Ana sayfa 123. Sayı Konuşmaya hazır mı doğuyoruz?

Konuşmaya hazır mı doğuyoruz?

193
PAYLAŞ

Derleyen: Ebru Oktay

İnsanların, mantıksal bir hiyerarşiye uyan ve doğuştan gelen bir dil organizasyonuna sahip oldukları belirlendi. Bu organizasyon, bilgisayar çeviri programlarının yaptığı gibi kelimeleri yan yana koymak gibi basit bir yapıda değil; doğuştan gelen ve “evrensel gramer” diyebileceğimiz bir özelliğe sahip. Bu konu ilk olarak yarım yüzyıl önce Noam Chomsky tarafından ortaya atıldığında, dilbilimciler arasında sert tartışmalara neden olmuştu. Eğer doğruluğu kanıtlanırsa, dil öğretiminde farklı yollar açılabilecek gibi görünüyor.

Virginia Fairfax George Mason Üniversitesi’nden dilbilimci Jennifer Culbertson ve meslektaşı Londra Quenn Mary Üniversitesi’nden David Adger yapay bir “ nanodil” yapılandırdı. Yeni dilin bir parça İngilizceye benzeyeceği önerisinden hareketle, İngilizce konuşan gönüllü deneklere “mavi ayakkabı” ve “iki ayakkabı” şeklinde ikişer kelime öbeği verildi. Ve deneklere “iki mavi ayakkabı ya da “mavi iki ayakkabı” cümlelerinden hangisini doğru olarak seçeceklerini sordular.

Benzerliğe bağlı kalıp olan “iki mavi ayakkabı”yı mı seçeceklerdi (ki İngilizcede genellikle iki maviden önce söylenir); yoksa anlamsal hiyerarşiyi izleyip maviyi ikinin önüne koyup mavi iki ayakkabı mı diyeceklerdi? Zira mavi sıfatı ismi daha sıkı tamlamaktadır. Denekler, zamanın dörtte üçünde anlamsal hiyerarşiye göre seçim yaptılar. Gene, örneğin “bunlar mavi ayakkabılar” kelime öbeğini de; “mavi ayakkabılar bunlar” kelime öbeğinden daha fazla seçtiler. Gönüllüler sadece kelimelerin sırasını ters çevirmeyi öğrenmiyorlardı, seçim yaparken bir içsel hiyerarşiye danışıyorlardı.

Maryland Üniversitesi’nde dilbilimci olarak çalışan Jeffry Lidz’e göre araştırma sonuçları, beynimizin dili, kelimeleri olması gerektiği gibi ardışık olarak koymaktan çok daha karmaşık bir yolla öğrendiğini gösterdi. Chomsky ise sonuçların “aslında belirgin olan gerçekliğe” bir küçük katkı daha yapmış olduğu yorumunu yaptı. Chomskiyen düşünceye katılmayanlar için önümüzdeki süreçte epeyce büyük bir mücadele gerekecek gibi gözüküyor.

Elbette sonuçlara katılmayanlar da var. Priceton Üniversitesin’de dilbilimci Adele Goldberg, zihnimizin benzerlikler gösteren nesneleri bir arada algılama gibi bir eğilimi olduğuna vurgu yaptı. Sıfatı ismin yanında kullanma eğilimi de, böyle bir reflekse işaret ediyor olabilir.

Santiago Chile Üniversitesi’nde nörobilimci David Gomez ve çalışma arkadaşları da yayımladıkları bir çalışmada üstü kapalı olarak dilin doğuştan olan yönünü vurgulamaya çalıştılar. 24 bebeğe kaydedilmiş saçma heceler dinleterek o esnada oluşan beyin kan akımını ölçtüler. Kan akımı değişiklikleri, “blif” gibi iyi titreşimli kelimeler ve hecelerde, “ibif” gibi nispeten düşük titreşimli kelimelere göre daha belirgin izlendi. Gomez’e göre bu sonuçlar, bebeklerin kısacık yaşam tecrübelerinde, kendileri henüz heceleri telaffuz edemezken farklılıkları algılamalarının tamamen titreşime olan doğumsal hassaslıktan kaynaklandığını göstermiştir.

Kaynaklar

1) Bob Holmes, http://www.newscientist.com/article/dn25334-born-to-chat-humans-may-have-innate-language-instinct.html#.U09odG1kYhB