Ana sayfa 125. Sayı Sosyolog ve Tarihçinin Karşılaşması: Bourdieu Chartier’nin Sorularını Yanıtlıyor

Sosyolog ve Tarihçinin Karşılaşması: Bourdieu Chartier’nin Sorularını Yanıtlıyor

128
PAYLAŞ

Türkçeye Zuhal Karaca tarafından çevrilen Sosyolog ve Tarihçi, Açılım Kitap tarafından Şubat ayında yayımlandı. Kitap birbirinin devamı niteliğinde beş uzun söyleşiden oluşuyor. 1988 yılında France Culture’de Ȧ Voix Nue (Kitabın yayıncısı tarafından “aracısız konuşma”, “çıplak ses” olarak çevrilmiş) adlı programda gerçekleştirilen beş söyleşinin kahramanlarından biri tarihçi diğeri ise sosyolog. Tarihçi Roger Chartier bugün UPENN ve College de France’da kültür tarihi dersleri veriyor. Aynı zamanda okuma-yazma pratikleri, 16. ve 18. yüzyıllar arası Batı yazılı ve matbu kültürü konusunda uzman. Sosyolog Pierre Bourdieu ise bu söyleşilerin asıl kahramanı. Karşısındaki tarihçiye ve diğer tarihçilere -onları övdükten sonra- metniyle kurduğu ilişkinin önce ne olduğunu anlatan ardından bu ilişki üzerine eleştirel yaklaşımlarda bulunan, herkesçe bilinen “sosyoloji bir dövüş sporudur” sözünün sahibi Pierre Bourdieu. Söyleşilerin amacı öncelikle Pierre Bourdieu’nün 1988 yılında son yayımlanan kitabı La Distinction ve kamuoyunda ses getiren daha önceki çalışmaları (Fransız eğitim sistemi üzerine analizleri, Kabil’deki etnografi çalışmaları, müzelerin gezilme oranları vb.) hakkında konuşmak ve çalışma alanı sosyolojinin ne olduğunu, onu icra eden sosyologların kim olduğu hakkında bir tartışma başlatmak.

Sosyoloji ve tarihin disipliner tartışmalarının yer aldığı radyo söyleşilerini okumak bu disiplinlerin neliği üzerine yazılan makaleleri okumaktan farklı bir deneyim. Söyleşi metodunun sunduğu imkânlardan faydalanan Bourdieu ve Chartier, konuları çok dağıtmamaya ve anlaşılır olmaya çalışarak, tarih ve sosyolojinin nasıl disiplinler olduğu, neleri inceledikleri, birbirleriyle olan ilişkileri ve karşıtlıkları üzerinden ders niteliğinde sohbetler gerçekleştirmişler. Her bir sohbette bir önceki sohbette derinlemesine incelenen kavramdan varılan diğer kavram ele alınıp, Foucaultcu yöntemden faydalanılarak kavramların nasıl inşa edildikleri, tarihsellikleri ve kavramları inceleyen, tarihlerini yazan bireylerin bu süreçte nasıl bir etkisi olduğuna dair yapılar inşa ediliyor. Basılı hale getirilen bu söyleşiler, Bourdieu’nün mesleğine ve alanına nasıl baktığını gösterecek bir giriş kitabı niteliğinde olmakla birlikte; satır satır dikkatle ve özenle okunmayı hak ediyor.

Dünya tarihine makro düzeyde baktığımızda günümüz tarihyazımında sosyoloji ve tarih birbirleriyle barışmış iki disiplin. Tarihsel sosyoloji, sosyoloji ve antropolojiden faydalanan mikro tarih çalışmalarının sayısı her geçen gün artmakta. 1970’li ve 1980’li yıllar ise bu karşılaşmanın tartışmalarının başladığı ve derinleştiği bir dönem. Böyle bir zamanda Chartier ve Bourdieu radyoda sohbete oturuyorlar. Söyleşi sahnesi sosyolog ve tarihçinin karşılaşması ile açılıyor. Tarihçi ve sosyologun karşılaşması; tatlı sayılabilecek atışmalar söyleşiler boyunca hiç bitmiyor.

Pierre Bourdieu

“Sosyoloji Zanaati” başlığıyla Türkçeye çevrilen ilk söyleşide Chartier, Bourdieu’ye sosyolojinin ne anlama geldiğini, sosyolog olmanın ne demek olduğunu soruyor. Bourdieu meslekten olmayanlara sosyolojiyi tarih ve felsefe gibi akademik bir disiplin olarak tanıtır. Bu akademik disiplin, tarihten farklı olarak ölülerden değil, yaşayan bireylerden bahseder dolayısıyla tarihten farklı olarak öncelikle kamuoyunda rahatsız edici bir disiplindir. Bourdieu’ye göre tarihçiler ölülerden bahsettiklerinde, belirli bir tarihi şahsiyetle bir başkası arasında gizli ilişki ya da bağlantılar bulduklarında övülüp göklere çıkartılıyor ve yaptıkları iş bir keşif olarak algılanıyor. Bourdieu kendi yaptığı işi ise akademi üzerinde yaptığı çalışmalardan yola çıkarak anlatıyor. Üniversitenin ve akademinin işleyişini anlamak için yaptığı çalışmalar yayımlanacak olsa cani bir muhbir yerine konulacağını aktarıyor. Dolayısıyla, bir olayı güncelliği içerisinde inceleyen sosyoloji söz konusu olduğunda kendi deyimiyle, “sosyolog ateşli topraklar üstündedir”. Bourdieu’nün verdiği örneklerden anlaşıldığı üzere sosyoloji nedir sorusuna verdiği her cevap tartışmalara yol açmıştır. Zira kendisine göre bir disiplinin olmazsa olmaz görevi insanı güvende hissettiren bilgisizlikleri bertaraf etmek, sonunda hayal kırıklığı da olsa tahakküm ve tabiiyeti düzenleyen mekanizmaları daha iyi anlamaktır.

Roger Chartier

“İllüzyonlar ve Bilme” başlıklı ikinci söyleşide, sosyolojinin verdiği mücadelenin ayrıntılarına Bourdieu’ye göre ilk sosyolog Sokrates üzerinden iniyoruz. Soru soran ve ona göre bir bakıma anket yapan Sokrates sofistlerle mücadele ediyordu. Bourdieu Sokrates’in bu mücadelesini kendi bilimsel mücadelesine benzetmektedir. Bu mücadele önermelerinin gerçek olduğuna sorgulamadan inanmış ve onun yanlışlanabilirliği üzerine düşünmeyen kişilere karşı gerçekleştirilen bir mücadeledir. Sosyolog ise önermelerinin doğruluğunu kabul etmek yerine kendisine sürekli soru sorması gereken kişidir, zira sosyolojinin öznesi insan verdiği cevaplarda sosyologu yanıltabilir. Bu söyleşiyle beraber ele alınabilecek “Yapılar ve Birey” başlıklı üçüncü söyleşide ise Bourdieu sosyolojinin kolay ve anlaşılır bir disiplin olup olmadığı üzerinde duruyor. Bunun için sosyolojinin konusu olan insanı anlamak ve onu doğru tanımlamak gerekiyor. İnsanlar inşa edilmiş yapılar hakkında edindikleri bilginin doğruluğundan şüphe duymuyorlar. Aksine bu yapıları hemen anladıklarını sanıyorlar. Ancak Bourdieu’ye göre anlamanın önündeki engellerden biri bu anında anlama yanılgısı. Bu yanılgıdan kurtulmanın yollarından biri ise nesnelleştirmektir (s.50). Yani bir kişiyi, öznelliği yokmuş gibi ele almak, onu söylediklerinden, eylediklerinden, geçmişinden ve zihinsel deneyimlerinden azade incelemek gerekmektedir. İnsanı düşünebiliriz, ölçebiliriz, sayabiliriz; yani kaç kitabı, kaç arabası vs olduğunu sayabiliriz (s.51). Bunun yanı sıra insanı toplumsal uzamı içerisinde ele almamız gerekir çünkü kendisi, bulunduğu toplumsal uzamdan toplumsal uzamı görmektedir. Bir diğer deyişle sosyolog bu kurgusal karşıtlık üzerinden önce nesnel sonra da öznel kurguyu anlatmalıdır.

“Habitus ve Alan”da ise Bourdieu’nün literatüre ve sosyal bilimcilere kazandırdığı habitus kavramı üzerinden tartışma açılıyor. Bourdieu habitus kavramının Aristoteles’e kadar uzandığını belirttikten sonra kavramı nasıl yeniden aktif hale getirdiğini aktarıyor. Habitus, bireylerin bir tarihin ürünü olduklarını anlatan; bireyleri içinde bulundukları değerler sistemi ve toplumsal yapıların bütününün ürünü olarak ele almamız gerektiğini hatırlatan bir kavram. Bu kavramdan faydalanarak Jean-Claude Passeron ile beraber hazırladığı Varisler, Öğrenciler ve Kültür adlı çalışmasında, Bourdieu Fransa’da lise bitirme sınavı bakalorya sonrası yüksek öğrenime yönelecek öğrencilerin seçimlerini incelemektedir. Yaptığı incelemeler sonucunda farklı sınıflardan gelen öğrencilerin, okul seçimlerinde sınıfsal farklılıkların oynadığı roller üzerinde durmaktadır.

Chartier-Bourdieu söyleşisi diğer söyleşilerden görece farklı bir konu ile bitiyordu. Bourdieu’nün o dönem üzerinde çalıştığı “Les Rėgles de l’Art” üzerinden Manet, Flaubert ve Michelet tartışmasıyla son buluyordu. Kurgusal karşıtlık metodunu sanat incelemesinde de kullanan Bourdieu, Manet özelinde, onun ailesiyle, arkadaşlarıyla olan ilişkilerine bakarken, çağdaş sanatın başlangıcını anlamak için de Manet’nin içinde bulunduğu uzama yönelmektedir. Flaubert ise romancılar arasında sosyolojik olarak en gerçekçi olandır, özellikle Duygusal Eğitim adlı romanında (s.83). Flaubert romanını salt bir kurgu anlatımı üzerinden kurmamış kendi toplumsal dünya deneyimini tarihi analizlerle açığa çıkarmaya çalışmıştır. Sanatçılar özelinde yapılan son konuşma yöntemsel açıdan diğer tartışmalardan farklı olmayıp, Bourdieu’nün sanat çalışmalarına bakışına dair ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Söyleşi özetlerinden de anlaşılabileceği üzere farklı konu ve başlıkların ele alındığı üç saate yakın süren söyleşiler Bourdieu’yü hiç okumamış okuyucular için giriş niteliğinde bir kitap oluşturmuş. Bourdieu’nün sözünü ettiği kavramlar, yaptığı göndermeler, anlatısını nasıl inşa ettiği ve çalışmalarında neleri hedeflediğine dair okuyuculara geniş bir perspektifte anahtarlar veren bu kitap, Bourdieu meraklılarını kitabın sayfalarını tekrar tekrar çevirmeye ve düşünmeye çağırıyor.

– Sosyolog ve Tarihçi, Pierre Bourdieu- Roger Chartier, Çev.: Zuhal Karaca, Açılım Kitap, 2014, 88 s.