Ana sayfa 130. sayı Mühendislikte Meslek Ahlâkı

Mühendislikte Meslek Ahlâkı

276
PAYLAŞ

Günay Güner

“Neden namuslu olayım? Nasıl olsa ölüp gideceğim. / Neden namuslu olmayım? Nasıl olsa ölüp gideceğim.” (Attila Josef, Çev. Edit Tasnadi). Yazar, çevirmen Ülkün Tansel Mühendislikte Meslek Ahlâkı adlı kitabını Attila Josef’in bu derinlikli dizeleriyle başlatmış.

Gün geçmiyor ki kıyımlara tanıklık etmeyelim. İşte en yenisi, dillendirilmesi bile çok güç olan Soma Kıyımı ve ardından Ermenek Kıyımı. Mühendislik meslek ahlakının göz ardı edilişinin kıyımdaki payı çok açık. Halkın sağlığına aykırı yöntemlerle altın işlenmesi, yapıların, köprülerin çökmesi,  kömür ocaklarında, yerin yüzlerce metre altında işçilerin kavrulması, canlarını yitirmesi, kanıksanması olanaksız olaylardır.

Koylar doldurularak, burunlar kesilerek, dere yatakları yok edilerek, yaya ve çevre hakları hiçe sayılarak kilometrelerce otoyol yapılıyor. Dere yatağına yapılan ürün depolarını, konutları sel basıyor. Yaslanılan balkon korkuluğunun kırılması nedeniyle metrelerce yüksekten düşen insan yaşamını yitiriyor. Asansörler yere çakılıyor. Olaylar o değin çok ki… Kuşkusuz sözkonusu somut durum üzerine ayrıntılı biçimde düşünülmesi, çözümler bulunması gerekir.

Ülkün Tansel eğitimi başarılarla dolu, mesleğinin toplumsal sorumluluk yanına da gönülden bağlı bir maden mühendisidir. Alanında birçok önemli görevlerde bulunmuş olan Tansel, dupduru, özenli Türkçesiyle yaptığı bilimsel, yazınsal çevirilerin yanı sıra 1999 yılından bu yana ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünde Mühendislik Ahlakı dersi vermektedir.

Platon’un, Aristoteles’in toplumsal ahlak üzerinden yaklaşımları, Epiküros’la ayrı bir boyut kazanır. Mutluluk, erdem, haz kavramlarına yanıt aramaya yönelir. Antik dönemin toplamından günümüze yansıyan ise bilginin önemsenişidir. Buna göre, insan bilgilendikçe erdemli, doğru, iyi davranır; kişisel çıkar ardında olmaz (keşke gerçek olsaydı). Erdem iyi, doğru gibi kavramların, günümüzde öne sürülebilecek, görece kavramlar olduğu yönündeki sav bir yere kadar geçerlidir. Sınırları nesnel dünyaya uygun belirlenmezse yanlış yerlere götürme olasılığı yüksek bir savdır. Anılan kavramlara dayanılmadan, savaşlara, öldürmelere, kıyımlara, çevre, kadın, sınıf, emek, bağnazlık, töre sorunlarına da karşı olunamayacağı açık bir gerçektir. Ülkün Tansel, tarihsel, düşünsel birikimi içeren bir yöntemle kaleme aldığı kitabında yaşamsal önemdeki mühendislik alanının ahlak sorunlarını örnek olaylar, güncel düzlemde yaşananlar, çağımızın insanlık durumları üzerinden derinliğine irdeliyor.

Mühendislik, alanında çok iyi olmayı gerektiren, boşluk, yanlışlık kaldırmayan bir ussal meslektir. Dolayısıyla kurallarına, bilimsel koşullarına uymamanın, onu kazanç sağlamaya aracı kılmanın, yanlışlıkların sonuçları çok yıkıcı olur. Bu noktada, bilgisizlik nedenli yanlışlıkların oranının çok küçük olduğu söylenebilir. Dolayısıyla mühendislikte ahlaksal sorun belirgin biçimde öne çıkar.

Ahlaksal olan genellikle toplumcudur, toplumsal sorumlulukla ilişkilidir. Ahlakdışı ise kişisel çıkara, kâr hırsına yöneliktir; bunu örtük ya da açık benimser, onaylar. Başat olarak mühendislik gibi yaşamsal alanlar, ahlaksal sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirebilmek için güçlü bağımsız yapılanmaları gereksinir. Diğer deyimle kararlarını bağımsız süreçlerde alabilmeli, uygulayabilmeli, denetleyebilmeli, yaptırımlara dönüştürebilmelidir. Belirtilen gereklilik ise mühendislerin ekonomik bağımsızlıklarını da zorunlu kılmaktadır.

Buradan şu çıkarsamada bulunmak olanaklıdır: Mühendislerin meslek ahlakı sorunlarının kaynağında, vahşi denebilecek anamalcı düzen ilişkilerinin, özellikle son otuz yılda ivmesi artan, yıkıcı kâr ençoklaştırma(maksimizasyon) amacı; aynı zamanda mühendisin geçimini de aynı anamalcı güçlerden sağlamak zorunda kalması yatmaktadır. Sözkonusu çelişkili, çatışmalı ilişkiler yer yer mühendisin de yarar ummasıyla, daha şiddetlenmekte, ayrıca kimlik, kişilik bölünmesine, anlam sağlığı, yabancılaşma sorunlarına neden olmaktadır.

Ülkün Tansel’in açıkladığı gibi bu sorunları çözümlemek için faydacılık, bireye saygı başlıklarıyla dillendirilen yaklaşımlardan söz edilse bile çözüm yönünde sonuç almak kolay değil. Faydacılık yaklaşımının kuramcısı John Stuart Mill’e göre “Fayda’nın en genel tanımı ‘mutluluk’tur. Faydacılık doğru eylemin belirli bir durumda en çok sayıdaki insana en büyük mutluluk / yarar sağlayan eylem olduğunu söyler bize. Faydacılık ilkesinin kuramcıları en büyük sayıda insanın en büyük mutluluğu yakalaması için en az iki koşulun gerekli olduğunda anlaşırlar: Özgürlük ve iyi olma hali. Özgürlük tercihlerimizin ardında koşarken, zor görmeden seçim yapabilme yeteneğidir. Yaşama ilişkin temel kararları alırken başkalarının karışmaması anlamına gelir bu. İyilik hali özgürlükten etkili bir biçimde yararlanabilmek için gerekli koşullar dizisidir. Bu koşullar sağlıklı olma, belli bir maddi varlığa (yiyecek, konut) sahip olma, eğitim görme gibi etmenleri içerir.”(s. 66). Bireye saygı kuramının ise büyük ölçüde Immanuel Kant’ın görüşlerine dayandığı söylenebilir. “Kant’a göre doğru eylem, bir dizi görevin gerektirdiği biçimde davranmaktır. …Bir eylemin görevimiz olup olmadığını anlamak için üç koşul aranmalıdır:

Bireye saygı belirtilmelidir. İnsanlara saygı göstermek demek, onlara karşı görevlerimizi yerine getirmektir. Kişinin kendisine saygı göstermesiyse kendine karşı görevlerini yerine getirmeye çalışmasıdır.

Görev, seçim yapabilme durumundaki özerk birey için koşulsuz bir buyruğu belirtmelidir. Ahlaksal buyruklar, istesek de istemesek de ‘eğer’siz, ‘ama’sız yerine getirmemiz zorunlu buyruklardır.”(s. 73) Bireye saygı yaklaşımında bireyin sağlığı toplumsal gönencin önünde gelir. Toplumsal gönenç artacak diye birey sağlığı göz ardı edilemez.

Ülkün Tansel yapıtında, 1854 yılında Kızılderili şef Seattle’ın, çevre üzerine en içten seslenişlerden sayılan yazısına, ABD Profesyonel Mühendisler Ulusal Derneğince Belirlenmiş Mesleksel Ahlak İlkeleri gibi belgelere yer verirken, yaşanmış öğretici olayları da yansıtmaktadır. William Johansson ile Lars Edman’ın çektiği “Blybarnen” (Kurşun Çocuklar- Zehirli Çocuk Bahçesi) adlı İsveç belgeseline konu olan olay da bunlardan biri. 1980’lerin ortalarında İsveç’in Boliden Metall adlı firması Şili’nin Arica kentine 20.000 ton zehirli atık gönderir. İzleyen on yıl içinde büyüyen kent devasa atık yığınına dayanır. Atıkta en zararlı elementler vardır: Nikel, kurşun, arsenik, selenyum, civa, kadmiyum… Bölge halkı ölümcül hastalıklarla boğuşmaya başlar. Boliden Metall’ın anlaştığı Promel adlı Şili firması, para karşılığında sözkonusu atığı işleyecekti. Ne ki hiçbir zaman işlemedi. Boliden Metall’ın bulunduğu Rönnskar’da en büyük çevre kirliliği 70’lerde,  ve 80’lerde yaşanır. İşçiler alabildiğine ölümcül koşullarda çalışır.

Şili’de dönem darbeci General Pinochet dönemidir. Atıkların Şili’ye gönderilmesiyle ilgili belgelerde onun adamlarının da imzası vardır. Atıktan etkilenen insanlar parasal giderim(tazminat) isteğiyle, Şili devletine, sağlık bakanlığına karşı dava açarlar. 2007 yılında karara bağlanan dava sonucunda 353 kişiye, kişi başına 12.000 USD giderim ödenir. Boliden ise aynı yıl 464,4 milyon USD kâr eder. Dava sırasında tüm mal varlığını elinden çıkarması nedeniyle Promel’den hiçbir şey alınamaz.

Öngörülebileceği gibi, benzer olaylar pek çoktur. Artık günümüz dünyası katlanılmaz bir uygulayımbilim(teknoloji) yıkımının dünyasıdır. Gidiş hızla dibe doğrudur. Trafik ışığında durduğu süre içinde araçtaki tüm elektronik aygıtlardaki (silinmiş dosyalar bile içinde olmak üzere) bilgilerin kopyalanıp alındığı; saklanıp gelecekte ilgili kişilere karşı kullanmak amacıyla belgeleştirildiği, biriktirildiği izleme, izlenme koşullarında hangi erdemden, gönençten, özgürlükten, düşünsel gelişimden söz edilebilir. Kuşkusuz anılan yakıcı koşullar mühendisin ahlaklı davranışının önemini daha da artırmaktadır.

Yeni Soma Kıyımlarının, Ermenek Kıyımlarının olmaması için bilimin ve ahlakın ilkeleri yönünde çalışmak, yaşamak gerekir.

– Mühendislikte Meslek Ahlâkı,Ülkün Tansel, ODTÜ Yayıncılık, 2013, 172 s.