderek oluştururlar.

3) Ampirikçilik: Taksonomist için, ayrıca bir sınıflandırma teorisine gerek olmadığına, yeterli miktarda karakterler akıllıca değerlendirildiğinde, bu sistemin kendiliğinden ortaya çıkaracağına inanırlar.

4) Dalcılık: Akrabalık ilişkilerine göre soy ağaçları ortaya çıkarmayı ve sonra da sınıflandırmayı buna dayandırmayı amaçlar. Bu filogenetik ağaçlarda farklı düzeylerdeki dallar farklı taksonomik kategorileri oluştururlar.

5) Gelişmiş sınıflandırma: Ampirik sınıflandırmada olduğu gibi, doğada var olan grupları, bu kez benzerlikleri evrim ile açıklayarak bulmaya çalışarak bulmaya çalışan görüştür. Bu görüşe göre taksonomist, evrim sonucu oluşmuş olan grupların bulucusudur. Günümüzde en çok kabul edilen görüştür.

Sonuç

Üniversiteler, fikirlerin özgürce tartışıldığı, yorumlandığı alanlar olmak durumundadırlar. Çünkü bilimde her yeni fikir başka fikirlerin eleştirisi ve birikimi üzerine şekillenir. Eleştiri ve sorgulama yoksa bilim yoktur. O yüzden “Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar”. İtaatin olduğu yerde sadece tekrar ve duraklama vardır. Üniversitelerin iktidara yakın olduğu için basamakları üçer beşer çıkan “patronlara” değil, gerçek bilim insanlarına ve sorumlu idarecilere ihtiyacı vardır ( Öngel, 2014). Günümüz Türkiye üniversitelerinin “hal-i pür melali” ortada. Elbette Başbakanın ve eşinin adı yağcılık olarak kullanılır. Siz hiç Atatürk’ün, İnönü’nün, Nazım Hikmet’in adının bu tip adlandırmada kullanıldığını gördünüz mü? (Bir abide çınara tarafımdan “Nazım Hikmet Çınarı” adı verildiği için ilgili kitabımın yayımlanamadığını da eklemeliyim).

Kaynaklar

1) Anonim, 2005. “Bitki İsimlerine Türk Bilim Adamı Makyajı”, Yeni Şafak, 7 Mart sayısı, İstanbul

2) Anonim, 2005 (2). “Şimdi de Pontus’lu Balık”, Radikal, 5 Mart sayısı

3) Anonim, 2005(3). “Osmangaziensis’i tanı”, Yeni Şafak, 7 Mart sayısı, İstanbul

4) Anonim, 2005(4). “Bir Garip İsim Mücadelesi”, Birgün, 7 Mart sayısı, İstanbul

5) Aytekin, M.A, 2005. “İsimlendirerek Bölücülük Yapmak Mümkün mü?” Birgün, 8 Ağustos sayısı, İstanbul

6) Benson, L. 1957. Plant Classification. London

7) Kuday, C. 2014. “Balık Baştan Kokar”. Birgün, 23 Ocak sayısı, Yaşam sayfası, İstanbul

8) Mayr, G. 1979. Sistematik Zoolojinin Prensipleri (Tercüme eden: Niyazi Lodos) Ege Üniv. Ziraat Fakültesi Yayını, İzmir

9) Öngel, S. 2014. “Bir Grev, Bir Patron, Bir Üniversite”, Birgün, %5Mart sayısı, İstanbul

10) Polat, E. 2005. “Bir Kaşık Suda Fırtına”, Radikal, 20 Mart sayısı, s.5, İstanbul

11) Sarıbaş, M., 2005. “Canlıların adlandırması nasıl yapılır? Bu tilkinin adını beğenmedim.” Bilim ve Gelecek Dergisi 17. Sayısı, s. 48-51, İstanbul

12) Seçmen, Ö., Y.Gemici, G. Görk, L. Bekat, E. Leblebici, 1995. Tohumlu Bitkiler Sistematiği, Ege Üniv. Fen Fakültesi Kitaplar Serisi No.118, 4. Baskı, 314 s, İzmir

13) Torlak, H., M. Vural, Z.Aytaç, 2010. Türkiye’nin Endemik Bitkileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, 224 s., Ankara

14) Türker, Y., 2005. Kürt Tilkisiyle Ermeni Kuzusu. Radikal, 20 Mart sayısı, s.5, İstanbul