Ana sayfa 129. sayı 1. Atheos Sempozyumu

1. Atheos Sempozyumu

225
PAYLAŞ

Emre Yorgancıgil

Ateistler Derneği tarafından düzenlenen “Adım Adım Varoluş” başlıklı 1. Atheos Sempozyumu, 18-19 Ekim 2014 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşti.

Sempozyumun amacı evrenin, Dünya’nın ve canlılığın oluşumunu ve evrimini “adım adım”, bilimsel verilerden yola çıkarak, bu konulara yönelik bilimsel bilgi açığını gidererek açıklamaktı. Alanlarında yetkin akademisyenler iki gün boyunca değerli sunumlarıyla dinleyicileri bilgilendirdi, her sunumun sonunda yapılan soru/cevap bölümlerinde de katılımcıların sorularını yanıtladı.

Sempozyum, Ateistler Derneği-Ankara sorumlusu Taner Beyter’in kısa tanıtım konuşmasıyla başladı. Ardından, sempozyumun moderatörlük görevini üstlenmiş olan, felis agnosticus mahlasıyla tanıdığımız Bahar Kılıç dinleyicilere seslendi. Etkinliğin açılış konuşması Prof. Dr. Örsan Kunter Öymen tarafından gerçekleştirildi. Sayın Öymen felsefi ateizm görüşünün, evrenin ve insanın oluşumunu açıklayacak bilimsel bilgilerle geçerlilik kazanacağını belirtti. Prof. Öymen bu bilince sahip olarak çalışmanın ve çalışanlara destek vermenin önemini vurguladı; bu bağlamda Ateistler Derneği’ni cesaretinden ve emeklerinden dolayı kutladı.

“Evren’in Oluşumu” başlıklı konuşmasıyla sempozyumun ilk sunumunu yapan Doç. Dr. Kerem Cankoçak, evrenin ve her şeyin varoluşunun kaynağı olan Büyük Patlama (Big Bang) kuramını anlattı. Evrenin tamamen fizik yasalarına göre işlediğini ve bunun için hiçbir doğaüstü güce ihtiyaç duyulmadığını özellikle vurgulayarak, “ince ayar” argümanının geçersizliğini açıkladı.

Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu “Dünya’nın Oluşumu” başlıklı sunumunda, gezegenimizin 4,54 milyar yıl önce ilk oluştuğu günden bugüne kadar geçirdiği jeolojik devirleri özetledi. Sayın hocamızın, kıtaların 1,5 milyar yıl sonra birleşip tek kıta halini alacağını belirtmesi de dinleyicilerin oldukça ilgisini çekti.

Prof. Dr. Mahinur Akkaya “Canlıların Oluşumu” başlıklı ilk sunumunda, gezegenimizdeki yaşamın nasıl oluştuğuna ilişkin Abiyogenez kuramını ve abiyogenez hipotezlerini yalın bir dille anlattı. Abiyogenez kuramının, organik kimyanın çalışma alanı olduğunu ve evrim kuramıyla karıştırılmaması gerektiğini özellikle vurguladı. “Bilimsel teori” kavramına da değinen Akkaya, bilimin nasıl işlediği konusunda da önemli bilgiler verdi.

Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy “Biyolojik Evrim ve Nedensellik” başlıklı sunumunda, evrimin nihai bir amacının ve belli bir yöneliminin olmadığını, canlılar dünyasından verdiği örneklerle anlattı. Doğal seçilimi, evrim mekanizmalarını ve evrimin genetik temellerini anlaşılır bir şekilde açıkladı.

Prof. Dr. Ayhan Ersoy “Primatların Evrimi” başlıklı ilk sunumunda, kendi uzmanlık alanı olan fosillerden yola çıkarak çeşitli primat örnekleri verdi. İnsan ve şempanze türlerinin, paylaştıkları son ortak atadan 6 milyon yıl önce ayrıldığını vurgulayarak, evrim kuramının yanlış anlaşılmasındaki en önemli hatalı bilgilerden biri olan “maymundan gelme” konusuna değindi. Ersoy’un sunumu, Özsoy ve Akkaya’nın da katılımlarıyla interaktif bir bilgi paylaşımına dönüştü.

Prof. Dr. Örsan Öymen “Tanrı Neden ‘Neden’ Olamaz” adlı sunumu ile David Hume’un üzerinden bir dünya görüşünü bizlerle paylaştı. Hume’un hayatı, düşüncelerinin gelişimi, felsefesinin sistematiği ve son olarak Tanrı fikrinin neden mümkün olamayacağı üzerinde duran Sayın Örsan, agnostisizm üzerine de bilgi edinmemizi sağladı. Sunumun sonlarında ise Örsan ile Akkaya arasında bilim ve felsefe ilişkisi üzerine keyifli bir tartışma yaşandı.

Sempozyumun ikinci gününde “Kuantum ve Bilim İstismarı” isimli sunumuyla dinleyicilere seslenen Kerem Cankoçak, kuantum fiziği hakkında bilgi vererek, günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız sahte bilim tuzaklarına ve kuantum kelimesinin buna nasıl alet edildiğine değindi.

Prof. Dr. Hakan Yiğitbaşıoğlu “Dünya’nın Yaşı ve Yaşlandırma Yöntemleri” isimli ikinci sunumunda, jeolojide kullanılan tarihlendirme (yaşlandırma) yöntemlerini anlatarak, Dünya’nın ve çeşitli kalıntıların yaşlarını nasıl belirleyebildiğimizi anlattı. Yaratılışçı argümanlarda sıkça kullanılan karbon tarihleme yöntemi gibi tekniklerin ayrıntılarına değindi. Ayrıca Hz. İsa’ya ait olduğu iddia edilen Torino Kefeni’nin C14 izotopu takibiyle 14.yüzyıla tarihlendirildiğini ekledi.

Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy “Biyoloji Açısından Rastlantısallık” isimli ikinci sunumunda, yaratılışçı argümanlarda kullanılan “tesadüf” kavramına değinerek, bu sözcüğün bağlamı dışında kullanılmak suretiyle evrim karşıtlığına nasıl alet edildiğinin, bilimin nasıl çarpıtıldığının üzerinde durdu. Konuşmasının ikinci bölümünde ise biyolojinin temeli olan evrim olgusunun ülkemizdeki tarihsel gelişiminden söz etti. Osmanlı’nın sonlarında ve Cumhuriyet’in erken dönemlerinde Milli Eğitim Bakanlığı eliyle basılan kitapları dinleyicilerle paylaşarak, evrim ve bilim eğitiminin ülkemizde zamanla gitgide kötüleşen grafiğine dikkat çekti.

Prof Dr. Ayhan Ersoy “Modern İnsanın (Homo sapiens) Evrimi” başlıklı ikinci sunumunda, insanın genetik açıdan kendi içinde oldukça homojen bir tür olduğunu vurgulamak suretiyle, ırkçılık temelli savların bilimsel olarak geçersiz olduğunu belirtti. Çeşitli hominid fosillerinden oluşan görsellerle, insanın evrim sürecini, diğer hominid türleriyle olan benzerlik ve farklılıklarını açıkladı.

Prof. Dr. Mahinur Akkaya “Evrim Karşıtlığının Nedenleri” başlıklı ikinci sunumunda, ülkemizde ve dünyada gözlenen bilim (bu bağlamda evrim) düşmanlığına, bu konudaki bilgi eksikliğine ve bunların nedenlerine değindi. Evrim kuramının ekonomik ve kültürel olarak gelişmiş toplumlarda yüksek oranda benimsenmesinin üzerinde durdu. Güncel hayattan verdiği örnekler ilgi çekti.

Doç. Dr. Hasan Aydın “Evrim Karşıtlığının Felsefi Temelleri” başlıklı sunumunda felsefenin bilime nasıl katkı sunabileceğini açıklayarak ve rasyonel düşüncenin önemini vurgulayarak konuşmasına başladı. Aydın, düşünce tarihindeki en büyük mücadelenin iki temel yaklaşım arasında olduğunu belirtti: Mutlak hakikati savunan dogmatik düşünce ve yaşamın dinamizmini temel alan değişimci düşünce. “Hakikati bulduğunu iddia edenlerden kaçınılması gerektiğini” vurgulayan Aydın, doğal dünyadan elde edilen verilerle her geçen gün gelişen ve yenilenen bilimin, bu bağlamda neden daima tutarlı olacağını belirtti. Türkiye’de oldukça geç başlayan aydınlanma mücadelesinin günümüzde kritik bir noktaya geldiğini ve bilimsel düşüncenin topluma aktarılmasının her zamankinden daha önemli olduğunu belirtti. Birleştirici ve hümanist bir açılımla sempozyumun son konuşmasını yapan Aydın, Atheos Sempozyumu’nun “felsefeyle başlayıp felsefeyle sonlanmasından” duyduğu memnuniyeti dile getirerek, seküler bakış açısının bu mücadeleye çok önemli bir katkıda bulunduğunu ifade etti.

Dinleyicilerden gelen sorular, anlatılan konuların daha da iyi anlaşılmasına katkıda bulundu. Yaratılışçı argümanları içeren sorular da konuşmacılar tarafından bilimsel bir dille yanıtlandı. Sevindirici bir nokta da sempozyuma yaklaşık 200 kişinin dinleyici olarak katılması ve son sunuma kadar da bu ilginin devam etmesiydi.

Kısacası iki gün boyunca varoluş hikayemizi anlamaya çalıştık; dinledik, soru sorduk, sorguladık. Bu arada “sorgulamanın önemini” de bir kez daha kavramış olduk.

Bu eşsiz deneyimi her sene, gelenekselleşen bir “Atheos sempozyumları” serisiyle yeniden yaşamak isteriz. Dolayısıyla tamamen gönüllüler üzerinden yürüyen böylesi etkinliklerin gerçekleşebilmesi için hem Ateistler Derneği’ne, hem de tüm bilim savaşçılarına destekleriniz beklenmektedir. (http://ateistlerdernegi.org/) (Ateistler Derneği Facebook sayfası: https://www.facebook.com/Ateistlerdernegi.org)