Ana sayfa 123. Sayı Tarihsel gelişimiyle Türkiye’nin sağlık sorunları – 1 1921-1960: Toplum sağlığında sınırlı...

Tarihsel gelişimiyle Türkiye’nin sağlık sorunları – 1 1921-1960: Toplum sağlığında sınırlı iyileşmeler

151
PAYLAŞ

Deniz Akgün

Cumhuriyet döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadelede dönemsel de olsa bazı başarılı sonuçların elde edilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin devlet eliyle yürütülmesi yaklaşımının benimsenmesiyle ile olanaklı olmuştur. Sınırlı olanaklara sahip olan merkezi devlet aygıtının sadece salgın hastalıklarla mücadele ve koruyucu sağlık hizmetlerinden sorumlu olması gerektiği düşünülmüştü.

19.yüzyıl’ın ikinci yarısından başlayarak dünya genelinde devlete ait kurumlar aracılığıyla çeşitli sağlık hizmet birimlerinin oluşturulmaya başlandığı görülür. Bu dönemde sağlık hizmetlerinin merkezi devlet yönetimi altında oluşturulmasının tipik örneği Fransa’ydı. Fransa’da merkezden tayin edilen sağlık müdürleri ve onların emrinde çalışan sağlık elemanları kentlerde halk sağlığı hizmetlerinin yürütücüsü durumundaydı. Bu hizmetler merkezden yayınlanan genelgeler aracılığıyla yürütülmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde oluşturulmaya başlanan sağlık örgütlenmesi de Fransa’daki sağlık örgütlenmesiyle benzerlik göstermekteydi. (1)

Osmanlı İmparatorluğu’nda modern sağlık hizmetlerinin ilk adımı tıbbiyenin kuruluşu ile atıldı. Tıbbiye, kuruluşundan başlayarak Osmanlı’nın modern bilim ve teknolojiye açılan pencerelerinden biri oldu. Abdülhamid döneminde Batılılaşma fikirlerinin ilk filizlendiği yerlerden biri tıbbiye idi. Tıbbiye’de eğitimin Fransızca olması o yıllarda öğrencilerin Fransız devrimi sonrası ortaya çıkan özgürlük, eşitlik, adalet ve ihtilal gibi kavramlarla tanışmasını kolaylaştırmıştı. (2) 1892’de İttihat ve Terakki Partisi’nin kuruluşu ve 1908’de meşrutiyetin ilanında da bazı tıp öğrencilerinin önemli rolü oldu. İstanbul’da yabancı askerlerin işgaline tepki olarak 14 Mart 1919 gününde, tıp bayramı gerekçesiyle büyük bir miting düzenlendi. 10 Nisan 1919’da da işgal karşıtı başka bir miting düzenlendi ve bazı tıbbiyeliler Anadolu’ya gizlice geçmeye başladılar. (2)

Osmanlı Tıbbiye öğrencileri (1839)

Tıbbiye geleneğinin Türkiye’deki modernleşme çabalarıyla ilgisi İsmet İnönü’nün hekimlik mesleğinin Türkiye’de başlamasını bir çeşit Rönesans olarak tanımladığı aşağıdaki sözlerinden de anlaşılır. “Türkiye’de medeniyet, iyi insanlık anlayışı, tıbbi okulun açılmasıyla başlamıştır. Bu tarih Türkiye’de fikir ve medeniyet cereyanlarının başlangıcı sayılır. Hekim bize hayat sırrını öğretmiş ve hürriyet fikrini getirmiştir.” (1)

Reşit Galip ve köycü doktorlar

Tıbbiye geleneğinin Türkiye’nin modernleşme çabalarına katkısı Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde de devam etti. Cumhuriyet dönemi köycü aydınlarından Dr. Reşit Galip, kalkınma ve aydınlanmada yol alabilmek için köylülerin bilinçlendirilmesi gerektiği düşüncesindeydi. (3) Reşit Galip köylüler arasında insanlığa yaraşır bir tarzda çalışmak ve sağlık, eğitim konularında kendilerine yardım etmek amacıyla kurulan Köycüler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. İdeallerini gerçekleştirmek amacıyla 1919’da birkaç arkadaşı ile birlikte Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Emet bölgesine köy doktorluğu yapmaya gittiler. İdealleri uğruna köye yerleşen bu gençler, hekimlik ücretini verenden almakta vermeyenlerden ise istememekteydiler. (3)

Sonraki dönemde gazetecilik de yapmış olan Reşit Galip, yazılarında ulus olma sürecinin ve buna bağlı olarak gerçek demokrasiye geçişin önündeki engel gördüğü mütegallibeliği yıkacak reçeteler önermekteydi. Mütegallibenin yok edilmesi durumunda düşmanı bir daha memlekete sokmayacak esas ordu olan hekimler ve öğretmenlerden kurulu köy örgütlenmesinin oluşturulması ve bu yolla köylünün dünya olaylarını anlayacak, ilgilenecek konuma getirilmesini öneriyordu. (3)

Reşit Galip Bey.

Reşit Galip’in gençliğinde gündeme getirdiği hekim-öğretmen uygulaması sonradan sağlık alanında eğitim gören öğretmenlerle birlikte öğretmen sağlıkçı uygulaması olarak gündeme geldi. Reşit Galip ve arkadaşlarının köycülük denemesi ise Cumhuriyet hükümetinin eğitim politikasının ve köy enstitüleri uygulamasının ipuçlarını veriyordu. Bu amaçla öğretmen eğitiminde kullanılacak sağlık eğitimi dersleri ve konuyla ilgili kitapçıklar hazırlanıyordu. Bu yönüyle Reşit Galip, köy enstitüleriyle daha sonraki dönemde gündeme gelen yeni-köycülük akımının öncüsü konumundaydı. (3)

Ülkemizde sınırlı bir süre etkinliğini sürdürebilen köy enstitüleri uygulaması, öğretmen yanı sıra köy sağlık memuru yetiştirilmesini de amaçlamıştı. Köy enstitülerinin sağlık kollarındaki öğrencilerin eğitimi hastanelerde görevli uzman hekimlerce yapılıyordu. Eğitim sonrası doktorların sözlü sınavından geçmek yoluyla eğitimi başarıyla tamamlayanlar, köylere gidip köylü gibi yaşıyor ve koruyucu sağlık hizmetlerinde görev alıyordu. Sağlık kolu çıkışlı köy enstitülü sağlık memurlarının görevleri arasında köye temiz su getirme, tuvalet yapma, çevreyi sağlıklı hale getirme, esnafın sağlık muayenelerinin yapılmasını sağlama ve bulaşıcı hastalıklara mücadele yer alıyordu. (4)

Bulaşıcı hastalıklarla mücadele

Yaygın bir sağlık sorunu olması nedeniyle Cumhuriyet döneminde önem verilen konulardan birini bulaşıcı hastalıklarla mücadele çalışmaları oluşturdu. Kurtuluş Savaşı’nda 8167 kişi savaştan ve 22.543 kişi ise hastalıktan ölmüştü. O dönemde sıtma o kadar yaygındı ki bazı yıllarda sıtma yüzünden harmanlar kaldırılmamıştı. Şehir ve kasabalarda da zengin, fakir herkes yatağa düştü; 1945’de her 10 kişiden birisi sıtmalıydı. 3 milyon kadar trahomlu ve buna bağlı binlerce kör vardı. Frengili sayısı 1935’de 173.000’i buluyordu. (5)

Bu dönemde tifüs, frengi, sıtma ve verem gibi önemli bulaşıcı hastalıklarla mücadele için merkezden çevreye hizmet verecek dikey örgütler kuruldu. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele için çok sayıda dispanser açıldı. 1928’de aşı üretimi ve laboratuvar tanı olanaklarının geliştirilmesi amacıyla Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu. Burada çeşitli hastalıklara karşı aşı ve serum üretilmeye başlandı. Ayrıca bulaşıcı hastalıklar konusunda araştırma yapmak ve personel eğitimini gerçekleştirmek için Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1930’da Umumi Hıfzıssıhha Kanunu çıkarıldı. Bu yasada liman, hudut ve sahillerin bulaşıcı hastalıklar açısından denetimiyle ilgili 28 madde bulunmaktaydı. 21 hastalığın ulusal düzeyde; sıtma, trahom, frengi ve gonore hastalıklarının ise bölgesel düzeyde ihbarı zorunlu kılındı. Bu dönemde sağlık hizmetlerinin devlet eliyle yürütülmesi ilkesi benimsenmişti. Yürütülen çalışmaların sonucunda bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kısmi başarıların elde edildi. Tüberküloz, frengi, lepra gibi hastalıklarda azalma görüldü. Veba 1947’de, çiçek ise 1957’de görülmemeye başlandı.

Samsun Frengi Hastanesi hekim ve hemşireler (1933)

Ancak bu başarılar kalıcı olamadı ve sonradan azalan hastalıklarda yeniden artış görülmeye başlandı. 2. Dünya Savaşı döneminde beslenmenin bozulması, çevre koşullarının kötüleşmesi ve sağlık hizmetlerindeki aksamalar nedeniyle Mardin’de görülen çiçek salgınında (1942-1944) 10.359 kişi hastalanmış 2232 kişi ölmüştü. Bu dönemde 1943 tifüs, 1947 Urfa veba salgınları ve artan sıtma olguları binlerce ölüme neden oldu.

Öte yandan 1952’lerde başlayan hızlı kentleşme büyük kentlerin kıyılarında alt yapıdan yoksun gecekondu mahallelerinin üremesine yol açtı. Bu mahalleler sonradan su kaynaklı sindirim sistemi salgınlarının ve diğer salgın hastalıkların ilk ortaya çıktığı yerler haline geldi. Bu döneme damgasını vuran kent salgınları arasında Sağmalcılar kolera salgını (1970), 115.000 kişinin hastalandığı Çukurova sıtma salgını (1977) ve binlerce kişiyi etkileyen Ankara tifo salgını (1981) sayılabilir. (5)

Zonguldak Ereğli kömür havzasında işçi sağlığı uygulamaları

Cumhuriyet döneminde ülkemizde sağlık açısından önem taşıyan bir diğer önemli uygulamayı ise Zonguldak-Ereğli kömür havzası mele birliğinin kuruluşu ve hizmetleri oluşturmaktaydı. Zonguldak-Ereğli kömür havzası Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında sanayileşme çalışmaları açısından önemli bir bölgeydi. Buradaki kömür ocaklarını kapsayacak şekilde mele birliğinin kurulması ise ülkemizde çalışanlara yönelik sosyal güvenlik uygulamasının ilk örneğini oluşturdu.

Zonguldak-Ereğli kömür havzası Osmanlı İmparatorluğu döneminde de kömür madenciliği yapılan bir bölgeydi. Buradaki madencilik faaliyetlerine yönelik olarak 1867’de çıkarılan Dilaverpaşa Nizamnamesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk sosyal politika düzenlemeleri arasında yer almaktaydı. Ancak Dilaverpaşa Nizamnamesi’nde maden ocaklarındaki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarıyla ilgili düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde ele alınmamıştı. Bu nizamname işçilerin basit bazı hastalıklarının tedavisi için madende doktor bulundurulmasını ve ağır hastalıkların ortaya çıkması durumunda işçilerin evine gönderilmesini öngörmekteydi. Dilaverpaşa Nizamnamesi’nde hastalık durumu, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeni olarak kabul edilmekteydi. Ayrıca Padişah onayından geçmediği için teamülname olarak kalmıştı. 1923 yılına gelindiğinde havzadaki ağır çalışma koşullarının etkisiyle o güne kadar yapılan en büyük grevle karşılaşıldı. Greve giden işçilerin temel taleplerini 1921 yılında kabul edilen havzaya özel bir düzenleme olan 151 sayılı yasanın uygulanması oluşturuyordu. (6)

1921 yılında kabul edilmiş olan 151 sayılı yasa ile Zonguldak-Ereğli havzasındaki kömür işletmeleriyle sınırlı olmak üzere Amele Birliği kurulmuş ve çalışma yaşamıyla ilgili bazı yeni düzenlemeler getirilmişti. Bu yasada çalışma yaşı, günlük çalışma süresi, ücretler, işçilerin barınma sorunlarının çözümü, iş kazaları ve meslek hastalıklarının tazmin edilmesi ile havzada verilmesi gereken sağlık hizmetleriyle ilgili düzenlemeler vardı. Ayrıca işçilerin sosyal güvenliğinin sağlanmasına yönelik yardımlaşma sandıklarının kurulması sağlanmaktaydı. (6) Amele Birliği’nin görevlerini belirleyen 1923 tarihli bir talimatnamede hastane ve dispanserlerin nerelere kurulacağını saptama, gerekli doktorları tayin etme ve ocakların grizu ve toz açısından sınıflandırılması sözleşmelerinde görüş bildirme gibi görevlere yer verilmişti. Bu yönüyle Amele Birliği uygulaması sadece hastalık ve kazalar sonucunda ortaya çıkan olumsuz durumları gidermeyle sınırlı değildi. Havza’da sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi ve işçi sağlığı ve güvenliğine yönelik hizmetler açısından da bazı misyonları üstlenmesi söz konusuydu. (6)

Sıtma ile mücadelede pratik bilgiler sunan 1943 yılında basılan bir kitap.

Cumhuriyet döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadelede dönemsel de olsa bazı başarılı sonuçların elde edilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin devlet eliyle yürütülmesi yaklaşımının benimsenmesiyle ile olanaklı olmuştur. Bu dönemde sınırlı olanaklara sahip olan merkezi devlet aygıtının sadece salgın hastalıklarla mücadele ve koruyucu sağlık hizmetlerinden sorumlu olması gerektiği düşünülmekteydi. Geri kalan hastanecilik hizmetleri ise belediyelere ya da il özel idarelerine bırakılmıştı. Bunun tek istisnasını ise Zonguldak Ereğli kömür havzasının özel durumu nedeniyle Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak hizmet veren Zonguldak İl Hastanesi oluşturmaktaydı. (7) Bu yönüyle Zonguldak-Ereğli kömür havzasında Amele Birliği’nin kuruluşuyla birlikte hayata geçirilen uygulamalar, ülkemizde modern anlamda ilk sosyal güvenlik ve işçi sağlığı uygulamalarına aracılık etmesinin ötesinde, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin bütüncül olarak sunulmasını öngören çağdaş sağlık hizmeti uygulamasının da ilk örneğini oluşturmuştu.

Kaynaklar

1) Aydın E. Türkiye’de Sağlık Teşkilatlanmasının Tarihi. Naturel Yayınları.

2) Özata M. Atatürk ve Tıbbiyeliler. Umay Yayınları, 2007.

3) Oruç Y. Atatürk’ün Fikir Fedaisi Doktor Reşit Galip. Gürer Yayınları. 2007.

4) Kocabaş K. Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayınları. 2011.

5) Dedeoğlu N. Cumhuriyetten bugüne bulaşıcı hastalıklarda değişme ve sağlık politikalarıyla ilişkisi. Toplum ve Hekim dergisi. Cilt:23, sayı:6. 2008.

6) Gökbayrak Ş. Zonguldak-Ereğli Kömür Havzası Amele Birliğinde Bir Dönem (1921-1946) Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Yayınları. 2008.

7) Dirican R. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi. Ed: Dirican R, Bilgel N. Halk Sağlığı. Uludağ Üniversitesi basımevi, 1993.