Ana sayfa 133. Sayı Kitapçı Rafı – 133

Kitapçı Rafı – 133

254
PAYLAŞ

Doğayı Öğrenmek – Fizik  

– M. Ali Alpar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2015, 320 s.

Bilimsel yöntem sağduyuya, deneyimlerden öğrenme ilkesine dayanır. Deney ve gözleme dayanan düşünme tarzı, modern kültür için önemli bir değerdir. Bilimin kendisi için de neyi nasıl, hangi deneyimlerden yola çıkarak bildiğimizi anlamak esastır. Sabancı Üniversitesi’nde Science of Nature I / Doğa ve Bilim I adıyla verilmiş olan dersten kaynaklanan bu kitap; mekanik, elektromanyetizma ve kuantum fiziğinde temel fikirleri işliyor. Fen ve mühendislik öğrencileri için bir giriş dersi, sosyal ve beşerî bilimler ve sanat öğrencileri için bilim dersi, ayrıntılı fiziğe giriş dersleri alan öğrenciler ve meraklı lise öğrencileri içinse temel kavramları vurgulayan bir anahtar olarak kullanılabilir. Matematik düzeyi temel türev ve integral hesabı, trigonometrik ve üstel fonksiyonları içeriyor. Gereken matematik fizik konuları içinde anlatılıyor. Hareketin tasviriyle başlanarak Newton Yasaları, enerji, momentum ve açısal momentumun korunumu inceleniyor. Basınç ve sıcaklık kavramlarının moleküllere uyarlanan Newton mekaniğinden nasıl türediği ele alınıyor. Elektromanyetizma kısmında Maxwell Denklemleri incelendikten sonra basit bir örnekle “boşlukta” bile elektrik ve manyetik alanların birbirlerini üreterek elektromanyetik dalgalarla enerji ve bilgi taşıdıkları ve ışığın da bir elektromanyetik dalga olduğu gösteriliyor. Kuantum Fiziği, Bohr’un hidrojen atomu modeliyle sunularak, atomların boyut, enerji ve kararlılıklarının, yani maddenin bildiğimiz yapısının, temelde maddenin dalga özellikleri taşımasından kaynaklandığı öğretiliyor.

– Clieve Gamble, Çev. Damla Kayıhan, Aktüel Arkeoloji, 2015, 236s.  

Arkeolojinin Temelleri, arkeologların dünyası hakkında kılavuz niteliğinde bir eser. Tamamen düzenlenmiş ve güncellenmiş olan bu ikinci baskıda maddi kültür, insanın evrimi ve geçmişin politik kullanımı gibi alanlarda meydana gelen gelişmeler ele alınıyor. Ele alınan temel sorulardan bazıları şunlar:

– Günümüzde arkeolojiyi niteleyen şey nedir?
– Geçmişteki insanlar ve nesneler hakkında ne biliyoruz ve bu bilgiye ne şekilde sahibiz? – Arkeologlar ardımızda bıraktığımız 300 yılı neden incelemeli?
– Arkeoloji en iyi nasıl tanımlanabilir? Gerek gündelik hayattan, gerekse daha sıra dışı olaylardan örnekler sunan bu çalışma, arkeolojik düşünce, tarih ve uygulamalar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen herkes için temel bir eser.

Ne Ders Olsa Veririz  

– Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü, Aslı Vatansever, Meral Gezici Yalçın, İletişim Yayıncılık, 2015, 268 s.  

“En az 16 saat ders yükü, kart basma, projeler, danışmanlıklar… burada hem sekreterlik yapıyoruz, hem memurluk yapıyoruz… hem de bir kolej öğretmeni gibi olabildiğince çok derse giriyoruz. Araştırmaya zaman kalmıyor. (…) Yaratıcı projelerime maddi manevi destek alamıyorum.” “Ümit ediyorum doçentlikten sonra biraz rahatlayacağım. Alıştım yani bu şartlara. (…) Depresyona girecek kadar değil… Birkaç saat, bir gün sürüyor belki. Öyle beni fiziksel olarak hasta edecek, bunaltacak, moralimi bozacak, ağlatacak boyutlara ulaşmıyor, ama… hani okuyoruz duyuyoruz ya oraya gelebilir diye o yüzden söyledim.” Akademisyenlik, “sözde” saygın bir meslek; akademisyenliğe adım atanlar, hem bu saygınlığın, hem de kendi entelektüel ilgilerinin peşinden gidiyorlar. “Gönüllü bir çilecilik ve adanmışlıkla” giriyorlar bu yola. Ancak akademik “iş”te, ağır bir emek sömürüsü ve güvencesizlik var. Çalışanları manen de kemiren, hiçleşme duygusuna gark eden bir emek süreci var. Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın, “sözde” vakıf üniversitelerinde doruğa varan bu prekarizasyon sürecini inceliyorlar. Ayrıntılı tasvirlerle, kapsamlı görüşmelere dayanarak ve analitik bir bakışla… Alışma, umursamama, kabullenme mekanizmalarını, sınıf bilincinin ve örgütlenmenin önündeki engelleri de mercek altına alarak…

Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm 1908 – 1935,

– Zafer Toprak, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2015, 582 s.

1908 Jön Türk Devrimi’yle birlikte özgürlükten eşitliğe, uluslaşmadan laikliğe, gündemdeki tüm temel dönüşümler bir anlamda kadına odaklanmıştı. Geçmişte kadın “aile”nin bir parçasıydı; ayrı bir kimliği yoktu. Oysa Meşrutiyet söylemiyle kadın bireyselleşiyor, bedenini algılıyor, kendine özgü kimlik kazanıyordu. Cihan Harbi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadını daha bir görünür kıldı. Yoksulluk ile özgürlük atbaşı gitti. Mütareke’yle birlikte geçmişin hiyerarşik yapıları kısmen çöktü; özel yaşam alanı köklü dönüşümlere uğradı. Artık, geleneksel aile ilişkileri “özgür kadın” karşısında yetersiz kalıyordu. Cumhuriyet, ulus-devlet inşa sürecinde “asrî kadın”dan yeni görevler beklerken onu aynı zamanda zapturapt altına aldı. Son kertede Cumhuriyet, biyolojik kimliğini koruyarak kadına yurttaş kimliği kazandırdı. Kadının 1930’lu yıllarda seçme-seçilme hakkını elde edişi dış dünyada yankı uyandırmakta gecikmedi. Nitekim 1935 Uluslararası Kadınlar Kongresi’nin Türkiye’de toplanmasının temel gerekçesi buydu. Ancak Anglosakson çevrelerin etkin olduğu kongre Ankara’yı kaygılandırmış, vurgulanan barış söylemi Almanya ve İtalya karşısında iktidarı güç durumda bırakmıştı. Bundan böyle Türkiye’de ilk feminist dalga son buluyor, kadın hareketi otuz yıllık bir uykuya yatıyordu. Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm adlı kitabında özgün kaynaklardan yola çıkarak 20. yüzyılın ilk yarısında ülkede toplumsal dönüşümün ana eksenini oluşturan kadının özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını anlatıyor.