Ana sayfa 127. Sayı Lakatos’un Bilim Felsefesi: Popper ile Kuhn Uzlaştırılabilir Mi?

Lakatos’un Bilim Felsefesi: Popper ile Kuhn Uzlaştırılabilir Mi?

Yayın Dünyası

1259
PAYLAŞ

Eser Bakdur

Bilim nedir? Bilimi, batıl inançtan, ideolojiden, kısacası bilim olmayandan nasıl ayıracağız? Ayırabilmemizin, bilimselliğin veya rasyonelliğin ölçütü ne olmalı? Bu sorular, felsefecileri felsefe tarihinin başlangıcından bu yana çeşitli şekillerde meşgul etmiş sorulardır. 20. yüzyılda ayrı bir disiplin olarak ortaya çıkan bilim felsefesinin de temel soruları arasında yer alırlar ve farklı bir boyutla değerlendirilirler.  Çağdaş bilim felsefesinin en önemli figürleri bu sorulara yönelik farklı yanıtlar vermiş, farklı çözüm önerileri sunmuşlardır. Bu çözüm önerilerinden en çarpıcı olanlarından bir tanesini Macar bilim ve matematik felsefecisi Imre Lakatos’un düşüncelerinde görüyoruz.

Lakatos, Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi’nde (1978) kendinden önceki felsefecilerin görüşlerini de ele alarak bilimin ve bilim tarihinin yapısına gözden kaçırılmaması gereken bir bakış açısı getiriyor. Hemen belirtmemiz gerekirse, ölçüt bulma sorunu, bilim felsefesinde “sınır koyma sorunu”olarak bilinmektedir. Lakatos’un, bilime yaklaşımına ve bu soruna dair sunduğu farklı bir çözüm önerisine geçmeden evvel, daha önceki görüşlere ve Lakatos’un bunlara eleştiri niyetiyle kaleme aldığı yanıtlarına göz atalım.

Bilimle bilim olmayanı (ve/ya metafiziği) ayırmak için bir ölçüt önerisini ilk olarak Mantıkçı Pozitivistler olarak da bilinen Viyana Çevresi felsefecileri getirmiştir. Onlar bu ölçütün, “deneysel olarak doğrulanabilir nitelikte olan her şey bilimseldir” şeklinde olabileceğini düşünmüşlerdir.([i]) Bu anlayışa geçtiğimiz yüzyılınen etkili bilim felsefecilerinden olan Karl R. Popper karşı çıkmıştır ve yerine “deneysel olarak yanlışlanabilir olma” ölçütünü getirmiştir.([ii]) Popper’a göre bir kuram, “onu yanlışlayabilecek can alıcı bir deney veya gözlem ortaya atabiliyorsa bilimseldir; bunun gibi bir “olanaklı yanlışlayıcı” tümüyle reddediliyorsa, o kuram sahte-bilimseldir”.([iii]) Bilimsel kuramların öngörüleri deneysel gözlemle çeliştiği takdirde kuramlar yanlışlanır ve çok geçmeden terk edilir, bilim de bir yanlışlanabilirlik süreciyle, bir eleme süreci şeklinde ilerler.([iv])

Geçtiğimiz yüzyılınönemli bilim felsefecilerinden bir diğeriThomas S. Kuhn ise, Popper’ın bu görüşünü oldukça idealist bir bilim görüşü olarak nitelendirmiştir. Kuhn’a göre bilim, anomaliler karşısında bilim insanlarının kuramlarına tutunduğu, deneylerle kuramın belli bir paradigma içerisinde gerçekleştirildiği olağan bilim dönemlerinden oluşur. Paradigmayı, belli bir bilimsel topluluğa ait üyelerin dünyaya bakışını şekillendiren, bir gerçekliğin ortak inançlar, değerler ve hatta ortak teknikle anlaşılmasını sağlayan kavramsal çerçeve olarak düşünebiliriz. Bilimsel bilginin oluşum ve çoğalma süreci birikimli bir süreç değil, devrimseldir; bilimin aralıksız ilerlediğini iddia eden tarih anlayışına karşılık, bilimsel ilerleme paradigmalarla, hâkim paradigmanın yerine başka bir paradigmanın geçmesiyle açıklanır. Bilim tarihi, paradigma değişimleriyle şekillenmiştir. Hüküm süren paradigma nadiren de olsa alaşağı edilir. Paradigma değişimleri “yalnızca Poppercı deneysel yanlışlamayla açıklanamaz”, yalnızca akla dayalı da değillerdir; Kuhn’a göre, “kuramsal yapılardaki değişimler daha çok din değiştirme gibi büyük ve irrasyonel değişimlerdir”.([v]) Kuhn’un bilim anlayışında önemli bir nokta da, paradigmaların karşılaştırılamıyor olmasıdır. Her paradigma geçerli olduğu olağan bilim dönemi için doğrudur; kendine özgü kavramsal bakış açısına, bilimsel ölçütlere sahiptir.Bu durum, örneğin, gerçek (ve gerçek olma ihtimali) olana dair farklı algılara yol açar. Bir paradigmaya bakarak diğerine dair bir eleştiri getirmek mümkün değildir; buradan hareketle, aralarında yapılacak bir tercihin de rasyonel olmadığı söylenebilir.([vi])

Lakatos, hem Popper’ın görüşünü hem de Kuhn’un görüşünü eleştirir ve kendi felsefi görüşünü oluştururken ikisininkini uzlaştırıcı bir pozisyon alır, çözemedikleri sorunlara çözüm sağlayabilecek bir yöntem geliştirmeye çalışır; çünkü her iki görüşün de bilim tarihi tarafından desteklenmediğini düşünmektedir. Lakatos’un yaptığı katkıyı anlayabilmemiz için ilk önce ‘kuram’ ile neyi anlatmak istediğini anlamamız gerekir. Lakatos, bilimde bir kuramın, aslında, hepsinin ortak sert bir çekirdeği paylaştığı, zaman içerisinde geliştirilen deneysel tekniklerle birbirinden biraz farklı ama birbirini takip eden kuramlar dizisi olduğunu ileri sürmüştür. Bu toplanışa araştırma programı adını vermiştir. “Büyük bilimsel başarıların tanımlayıcı biriminin yalıtılmış bir hipotez yerine bir araştırma programı olduğunu”, “bu araştırma programının, aynı zamanda güçlü bir sorun çözme makinesi olan bir “höristiği”([vii]) olduğunu” iddia eder.([viii]) “Newton’un kütleçekim kuramı, Einstein’in görelilik kuramı, kuantum mekaniği, Marksizm, Freudçuluk; hepsi de araştırma programlarıdır”.([ix]) Belli bir araştırma programı içerisinde çalışan bilim insanları, çekirdeği, yardımcı hipotezlerin koruyucu kemeriyle yanlışlamadan korurlar (Popper’da ise ilk engelde yanlışlama, kuramın terk edilmesine neden olabilir). Her birinde gelişimlerinin her aşamasında çözümlenmemiş sorunlar, üstesinden gelinememiş ayrılıklar vardır.([x])  Burada asıl mesele, bu kuramların arasındaki nitelik farkının nasıl belirleneceği meselesidir. Lakatos bunun, bir araştırma programının ilerletici olup olmamasıyla belirleneceğini düşünmüştür. Bir araştırma programının ilerletici bir program olması, büyümesine, yeni, çarpıcı, beklenmedik, sarsıcı olguları öngörebilmesine ve daha net, kesin tahminler yapabilmesine bağlıdır. Bunun karşısında, yozlaştırıcı araştırma programları yer alır. Yozlaştırıcı bir program (başka bir deyişle de sahte bilimsel bir program), büyümüyor oluşuyla göze çarpar, “bilinen olgulara uyum sağlamak için öne sürülürler”([xi]); yardımcı kemeri daha sonra doğrulanacak olan yeni tahminlere yol açmıyordur. (Buna göre, Kopernik’in araştırma programı daha önce gözlemlenmemiş yeni olgular öngördüğü, “kuramsal, deneysel ve höristik ilerleme bakımından üstün olduğu için” ilerletici bir araştırma programıyken, ona rakip olan Ptolemaios’un araştırma programı, Kopernik’inkine kıyasla, yozlaştırıcı bir programdır.([xii]) Nitekim zaman içerisinde yerini Kopernik’in kuramı almıştır.)

Lakatos, Popper’ın yanlışlanabilirlik ölçütünün bilimselliğin işareti olmadığını, bilim insanlarının bir engelle karşılaştıkları zaman kuramlarının çekirdek varsayımlarını hemen terk etmediklerini vurgulayarak belirtir. Bu noktada, Lakatos’un modelinin Popper’ın yanlışlamacılık modeline göre daha ayrıntılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Araştırma programları fikriyle birlikte, kuramlar gözlemle ilk çelişkisinde reddedilmezler; bilimin de bir eleme süreci şeklinde ilerlediğinin düşünülmesinin yerine, bir araştırma programının çekirdeğinin etrafındaki daha esnek olan koruyucu kemerin düzenlenmesiyle, gelişerek ilerlediği düşünülür.

Öte yandan, Lakatos’un görüşü temelde Kuhn’unkinden oldukça farklıdır. Lakatos, paradigma kavramını bir çekirdeği ve koruyucu kemeri olan araştırma programı kavramıyla değiştirmiştir. Bilim insanları,bir araştırma programının çekirdeğini mümkün olduğunca korumak için koruyucu kemeri genişletme etkinliğinde bulunurlar. Bu,rasyonel bir süreçtir. Başka bir deyişle, Lakatos bilimin rasyonel bir biçimde ilerlediğini düşünmektedir. Daha da önemlisi, bir paradigma kayması meydana geldiğinde, bu kayma yozlaştırıcı bir araştırma programından daha ilerletici olana doğru gerçekleşir. Bu da, Kuhn’un irrasyonel olduğunu düşündüğünün aksine, paradigma kaymasının rasyonel olduğunu bize düşündürtebilir.

Lakatos’a göre:“Bilim ile sahte bilim arasında sınır koyma sorunu yalnızca masa başında yapılan felsefenin üstesinden gelmesi gereken bir sahte sorun değildir; aynı zamanda oldukça önemli etik ve politik içermelere de sahiptir.”([xiii]) Örneğin, gerek 1616’da Katolik Kilisesi’nin Kopernik’in kuramını gerek 1949’da Sovyet Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Mendelci genetik bilimini sahte-bilim oldukları gerekçesiyle yasaklatması, Lakatos’un aktardığına göre, “kaçınılmaz şekilde bir tür sınır koyma ölçütü üzerinde temellenmiştir.”([xiv]) Bu nedenle, Lakatos’un çözüm önerisinin önemi bir kere daha düşünülmelidir. Lakatos, bize tek bir kuramın değil, bir bütün olarak araştırma programının değerlendirilmesi gerektiğini anlatır. O halde yeni ölçütümüz, bir araştırma programının ilerletici mi yoksa yozlaştırıcı mı olduğudur. Bu noktada sorulabilecek sorulardan biri, incelediğimiz görüşler arasından hangisinin daha geçerli olduğunu nasıl bileceğimizdir. Kanımca bu soru, bilim tarihinin enginliğini, bilimsel kuramların karmaşık yapılarını düşündüğümüzde, temel bir sorundur; yine de Lakatos’un yaptığı katkıyı görmemize ve yeni değerlendirmelerde bulunmamıza engel değildir. Kuhn’un bilim anlayışı, daha radikal olarak nitelendirilebilecek görüşleri, bilimsel bilgi sosyolojisi adlı harekete temel oluşturmuştur; özellikle sosyal bilimciler arasında oldukça kabul görmüştür.([xv]) Popper ve Kuhn öncesi dönemde, pozitivizmin akla ve deneye verdiği, onları yüceltici değerle birlikte bilimdışı ve akıldışı görülebilecek her şeyi dışarıda bırakmışken, Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı eseriyle birlikte bilim tarihine giren paradigma kavramı, paradigmaların oluşumunda tarihsel, toplumsal ve değer yargılarının da dahil olduğu bilimdışı bütünlüklü bir yapının rol oynadığı düşünüldüğü için, bilime öznel bir açıyla yaklaşılmasının yolunu açmıştır. Bununla birlikte, çağdaş bilim felsefesinin ortaya koyduğu bilimsellik ölçütleri bazı sorunlara yol açınca, Lakatos’un görüşlerini şiddetle eleştiren bir başka bilim felsefecisi Paul Feyerabend’in görüşleri (örneğin, ‘kuramların hiçbir nesnel temelde saf dışı edilemeyeceği’, ‘bilimsel rasyonalitenin olmadığı’ gibi görüşleri) modern bilime yönelik geliştirilen postmodern eleştirilerin de önünü açmıştır.([xvi]) Bugün, bilimlerin ve bilhassabu yazıda yer verdiğimiz diğer görüşlerin fazla etkisinde kalmışsosyal bilimlerin, Lakatos’un sunduğu ölçüt temelinde yeniden değerlendirilmesi, bilgi sosyolojisine dair hâlihazırdaki karmaşalar([xvii]), görecelilik ve postmodernizmle birlikte gelen görüş bulanıklarına yeni bir bakış açısıyla yaklaşılmasında yol gösterici olabilir. Lakatos’un görüşlerine gerek bilim insanları arasında gerekse ülkemizdeki felsefe ve sosyal bilimler tartışmalarında diğer felsefecilerinkiler kadar sık rastlayamıyoruz ve bunu bir eksiklik olarak düşünmek mümkün. Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi’ndeki yazıların([xviii]) sayesinde Lakatos’un görüşlerini tartışmaya açmak, bu eksikliği gidermede bir ilk basamak olabilir.

– Imre Lakatos – Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi, Alfa Yayıncılık, Nisan 2014.

Lakatos Kimdir?

Macar bilim ve matematik felsefecisi Imre Lakatos 1922’de Macaristan, Debrecen’de doğdu. 1944’teDebrecen Üniversitesi’nden matematik, fizik ve felsefe dereceleriyle mezun oldu. Doktora derecesini “Essays in the Logic of Mathematical Discovery” başlıklı teziyle 1961’de Cambridge Üniversitesi’nden aldı. 1960 yılında London School of Economics’te çalışmaya başladı. 1974’teki ani ölümüne kadar burada görev yapan Lakatos, matematik ve bilim felsefesi üzerine yazılar kaleme aldı. 1971’den ölümüne kadar, uluslararası önemli bir konuma sahip British Journal for the Philosophy of Science dergisinin de editörlüğünü yaptı.

Türkçe’deki diğer eseri:

Kanıtlar ve Çürütmeler (Matematiksel Keşfin Mantığı) Nesin (Matematik Köyü) Yayınları, 2014.

Dipnotlar

 

[i]) Lakatos, I. Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi, Alfa Yayınları, 2014, s. 12

[ii]) s. 12

[iii]) s. 23

[iv]) Popper’ın düşüncelerine dair daha ayrıntılı bilgi edinmek için bakınız: Popper, K. R.Bilimsel Araştırmaların Mantığı. Yapı Kredi Yayınları, 2012 (5. Baskı)

[v]) Lakatos, I. Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi.Alfa Yayınları, 2014,s.12-13

[vi]) Daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Kuhn, T. S. Bilimsel Devrimlerin Yapısı. Kırmızı Yayınları, Mayıs 2006.

[vii]) Bulgulatılıcılığı.

[viii]) Lakatos, I. Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi. Alfa Yayınları, 2014, s. 24

[ix]) s. 25

[x]) s. 25

[xi]) s. 26

[xii]) s. 267-304

[xiii]) s.28

[xiv]) s. 28

[xv]) Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, Kuhn’un bilim resmi, bilimin ne olduğunun şimdiye kadarkinden daha liberal bir kavrayışına, örneğin sosyoloji ve psikanaliz gibi disiplinlerin içerildiği bir kavrayışa, izin vermektedir. İkincisi de, yukarıda belirtildiği gibi, Kuhn’un bilimsel sonuçları belirleyen olarak kuralları reddetmesi, bilime dışsal olan öğelere başvurulmasına da izin vermektedir. (Hem nedenler için hem de Kuhn’un felsefi görüşlerine dair daha ayrıntılı bilgi için bakınız: http://plato.stanford.edu/entries/thomas-kuhn/ Kaynak, İngilizcedir.)

[xvi]) s. 14(Lakatos’un aynı zamanda yakın bir arkadaşı olan Feyerabend, onun metodolojisinin aslında bir metodoloji olmadığını ve kendi benimsediği pozisyondan, yani epistemolojik anarşizmden, aslında hiç de farklı olmadığını iddia etmiştir. Feyerabend’in tartışması için şu kaynağa bakılabilir: Özgür Toplumda Bilim, Ayrıntı Yayınları, 1999.)

[xvii]) Tartışmalara dair daha ayrıntılı bilgiler için: Ünsaldı, L. “Bilim Sosyolojisi mi, İnanç Sosyolojisi mi?”, Bilim ve Gelecek, sayı 125.

[xviii]) Lakatos’un yazıları, kendi modelini açıklamasının yanında, Yanlışlama, Bilim Tarihi ve Bilim Tarihinin Rasyonel Yeniden İnşaları, Sınır Koyma Sorunu, Tümevarım üzerine düşünceler (özellikle Popper’ın düşünceleri), Kopernik’in Araştırma Programı, Newton’un Metodolojisi ve Bilimsel Standartlar Üzerindeki Etkisi çevresinde dönüyor. Tüm kitap boyunca Lakatos için, bilim tarihinin rasyonel bir biçimde yeniden inşa edilmesinin son derece önemli ve gerekli olduğu görülüyor.

 

Kaynaklar

1) Feyerabend, P.  (1975.) Yönteme Karşı. Ayrıntı Yayınları, 2010.

2) Lakatos, I. (1978.) Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi. Alfa Yayınları, 2014.

3) Kuhn, Thomas S. (1962.) Bilimsel Devrimlerin Yapısı. Kırmızı Yayınları, 2006.

4) Popper, Karl R. (1934.) Bilimsel Araştırmaların Mantığı. Yapı Kredi Yayınları, 2012 (5. Baskı)