Ana sayfa 128. Sayı Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun mu?

Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun mu?

196
PAYLAŞ

Yatağanoğlu Alimcan

Cumhuriyet nasıl kuruldu? Bu durumu irdelemek için Osmanlının son durumuna bakmak gerek. Tanzimat’tan bu yana bir yenilenme vardı. Ama hepsi de din tesirini yok saymıyordu. Bu arada Harbiye’den yetişen subaylar bilgi, görgü ve yetenek bakımından seçkin ve aydın kişilerdi. Orduda alaylı denilen subaylar da vardı. Hele paşa durumuna gelmiş olanların bir kısmı okuma yazma bile bilmiyorlardı. Enver Paşa, bazı olaylardan sonra bu okuma yazma bilmeyenleri ordudan temizledi. Enver Paşa başka şeyler de yaptı. Okuma yazma güçlüğünü yok etmek için harfler üzerinde değişiklikler yaptı. Fakat muvaffak olamadı. Harbiye’nin yetiştirdiği genç elemanlar imparatorluk için bir çıkış yolu arıyorlardı. Kazım Karabekir, Ali Fuat, Rauf Orbay, doktor olan Adnan Adıvar, Refet Bele ve daha birçoğu bu arayış içindeydi. Ama hiçbirinin aklından bir cumhuriyet kurma fikri geçmiyordu. İçlerinden sadece Mustafa Kemal bunu düşünüyordu. Bu düşünüş epeyce güçlüklerle kurulup, başarılı olmuşsa kabul etmemelerine rağmen diğer arkadaşlarının da katkısı olmuştur.

Çanakkale’den başlayalım önce. Sofya’da bulunan Mustafa Kemal, Enver’e bir mektup yazarak kendisine bir görev verilmesini ister. Mustafa Kemal’i dinleyelim mi? “ Sofya’da askeri ateşe iken Tekirdağ’da kurulmasına çalışılan 19. Tümen komutanlığına getirildim. Henüz tümenin istendiği gibi kurulmasına zaman kalmadan itilaf devletlerinin Çanakkale Boğazı aleyhine tehditkâr bir vaziyet almaları üzerine 25 Şubat’ta 57. Alay ile Maydos’a hareket emri aldım.” Mustafa Kemal’e 30 Nisan’da Arıburnu’nda savunmada üstlendiği başarılardan dolayı Osmanlı İmtiyaz nişanı, 23 Mayıs’ta “demir haç” nişanı verildi.

Bu arada bir parantez açalım. Enver Paşa, Mustafa Kemal’in şöhrete kavuşmasını istemiyordu. O tarihte İstanbul’da yayınlanan Tasvir-i Efkar’ın başyazarı Yunus Nadi, yazı işleri müdürü Abidin Daver idi. Albay Mustafa Kemal Yunus Nadi ile mektuplaşıyordu. Bu savaşı anlatmak için büyük resimli ve haritalı yazı hazırladılar. Haritanın bir tarafına boğazın su üstü komutanı Tümgeneral Cevat Çobanlı’nın ikinci yuvarlağa da kara cephesinin şanlı savunucusu Mustafa Kemal’in resmini koydular. Askeri sansür memuru Mustafa Kemal’in resmini çıkardı. Gazete çok üzüldü. Telefonla sansür subayını aradılar. O buna onay vermeyeceğini, istihbarat şubesini aramalarını söyledi. Rütbe sırasına göre aramalarına karşın bir sonuç alamadılar. Bu durumda karşı atağa geçtiler. Sansür subayına yeniden başvurup, istihbarat şubesinin telefonla resmin yayınına izin verdiğini söylediler. Subay amirinden onay almaya çekindiği için, gazete sayfasının kenarına mührü bastı. Ertesi gün gazetede Mustafa Kemal’in resmi ve muharebelerde kazandığı başarı ilk defa neşredildi.

Resmin altında “Çanakkale kara savaşlarında olağanüstü yararlıkları görülen ve savunmadaki kudret ve becerisiyle gerçekten şan ve şeref kazanarak boğazları ve hilafet makamını kurtaran, kumandanlarımızdan yaratılıştan yiğitlik kahramanlık ve harikalar timsali Albay Mustafa Kemal Beyefendi”. Övgü bu kadar, tarih 29 Ekim 1915. Enver Paşa bunu görmüş ve küplere binmiş. Yunus Nadi mebus olduğu için gazete kapatılamıyor. Ama başka bir sebepten gazete 10 gün kapatılmıştır.

Mustafa Kemal 10 Aralık’ta grup komutanlığını Fevzi Çakmak’a devrederek İstanbul’a döndü. Çanakkale’deki başarısı ve tanıtımını Enver Paşa devamlı engelledi. Paşalığını bir türlü vermiyordu. 1 Nisan 1916’da tuğgeneralliğe yükseldi. Birinci Cihan Harbi bitti. Mustafa Kemal üzgün ve düşünceli olarak İstanbul’a döndü. Boğazda İngilizlerin ve Fransızların gemilerini gördü ve “geldikleri gibi giderler” dedi. İstanbul’da bir müddet kaldı. Burada bir çıkış yolu arıyordu. Yakın çevresiyle devamlı temas halindeydi. Damat Ferit sadrazamdı. İki defa Vahdettin’le görüştü. 15 Mayıs’ta Mustafa Kemal genelkurmaya veda ziyaretinde gitti. Fevzi Paşa genelkurmaydan ayrılıyordu. Cevat Çobanlı oradaydı. 9. Ordu müfettişliğine gönderiliyordu. Kurmaylarıyla beraber kendisini götürecek Bandırma vapuruna bindi. Rauf Orbay Bandırma vapurunu İngilizlerin batıracağını söyledi. Bu söylentiye rağmen çok dikkatli olarak yola çıktılar. Kaptan deneyimliydi. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardılar. Oradan Amasya’ya gitti. 21-22 Haziran gecesi Amasya tamimi imzalandı. Ali Fuat, Rauf Orbay imza için gelmişlerdi.

Mustafa Kemal bundan sonra Erzurum’a gitti. Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’i Erzurum’a 15 km. mesafede karşıladı. 10 Temmuz’da istifa etmesinden 24 saat sonra Mustafa Kemal, kurmay başkanı Kazım Dirik’le resmi belgeleri elden geçirirken içeriye Kazım Karabekir girdi. Ona üst rütbeli kumandan olması sebebiyle selamlayıp “vatan ve milletimiz için her türlü mesaide cenab-ı hakkın muvafakatiyetler ihsan buyurmasını tazarru eder ve kolordumun ihtiramat ve tazimatı mahsusasını takdim eylerim efendim” dedi. Erzurum’da bu durum Mustafa Kemal’i çok rahatlattı. Hemen çalışmaya başladı.

23 Temmuz 1919’da sabah saat 11’de eski bir Ermeni okulunda Erzurum Kongresi başladı. 7 Ağustos’ta kongre son kez toplandı ve Heyeti Temsiliye üyelerini Mustafa Kemal’in istediği biçimde onayladı. Oradan Sivas’a gitti. (yol maceralı oldu) 4 Eylül’de Sivas Kongresi açıldı.

Ahmet İzzet Paşa ABD mandasının kabulünü içeren bir mektupla bir subayı Sivas’a gönderdi. Kongreye 25 imzalı ABD mandasını isteyen bir dilekçeyi Bekir Sami Kundalı sundu. Görüldüğü gibi birçok yerden mandalığı kabul için zorluyorlardı. Hiç birine boyun eğmedi.

Dönüşte Hacı Bektaş tekkesine uğradı. Cemalettin Çelebi ile rakı içtiler. Cemalettin Çelebi desteklerinin tam olduğunu söyledi. “Canların hepsi sizin safınızda” dedi. Zor bir yolculukla 27 Aralık’ta Ankara’ya vardı. Ankara’da eski İstanbul mebuslarıyla birlikte yeni seçilenlerle 23 Nisan 1920’de önce Hacı Bayram Camii’nde namaz kıldılar sonra 168 üyeyle meclisi açtılar. Mustafa Kemal başkan seçildi. İstanbul’da tevkifler başladı. Rauf Orbay, genelkurmay başkanı Cevat Çobanlı, Kara Vasıf tevkif edildi. Bu arada Fevzi Çakmak Paşa 27 Nisan’da Ankara’ya geldi. 1 Mayıs’ta aralarında Halide Edib’in de bulunduğu Mustafa Kemal ve arkadaşlarına İstanbul’da idam kararı çıkarıldı. 3-4 Mayıs’ta yapılan seçimde Mustafa Kemal başkanlığında kabine kuruldu. Kabinede Fevzi (Çakmak) Paşa Müdafaa vekili oldu. Albay İsmet Genelkurmay Başkanı olarak kabineye girdi.

Çerkez Ethem, başlangıçta Ege’de ve İç Anadolu’da başarılı işler yapmıştı. Ama düzenli ordu ile çalışamadı ve 725 adamıyla 17 Ocak’ta Yunanistan’a geçti. Onunla beraber olup da Yunanistan’a geçmeyenler de vardı. Örneğin Parti Pehlivan onlardan biriydi. Milli mücadelenin sonuna kadar mücadeleye devam etmiştir. (Ben Akhisar’da 1950’de Parti Pehlivan’ı gördüm. Akhisar’a Celal Bayar gelmişti. Akşam yemeği için bir lokantaya geldi. Lokantanın kapısına Parti Pehlivan’ı oturtmuşlardı)

5 Ağustos’ta Mustafa Kemal askeri konuda meclisin bütün yetkilerini kullanmak üzere Başkomutan tayin edildi. 12 Ağustos’ta cephede attan düştü ve kaburgaları kırıldı. Harp 20 gün sürdü. Başarılı başkomutana “mareşallik” unvanı verilmesi için 65 imzalı bir dilekçe verildi. Aynı konuda bir dilekçe Fevzi Paşa ve İsmet tarafından da verildi. Kendisine meclis tarafından “mareşallik” verildi. Ordunun eksikliklerinin giderilmesi içi bir yıl gerekliydi. 1922’de Ankara’dan gizlice Akşehir’e geçti. Orduyu teftiş ve son hazırlıklar için Akşehir’deydi.

Sonra geldi 30 Ağustos. Dumlupınar’da Yunan ordusu yok edildi. Mustafa Kemal orada şu emri verdi: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri”. Ordular bu emirle 10 gün içinde 200 millik mesafeyi kat ederek 9 Eylül’de İzmir’e geldi. Mustafa Kemal şehirdeki Kemer otele gitti. Otel çalışanları tanımadıklar için önce yerimiz yok dediler. Biraz sonra en iyi yerlerden biri açıldı. Mustafa Kemal rakısını ısmarladı ve sonra ilgililere “Kral buraya gelip rakı içti mi?” diye sordu. Gelmedi dediler. “Öyleyse İzmir’i niye almış” dedi.

Yusuf Kemal Tengirşek istifa ettirildi. Mudanya Konferansı’ndan sonra İsmet Paşa’nın dış işlerinden de iyi netice alacağı anlaşıldığından dışişlerine İsmet Paşa getirildi. İsmet Paşa Lozan Konferansı’nda baş delege oldu. Yanına Rıza Nur ve Cavit verildi. Bu arada mecliste “Yunandan kurtulduk, Mustafa Kemal’den ne zaman kurtulacağız” deniyordu.

4 Şubat 1923’te Lozan’ ara verildi. 23 Nisan’da tekrar başladı. İsmet Paşa 15 Temmuz’da hükümetten imza için yetki istedi. Hükümet yani Rauf onun Mustafa Kemal’le görüşmesini istemiyordu. 3 gün bekledi yanıt gelmeyince mecburen Mustafa Kemal’e telgraf çekti. Mustafa Kemal “ihraz eylediğin muvaffakiyeti en har ve samimi hissiyatımla tebrik etmek için usulen yazı imza olduğunu işarini muntazırız kardeşim” diye telgraf çekti. İsmet, M. Kemal’e şu telgrafı çekti: “Her dar zamanımda Hızır gibi yetişirdin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış ve yaptırmış adamsın. Sana mebudiyetim bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili kardeşim, aziz şefim”

Lozan anlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. 6 Ekim’de Türk ordusu İstanbul’a girdi. Artık dışarıya karşı rahatlamıştır. Fakat içişlerimiz öyle değildi. Bir türlü hükümet kurulamıyordu. 28 Ekim 1923’te Kazım Karabekir, Deli Halit, Ruşen Eşref, Kazım Özalp, Fethi Okyar gibi misafirler Çankaya’ya yemeğe çağırıldı. Misafir olarak İsmet Paşa da vardı. Yemek sırasında Mustafa Kemal “yarın cumhuriyeti kuracağız” dedi. Misafirler gidince İsmet Paşa ile 1921 Anayasası’nda bazı maddeleri değiştirdiler. Ertesi gün Cumhuriyet ilan edildi. Meclis Mustafa Kemal’i Cumhurbaşkanı seçti. O da İsmet Paşa’yı Başbakan yaptı.

Cumhuriyet ilan edilmişti ama bu iş nasıl yürüyecekti 11 milyon nüfuslu (1) bir ülkede? Okur yazar oranı yüzde 7. Ayrıca bu okur yazarların çoğu da medreselerden yetişen mollalar. Mustafa Kemal’in işi zordu. “İktisadi istiklali olmayan milletler yok olmaya mahkûmdur” diyordu. Bu halkı nasıl üretici yapacaktı. 600 küsur sene Osmanlı yönetiminde kalmış bir halkı refaha ulaştırmak ve medeni seviyeye ulaştırmak nasıl olacaktı? En iyi adam yetiştiren kurum Harbiye idi. Darülfünun’da kadınların ders görmesi yasaktı. Evet, bu şartlar altında Mustafa Kemal çıkış yolları buldu.

Mustafa Kemal gençliğinden beri bir arayış içindeydi. Ona yardımcı olan arkadaşlarına gelince, 600 küsur senelik örf adetlere bağlı yetişmişlerdi. Hepsi ama hepsi (İsmet Paşa dahil) Mustafa Kemal’in fikirlerine karşıydılar. Hepsi de bu fikirlere yabacıydı. Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat, Adnan Adıvar ve diğerlerinin kurtuluşta çok büyük gayretleri olmuştur. Hele Kazım Karabekir’in Erzurum’da “ Emrinizdeyim komutanım “ deyişi çok mühimdir. Ama “biz padişahın ekmeğini yedik” deyişleri onları Mustafa Kemal’den ayırdı. Sadece İsmet Paşa ile Fevzi Paşa sonuna kadar sadık kaldılar. Mustafa Kemal kendi fikirleriyle, kendi şahsiyetiyle gençliğinden beri yalnız adamdı. Bir devri değiştirmek istiyordu.

9 Kasım’da Refet, Rauf, Adnan, Kazım partiden istifa etti. 17 Kasım’da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Parti tüzüğünde “parti dini düşünce ve inançlara saygılıdır” maddesi vardı. 3 Haziran 1925’te parti kapatıldı. Bakın Mustafa Kemal parti için ne diyor: “Fırka efkar ve itikadi diniyeye hürmetkardır düsturunun bayrak olarak eline alan zevattan hüsnü niyete intizar olunabilir miydi? Bu bayrak asırlardan beri cahil ve mutaasıpları, hurefeperestleri igfal ederek hususi maksatlar teminine kalkışmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi? Türk milleti asırlardan beri nihayetsiz felaketler içinden çıkabilmek için büyük fedakarlıklar istilzam eden (gerektiren) mülevves (kirli-pis) bataklıklara hep bu bayrak gösterilerek sevk olunmamış mıydı?” Evet bu sözlere diyecek bir şey yok. Mustafa Kemal akıl ve ilimden yana yol alıyor.

Bakın Mahmut Esat Bozkurt adalet bakanı olarak medeni kanunun görüşüldüğü oturumda ne diyor: “Yasaları dine dayalı devletler, kısa bir zaman sonra ülkenin, ulusun isteklerini karşılayamazlar. Köklerini dinden alan yasalar, uyguladıkları toplumları gökten indirdikleri çağlara bağlarlar ve ilerlemeyi önleyici belli başlı neden ve etkenler arasında bulunurlar. Bu nedenle dinlerin yalnız bir vicdan işi olarak kalması çağdaş uygarlığın temellerindendir.” Meclis bu yasayı oybirliği ile kabul ediyor.

Evet, Cumhuriyet nasıl kuruldu? Cevabını bilmem verebildik mi?

Şimdi size yakın zamanda geçen bir olaydan bahsedeceğim. Bir yakınımız İstanbul Ticaret Okulunda okuyordu. Bir gün bir arkadaşı ile birlikte intihan olmak için okula gidiyorlar. İmtihanın birinci sorusu “Atatürk’ün ilke ve inkilaplarını yazınız”. Bu soruyu duyan arkadaşı “Atatürk’ünde inkilaplarının da…” deyip imtihandan çıkıp gidiyor. Akrabama soruyorum herhalde bırakmışsındır diyorum. Ne gezer diyor akrabam geçirdik diyor. Ağabey ben bunu yazabilir miyim diyorum, aman sakın yapma beni mahvedersin diyor. Akrabam iki yıl önce öldü ben de şimdiye kadar bu durumu yazmadım.

Gelinen durum budur. Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun mu?

Yatağanoğlu Alimcan